Yerel Haberler
Eskişehir
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:26 Düzenli araç bakımı büyük arıza maliyetlerini önlüyor Eskişehir’de otomobil tamircisi Osman San, düzenli araç bakımının önemine dikkat çekerek, "Bakım ücreti 10 bin lirayken, yaptırılmadığı takdirde maliyet 100 bin liraya kadar çıkabiliyor" dedi. Araçların motor ömrünü uzatmak, güvenli sürüş sağlamak ve performansı korumak için genellikle her 10 bin kilometrede veya yılda 1 kez bakım yapılması öneriliyor. Bakım yapılmadığı takdirde araçların arıza yapabileceği ve daha yüksek onarım maliyetlerine sebep olabileceği belirtilirken, otomobil tamircisi Osman San, sürücülere uyarılarda bulundu. San, antifriz, cam suyu ve lastik bakımı ile fren, ön takım ve hidrolik kontrolünün son derece önemli olduğunu söyledi. "Araçları bozulmadan önce de sanayiye getirip kontrol yaptırırlarsa iyi olur" Konuyla ilgili açıklamada bulunun Osman San, "Bunları biz ölçümlerle yapıyoruz; aracı lifte alıp kontrollerini gerçekleştiriyoruz. Hidrolik bakımını ve antifriz ölçümünü genelde bu şekilde yapıyoruz. Yazlık bakım ihtiyaca göre değişiyor. Normalde 10 binlik ve 40 binlik bakımları yapıyoruz ancak gerektiği kadar masraf çıkarıyoruz. Bunun belli başlı bir fiyatı yok; bin veya 2 bin liradan başlayıp 6-7 bin liralara kadar bir bakım maliyeti olabiliyor. Örneğin, bir araçta olduğu gibi revizyona geçtik; 10 binlik yağ bakımı yapılmadığı için yatak sarmış ve rektifiye aşamasına gelmiş. Genelde 90 binde triger bakımı olur, triger çatlamış. Bu bakım yaptırılmadığı zaman daha büyük sonuçlar doğabiliyor. Şu anda yapılan bir bakım ücreti 10 bin lirayken, yaptırılmadığı takdirde maliyet 100 bin liraya kadar çıkabiliyor; bir sıfır eklenebiliyor. Araçları illa bozulunca değil de bozulmadan önce sanayiye getirip kontrol yaptırırlarsa kendileri için daha iyi olur çünkü şu an piyasa çok karışık ve fiyatlar yüksek çıkabiliyor" ifadelerini kullandı.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:22 Otomobil tamircisi: "Bakım ücreti 10 bin lirayken, yaptırılmadığı takdirde maliyet 100 bin liraya kadar çıkabiliyor" Eskişehir’de otomobil tamircisi Osman San, düzenli araç bakımının önemine dikkat çekerek, "Bakım ücreti 10 bin lirayken, yaptırılmadığı takdirde maliyet 100 bin liraya kadar çıkabiliyor" dedi. Araçların motor ömrünü uzatmak, güvenli sürüş sağlamak ve performansı korumak için genellikle her 10 bin kilometrede veya yılda 1 kez bakım yapılması öneriliyor. Bakım yapılmadığı takdirde araçların arıza yapabileceği ve daha yüksek onarım maliyetlerine sebep olabileceği belirtilirken, otomobil tamircisi Osman San, sürücülere uyarılarda bulundu. San, antifriz, cam suyu ve lastik bakımı ile fren, ön takım ve hidrolik kontrolünün son derece önemli olduğunu söyledi. "Araçları bozulmadan önce de sanayiye getirip kontrol yaptırırlarsa iyi olur" Konuyla ilgili açıklamada bulunun Osman San, "Bunları biz ölçümlerle yapıyoruz; aracı lifte alıp kontrollerini gerçekleştiriyoruz. Hidrolik bakımını ve antifriz ölçümünü genelde bu şekilde yapıyoruz. Yazlık bakım ihtiyaca göre değişiyor. Normalde 10 binlik ve 40 binlik bakımları yapıyoruz ancak gerektiği kadar masraf çıkarıyoruz. Bunun belli başlı bir fiyatı yok; bin veya 2 bin liradan başlayıp 6-7 bin liralara kadar bir bakım maliyeti olabiliyor. Örneğin, bir araçta olduğu gibi revizyona geçtik; 10 binlik yağ bakımı yapılmadığı için yatak sarmış ve rektifiye aşamasına gelmiş. Genelde 90 binde triger bakımı olur, triger çatlamış. Bu bakım yaptırılmadığı zaman daha büyük sonuçlar doğabiliyor. Şu anda yapılan bir bakım ücreti 10 bin lirayken, yaptırılmadığı takdirde maliyet 100 bin liraya kadar çıkabiliyor; bir sıfır eklenebiliyor. Araçları illa bozulunca değil de bozulmadan önce sanayiye getirip kontrol yaptırırlarsa kendileri için daha iyi olur çünkü şu an piyasa çok karışık ve fiyatlar yüksek çıkabiliyor" ifadelerini kullandı.
İhracat artıyor, ancak kârlılıklar düşüyor
12 Mart 2026 Perşembe - 11:59 İhracat artıyor, ancak kârlılıklar düşüyor Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehir sanayisinin zorlu küresel şartlara rağmen üretim ve ihracattaki artışının sürdürdüğünü, ancak kârlılıkların azaldığını ifade etti. Türkiye’nin 2026 yılı Ocak-Şubat dönemine ilişkin dış ticaret verileri açıklandı. Buna göre Türkiye’nin ihracatı söz konusu dönemde yüzde 1,2 oranında azalarak 41,38 milyar dolar olurken, ithalat ise yüzde 3,1 artışla 58,96 milyar dolar seviyesine ulaştı. Böylece dış ticaret açığının devam ettiği bir tablo ortaya çıktı. Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan Eskişehir ihracat rakamlarını değerlendiren Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehir sanayisinin zorlu küresel şartlara rağmen üretim ve ihracattaki artışının sürdürdüğünü, ancak kârlılıkların azaldığını ifade etti. Eskişehir sanayisi düşük faizli ihracat desteği talep ediyor Başkan Kesikbaş, Eskişehir’in ihracat performansını değerlendirirken sanayicilerin düşük faizli finansman ihtiyacına dikkat çekti. Kesikbaş, "Eskişehir’de faaliyet gösteren firmalarımız 2026 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,05 artışla 323,6 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ocak-Şubat döneminde ise ihracatımız yüzde 3,88 artarak 637,1 milyon dolara ulaştı. Türkiye genelinde ihracatın gerilediği bir dönemde Eskişehir’in artış kaydetmesi sanayimizin gücünü göstermektedir" dedi. Kesikbaş, ihracatın sürdürülebilirliği için ihracatçı firmalara yönelik düşük faizli kredi ve finansman desteklerinin artırılması gerektiğini vurguladı. Rekabetçiliğimizi artıracak destekler gerekli Türkiye’nin ithalat rakamlarının ihracattan daha yüksek olmasının dış ticaret açığının devam ettiğini gösterdiğini vurgulayan Kesikbaş, bu tabloyu tersine çevirmek için ihracatçıların desteklenmesinin büyük önem taşıdığını belirtti. Kesikbaş, "Katma değerli üretimi artıran verimlilik, teknoloji ve küresel entegrasyon odaklı teşviklerin güçlendirilmesi, ihracat finansmanına erişimin kolaylaştırılması ve sanayicimizin rekabet gücünü artıracak politikaların kararlılıkla uygulanması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Vergi yapısı ve enflasyon dinamikleri ekonomik istikrarı belirliyor Kesikbaş ayrıca mevcut ekonomik şartlara ilişkin yapısal bazı başlıklara da dikkat çekti. Türkiye’de gıda enflasyonunun halen dramatik seviyelerde seyretmesinin hem hanehalkı refahını hem de maliyet yapısını olumsuz etkilediğini belirten Kesikbaş, üretici üzerindeki KDV yükünün de rekabetçiliğe ciddi zarar verdiğini ifade ederek KDV’nin tüketim aşamasında tahsil edildiği bir sistemin yeniden münazara edilmesi gerektiğini söyledi. Çalışan üzerindeki yüksek vergi yükünün hafifletilmesinin ise hem istihdamı destekleyeceğini hem de kayıt dışılığın azaltılmasına katkı sağlayacağını vurguladı. Kesikbaş, bu alanlarda atılacak yapısal adımların enflasyonun düşürülmesi ve ekonomik istikrarın güçlendirilmesi açısından kritik olduğunu ifade etti. Sanayicimiz jeopolitik risklere karşı korunmalı Bölgemizde devam eden çatışmaların küresel ticaret dengelerini etkilediğine dikkat çeken Kesikbaş, "Jeopolitik riskler, lojistik ve enerji maliyetleri, tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin ve Eskişehir sanayisinin bu süreçten en az etkilenmesi için ticaret diplomasisinin güçlendirilmesi, alternatif pazarlara erişimin artırılması ve sanayicimizin korunması büyük önem taşıyor" dedi. Kesikbaş sözlerini, "Eskişehir sanayisi üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemizin ekonomik gücüne katkı sağlamaya aynı kararlılıkla devam edecektir" diyerek tamamladı.
ESOGÜ’de Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği düzenlendi
12 Mart 2026 Perşembe - 11:27 ESOGÜ’de Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği düzenlendi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği gerçekleştirildi. ESOGÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Şenay Yılmaz’ın öncülüğünde, hastane poliklinikler girişinde düzenlenen etkinliğe Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız ile Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. M. Sinan Erginel de katıldı. Doç. Dr. Şenay Yılmaz, pulmoner rehabilitasyon ile ilgili, "Kronik solunum hastalıkları sıklıkla nefes darlığı, yetersiz hava yolu temizliği, hava akımının kısıtlanması, solunum kasları ve diğer kaslarda fonksiyon bozukluğu, egzersiz toleransı ve aktivite düzeyinde azalma gibi problemlere yol açmaktadır. Bu hastalıklarda hastalığın tıbbi tedavisi uygun bir şekilde yapılsa dahi nefes darlığı ve diğer solunum bulguları şiddetlenebilmekte, egzersiz kapasitesinin azalmasıyla birlikte yaşam kalitesi düşmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, söz konusu hastaların tıbbi tedavilerini desteklemek, fonksiyonel ve psikososyal durumlarını iyileştirmek için alanında uzman olan kişilerden oluşan bir ekip tarafından her bireyin ihtiyacına göre hazırlanan ve yürütülen kapsamlı bir müdahale programıdır" dedi. Rehabilitasyon hizmetleri hakkında Pulmoner rehabilitasyon hizmetlerinin uzman hekim, fizyoterapist, solunum terapisti, diyetisyen, psikolog, hemşire ve iş-uğraşı terapistinin yer aldığı bir ekip ile yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti: "Rehabilitasyon üniteleri; göğüs hastalıkları hastaneleri, şehir hastaneleri, üniversite hastaneleri ve eğitim-araştırma hastanelerinde bulunmaktadır. Programın, egzersiz eğitimi başta olmak üzere beslenme eğitimi, özyönetim eğitimi, sağlık davranış değişikliği gibi çeşitli bileşenleri bulunmaktadır. Program KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, akciğer tansiyonu, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında başarı ile uygulanmaktadır. Her yaş grubunun ihtiyacına göre hastanede yatırılarak, ayaktan takip ile ya da ev ortamında uygulanabilen bu programlar, çoğu zaman yüksek maliyetli cihazlara gerek duyulmadan yürütülebilmesi sayesinde geniş kitlelere ulaştırılabilmektedir. Uzaktan sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle, uygun hastaların bulundukları yerden katılabildiği tele-pulmoner rehabilitasyon programları da mümkün hale gelmiş, erişimi ve sürekliliği artırma potansiyeliyle önemli bir seçenek olarak öne çıkmıştır."
Erzincan ile Yedisu arasında püskürme riski bulunan iki magma rezervuarı belirlendi
12 Mart 2026 Perşembe - 11:25 Erzincan ile Yedisu arasında püskürme riski bulunan iki magma rezervuarı belirlendi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Özgür Karaoğlu’nun liderliğinde yürütülen uluslararası bir araştırma, Erzincan’ın doğusundan Bingöl Yedisu’ya ve Tunceli Ovacık ilçe sınırlarına uzanan bir alanda, Kuzey Anadolu Fayı’nın doğu kesimlerinde yerin altında iki ayrı sığ magma rezervuarının bulunduğunu ortaya koydu. Türkiye’nin yanı sıra İngiltere, İsviçre, İsveç, İtalya ve Rusya’dan önemli bilim insanlarının katkı sunduğu çalışma, bölgedeki aktif fay sistemi ile derindeki magma yapıları arasında yakın bir ilişki bulunduğunu gösterdi. Deprem verilerine dayalı sismik tomografi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada, yer altındaki magma yapıları görüntülenirken, sayısal modellemeler yardımıyla bu yapıların fay sistemiyle nasıl etkileştiği de incelendi. Elde edilen sonuçlar, Erzincan Havzası’nın doğusu ile Yedisu doğrultusunda uzanan bölgede iki farklı sığ magma haznesinin yer aldığını ve bu yapıların derindeki daha geniş bir magmatik sistemle bağlantılı olabileceğini ortaya koydu. "İki farklı sığ magma 4-5 kilometre derinlikte" Prof. Dr. Özgür Karaoğlu, çalışmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Deprem verilerini kullanarak yaptığımız sismik tomografi çalışması, Erzincan-Yedisu hattında ve Tunceli’ye uzanan bölgede iki farklı sığ magma haznesine işaret ediyor. Bu hazneler yaklaşık 4-5 kilometre derinliklerden başlayıp daha aşağıda, en az 17-18 kilometreye kadar izlenebiliyor. Ayrıca modellemeler, bu yapıların çok daha derinden beslenen bir sistemle ilişkili olabileceğini düşündürüyor" dedi. "İki magma birbirinden farklı" Araştırmada tanımlanan iki magma rezervuarının aynı özellikleri taşımadığına dikkat çeken Karaoğlu, batıdaki ve doğudaki yapılar arasında önemli farklar bulunduğunu belirtti. Karaoğlu, "Erzincan Ovası’na daha yakın konumdaki batıdaki magma haznesinin içinde belirgin bir deprem etkinliği gözlenmemesi, burada daha sıcak ve daha yüksek ergiyik oranına sahip bir yapı olabileceğini düşündürüyor. Buna karşılık doğudaki haznede sismik etkinlik daha belirgin. Bu da iki sistemin sıcaklık, kristallenme derecesi ve mekanik davranış bakımından birbirinden farklı olabileceğine işaret ediyor. Çalışmanın bir diğer önemli aşamasını sayısal modelleme oluşturdu. Anadolu’nun batıya doğru süren tektonik hareketi ile magma haznelerindeki basınç birlikte değerlendirilerek yapılan modellemelerde, bu yapıların çevresindeki gerilmenin fay zonlarına ve yüzeye nasıl aktarıldığı araştırıldı. Sonuçlar, özellikle batıdaki magma haznesinde kritik aşırı basınç şartlarının daha belirgin biçimde geliştiğini, doğudaki haznede ise bunun daha sınırlı kaldığını gösterdi" ifadelerini kullandı. "Dikkatle izlenmesi gerektiğini düşünüyoruz" Prof. Dr. Karaoğlu, bu sonuçların yakın zamanda mutlaka bir volkanik patlama ya da büyük bir deprem olacağı anlamına gelmediğini özellikle vurgulayarak, "Biz bu çalışmada belirli bir tarihte deprem ya da püskürme olacak gibi bir iddia ortaya koymuyoruz. Ancak bölgedeki fay kontrollü magmatik sistemlerin güncel olarak etkin bir jeodinamik ortam içinde bulunduğunu ve dikkatle izlenmesi gerektiğini gösteriyoruz. Bu nedenle Erzincan-Yedisu-Tunceli hattında sismisite, yer deformasyonu, mikrodeprem etkinliği, yer altı akışkanları ve mümkünse gaz çıkışları gibi göstergelerin birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşıyor" dedi. Uluslararası araştırma ekibi tarafından yürütülen bu çalışma, Doğu Anadolu’daki aktif faylar ile yer altındaki magma sistemleri arasındaki ilişkiye yeni ve önemli veriler sunuyor. Araştırmada, Erzincan Havzası’nın doğusu boyunca uzanan Kuzey Anadolu Fayı segmentlerinin yalnızca tektonik değil, aynı zamanda magmatik etkilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği ortaya kondu. Prof. Dr. Özgür Karaoğlu, çalışmanın Nature yayın grubu bünyesinde yer alan ve yer bilimleri alanında uluslararası saygınlığa sahip dergilerden biri olan Communications Earth & Environment dergisinde yayımlandığını belirtti. "Fault-controlled magma pathways driving seismicity and eruption risk in Eastern Turkey" başlıklı makale, Doğu Anadolu’da aktif fay sistemleri ile derindeki magma hareketleri arasındaki etkileşimi birlikte ele alması bakımından, bölgenin jeodinamik yapısının anlaşılmasına ve çoklu doğal tehlikelerin değerlendirilmesine önemli katkı sağlıyor.
Bakımsız kalan asırlık çeşmenin restore edilmesi isteniyor
12 Mart 2026 Perşembe - 11:11 Bakımsız kalan asırlık çeşmenin restore edilmesi isteniyor Eskişehir’de 122 yıl önce Osmanlı zamanında yapıldığı tahmin edilen ancak bakımsız kalan tarihi Lohzade Mehmed Emin Çeşmesi’nin restore edilerek yeniden aktif hale getirilmesi bekleniyor. Tarihi dokusuyla dikkat çeken Lohzade Mehmed Emin Çeşmesi, Cunudiye Mahallesi Kıyıcak Sokak’ta bulunuyor. Duyarsız vatandaşların üzerine yazılar kazıdığı, zaman içerisinde tahrip olan ve kullanılamayacak duruma gelen çeşme, bakımsızlığı göze çarpıyor. Bu sebeple bazı vatandaşlar tarafından, tarihi mirasın koruma altına alınmasına yönelik sosyal medyada paylaşımlar yapıldı. Mahalle Muhtarı Meral Karayel, konunun dijital platformlarda gündeme gelmesinin ardından ilgili kurumların harekete geçtiğini söyledi. Karayel, çeşmenin önümüzdeki günlerde restore edilerek yeniden kullanılabilir duruma getirilmesini beklediklerini ifade etti. "Mahallemizin tek tarihi çeşmesi, bunun aktif hale getirilmesini istiyoruz" Cunudiye Mahalle Muhtarı Meral Karayel, "Bu tarihi bir çeşme. Bir aza arkadaşımız, çeşmenin 1720’li yıllardan kalma olduğunu bildiğini bize iletti. Buraya gelip inceleme yapan belediye ekipleri ise, çeşmenin 1910’lu yılda yapıldığını belirttiler. Mahallemizin tek tarihi çeşmesi, bunun aktif hale getirilmesini istiyoruz. Yetkililer bu konuyla ilgileniyorlar, şu anda bazı çalışmalar var. Aslında sosyal medyadaki vatandaşlar doğru söylemişler. Yıllardır kullanılmayan bu çeşmemizin restore edilerek yeniden aktif hale getirilmesi gerekiyor" dedi.
ESOGÜ ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü arasında iş birliği
12 Mart 2026 Perşembe - 10:25 ESOGÜ ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü arasında iş birliği Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü arasında Hemşirelik Uygulamaları İş Birliği Protokolü imzalandı. İmza töreni, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Orhan Bayrak’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Tören kapsamında, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin Hemşirelik Uygulamaları dersi kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı kuruluşlarda mesleki uygulama eğitimlerini gerçekleştirmelerine yönelik protokolün detayları Vali Yılmaz’a aktarıldı. Protokol ile öğrencilerin mesleki uygulama becerilerinin geliştirilmesi, kuruluşlarda sunulan sağlık, bakım ve sosyal hizmetlerinin desteklenmesi ve üniversite-kamu kurumları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Ayrıca, uygulama faaliyetlerinin üniversitenin ilgili akademik birimi ile kuruluş yönetimi koordinasyonunda yürütülmesi ve öğrencilerin hizmet standartlarına uygun hareket etmelerinin sağlanması planlandığı ifade edildi. "Bu tür çalışmaların iki kurum için de çok kıymetli olduğuna inanıyorum" Programda konuşan Vali Yılmaz, üniversite ile kamu kurumları arasındaki iş birliklerinin önemine değinerek, "Bu iş birliği için Sayın Rektörümüze ve üniversitemize teşekkür ediyorum. Az önce İl Millî Eğitim Müdürlüğümüz ile de bir protokol imzaladık. Şimdi ise Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğümüz ile üniversitemiz arasında önemli bir iş birliğini hayata geçiriyoruz. Bu protokol ile hem kurum personelimizin gelişimine katkı sağlanacak hem de üniversitemizin öğrencileri kuruluşlarımızda uygulamalı eğitim alma imkânı bulacaktır. Bu tür çalışmaların iki kurum için de çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Sayın Rektörümüze ve İl Müdürümüze teşekkür ediyor, protokolün hayırlı olmasını diliyorum" dedi.