KÜLTÜR SANAT - 30 Kasım 2025 Pazar 11:38

Kore’de döner kesmeyi öğrendiler Eskişehir’de dükkan açtılar

A
A
A
Kore’de döner kesmeyi öğrendiler Eskişehir’de dükkan açtılar

Türkiye’den Güney Kore’ye taşınıp 3 yıl boyunca burada yaşayıp, dönerci dükkânında çalışan Melih Kurt ve Zeynep Avcı çifti memleketleri Eskişehir’e döndüklerinde kendi döner dükkânlarını açtı. Kore’de öğrendikleri döner kesimini ve hazırlanışını Eskişehir’deki dükkânlarında uygulayan esnafların müşterileri ise artarak devam ediyor.


Eskişehirli liseden bu yana tanışan Melih Kurt ve Zeynep Avcı bir hevesle Güney Kore’ye gidip orada yaşadılar. 3 yıl orada yaşayan çift nişanlı çift, Güney Kore’de dönercide çalışarak geçimlerini sağladı. Burada döner kesiminden, hazırlanışına kadar birçok noktanın püf noktasını öğrenen çift, memleket hasreti ve aile özleminden dolayı Eskişehir’e geri döndü. Eskişehir’de Güney Kore’de öğrendikleri dönerciliği yapmak için döner dükkanı açan çift, esnaf oldu. Kore dönüşü kendini döner keserken bulduğunu ifade eden Melih Kurt, nişanlısıyla birlikte çalışmanın gurur verici olduğuna değindi. Çiftin dükkanını Koreli müşterileri ise sık sık ziyaret ediyor. Melih Kurt ve Zeynep Avcı, yurtdışında yaşamanın abartıldığı kadar ilgi çekici olmadığına değinirken anavatanlarına döndükleri için çok mutlu olduklarını söyledi.


"Döner kesmeyi Güney Kore’de öğrendim"


Konuyla alakalı konuşan 26 yaşındaki Melih Kurt, "Biz bu döner işini hiç bilmiyorduk. Nişanlımla birlikte yurt dışına gittik. Başlangıçta dil okulu gibi bir şeylerle kendimizi geliştirmeyi düşündük. Ancak orada, Güney Kore’de, döneri öğrendik. Döner hakkında hiçbir bilgim yokken, tamamen Güney Kore’de öğrendim. Seul’de çalışan birçok Türk dönerci var; vatandaşlarımız orada hizmet veriyor ve Türk dönerini tanıtıyor. Eskiden Almanya ile bir rekabet vardı ancak şu anda bizim dönerimiz orada öne çıkıyor; hiçbir Alman rakip yok. Kore’de imkânlar kısıtlı. Helal et olması için etler Avustralya’dan geliyor ve but, göz gibi içindeki bazı ürünleri bulmakta zorlanıyorlar. O yüzden buradaki lezzet tabii ki vazgeçilmez; Türkiye’deki döner her türlü daha iyi. 3 yıl çalıştık ve gezdik. Yurt dışı hevesiyle gittik, güzeldi ama insan en çok ailesini özlüyor. Baş sebeplerden biri bu. Bir de vatanımız tabii ki farklı. Burada da yapabileceğimizi düşündük ve geldik, döner dükkânını burada açtık. Herkes deneyip görebilir. Yaşam olarak birçok farklılık var. Bana çok güzel gelen farklılıklar da oldu ama para kazanmak olarak o kadar muhteşem farklar bence yok. Hem burada hem de Türkiye’de insanlar çalışınca para kazanabilir; yeter ki çalışmak istesinler. Bence bizim insanlarımızın çalışması gerek. Müşteri, dönerimizi deneyen bir daha denemek istiyor. Çünkü biz Hatay usulü döner yapmıyoruz. Biz, biraz daha özümüze dönmek için anam babam usulü döner yapmayı tercih ettik. Kore’de de böyle yapıyorduk, Kore’de de Hatay usulü döner hiç yoktu; orada da anam babam usulü satılıyordu. Koreliler de bu tarzı, yani bizim gibi olanı seviyorlar aslında" dedi.


"16 saat çalışmak zorunda kalıyoruz"


Dükkânlarıyla alakalı konuşan 26 yaşındaki Zeynep Avcı, "Şu anda tepkiler güzel. Hatay usulü döner yapmadığımız için etraftan böyle bir özlemle karışık güzel tepkiler alıyoruz. Gelen bir daha geliyor. Biz yurt dışına çalışmak ve dil öğrenmek için gitmiştik, orada bir dönercide çalışma fırsatı bulduk, yani döneri orada öğrendik, çok ilginç. Eskişehir öğrenci şehri olduğu için daha çok evlere paket servis veriyoruz. Paket servis şu an için güzel. Dükkân işletmek tahmin ettiğimden çok daha yorucu. Günde 15-16 saat çalışmak zorunda kalıyoruz. Bir de personel bulmak gerçekten beklediğimden çok daha zormuş. Ama yine de keyifli. Kendi işinin sahibi olmak ve bu yaşta böyle bir sorumluluğu almak... Ben 23 yaşındayım; bu benim için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Yorucu olsa da bu sorumluluğun altına girmek benim için güzel bir şans. Aslında yurt dışı yaşantısının hem güzel tarafları hem de kötü tarafları çok fazla. Evet, yaşam güzel, sosyallik güzel, kimse kimseye karışmıyor ama baktığınız zaman aynı dili konuştuğunuz insan sayısı da çok büyük bir oranda azalıyor. Devlet işlerinizi görmek istediğinizde her şeyi çok zor halledebiliyorsunuz. Ama dediğim gibi, her şeyin artıları ve eksileri var" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışı gerçekleştirildi HATAY (İHA) – Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232. okul hizmete açıldı. Vali Mustafa Masatlı, il genelinde depremde 210 okulun yıkıldığını belirterek 232’inci okulla birlikte hizmete alınan derslik sayısının 2 bin 594 olduğunu söyledi. Kahramanmaraş merkezli depremlerde en çok yıkıma uğrayan Hatay’da binlerce bina yerle bir olurken kentteki bazı okul binaları da zarar görmüştü. Asrın felaketinde Hatay’da bin 604 eğitim kurumundan 210 tanesi deprem anında yıkılmış, 180 tanesi orta hasar almıştı. Orta hasar alan yapılardan 141 tanesinde güçlendirme kararı alınmıştı. Depremin izlerinin silindiği kentte yeni eğitim yuvaları inşa edilmeye devam ediliyor. Antakya ilçesi Serinyol Mahallesi’nde hayırseverlerin destekleriyle yapımı tamamlanan Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu, düzenlenen törenle eğitim-öğretime açıldı. Vali Mustafa Masatlı, depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışının gerçekleştirildiğini belirterek, "Okullarımızla ilgili, bu zamana kadar hemen hemen görülmemiş bir ihya, inşa ve imar çalışması başlattık. Hatay’da 6 Şubat depreminde yıkılmış olan 210 okulun yerine, bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu ile birlikte 232. okulumuzu açmış bulunuyoruz. Diğer taraftan, 61 okulumuzun inşaatı ise halen devam etmektedir. Tabii bu noktada, özellikle hayırseverlerimize çok teşekkür ediyoruz. Yeni açtığımız 232 okulumuzun 78 tanesi hayırseverlerimizin destekleriyle yapıldı. İnşaatı süren 61 okulumuzun 17 tanesi de yine hayırseverler tarafından inşa edilmektedir. Hatay’da yürüttüğümüz imar, ihya ve inşa sürecine destek olan ve katkı sunan başta sayın Cumhurbaşkanımıza, Milli Eğitim Bakanlığımıza çok teşekkür ederim" dedi.
Mersin Mersin’de kayısı hasadı başladı, üretici verimden memnun Mersin’in Mut ilçesinde tescilli sofralık kayısıda hasat başlarken, bu yıl 300 bin ton rekolte beklendiği, yaklaşık 3’te birinin de ise ihracat edilmesinin hedeflendiği öğrenildi. Türkiye’de sofralık kayısı üretiminin önemli bir bölümünün üretildiği Mersin Mut’ta açık bahçelerde hasat başladı. Coğrafi işaretli sofralık Mut kayısısının açık alandaki hasadına başlayan işçiler, tek tek topladıkları ürünleri hale gönderdi. Mikro klima özelliğine sahip, rengiyle, kokusuyla, görüntüsüyle dikkat çeken sofralık turfanda kayısının halden hem iç pazara hem de Orta Doğu ile, Rusya, Hindistan ve Avrupa ülkelerine ihraç edildiği belirtildi.77 bin 800 dekar alanda üretim yapılan sofralık kayısıda bu yıl rekoltenin 300 bin ton ve ihracatın ise yaklaşık 100 bin ton olmasının beklendiği kaydedildi. Bu yıl soğuklamasını iyi aldığı için verimli olan kayısının kilogramı kalitesine göre 120 ile 250 liradan alıcı bulduğu ve üreticilerini sevindirdiği öğrenildi. "Güzel rekolte bekliyoruz" Bahçede hasat yapan üreticilerden Bülent Yerebasmaz, "Mersin Mut bölgesi Karadiken bölgesindeyiz. Mut olarak yoğun bir şekilde sofralık kayısı hasadımıza başladık. Kayısılarımız biliyorsunuz erkenci çeşitlerimiz, şuan 230 dönüme yakın bir alanda üretim yapıyoruz. Güzel rekolte bekliyoruz, bütün üreticilerimize hayırlı uğurlu olsun" dedi. Paketleme yapan işçilerden Sibel Çimen ise "İnşallah bereketli bir sezon olur. Kayısılarımızın fiyatları kalitesine göre 120-150, 200 ile 250 arası"diye konuştu. Kayısı alımına başlayan hal esnaflarından Gürkan Acar, "Şu anda hasadına başlanan mikado cinsi ve matador cinsi tezgahlarımıza gelmektedir. Fiyatlarımız şuanda 150 ile 250 TL. Boyuna ve cinsine göre değişmektedir. İnşallah güzel bir hasat yılı bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Iğdır Lösemiyi yenen Zümra’nın balon uçurma hayali Vali Taşolar ile gerçek oldu Iğdır’da ateş şikayetiyle başlayan zorlu süreçte lösemi teşhisi konulan ve uzun tedavinin ardından hastalığı yenen 7,5 yaşındaki Zümra Karakuş’un "balon uçurma" hayali, Vali M. Fırat Taşolar ve eşi Didem Taşolar’ın sürpriziyle gerçeğe dönüştü. Iğdır’da yaşayan Zümra Karakuş’un hayatı, henüz 5 yaşındayken yükselen ateş şikayetiyle hastaneye götürülmesiyle değişti. İlk etapta ateş nedeniyle detaylı tetkik yapılmayan küçük Zümra’nın günlerce süren ateş, baş ağrısı, halsizlik ve solgunluk şikayetleri devam etti. Ailesinin ısrarı üzerine yapılan kan tahlillerinde değerlerin ciddi şekilde düşük olduğu tespit edildi. Durumun ağırlaşması üzerine Zümra, ambulansla Van’a sevk edildi. SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan kemik iliği incelemesi ve tedaviler sonucunda Zümra’ya halk arasında "kan kanseri" olarak bilinen lösemi teşhisi konuldu. Küçük Zümra, 10 ay hastanede, ardından 1,5 yıl boyunca ev ve hastane arasında süren zorlu bir tedavi süreci geçirdi. Şimdi 7,5 yaşında olan ve yaklaşık 1 ay önce yapılan kontrollerde kemik iliğinin temiz çıktığı belirlenen Zümra, hastalığı yenmenin mutluluğunu yaşıyor. Televizyonda lösemiyi yenen çocukların balon uçurduğunu gören Zümra, annesi Kader Karakuş’a "Keşke vali amca gelse birlikte balon uçursak" dedi. Ailenin bu isteği Iğdır Valisi M. Fırat Taşolar’a iletildi. Küçük kızın hayaline kayıtsız kalmayan Vali Taşolar, eşi Didem Taşolar ile birlikte sürpriz hazırladı. Pasta yaptıran ve balonları temin eden Taşolar çifti, Zümra’nın yaşadığı binaya giderek aşağıdan seslendi. Dördüncü kattaki evinin penceresinden bakınca Vali Taşolar’ı karşısında gören Zümra, büyük bir heyecan ve sevinçle aşağı indi. Vali Taşolar’a sarılan Zümra’nın mutluluğu yüzüne yansıdı. Ardından Zümra, Vali Taşolar, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte gökyüzüne balon bıraktı. Karakuş ailesinin evine de misafir olan Taşolar çifti, aileyle uzun süre sohbet etti. Hastalık sürecinin zorluğuna dikkat çeken Vali Taşolar, aileyi tebrik ederek Zümra ile yakından ilgilendi. Vali M. Fırat Taşolar, hastalık sürecinde yalnızca çocukların değil ailelerin de ciddi bir psikolojik yük altında kaldığını söyleyerek; "Annenin, babanın kendi gerginliği, psikolojik olarak yıpranmışlığı, birbirleriyle ve diğer çocuklarıyla olan ilişkileri… Aslına bakarsanız, bu durum yalnızca bedensel ya da fiziksel bir rahatsızlık değil. Ailenin kendi içinde ne kadar dayanabildiğiyle ilgili. Bu yüzden insanlar bu süreçte yıpranabiliyor. O yıpranmışlıkları yok saymamak lazım. İnsan bazen kırıyor, üzülüyor; bazen en küçük şeyden bile rahatsız olabiliyor. Gerçekten çok zor bir süreç. Ve siz bu süreci atlattınız sizi tebrik ediyorum" dedi. Aileye geçmiş olsun dileklerini ileten Taşolar, devlet olarak her zaman vatandaşların yanında olduklarını belirtti. Ziyaret, samimi sohbet ve iyi dileklerle sona erdi. Küçük Zümra Karakuş’un annesi, yaşadıkları zorlu süreci anlattı. Günlerce süren ateş ve halsizlik sonucu hastaneye sürekli gidip geldikten sonra hastalığın teşhis edildiğini söyleyen anne Karakuş, "Bizim çocuğumuz sürekli ateşleniyordu. Grip gibiydi ama antibiyotik kullanıyorduk, hiçbir fayda etmiyordu. Baygın gibiydi, rengi solmuştu. Bir türlü kan almıyorlardı. ‘Ateşliyken kan almıyoruz’ diyorlardı. Iğdır’da kaç doktora götürdüm, acile de götürdüm ama acildeki doktor da kan almıyordu. ‘Kan alın, öyle kızıma ilaç yazın’ dedim, yine yapmadı. Sonra başka bir doktora gittim, o da özel bir doktordu." Yaşadıkları sürecin son anlarında kızının durumunun ağırlaştığını belirten anne, sözlerine şöyle devam etti: "O da ‘Ateşi yüksekken kan alırsak değerler kötü çıkar’ dedi. En sonunda çocuk kendinden geçecek duruma geldi. Rengi tamamen solmuştu. Gece yarısı tekrar acile götürdük. Bu sefer başka bir doktor denk geldi. Hemen kanlarını aldılar. Kırmızı kan değeri 17 olması gerekirken 3’e düşmüştü. Hemen gerekli yerlere haber verildi ve ambulansla Van’a sevk edildik." Van’da başlayan tedavi sürecinin uzun ve zorlu geçtiğini ifade eden anne Karakuş, yaklaşık 10 ay hastanede kaldıklarını söyledi. Bu süreçte Van’da ev kiraladıklarını belirten anne, "Ateşi düşürüldü, hemen kan takviyesi yapıldı. Kemik iliği incelendi. Üç gün sonra hastalığın ne olduğu söylendi ve tedavi süreci başladı. İki ay önce kemik iliği nakli yapıldı ve temiz çıktı. Buna göre ilaçları kesildi. Ancak önümüzdeki iki yıl içinde yüzde 20 tekrar riski bulunuyor" dedi. Benzer süreçleri yaşayan ailelere de tavsiyelerde bulunan anne Karakuş, çocuklara yaklaşımın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu hastalığı yaşayan ailelere en büyük tavsiyem, çocuğa sürekli hasta gibi davranmamaları. ‘Hastadır, uyumasın’, ‘Ne isterse yapalım’, ‘Ne isterse alalım’ gibi bir yaklaşım doğru değil. Bu şekilde çocuklar eve döndüklerinde psikolojilerini toparlayamıyor, kendilerini sürekli hasta hissediyorlar." Küçük Zümra: "balonları hastalığım gibi gökyüzüne uçurdum" Iğdır’da lösemi tedavisini tamamlayan küçük Zümra Karakuş, yaşadığı süreci ve kendisi için yapılan sürprizi anlattı. Zümra’nın duygusal sözleri yürekleri ısıttı. Kendisi için hazırlanan sürprizden büyük mutluluk duyduğunu belirten Zümra Karakuş, şunları söyledi: "Ben Zümra Karakuş. Lösemi hastalığı geçirmiş bir çocuğum. Bugün oturuyordum, camdan biri ‘Zümra, Zümra!’ diye seslendi. Bir baktım, Vali amca gelmiş. Sonra balonlar, pastalar getirdiler." Balon uçurmanın kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını ifade eden Zümra, sözlerine şöyle devam etti: "Balonları ne yaptın diye sorarsanız… Uçurdum. Sürpriz yaptıkları için çok mutlu oldum. Balonları, hastalığım gibi gökyüzüne uçurdum." Bu anın kendisi için bir hayalin gerçekleşmesi olduğunu belirten küçük Zümra, şunları kaydetti: "Geçen yıl bir çocuğun iyileştiğini görmüştüm. En büyük hayali gökyüzüne balon uçurmaktı. Oradan etkilenmiştim. ‘Keşke ben de yapabilseydim’ demiştim. Öğretmenim de ‘Belki bir gün sana da böyle bir sürpriz yapılır’ demişti." Zümra, kendisine yapılan ziyaretle hayalinin gerçekleştiğini belirterek, "Gerçekten de oldu. Vali amca geldi eve. Birlikte oturduk, balon uçurduk. Evde de bana yeni bir balon getirdiler. Vali amcaya ve eşine çok teşekkür ediyorum. Onları çok seviyorum" dedi.
Ankara Palandöken:"Yüksek nakit dolaşımı sahte para riskini artırıyor" Yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde kurban pazarlarında yaşanabilecek risklere dikkat çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Kurban bayramı yaklaşıyor. Bu yıl tahminime göre 850 bin büyükbaş, yaklaşık 2,5 milyon da küçükbaş hayvan kesilecek" dedi. Kurbanlık fiyatlarının bu yıl oldukça yüksek seviyelere ulaştığına işaret eden Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Bu sene fiyatlar biraz daha yüksek olacak. İstanbul’da 500-550 olarak kilogramı büyükbaşın. Yine küçükbaşlarda da 25 ile 40 bin TL arası. Bunun için tabi yanınızda o miktardaki paraları taşırken de büyük risk veyahut işte hayvanları emanet edilirken ki sağlıklı bir şekilde emniyet ettiğiniz insanların kimlikleri vesairelerini de kontrol etmek lazım. Ama yine yerel yönetimler, kolluk güçleri, hem de mobil araçlarda çok dikkat etmek lazım. En önemlisi tabi bu vecibeleri yerine getirirken üzüntüye girmemeniz için hem sağlıklı hayvan, hem de söylediğim gibi alışverişler biliyorsunuz biraz daha nakit oluyor. Nakit para taşırken yanınızda bildiğiniz üzere çok büyük miktarlardaki paralar olduğu için herhangi bir kapkaççının, herhangi bir yan kesiciyle karşılaşmadan inşallah ki bu kurban bayramını güzel şekilde geçirmenize neden olacak" şeklinde konuştu. "Gerekirse mobil denetim noktaları oluşturulmalı" Kurban pazarlarında sahte paraya karşı denetimlerin artırılması gerektiğini vurgulayan Palandöken, "Tabii esnaf açısından bizim oradaki bulunan ilde, ilçede kurban pazarlarındaki esnaf sanatçılarının kimlik belgeleri olanlar tercih edilirse otokontrol sistemi olmuş olur. Yine aynı şekilde söylediğim gibi emniyet güçleri, aynı şekilde yerel yönetimleri, zabıta denetimleri, bu hijyen bakımından da hem kontrolü hem de sağlıktan kontrolleri de önemli. Herkese şimdiden bu bayramların bu güzel ulvi duygularını yerine getirebilecek imkanları olanların komşularıyla, yakınlarıyla, akrabalarıyla paylaşacakları bu kurban bayramının şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aman ha diyorum dikkatli bu tür kalabalık alanlara girip çıkarken de emniyetli bir şekilde hatta yanınızda çocuğunuz, eşiniz, arkadaşınız böyle kontrollü bir şekilde bu para sayma olayını söylediğim güvenilir olmayı kontrol etmek lazım" ifadelerini kullandı.
Hatay Yürek ısıtan mağazada vitrin kedilerin güneşlenme alanı oldu HATAY (İHA) – Hatay’da sokak kedilerine yuva olan mağazada kediler rahatlıkla gezinebilirken vitrinde güneşlenebiliyorlar. İlgi çeken görüntülerin oluştuğu kedi dostu mağaza, müşterilerden de takdir topluyor. İskenderun ilçesi Savaş Mahallesinde bulunan 3 katlı giyim mağazasında iş yeri çalışanları sayıları 10’u bulan sokak kedilerine ve mağazaya ait cins kedilere bakıyorlar. Mağazada keyiflerine göre gezebilen kediler, yiyeceklerini, içeceklerini ve barınma ihtiyaçlarını da mağazadan karşılıyorlar. Yürek ısıtan görüntülerin oluştuğu mağazanın reyonunda ve raflarda dolaşan kediler, alışveriş yapanlarında dikkatlerini çekiyorlar. Müşterilerden olumlu dönüş alan mağaza, sokak kedilerine adeta yuva oldu. Kediler için mağazayı ziyaret edenlerin olduğunu söyleyen mağaza çalışanları özellikle ’Leblebi’ adlı kedilerinin ün saldığını söyledi. "Vitrinde yaşayan kedimizin adı Leblebi ve mağazada yaşayan 3 kedimiz var" Mağazanın kedilerle anılmaya başladığını söyleyen Nuray Esin, ’’Bu kediler 3 yıl oluyor bizimle birlikte yaşıyorlar. Bu katta 3 tane var, kapıda baktıklarımız da 3 tane. Sayıları değişiyor gelen oluyor, giden oluyor ve sahiplenilen var. Buradan sahiplenmek isteyenler oluyor. Vitrinde yaşayan kedimizin adı Leblebi ve mağazada yaşayan 3 kedimiz var. Badem, Mişa ve Maşa. Siyam kedileri. Onları seven ağırlıkta, resim çekilmeye gelenler var. Özellikle onlar için gelenler var, sevmeyenler için de hassasiyet gösteriyoruz. Depoda özel yerleri var. Kumlarının olduğu, mamalarının olduğu. Genelde 3-4 saat zaten geziniyorlar ve bütün gün uyuyorlar. Vitrinde olan Leblebi’miz var ve insanların en çok tanıdığı kedimiz" dedi.
Hatay Baraj sınırları içerisindeki köyler aşırı yağışlarla sular içerisinde kaldı Hatay’da aşırı yağışlarla birlikte debisi artan Reyhanlı Barajı, baraj sınırları içerisinde yer alan ve geçmiş yıllarda boşaltılan 2 köyü sular içerisinde bıraktı. Uzun yıllar sonra baraj sularının artmasıyla su içinde kalan köylerin görüntüsü dikkat çekti. Hatay’ın Reyhanlı ve Kumlu ilçelerinde yer alan Reyhanlı Barajı’nın temeli 2010 yılında atılmıştı ve çalışmalar 2019 yılında tamamlanmıştı. Amik Ovası’nda yer alan bereketli arazilerin sulanması ve taşkınların önlenmesi amaçlanarak inşa edilen Reyhanlı Barajı,3 Ekim 2020 yılında açıldı. Reyhanlı Barajının sınırları içerisinde kalan Karakaya ve Acer Köyü sakinleri de yıllarca yaşam sürdükleri, yuvalarından ayrılmak zorunda kalmışlardı. Tahliye edilen evlerin maddi karşılığını alan vatandaşlar, baraj sınırlarına yakın bir noktada yer alan Mehmetbeyli Mahallesi’ne yerleştiler. Uzun yıllardır dolmayan Reyhanlı Barajı, bu yıl etkili olan aşırı yağışlarla birlikte Tahtaköprü Barajı ile Afrin Çayından gelen sularla doldu. Yağışların etkisiyle debisi artan Reyhanlı Barajındaki sular, baraj sınırları içerisinde yer alan 2 köyü içine alarak Mehmetbeyli Mahallesi’ne kadar dayanmış durumda. Geçen yıl kuraklığın etkisiyle görünür olan olan evler ve tarım arazileri, bu yılki yağışlarla birlikte sular altında kaldı. Yıllarca yaşadığı köyün sular altında kaldığını gören Halit Atlar, köyün sular altında kaldığını ilk defa gördüğünü ve iki katlı evlerin sular altında kaybolduğunu söyledi. Geçtiğimiz yıl kuraklığın etkili olduğunu ifade eden Halil Atlar, bu yıl yaşanan aşırı yağışla baraj sınırları içerisinde kalan köylerin su içinde kaldığını belirterek, "Reyhanlı ilçesi Mehmetbeyli Mahallesindeyiz. Burada geçen yıl bu kadar su yoktu ama bu yıl bereketli oldu. Sular çok olunca yolumuz kalmadı. Bu sular bize Afrin Çayından ve Tahtaköprü Barajından geliyor. Geçen yıl burada bir damla bile su yoktu kuraklık vardı. Bu yılda bereketli olunca doldu. Bu durumu ilk defa böyle görüyorum ve sular köye dayandı. Buradaki sular altında kalan evlerin paraları 10 yıl önce ödendi. Bundan dolayı kimsede mağdur olmadı. Karşıda olan iki köydeki insanlarda sular altında kalınca hepsi buraya taşındı. Burada benim zeytin bahçem var ama yol olmadığı için o tarafa gidemiyorum. Buraya yol yapılırsa güzel olur. Suların olmasıyla çok güzel manzarası var. Bu manzarayla sanki Antalya’da oturuyormuş gibi hissediyorsun" dedi.