GÜNDEM - 15 Şubat 2026 Pazar 11:33

Zararın neresinden dönülürse kârdır dedi, 50 yıl içtiği sigarayı bıraktı

A
A
A

Elazığ’da yaşayan 63 yaşındaki emekli gazeteci, sigara bırakma merkezinden aldığı destekle 50 yıl kullandığı sigarayı iki ayda bıraktı.

Elazığ’da yaşayan 63 yaşındaki emekli gazeteci Şah İsmail Gezici, 13 yaşındayken sigaraya başladı. 50 yıl sonra sigaradan dolayı nefes almakta zorlanan Gezici, yakınlarının da ısrarı üzerine sigarayı bırakmaya karar verdi. Sigarayı bırakmak için arkadaşının tavsiyesiyle sigara bırakma merkezine başvuran Gezici, uzmanlar tarafından uygulanan tedaviyle yarım asır boyunca içtiği sigarayı doğum gününde bıraktı. Sigarayı bırakan emekli gazeteci Gezici, "Zararın neresinden dönülürse kârdır misali ben 50 yıl sonra döndüm ama gençler, pişman olmadan sigarayı bırakın" ifadelerini kullandı.

13 yaşlarında başladığı sigarayı 50 yıl sonra doğum gününde bıraktığını belirten gazeteci Şah İsmail Gezici, "Buraya geleli 2 ay oldu. Şu anda son seansa giriyorum. Sigara içtiğim dönemdeki öksürme, nefes darlığı ve tıkanıklıktan kurtuldum. Pişmanlığım keşke daha önceden gelseydim. Şu anda çok rahatım. Bazı arkadaşlar ’50 yıl içmişsin bu saatten sonra neden bırakıyorsun’ dedi. Aslında bu saatten sonra gerekiyor. Gençken bırakılsaydı çok daha iyi olurdu. Tam 50 yıl günde en düşük bir paket, 3 pakete çıktığı dönemler dahi olmuştur. Bir paket olarak bakıldığı zaman 18 bin 250 paket sigara yapıyor. Dile kolay. Sigara içerek kendimizi boşu boşuna bu hale sokmuşuz. Zararın neresinden dönülürse kardır misali ben 50 yıl sonra döndüm ama gençler, pişman olmadan sigarayı bırakın" dedi.

Danışmanlık merkezi işletmecisi Cansu Celayir ise, "500’den fazla danışanımız oldu ve çok yüksek ve güzel sonuçlar elde ettik. Cihazımızın başarı oranı yüzde 92’nin üzerindedir. Ben daha önce hiç sigara kullanmadım bundan dolayı da nasıl bir bağımlılık olduğunu bilmiyorum. Yaklaşık iki yıl önce İzmir’de çok yakın arkadaşlarımızın bunu keşfedip günde iki paket içtikleri sigaradan kurtulduklarına şahit oldum. Benim eşim de sigara kullanıyordu. Bu durumdan çok muzdariptim. Bunun üzerine bir araştırma sürecimiz oldu. Araştırma sürecinde Elazığ’da böyle bir şeyin olmadığını görünce işin ticari boyutuna girdik. İlk danışanım eşim, önce ona sigarayı bıraktırdım. Şu anda da Elazığ’da vatandaşların rağbet ettiği bir tedavi merkezi haline geldik. Sadece sigara değil, alkol, madde bağımlılığı, iştah kapatma ve zayıflama olarak da hizmet sunmaktayız. Şu an İsmail abiyle 3’üncü seanstayız. 2 aydır çok güzel bir yol katettik. Bir doğum gününde başladığı hikaye yeniden doğum gününde sona erdi. Üçüncü seansını alıyor. Burada aslında kilit nokta, burada bir sihirli değnek yok. Cihaza girdim, midem bulanacak veya sigarayı görmeye tahammül edemeyeceğim değil. Önce sizin istemeniz gerekiyor. Siz istediğiniz taktirde de bu çok güçlü bir destek terapisi oluyor. Çünkü kandaki nikotini biz sıfırlıyoruz. İşin psikolojik kısmı kendilerinin elindedir" ifadelerini kullandı.

Ahmet Mücahid Kantarcıoğlu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Mahşeri yalnızlık, raflarda Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı "Mahşeri Yalnızlık", okurlarla buluştu. Pikap Yayınları etiketiyle yayımlanan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Eser, Kitapyurdu başta olmak üzere dijital satış platformlarında okurun ilgisine sunuldu. Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı raflardaki yerini aldı. Manevi derinliği ve vicdan merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken eser, adalet arayışını ve insanın Yaratan’a yönelişini güçlü imgelerle işliyor. Genç şairin; adaletsizliğin rüzgarına karşı tek limanın hakikat olduğunu vurgulayan dizeleri, mazlumun duasından, yetimin gözyaşından besleniyor. Adem Güneş, şiirlerinde sahte alkışların gölgesinde kaybolan insanı, sahnenin tozundan sıyrılıp özüyle yüzleşmeye davet ediyor. Dünya telaşının gürültüsünde duyulmayan sessiz çığlığı, mahşeri bir yalnızlık duygusuyla harmanlayan kitap; yaşam ile ölüm arasındaki ince sızıyı, ruhun ağırlığını ve insanın iç hesaplaşmasını şiire dönüştürüyor. Zalim ile mazlum arasındaki ezeli davayı, öksüz kalplerin sızısını ve kulun Yaratan’a sığınarak bulduğu sarsılmaz gücü fısıldayan "Mahşeri Yalnızlık" modern dünyanın karmaşasında iç sesini arayanlar için başucu niteliğinde bir eser. Pikap Yayınları tarafından çıkarılan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Kitap Yurdu gibi tüm dijital platformlarda satışa sunulan "Mahşeri Yalnızlık" kitabının yazarı Adem Güneş, acının izini sürerek kaleme almış şiirlerini. İlham kaynağı yerli ve milli yazarlarımız Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirlerinin yerine keleminin kanayan yaralara yöneldiğini ifade eden Güneş, kitabın hikayesini söyle dile getiriyor: "Şiirle tanışmam, zihnimde ilk kıvılcımın çaktığı günlere uzanır. Bu yolculuk İlkokulun ilk yıllarında istiklal marşıyla başladı. Ardından Arif Nihat Asya’nın bayrak şiiriyle devam etti. Zamanla Faruk Nafiz’in memleket dizeleri, Allaha ısmarladık şiiri ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ne içindeyim zamanındaki o derin ürperti ruhuma dokundu. İlerleyen yıllarda Vaktinde gönderemediğim için mektubu, geriye dönen bir mektubum olmayacaktı haliyle. Fakat yine de Nihal Atsız’ın geri gelen mektup şiirinin beni derinden etkileyeceğini o yıllarda henüz bilmiyordum. Ortaokul yıllarımda Üstat Necip Fazıl şiirleriyle tanıştım. Onun büyük çığlıkları kalbimde yankılandı. Attila ilhan, Nevzat Çelik, Ahmet Arif, Cemal Safi’nin dizeleriyle şiirin farklı iklimlerini soludum. Usta Şair Nurullah Genç’in Çiçekler Üşümesin kitabı, şiire olan ilgimi daha da artırdı. Çağımızın politik manipülasyonları sebebiyle olsa gerek Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile tanışmam çok sonradan dostum Tamer Coşkun’un tavsiyesiyle olmuştur. Yabancı şairler yüreğine dokunmadı Yabancı şairlerden Shakespeare, Dante, ve Goethe’yi okudum. Kendi yurdumun şairleri kadar yüreğime dokunanı olmadı. Onların dizeleri içimde yankı bulsa da, bu toprağın sesi insanın ruhunu başka türlü titretiyor. Sonra Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın Rumi’nin engin dünyasına açıldım. Onların hakikate, aşka çağıran ve hoş görünün dorukluğunda ki eşsiz dizeleriyle büyülendim. Eski Türkçe’ye tam anlamıyla vakıf olmamama rağmen Şirazi’nin, Nabi’nin, Nefi’nin mısralarına hayran kaldım. Dert ortağım şair, şifam şiir oldu Henüz on beş yaşımdayken kalbimde ince bir sızı hissettim. O sızı kelimelere dönüştü ve ilk şiirimi yazdım. İlk şiirimi yazdıktan sonra artık hiçbir şeye yüzeysel bakamadığımı fark ettim. Ne zaman öfkelensem, hüzünlensem, içime kapansam, kalemi elimde, kağıdı önümde buldum. O yıllar gençliğimin en sert ve kırılgan hatta kavgacı zamanlarıydı. Kalbim her sıkıştığında dert ortağım şair, şifam şiir oldu. Gençlik rüzgarları dinerken hayata ve dünyaya bakış açım değişti. Çocukluğumdan beri şahit olduğum haksızlıklar, vahşet ve zulüm artık beni sık sık düşünceli, ağır başlı hatta bazı zaman patlamaya hazır bir volkan haline getirdi. Benim de sayısız defa maruz kaldığım adaletsizlikler içimde sessiz bir mücadele başlattı. Güçlünün güçsüze zulmettiği, dünyanın bir köşesi bolluk içindeyken diğer köşesinin sefaletle sınandığı hakikati yüreğimi sızlattı. Zorbalığa ve zalimliğe karşı içimde büyüyen isyan, zamanla kelimelere dönüştü. Kafiyelerle süslendi, ve bunlara şiir dendi. Şiirin kıymeti bilinmiyor Ne yazık ki ülkemizde şiire gereken değer verilmiyor. Okuyucusu pek az. Kıymeti çoğu zaman bilinmiyor. Şair denilince çoğu kişinin zihninde narin, naif, boynunda fuları, elinde piposu olan figür canlanır. Oysa hakikat bambaşkadır. Benim nazarımda şair ise maddeye değil manaya yaslanır. Mazluma şefkatli, zalime dirayetli duruş sergiler. Didaktiktir, uyarıcıdır, geleceğe ışık tutar. Dert edinir, adeta yüreğinde cehennem ateşi taşır. Dertsiz olan şair olsa olsa kafiye avcısıdır, cümle hırsızıdır. Şair odur ki hakikatin izini sürer. Süsün değil özün, gösterişin değil derinliğin peşindedir. Şiir yazarken hiçbir zaman kusursuz bir metin ortaya koyma kaygısı taşımadım. Edebi mükemmelliğin peşine düşmekten ziyade, ruhumun bana fısıldadıklarını kağıda emanet ettim. Beğenilmek ya da takdir edilmek arzusu değil sahicilik ve özgünlük oldu benim için esas olan. Katledilen, zulmedilen, kaderine terk edilen insanların ve milletlerin hali beni derli bir insan kıldı. Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirleri pek yazamadım. Kalemim hep yaraya gitti, hep acının izini sürdü. Bu yüzden şiirlerim biraz dertlidir. Kalabalıklar içerisinde yaşayan Her insanın mahşeri bir yalnızlık içinde kayıp olduğunu biliyorum. Çünkü bende onlardan biriyim. Şair ve şiir dostlarıyla aynı cümlede buluşmak ümidi ile" Hakikat arayışını ve adalet duygusunu merkeze alan "Mahşeri Yalnızlık", modern dünyanın gürültüsünde iç sesini arayan okurlar için raflardaki yerini aldı.