EKONOMİ
Tarsus’ta topraksız tarımda ilk çilek hasadı yapıldı 25 Mart 2026 Çarşamba - 17:39:20 Tarsus Belediyesi tarafından kurulan topraksız tarım serasında yetiştirilen çileklerin ilk hasadı gerçekleştirildi. Hasat edilen çilekler vatandaşlara ikram edilirken, programa katılan öğrenciler de hasada eşlik etti. Çağlayan Mahallesi’nde 2 bin 165 metrekarelik alanda kurulu serada yetiştirilen çileklerin olgunlaşmasının ardından ilk hasat yapıldı. Topraksız tarım yöntemiyle kokopit ortamında yetiştirilen yaklaşık 30 bin kök çilek bitkisinden elde edilen ürünler toplanarak konuklara ve vatandaşlara dağıtıldı. Tarım lisesi öğrencilerinin de katıldığı hasatta, katılımcılar serayı gezerek üretim süreci hakkında bilgi aldı. Hasadın ardından açıklamalarda bulunan Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, başarılı bir üretim süreci geçirdiklerini belirterek, "Bu sene ilk defa ürünlerimizi hasat ediyoruz. 30 bin kök çilek bitkisinden elde ediyoruz. Topraksız kokopitlerde yetiştirilmiştir" dedi. Seradan bu yıl önemli miktarda ürün beklediklerini kaydeden Boltaç, "Bugün iki bin metrekarenin üzerinde olan topraksız çilek seramızın içerisindeyiz. Buradan bu yıl yaklaşık 10 ila 12 ton arasında meyve almayı planlıyoruz. Bu meyvelerimiz hormonlu değil; tam tersine iyi tarım uygulamalarıyla yetiştirilmiştir. İnşallah ilk hasadımızı hemşehrilerimizin boğazından geçirecek, onlara güzel çilekler tattıracağız" diye konuştu. Üretimin devam edeceğini vurgulayan Boltaç, "Bundan sonra burada ürettiğimiz ürünlerin satışı gerçekleştirilecek. Bu satıştan elde ettiğimiz gelir sayesinde seramızdaki üretim kapasitesini artırmayı planlıyoruz. Bu nedenle biz sadece üretmeyi değil, aynı zamanda ürettiğimizi değerlendirmeyi de önemsiyoruz. Tarsus Belediyesi olarak üretimin içinde olduk, üretimin nasıl yapılacağını gösteren bir belediye olmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Program sonunda Başkan Boltaç, öğrencilerle birlikte hasat edilen çilekleri konuklara ikram etti.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:52 Damızlık koçta rekor, açık artırmada 1 milyonluk satış Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen 83. Geleneksel Damızlık Koç Satışı Töreni’nde 26 numaralı koç, 1 milyon 110 bin liraya satılarak rekor kırdı. Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen açık artırmaya Türkiye’nin dört bir yanından gelen küçükbaş hayvan yetiştiricileri yoğun ilgi gösterdi. Damızlık ihtiyacını karşılamak isteyen üreticiler, satışa sunulan koçlar için kıyasıya yarıştı. Bu yıl açık artırmada 121 koç satışa sunulurken, yaşlarına göre 50 bin liradan başlayan fiyatlarla alıcı buldu. Günün en dikkat çeken satışı ise 26 kulak küpeli koç oldu. Manyas’ın Eşen Mahallesi’nde çiftçilik yapan Emre Sömer, söz konusu koçu 1 milyon 110 bin liraya satın alarak törende en yüksek bedeli ödeyen isim oldu. İlk satış ise Balıkesir’in Balya ilçesine bağlı Ilıca Mahallesi Muhtarı Metin Salgın tarafından 155 bin liraya gerçekleştirildi. Programa; Bandırma Kaymakamı Engin Aksakal, Erdek Kaymakamı Hasan Göç, Gönen Kaymakamı Ahmet Altıntaş, Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Boz, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Genel Müdürü Dr. Mustafa Altuğ Atalay, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Murat Karakoyun, Enstitü Müdürü Kerim Kılınç, Bandırma Ziraat Odası Başkanı Süleyman Dönmez, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda üretici katıldı. Programın açılışında konuşan Enstitü Müdürü Kerim Kılınç, enstitü bünyesinde Karacabey merinosu, Bandırma koyunu ile birlikte kıvırcık, sakız ve Gökçeada gibi yerli koyun ırklarının bulunduğunu belirterek, manda ve boz ırk sığırı üzerine de çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Kılınç, "Her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz ve bu yıl 83’üncüsünü gerçekleştirdiğimiz koç satış törenimize Türkiye’nin dört bir yanından katılım sağlayan tüm üreticilerimize teşekkür ediyorum. Kurumumuzun imkânlarını her yıl geliştirerek daha iyi hizmet vermeye çalışıyoruz. Hava şartlarına rağmen bizleri yalnız bırakmayan tüm yetiştiricilerimize ayrıca teşekkür ediyorum" dedi. Kurumun faaliyet alanlarına da değinen Kılınç, kaz yetiştiriciliği ve su ürünleri araştırmalarının sürdüğünü belirterek, sürü yönetiminde kullanılan köpek ırkları hakkında da bilgi verdi. Kangal ve Akbaş köpeklerinin koruma amaçlı, Border Collie ırkının ise sürü yönlendirmede kullanıldığını ifade etti. TAGEM Genel Müdürü Dr. Mustafa Altuğ Atalay ise konuşmasında damızlık hayvanların önemine dikkat çekerek, "Seçilmiş ve özenle yetiştirilmiş hayvanlardan bahsediyoruz. Bugün piyasada bu nitelikteki hayvanların normal değerinin 3, 5 hatta 10 katına satıldığını görüyoruz. Biz ise bu değeri üreticimizin memleketine kazandırmayı hedefliyoruz. Alacağınız koçlar ve koyunlar yarının sürülerini oluşturacak, verimi ve kaliteyi artıracaktır. Bu noktaya gelmek kolay olmadı. Yıllara yayılan, nesiller boyu süren çalışmaların bir sonucudur" diye konuştu. Atalay, tarımda sağlanan gelişmelere de değinerek, "Nasıl ki ülkemiz savunma sanayiinde ve teknolojide önemli bir seviyeye ulaştıysa, tarımın pek çok alanında da aynı ilerleme söz konusu. Tohumdan hayvancılığa, balıkçılıktan diğer üretim alanlarına kadar her birinde ayrı bir bilim, teknoloji ve emek var. Bu çalışmaların sahada karşılık bulması bizler için hem gurur hem de mutluluk kaynağıdır. Üreticilerimizin bu damızlıkları memleketlerine götürerek daha verimli ve bereketli nesiller elde edeceğine inanıyorum. Bu vesileyle mezatımızın hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bandırma’da uzun yıllardır geleneksel olarak düzenlenen Damızlık Koç Satışı Töreni, bu yıl 83. kez üreticilerle buluştu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:22 TCMB Başkan Yardımcısı Akçay: "Merkez Bankası olarak enflasyonla mücadele noktasında oldukça kritik bir süreçten geçiyoruz" Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü tarafından başlatılan ‘İktisat Buluşmaları’ etkinliğinin ilki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Dr. Cevdet Akçay’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Akçay konuşmasında, "Merkez Bankası olarak enflasyonla mücadele noktasında oldukça kritik bir süreçten geçiyoruz" dedi. ‘Gelişmekte Olan Bir Ekonomide Enflasyonla Mücadele: Türkiye’den Dersler’ konulu seminerde konuşan Dr. Cevdet Akçay, enflasyonla mücadele konusuna değinerek, "Merkez Bankası olarak enflasyonla mücadele noktasında oldukça kritik bir süreçten geçiyoruz. Bugün, alışılagelmişin dışında, daha teknik ama bir o kadar da güncel veriler üzerinden Türkiye ekonomisinin rotasını ve enflasyon görünümünü konuşmak istiyorum. Biz göreve geldiğimizde enflasyon nasıldı, şimdi nasıl? Buna bu şekilde bakmalıyız. İki yıl on aylık süreçte 12 puanlık bir düşüş sağladık. Ancak ‘Bu kadar mı yaptınız?’ demek de ayrı bir problemdir. İkinci problem ise aktarım mekanizmasıdır. Merkez bankasının faiz politikası sonrasında bu aktarımın ekonomiye, diğer faizlere, toplam talebe ve buradan enflasyona nasıl yansıdığını ifade eden mekanizmanın, biz göreve geldiğimizde işleyebilmesi için gerekli olan bütün bağlantıları kopuktu" dedi. "Bankanın sisteme ihtiyacı yoksa, yukarı çekilen faizin karşılığı olmuyor" Akçay, sözlerinin devamında, "Bizden önceki dönemlerde şirketlerin, sürreal faizlerle kendilerini fonlayarak nakit biriktirmiş olmaları, bankacılık sistemine ihtiyaç duymadıklarının göstergesidir. Eğer siz politika faizini çok yüksek bir seviyeye çekerseniz, normal şartlarda diğer tüm faizler de buna paralel olarak yükselir. Sistemde kendini fonlama ihtiyacı olan şirketler, bu yüksek maliyetler nedeniyle zorlanır. Ancak bankacılık sistemine ihtiyaç yoksa, yukarı çekilen faizin bir karşılığı olmaz" ifadelerini kullandı. Bu tür konferansların devam etmesi planlanıyor TCMB Başkan Yardımcısı Dr. Cevdet Akçay’ın konuşmasının ardından soru-cevap bölümüne geçildi ve seminer sona erdi. Kamu ve üniversite çevrelerini bir araya getirmeyi hedefleyen seminer dizisinin ilk buluşmasında Türkiye ekonomisi ve enflasyon konuları ele alındı. Düzenli olarak devam etmesi planlanan bu konferanslar zinciriyle ekonomi dünyasından önemli isimlerin akademiyle buluşturulması hedefleniyor. Programa; Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sezgin Açıkalın, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Halil Cem Sayın, İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Kutlu, öğretim elemanları ve öğrenciler yoğun katılım gösterdi.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:21 İZFURNEX 2026-İzmir Mobilya Fuarı kapılarını açtı İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, EFR Fuarcılık tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen İZFURNEX 2026-İzmir Mobilya Fuarı törenle kapılarını açtı. Açılışta konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, "İnancımız odur ki İzmir mobilya sektörü, sahip olduğu üretim kabiliyeti ve girişimci ruhuyla global pazarlarda çok daha güçlü bir yer alacaktır. Bunun yoluysa yenilikçi düşünceden ve tasarımı üretimin kalbine koymaktan geçmektedir" dedi. İZFURNEX 2026-İzmir Mobilya Fuarı, 25-29 Mart tarihleri arasında, Fuar İzmir B Hol’de sektör profesyonellerini bir araya getiriyor. Fuarda, 12 ilden, 127 firma ve markaları yer alırken üreticiler yeni koleksiyonlarını ve ürünlerini ziyaretçilerin beğenisine sunuyor. Bu yıl ilk kez kurgulanan özel konseptle ise ziyaretçilerin fuar alanındaki tüm stantlarla etkileşim kurabileceği bütüncül bir deneyim hedefleniyor. Fuarın, yeni iş birlikleri ve ihracat bağlantıları açısından önemli fırsatlar oluşturması amaçlanıyor. Markalaşma, tasarım ve yenilikçi bakış açısı Açılışta konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Buca’da mobilya atölyelerindeki yangından etkilenenlere geçmiş olsun dileğinde bulundu. Yıldır, fuarın, ticari fonksiyonunun yanı sıra fikirlerin, tasarımların ve vizyonların buluştuğu bir platform olduğunu belirterek, "Bu buluşma, üreticilerimiz için yeni iş birliklerinin, yeni pazarların kapısını açacaktır. Bugün dünya pazarlarında rekabet her zamankinden daha güçlü. Artık sadece üretmek yeterli değil. Markalaşma, tasarım ve yenilikçi bakış açısı, sektörümüzün geleceğini belirleyen önemli unsurlar haline gelmiştir. Mobilyada değer, artık yalnızca üründe değil tasarım, estetik ve marka gücündedir" diye konuştu. "Mithat Paşa Meslek Lisesi’nin kuruluşuna kadar uzanır" İzmir mobilya sektörünün sahip olduğu üretim kabiliyeti ve girişimci ruhuyla küresel pazarlarda çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inandıklarını belirten Dr. Zafer Levent Yıldır, "Bunun yolu yenilikçi düşünceden, yeni trendleri yakından takip etmekten ve tasarımı üretimin merkezine koymaktan geçmektedir. Kentimizde mobilya sektörü köklü bir deneyime sahiptir. Bu deneyimin temeli ise 1861 yılında Mithat Paşa Meslek Lisesi’nin kuruluşuna kadar uzanan üretim geleneğine dayanmaktadır. Söz konusu birikim, bugün özellikle Karabağlar’da yoğunlaşarak sektörün güçlü yapısını oluşturmuştur" dedi. "İzmir mobilyasının değerini daha yukarılara çıkarmak hepimizin görevi" İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sektöre katkılarından da bahseden Yıldır, "Hedefimiz, Meslek Fabrikası ile birlikte aynı zamanda Karabağlar Belediyesi ile kurduğumuz bir iş birliği çerçevesinde, eğitimli ve nitelikli iş gücünü bu sektöre kazandırmak olmuştur. Bu konuda olukça fazla da yol aldığımızı söylemek isterim. Sektörümüz yalnızca üretimde değil; tasarım, markalaşma ve uluslararası rekabette de gücünü göstermektedir. Avrupa, Orta Doğu ve dünya pazarlarında İzmir mobilyasının değerini daha yukarılara çıkarmak hepimizin görevidir. Bu fuarın, sektörümüze yeni bir vizyon kazandıracağına, firmalara yeni kapılar açacağına, İzmir’i mobilya sektöründe daha güçlü bir merkez haline getireceğine yürekten inanıyorum" şeklinde konuştu. "Karabağlar mobilyanın kalbi" Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, Karabağlar’ın mobilya sektörüyle özdeşleşmiş bir ilçe olduğunu vurgulayarak, "Karabağlar mobilyanın kalbi, mobilya Karabağlar’ın kalbi. Sektördeki her emek kentin gelişimine katkı sağlıyor. Değişim ve dönüşümü birlikte gerçekleştirerek sağlıklı büyümek zorundayız. Mobilya sektörümüz ve yerel yönetimlerle birlikte gelişeceğiz. Çünkü biliyoruz ki mobilya sektörü gelişirse Karabağlar gelişir" dedi. İZTO Meclis Başkanı Selami Özpoyraz ise fuarların sektör açısından önemine dikkat çekerek, "Mobilya sektörü, üretim gücü, tasarım kabiliyeti ve ihracat potansiyeliyle ülkemiz ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Küresel ölçekte güçlü bir konuma sahibiz. Bugün geldiğimiz noktada, Türkiye mobilya sektörü, üretim işletmeleri ve istihdam kapasitesiyle dikkat çekiyor. Mobilya üretiminde önemli merkezlerden biri olan İzmir, bu başarıda önemli bir yere sahip. Tasarım, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim, dijitalleşme ve markalaşma sektörümüzün geleceğini şekillendiren başlıklar. Bu alanlarda atılacak adımlar hem rekabet gücümüzü artıracak hem de ihracat hedeflerimize ulaşmamıza katkı sağlayacak" derken fuar teşvikleri ile de üyelerine önemli katkılar sağladıklarını söyledi. "Sektöre yeni bir soluk kazandıracak" İzmir Mobilyacılar Odası Başkanı Zafer Koç da fuarın sektöre yeni fırsatlar sunacağını belirterek, "Dünya pazarlarında rekabetin arttığı bu dönemde markalaşma ve tasarım, sektörün geleceğini belirliyor. Biz inanıyoruz ki İzmir mobilya sektörü, sahip olduğu üretim kabiliyeti ve girişimci ruhuyla global pazarlarda çok daha iyi bir yer alacaktır. İzmir olarak hedefimiz sektörümüzün gücünü sadece üretimde değil, tasarım, markalaşma ve uluslararası rekabette de göstermektir" dedi. EFR Fuarcılık Genel Müdürü Muhammed Baykal ise fuarın küçük esnaf için de önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, İzmir Mobilyacılar Odası ile yapılan iş birliği kapsamında küçük ölçekli üreticilerin de fuara katılımı sağlanarak sektörde kapsayıcı bir buluşma ortamı oluşturulduğunu söyledi. Protokol üyeleri daha kurdele kesimi sonrası açılan fuar alanında stantları ziyaret ederek, sektör temsilcilerinden ürünler ve çalışmaları hakkında bilgi aldı. Programa İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Üyesi Suha Kahraman, İZTO Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Eyigele İşleyen, İZTO Meclis Başkan Yardımcısı Nevzat Artkıy, EBSO Meclis Başkan Yardımcısı Işın Yılmaz, İzmir Mobilyacılar Odası Başkanı Zafer Koç, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, EFR Fuarcılık Genel Müdürü Muhammed Baykal, oda ve dernek yöneticileri ile sektör temsilcileri katıldı.
7. Türkiye Okullar Arası Zekâ Oyunları Şampiyonası’na başvuru için geri sayım başladı
16 Ocak 2026 Cuma - 10:47 7. Türkiye Okullar Arası Zekâ Oyunları Şampiyonası’na başvuru için geri sayım başladı İlkokuldan liseye tüm öğrencilerin katılımına açık olan Türkiye Okullar Arası Zekâ Oyunları Şampiyonası’na başvurular 13 Şubat 2026’da sona eriyor. Bu yıl 7’ncisi düzenlenen şampiyona asıl olarak öğrencilerin düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Türkiye Zeka Vakfı tarafından, Millî Eğitim Bakanlığı ve TÜBİTAK’ın destekleriyle 2019 yılında başlatılan Türkiye Okullar Arası Zekâ Oyunları Şampiyonası’nın 7’ncisi, Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. İlkokul 1. sınıftan lise 12. sınıfa kadar tüm öğrenciler için farklı düşünme, karar verme ve problem çözme becerilerini geliştirme imkanı sunan şampiyona için başvurular 13 Şubat 2026 tarihine kadar sampiyona.tzv.org.tr adresinden yapılabiliyor. Takım çalışmasını teşvik eden ve bilişsel becerilere verilen önemi artırmayı hedefleyen organizasyon, çocukların ve gençlerin analitik düşünme ve stratejik bakış becerilerinin gelişimine de katkı sunuyor. Katılım süreci internet üzerinden bireysel sınavla başlıyor Şampiyonaya katılım, her öğrencinin bireysel olarak yarıştığı Takım Belirleme Sınavı ile başlıyor. Bu sınavın ardından okullar, İl ve Bölge Finalleri’nde yarışacak takımlarını belirliyor. Başarılı ekipler, Türkiye Finalleri’nde okullarını ve illerini temsil etme hakkı kazanıyor. Yarışmaya katılım süreci, 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü Ankara’da yazılı sınav formatında gerçekleştirilecek Türkiye Finalleri’ne kadar internet üzerinden yürütülüyor. Türkiye Finalleri sonunda her sınıf düzeyinde ilk üç dereceye giren takımlar kupa sahibi olurken, takım üyeleri ve sorumlu öğretmenleri madalya kazanıyor. Yarışmaya katılan tüm öğrencilere ve öğretmenlere başarı durumlarına göre elektronik katılım ve başarı belgeleri sunuluyor. 7. Türkiye Okullar Arası Zekâ Oyunları Şampiyonası’nın takvimi şöyle: 13 Şubat 2026 - Son başvuru tarihi 14 Şubat 2026 - Takım belirleme sınavı (İnternet üzerinden) 1 Mart 2026 - İl finallerine katılacakların ilan edilmesi 14 Mart 2026 - İl finalleri sınavı (İnternet üzerinden) 1 Nisan 2026 - Bölge finallerine katılacakların ilan edilmesi 11 Nisan 2026 - Bölge finalleri sınavı (İnternet üzerinden) 25 Nisan 2026 - Türkiye finallerine katılacakların ilan edilmesi 2 Mayıs 2026 - Türkiye finalleri (Ankara) 6 Haziran 2026 - Ödül Töreni
Don zararına karşı Manisa Büyükşehir’den üreticiye destek
16 Ocak 2026 Cuma - 10:37 Don zararına karşı Manisa Büyükşehir’den üreticiye destek Manisa Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılında yaşanan zirai don olaylarından etkilenen meyve üreticilerinin yanında olmak amacıyla hayata geçirdiği yüzde 100 hibeli sıvı gübre ve aminoasit destekleri Selendi ve Demirci ilçelerinde üreticilerle buluşturuldu. Geçtiğimiz yıl Manisa genelinde etkili olan zirai don afeti, başta üzüm olmak üzere erik, kayısı, zeytin, ceviz, badem ve kiraz üretiminde ciddi kayıplara neden oldu. Üreticinin artan maliyet yükünü azaltmak ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programı kapsamında Selendi’de 170, Demirci’de ise 256 üreticiye sıvı organomineral gübre ve hayvansal menşeili aminoasit desteği sağlandı. Program kapsamında Manisa genelinde yaklaşık 2 bin üreticinin bu destekten yararlanacağı belirtildi. Selendi ve Demirci’de düzenlenen dağıtım törenlerine Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun yanı sıra Selendi Belediye Başkanı Murat Daban, Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, Genel Sekreter Yardımcısı Ulaş Aydın, CHP ilçe başkanları, ziraat odası başkan ve temsilcileri, daire başkanları, üreticiler ve vatandaşlar katıldı. Selendi’de konuşan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, üreticinin yanında durmanın bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurgulayarak, "Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak, rahmetli Ferdi başkanımız döneminden bu yana tarıma ve üreticiye ayrılan bütçeyi ciddi biçimde artırdık. Sosyal belediyecilik anlayışımızla Kent Lokantaları ve Halk Mandıraları kuruyoruz. Bu işin şovunu değil, hakkını yapıyoruz. Aynı anlayışla üreticimizin de yanında duruyoruz. Çünkü biliyoruz ki çiftçi olmazsa, üretici olmazsa bu ülke aç kalır. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olarak sözde değil, gerçekten üreticinin yanındayız" dedi. "7’den 70’e herkesin yanında olacağız" Desteklerin yıl boyunca devam edeceğini belirten Başkan Dutlulu, "Zirai don nedeniyle çok zor bir sezon geçirdik. Meyve üretimi ciddi zarar gördü. Bu destekle üreticilerimizin yükünü bir nebze olsun hafifletmek istedik. Selendi ve Demirci ile birlikte Manisa genelinde 2 bin üreticimize ulaşıyoruz. Ancak bu destek bununla sınırlı kalmayacak. Yıl boyunca yeni projelerle çiftçilerimizin yanında olacağız. Biz üç beş kişiyi değil, halkı mutlu eden bir belediye olacağız" diye konuştu. Demirci’de düzenlenen törende konuşan Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara, Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ederek, "Demirci, Manisa’nın en uzak ilçelerinden biri. İlçemiz için hem devletimizden hem de Büyükşehir Belediyemizden daha fazla destek sağlamak adına köprü olmaya çalışıyoruz. Besim başkanımıza ilçemize verdiği değer ve destekler için teşekkür ediyorum. Temennimiz, 2026 yılında böyle acı kayıpların ve afetlerin yaşanmamasıdır" ifadelerini kullandı. Başkan Dutlulu, "Üretim olmazsa güçlü bir ülke olmaz" Demirci’nin uzun yıllar yeterli yatırımı alamadığını vurgulayan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, "Cengiz başkan döneminde başlayan, rahmetli Ferdi Başkan zamanında ivme kazanan çalışmalar bugün bize nasip oldu. 2025’te üzerimize düşeni yaptık, 2026’da da yapmaya devam edeceğiz. Bugün burada iki doğru işi yapıyoruz. Sosyal belediyecilik ve üreticinin yanında olmak. Üretici olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa güçlü bir ülke olmaz" dedi. Konuşmaların ardından Başkan Besim Dutlulu, kadın üreticiler başta olmak üzere destekten yararlanan çiftçilere sıvı gübre ve aminoasitleri bizzat teslim etti. Üreticiler, sağlanan destekten duydukları memnuniyeti dile getirerek Manisa Büyükşehir Belediyesine teşekkür etti. Proje kapsamında, toplam arazi varlığı 50 dekarın altında olan ve 20 dekar altı meyve bahçesi bulunan üreticiler destekten yararlanıyor. Dağıtılan yüzde 100 hibeli destek paketinde organik madde yüzde 20, azot yüzde 7, üre yüzde 7, fosfor yüzde 7 içeren sıvı organomineral gübre ile bitki gelişimini destekleyen hayvansal menşeili aminoasitler yer alıyor.
Manisa tarımında kuraklık tehlikesi büyüyor
16 Ocak 2026 Cuma - 10:26 Manisa tarımında kuraklık tehlikesi büyüyor Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, Manisa’da tarımı tehdit eden kuraklık ve yanlış su kullanımına dikkat çekerek, "Gediz Havzası alarm veriyor. Su yönetiminde bütüncül ve bilim temelli adımlar atılmazsa üretim sürdürülemez hale gelir" dedi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, Manisa’da tarımsal üretimi doğrudan etkileyen kuraklık ve su yönetimi sorunlarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Köse, özellikle Gediz Havzası’ndaki su kaynaklarının her geçen yıl daha da azaldığını belirterek, mevcut tabloya karşı acil ve planlı müdahale çağrısında bulundu. Manisa’nın Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Köse, "Üzüm başta olmak üzere zeytin, sebze ve meyve üretimi Manisa ekonomisinin bel kemiğidir. Ancak su kaynaklarının plansız kullanımı, iklim değişikliğinin etkileri ve altyapı yetersizlikleri, tarımı ciddi bir riskle karşı karşıya bırakmaktadır" ifadelerini kullandı. "Gediz Havzası alarm veriyor" Gediz Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi ve kirliliğin artmasının sadece çevresel değil, ekonomik bir tehdit olduğuna vurgu yapan Köse, şunları söyledi: "Gediz Havzası yıllardır ihmal ediliyor. Hem sanayi hem de tarımsal sulamada kontrolsüz kullanım söz konusu. Bu durum, kısa vadede verim kaybına, uzun vadede ise tarımsal üretimin daralmasına yol açacaktır." "Vahşi sulamadan vazgeçilmek zorunda" Fatih Köse, Manisa’da hala yaygın olarak kullanılan vahşi sulama yöntemlerinin su israfını artırdığına dikkat çekerek, modern sulama sistemlerine geçişin zorunlu olduğunu ifade etti. Köse, "Damla ve yağmurlama sulama sistemleri teşvik edilmeli, çiftçi bu dönüşümde yalnız bırakılmamalıdır. Aksi halde suyu değil, geleceğimizi tüketmiş olacağız." dedi. Çiftçiye destek ve planlı yönetim çağrısı Su yönetiminin sadece çiftçilerin sorumluluğu olarak görülmemesi gerektiğini belirten Köse, yerel yönetimler, merkezi idare ve ilgili kurumların ortak bir yol haritası oluşturması gerektiğini vurguladı. "Çiftçi artan maliyetler, kuraklık ve belirsizlikle mücadele ediyor. Su yönetimi konusunda net, şeffaf ve uzun vadeli politikalar hayata geçirilmeden tarımsal sürdürülebilirlik sağlanamaz" diye konuştu. "Bugün önlem alınmazsa yarın geç kalınır" Açıklamasının sonunda uyarılarını yineleyen Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, "Manisa’da tarımın geleceği suya bağlıdır. Bugün önlem alınmazsa yarın çok daha ağır bedeller ödenir. Kuraklık doğru yönetilmediğinde kriz haline gelir" değerlendirmesinde bulundu.
Özel sektörün yurt dışı kredi borcu Kasım ayında 213,3 milyar dolar oldu
16 Ocak 2026 Cuma - 10:25 Özel sektörün yurt dışı kredi borcu Kasım ayında 213,3 milyar dolar oldu Kasım ayı itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki ay sonuna göre 2,4 milyar dolar artarak 213,3 milyar dolar oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2025 yılı Kasım ayı Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri’ni açıkladı. Buna göre, Kasım ayı itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki ay sonuna göre 2,4 milyar dolar artarak 213,3 milyar dolar oldu. Vadeye göre incelendiğinde bir önceki ay sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 2,2 milyar ABD doları artarak 204,1 milyar ABD doları, kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 0,2 milyar ABD doları artarak 9,2 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleştiği gözlendi. Bir önceki ay sonuna göre finansal kuruluşların toplam borcu 1,1 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların toplam borcu ise 1,3 milyar ABD doları artış gösterdi. Aynı dönemde finansal kuruluşların uzun vadeli borçları 1,1 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların uzun vadeli borçları 1,1 milyar ABD doları artış gösterdi. Kısa vadede ise finansal olmayan kuruluşların borçları 0,2 milyar ABD doları artış gösterdi. Döviz kompozisyonu incelendiğinde, toplam yurt dışı borçlanmada ABD dolarının en yüksek paya sahip olduğu görüldü. 204,1 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 57,8’inin ABD doları, yüzde 31,6’sının euro, yüzde 2,7’sinin Türk lirası ve yüzde 7,9’unun ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu; 9,2 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 22,0’ının ABD doları, yüzde 20,1’inin euro, yüzde 54,7’sinin Türk lirası ve yüzde 3,2’sinin ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü. Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, toplam borç tutarının 65,2 milyar ABD doları olduğu görüldü. Bu tutarın 40,9 milyar ABD doları bankalara, 18,6 milyar ABD doları finansal olmayan kuruluşlara, 5,8 milyar ABD doları ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara ait.
Akbank, Mastercard Impact Fund ve Asya Kalkınma Bankası’ndan iş birliği
16 Ocak 2026 Cuma - 10:24 Akbank, Mastercard Impact Fund ve Asya Kalkınma Bankası’ndan iş birliği Akbank, Mastercard Impact Fund ve Asya Kalkınma Bankası ile gerçekleştirilen ortak yatırım aracılığıyla destek temin ettiğini duyurdu. Akbank, Mastercard Center for Inclusive Growth tarafından yönetilen Mastercard Impact Fund (MIF) kapsamında, Asya Kalkınma Bankası ile gerçekleştirilen ortak yatırım aracılığıyla destek temin etti. İş birliğine ilişkin imza töreni, Akbank Genel Müdürlüğü’nde düzenlendi. Protokole, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile Mastercard Başkan Yardımcısı ve Stratejik Büyümeden Sorumlu Başkanı Jon Huntsman imza attı. Söz konusu işlemin, Mastercard ve ADB’nin Türkiye’de hayata geçirdiği ilk ortak yatırım olduğu ve MIF’in Türkiye’deki ilk özel sektör iş birliği olma özelliğini taşıdığı belirtildi. Konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür şunları paylaştı: "Kapsayıcı bankacılık gibi önemli bir konuda Mastercard Impact Fund’ın Türkiye’deki ilk özel sektör ortağı olmaktan gurur duyuyoruz. Kısa bir süre önce ADB’den sağladığımız 100 milyon ABD doları tutarındaki finansman ve Mastercard Impact Fund’ın bu desteği sayesinde, kadın KOBİ’lere hem finansal hem de finansal olmayan çözümleri sunmayı sürdüreceğiz. Bu iş birliğini, kadın girişimcilerin potansiyelini güçlendiren, sürdürülebilir bir etki oluşturan ve ülke ekonomisine kalıcı değer katan önemli bir adım olarak görüyoruz." Mastercard Başkan Yardımcısı ve Stratejik Büyümeden Sorumlu Başkanı Jon Huntsman ise şu ifadeleri kullandı: "Türkiye, dijital ve ekonomik açıdan yeni fırsatların eşiğinde bulunuyor. Biz de Mastercard olarak güçlü yerel ortaklıklar aracılığıyla ülkenin önceliklerini desteklemeye kararlıyız. Akbank ve Asya Kalkınma Bankası ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, özellikle kadınlara ait işletmeler başta olmak üzere küçük işletmelerin sermayeye erişimini genişleterek girişimcilerin ülke genelinde büyüme ve dayanıklılık oluşturmasına katkı sağlıyor. Küresel uzmanlığımızı yerel önceliklerle güçlü bir örtüşme sağlayacak şekilde buluşturarak, Türkiye ekonomisi ve toplumu için inovasyonu, finansal sağlığı ve sürdürülebilir ilerlemeyi destekliyoruz." Yapılan açıklamaya göre; Akbank yakın dönemde, KOBİ’lere, kadın KOBİ’lere, depremden etkilenmiş ve kapsayıcı büyüme odağında desteklenen bölgelerdeki KOBİ’lere tahsis edilmek üzere, ADB’den 5 yıl vadeli, 100 milyon ABD doları tutarında kaynak sağlamıştı. MIF’in bu yeni desteğiyse Akbank Dönüşüm Akademisi’nin, Girişimci Kadın Programı gibi kadınlara ait KOBİ’lerin rekabet gücünü ve ihracata hazırlık seviyesini artırmayı hedefleyen; kapasite geliştirme, mentorluk ve iş desteklerini entegre biçimde sunan eğitimler için kullanılacak. 2022 yılında kurulan Akbank Dönüşüm Akademisi, KOBİ’ler ve girişimci kadınlara özel olarak tasarlanan programlarıyla bugüne kadar 21 binin üzerinde ticari işletmeye ulaşarak; dış ticaret, dijital pazarlama, e-ticaret ve sürdürülebilirlik gibi pek çok farklı alanda eğitim sundu.
ATSO Başkanı Hacısüleyman: "Antalya’nın sermayesinin yüzde 24’ü yabancı şirketlerden geliyor"
16 Ocak 2026 Cuma - 10:19 ATSO Başkanı Hacısüleyman: "Antalya’nın sermayesinin yüzde 24’ü yabancı şirketlerden geliyor" Antalya’nın 6 bin 142 yabancı sermayeli şirketiyle uluslararası bir ticaret merkezi haline geldiğini belirten ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, "Toplam sermayenin yüzde 23-24’ü yabancı şirketlerden geliyor. Sadece turistik ziyaretçi değil, ekonomik olarak da uluslararası bir kent olma özelliğini yakalıyoruz. Bu da yabancı sermayenin iştahını tetikliyor" dedi. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ATSO Yönetim Kurulu Üyeleri Hakan Pakalın, Hatice Öz ve Murat Totoş, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Antalya Şubesi üyelerini konuk etti. Hacısüleyman, Antalya’nın mevcut ekonomik durumu, 2025 değerlendirmesi, 2026 beklentileri, küresel ve jeopolitik riskler, Expo alanı, yabancı sermaye yapısı, 2050 vizyon çalışmaları, ATSO’nun bu yıl yapılacak seçimleri ve adaylığı ile ilgi konuştu. "Üretim için gerekli kaynağı 2025’te sağlayamadık" ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, iş dünyasının 2025 yılına girerken olumlu bir tabloya hazırlandığını ancak bu beklentinin gerçekleşmediğini belirterek, "2025’e girerken daha iyi rakamlarla 2025’i kapatabileceğimize inanarak girdik. Ancak istediğimiz gelişmeleri yakalayamadık. Hem enflasyon rakamları Merkez Bankası’nın gördüğü gibi gerçekleşmedi hem de Merkez Bankası, maliye politikaları doğrultusunda faiz oranlarını bir an önce düşürmeye çalıştı. Fakat onda da bazı aksaklıklar yaşadık. Şu anda istediğimiz yerde gözükmüyoruz. Üretim için gerekli kaynağı 2025’te sağlayamadık" dedi. En büyük sorunlardan birini "finansa erişim" olarak tanımladıklarını vurgulayan Hacısüleyman, meclis konuşmalarında enflasyonla mücadelenin ana alanlarından biri olması gerektiğini sürekli dile getirdiklerini, ihracatçı için de Türk lirasının değerli oluşu nedeniyle kurların istenilen seviyeye gelememesinden yakındıklarını aktardı. Hacısüleyman, "Tabii ki biz Türk liramızın çok değerli olmasını arzu ediyoruz. Fakat bu değerlilik, kurlarla ilgili de daha uygun rakamlara gelinilmesini engellememesi lazım diyoruz" ifadelerini kullandı. "Antalya’nın turizm, tarım ve sanayiden 37 milyar dolara yakın katkısı var" Antalya ekonomisinin genel fotoğrafını paylaşan Hacısüleyman, kentin ihracatta öncelikle bir "hizmet ihracatı" kenti olduğunu vurguladı. Kişi başı turizm gelirinin 972 dolar olduğunu belirten Hacısüleyman, "2025 verileri çıkmadı ama 2024 verileriyle hareket edersek, bu verilerin çıkması biraz süre alıyor. Ama kişi başı turizm gelirini 972 dolar olarak aldığımızda 17 milyon civarında diye de rakamı belirtelim. Bunun 16 milyon kısmı yabancı ziyaretçi, geri kalan kısmı da vatandaş ziyaretçi dediğimiz, yurt dışında yaşayanların geldiği bir kesimden elde ettiğimiz paranın kabataslak 17 milyar dolar olacağını hesaplayabiliyoruz" dedi. "Şehir olarak 6’ncı büyük ekonomi sayılıyoruz" Tarım ve sanayi kaynaklı ihracat gelirleriyle birlikte Antalya’nın Türkiye ekonomisine toplam katkısının 20 milyar dolar civarına ulaştığını ifade eden Hacısüleyman, "Tarım ve sanayi kısmından gelen ihracat gelirlerimizde 20 milyar dolar civarında Antalya’nın katkısı var ülkemize. Biz bu rakamlarla şehir olarak 6’ncı büyük ekonomi sayılıyoruz" diye konuştu. "2025’te 177 milyar Türk lirası vergi tahakkuk edildi" Vergi tahakkuk ve tahsilat oranlarına da değinen Hacısüleyman, "Bu 6’ncı büyük ekonominin önemli bir kıstası da aslında toplanan vergiler. Ekonomiye baktığımız zaman sonuçta cirosal, maddi bir kıstastan bahsediyoruz. 2025’te 177 milyar Türk lirası vergi tahakkuk etmiş, bunun da yüzde 80’in üzerindeki bir payı tahsil edilmiş durumda. O bakımdan da iyiyiz, çek gibi veya geri ödeme güçlüğü içerisinde değiliz. Ama zorluklar yaşıyor muyuz? Zorluklar yaşıyoruz" dedi. "Uluslararası bir kent olma hürriyetini yakalıyoruz" Antalya’da 2025 yılında kurulan şirket sayısının 5 bin 500 civarında olduğunu, kapanan şirket sayısının ise 2 bin 600 düzeyinde seyrettiğini aktaran Hacısüleyman, ATSO’ya kayıtlı 67 bin şirket bulunduğunu, bunların 6 bin 142’sinin yabancı sermayeli olduğunu belirtti. Hacısüleyman, rakamların kentin uluslararası karakterini güçlendirdiğini söyleyerek, şu ifadelere yer verdi: "Türkiye çapında baktığımız zaman 2 buçuk milyonun biraz üzerinde şirketimiz var. Bunun 67 bini Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı. Bu 67 binin de 6 bin 142 tanesi yabancı sermayeli kurulmuş olan şirket. Bu da bize farklı bir bakış açısı veriyor. Bu şirketlerin sermaye gücü, güç olarak bizim şirketlerimizden daha fazla gözüküyor. Toplamda 67 binin belki yüzde 8’ine tekabül eden, yüzde 9’una tekabül eden bir oran varken sermayede baktığımız zaman yabancı şirketlerin sermayesi bizim toplam sermayemiz içerisinde yüzde 23’ünü, yüzde 24’ünü teşkil ediyor. Bu da yabancı sermaye şirketlerin güçlü olarak buraya geldiğini gösteriyor. İlerisi için güzel bir şey, buradaki yatırım miktarını arttırabileceğini gösteriyor. Uluslararası bir kent olma hürriyetini yakalıyoruz. Sadece turistik ziyaretçi değil, ekonomik olarak da uluslararası bir kent olma özelliğini yakalıyoruz. Dolayısıyla ticaret açısından da hukuk kurallarının işlediği, hukuki sözleşmelerin çalıştığı bir şehir durumundayız. Bu da yabancı sermayenin iştahını tetikliyor." "Turizm kenti olmamızdan dolayı enflasyonumuz daha yüksek olabilir" Antalya’da kent enflasyonunu yerel düzeyde hesaplayacak bir sistemlerinin olmadığını ancak turizm kenti olmanın etkisiyle fiyat artışlarının Türkiye ortalamasının üzerinde hissedilebildiğini vurgulayan Hacısüleyman, "Turizm kenti olmamızdan dolayı enflasyonumuz daha yüksek olabilir. Çünkü talep oluştuğu zaman fiyat artışları mümkün. Turizmde de bunu görüyoruz. Eskiden ‘Türkiye’nin ucuz ülke olması’ ifadesini hiç sevmiyorduk. Aslında oradaki ucuzluk ülkenin ucuz olması değil, tatil yapma yeri olarak ekonomik olması anlamına geliyordu. Fakat artan maliyetlerle baktık ki turizmde de yavaş yavaş fiyatlarımız Avrupa standartlarındaki tatil yerleriyle eşitlenmeye başladı. Bu da çok kazandığımızdan dolayı değil, maliyet artışlarının yüksekliğinden dolayı meydana geldi. Mecburen fiyatlarımızı artırmak zorunda kaldık" diyerek, fiyatlardaki artışın temelinde maliyet baskısı bulunduğunu vurguladı. "2026’da beklentimiz aynı sayıları yakalamak yönünde" Turist sayısına ilişkin değerlendirmesinde ise Hacısüleyman, 2024 ve 2025 sayılarının birbirine çok yakın seyrettiğine dikkat çekerek, "2024’te gelen sayı ile 2025’te gelen sayı birbirine eşitleyebileceğimiz kadar, çok küçük bir fark var. Bunu rekor olarak ifade edenler var ama biz öyle düşünmüyoruz. Sonuçta 60-70 bin kişinin bir fark olması çok da önemli değil. 2 yıl üst üste bir yerde kalmış olmamız bizi 2026’da çok da mutlu etmiyor. 2026’da beklentimiz aynı sayıları yakalamak yönünde" dedi. "Moral düşükse seyahatlerde azalma görüyoruz" "Küresel ekonomideki ve jeopolitik alandaki risklere vurgu yapan Hacısüleyman, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Gazze hattındaki çatışma, İran gerilimi, Grönland ve Venezuela gibi başlıkların hem ekonomik hem moral açıdan etkiler oluşturduğunu söyledi. Hacısüleyman, tatilin çoğu insan için "moral tazeleme" işlevi gördüğünü, moral bozukluğunun ise seyahat ve harcama kararlarını geciktirdiğini dile getirerek, şöyle devam etti: "Bizim için özellikle seyahatlerde moral bulmak için aslında o seyahati yapıyorsun veya bir tatile çıkıyorsun. Bu kadar süredir çalışıyorum, bir tatili hak ettim duygusunu tatmin etmek için seyahat ediyoruz. Fakat dünyada moral eğer düşükse bu seyahatlerde azalma görüyoruz. Bu sadece bizim için geçerli değil birçok ülke için geçerli. 2026’da aynı turist sayısı derken bu karamsar bir yaklaşım değil. Bunun gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum." Antalya için rezervasyonların şimdilik geçen yıl ile aynı seviyede gittiğini, erken rezervasyon döneminin 31 Mart’ta tamamlanacağını hatırlatan Hacısüleyman, esas eğilimin bu tarihten sonra netleşeceğini söyledi. Hacısüleyman, erken rezervasyonların bazen çok erken, bazen son günlere sıkışabildiğini, bu nedenle şu an için kesin bir artış ya da azalış öngörmek için erken olduğunu söyleyerek, "O yüzden karamsar değilim. Ama ‘şu kadar artış olacak’ demem için de bir sebep göremiyorum. 2026’da 17 milyonu yakalarız diye düşünüyorum. Üstünün olması hepimizi mutlu eder" diye konuştu. "Almanya ve Rusya’nın Antalya üzerindeki toplam payı yüzde 45" Ana pazarlar itibarıyla Antalya’nın Almanya ve Rusya’ya yüksek derecede bağımlı olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, iki ülkenin toplam payının yüzde 45’e ulaştığını hatırlattı. Hacısüleyman, "Bizim iki ana pazarımız var. Maalesef diyorum. İkisinin toplamı yüzde 45, Almanya ve Rusya. İki ana oyuncu var. Almanya 4 milyonla kapattı, Rusya 3,5 milyonla kapattı. Yüzde 45 iki ülkeden alıyoruz. Bir tanesi savaşta. Jeopolitik olarak baktığın zaman bu cereyan eden konularla doğrudan ilgili. Almanya’da da otomotiv sektörü hiç iyi değil. Bu da istihdam ve gelir üzerinde baskıya neden oluyor" ifadelerini kullandı. "Ayağınızı yorganınıza göre uzatın, üretimi durdurmayın, ihracata yönelin" NATO ülkeleri üzerinden yürüyen tartışmaların da Türkiye ve Antalya’yı dolaylı etkileyebilecek konular arasında olduğuna işaret eden Hacısüleyman, tüm bu başlıklar nedeniyle iş dünyasının "ihtiyatlı olmasının" önem taşıdığını vurguladı. Belirsizlikler nedeniyle iş dünyasına "temkinli büyüme" tavsiyesinde bulunan Hacısüleyman, "Meclis gündemlerimizde de üyelerimize her zaman ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız, ihtiyatlı davranmamız, üretimi güçlü şekilde sürdürmemiz ancak yeni açılımlara bir süre daha mesafe koymamız gerektiğini tavsiye ediyoruz. Büyüme ve genişleme planlarımızı, üretimi artırmamız lazım. Tüketimi enflasyon veya faiz politikalarıyla baskıladık ama bu baskılama üretimi olumsuz yönde etkiledi. Üretilmediği için tüketilmiyor gibi bir durum oluştu. Halbuki biz üretimi devam ettirip tüketimi azaltabiliriz ama üretimi ihracata doğru yönlendirmemiz gerekiyor, fabrikalarımızın tam kapasite ile çalışabilmesi gerekiyor. Bunu muhakkak ayakta tutmak zorundayız. Bu fabrikalarda herhangi bir çalışılmayan dönem, kapasite düşürme, atıl bir döneme girersek bunları tekrar harekete geçirmek çok zor oluyor" dedi. Expo alanı için çağrı ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, 2016’dan bu yana büyük ölçüde atıl durumda kalan 1 milyon metrekarelik Expo alanının mutlaka kente kazandırılması gerektiğini vurguladı. Hacısüleyman, Antalya’nın 330 şehirden doğrudan uçuş alabildiğini, geniş yatak kapasitesine sahip olduğunu, ancak modern ve büyük ölçekli bir fuar-kongre alanı eksikliğinin devam ettiğini söyledi. Şu anda görünen en güçlü ihtiyacın şehre ait daha büyük ve nitelikli bir fuar merkezi olduğunu vurgulayan Hacısüleyman, "Kongre açısından 5 bin kişilik bir salonumuz var. Yeterli mi? Hayır. Bazen 10 bin kişilik toplantıya, dünya toplantısı aldığın zaman 10 bin kişi geliyor. Bununla ilgili orayı değerlendirilebilir diye görüşümüzü söyledik. İster açık hava fuarcılık olur. Ama oranın çok düzgün bir fuar merkezine dönüşmesinin bence öncelikli olması lazım. COP31 vesile olabilir. Bizim 100 bin, 150 bin metrekarelik alanlara ihtiyacımız var" şeklinde konuştu. "657 bin yatak yeterli" Mevcut 657 bin yatak kapasitesinin Antalya için yeterli olduğunu belirten ATSO Başkanı, yeni otel yatırımlarının teşviklerle daha da hızlanmasının arz-talep dengesini bozabileceği uyarısında bulunarak, "Yeni yatırımlar devam etmemeli, bizim 657 bin yatağımız var. Büyük oranda doğrudur bu yatak kapasitemiz. Bazen ufak tefek sayılmayan veya gözden kaçan yataklar olabiliyor ama büyük ölçüde doğru diyebiliriz. Bu yatak kapasitesi bize yeter. Hazineden aldığımız teşvik belgeleri var. KDV muafiyeti anlamını taşıyor. Bunlar üç yılda bir verilsin. Yoksa biz arzı birdenbire arttırdık bugüne kadar 50 bin yatak, 100 bin yatak, 80 bin yatak. Yeterince ziyaretçi gelmeyince fiyatları düşürdük. Bu duruma gelmeyelim. Biz artık tecrübesiz bir ülke değiliz" dedi. ATSO’nun 2026 vizyonu ATSO’nun 2026’da sürdüreceği faaliyetlere değinen Hacısüleyman, şehirde "fikir üretme ve bu fikirlere ışık tutma" hedefiyle hareket ettiklerini söyledi. Hacısüleyman, 10 Şubat’ta "Dijital İnsan" başlığıyla sosyal medya ve dijital kimlik konusunu ele alan bir etkinlik planladıklarını anlatarak, ATSO’nun yurt dışına açılma çabalarının devam ettiğini belirtti. ATSO seçimlerinin 2026 yılı sonbaharında yapılacağını da söyleyen Hacısüleyman, mevcut görev süresinin son 10-11 ayını seçim kampanyası değil, şehre hizmet odaklı geçirmek istediğini söyledi. Ali Bahar’ın vefatı sonrası yönetim kurulu üyelerinin teveccühüyle başkanlık görevini devraldığını hatırlatan Hacısüleyman, Antalya iş dünyasında bu görevi yapabilecek çok sayıda isim bulunduğunu belirterek, "Bu göreve ben Antalya’da, iş dünyasında çokça kişinin bu görevi yapabileceğini düşünüyorum. Binlerce kişi bu görevi yapabilir. Burada önemli olan konsensus sağlamak, yani ortak adaylar üzerinde konuşabilmek" dedi. Hacısüleyman, seçim takvimi için 1 Ekim-30 Kasım aralığında iki tarih bandı bulunduğunu, konunun henüz yönetim kurulunda konuşulmadığını, bu nedenle net tarih vermenin doğru olmayacağını ifade etti. Toplantıda söz alan ATSO Başkan Yardımcısı Hakan Pakalın ise, Antalya’nın su yönetimi konusundaki durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye geneline kıyasla Antalya’nın su yönetimi açısından iyi bir noktada olduğunu belirten Pakalın, mevcut tüketim alışkanlıkları ve yağış-su kaynağı eğilimleri dikkate alındığında 3-5 yıl içinde sıkıntılı senaryoların gündeme gelebileceği uyarısını yaptı.
Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler’in ilk durağı Dereköy İlköğretim Okulu oldu
16 Ocak 2026 Cuma - 10:11 Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler’in ilk durağı Dereköy İlköğretim Okulu oldu Marmarabirlik’in çocuklarda sağlıklı beslenme bilincini artırmak ve mutfağı eğlenceli, erişilebilir bir alan haline getirerek özgüvenlerini geliştirmek amacıyla hayata geçirdiği "Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler" projesi, ilk etkinliğini Dereköy İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirdi. Etkinliğe Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Marmarabirlik Genel Müdürü Mehmet Ertaş, Marmarabirlik Mali ve İdari İşler Direktörü Murat Kocaman ile Bursa protokolü katılım sağladı. Program kapsamında Marmarabirlik, Dereköy İlköğretim Okulu’nun dördüncü sınıf öğrencilerini Bursa gastronomisinin tanınmış şeflerinden Tuncay Sönmez ile buluşturdu. Öğrenciler, Tuncay Şef’in yönlendirmesiyle içinde zeytin, zeytin ezmesi ve zeytinyağı bulunan ilginç tarifler hazırladı. Etkinliğin sonunda hazırlanan tabaklar arasında küçük bir yarışma gerçekleştirildi. Şef Tuncay Sönmez’in yaptığı değerlendirme sonucu dereceye giren üç öğrenciye çeşitli hediyeler takdim edildi. Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, etkinlik sonrası yaptığı değerlendirmede çocuklara yönelik projelerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Sağlıklı beslenmenin temelleri erken yaşlarda atılıyor. Biz de Marmarabirlik olarak zeytin ve zeytinyağının sağlıklı yaşam kültürü içindeki yerini çocuklara eğlenceli bir deneyimle aktarmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Projemizi farklı okullarda sürdürmeye devam edeceğiz." Şef Tuncay Sönmez ise öğrencilerin performansından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Çocukların mutfakta bu kadar istekli ve hevesli olması çok kıymetli. Zeytin ve zeytinyağını tariflerinde kullanırken hem eğlendiler hem de yeni tatlar deneyimlediler." dedi. Marmarabirlik, "Minik Şeflerle Zeytinli Tarifler" projesini önümüzdeki dönemde farklı okullarda da uygulayarak daha fazla çocuğa ulaşmayı hedefliyor.
Türkiye’de 2025 yılında 2 milyon 368 bin 538 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı
16 Ocak 2026 Cuma - 10:07 Türkiye’de 2025 yılında 2 milyon 368 bin 538 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı Türkiye’de 2025 yılında 2 milyon 368 bin 538 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 35,5 arttı. Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Aralık ayı sonu itibarıyla 33 milyon 612 bin 650 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Aralık ayı Motorlu Kara Taşıtları verilerini açıkladı. Türkiye’de 2025 yılında bir önceki yıla göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 8,9 azalarak 2 milyon 368 bin 538 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 52,5 artarak 55 bin 907 adet oldu. Böylece Ocak-Aralık döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 2 milyon 312 bin 631 adet artış gerçekleşti. Aralık ayında 248 bin 205 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 59,3’ünü otomobil, yüzde 23,6’sını motosiklet, yüzde 12,9’unu kamyonet, yüzde 1,9’unu traktör, yüzde 1,2’sini kamyon, yüzde 0,6’sını minibüs, yüzde 0,3’ünü otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu. Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 35,5 arttı Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre otomobilde yüzde 53,3, kamyonette yüzde 37,5, traktörde yüzde 26,8, minibüste yüzde 19,2, özel amaçlı taşıtta yüzde 10,3, motosiklette yüzde 6,8, otobüste yüzde 3,3 ve kamyonda yüzde 2,9 arttı. Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 arttı Aralık ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı özel amaçlı taşıtta yüzde 84,1, kamyonette yüzde 49,6, otomobilde yüzde 35,3 artarken motosiklette yüzde 38,1, traktörde yüzde 33,2, minibüste yüzde 29,0, kamyonda yüzde 26,0 ve otobüste yüzde 2,3 azaldı. Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Aralık ayı sonu itibarıyla 33 milyon 612 bin 650 oldu Aralık ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 51,7’sini otomobil, yüzde 21,2’sini motosiklet, yüzde 14,6’sını kamyonet, yüzde 6,9’unu traktör, yüzde 3,1’ini kamyon, yüzde 1,6’sını minibüs, yüzde 0,6’sını otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu. Aralık ayında 1 milyon 158 bin 490 adet taşıtın devri yapıldı Aralık ayında devri yapılan taşıtların yüzde 68,9’unu otomobil, yüzde 15,2’sini kamyonet, yüzde 7,7’sini motosiklet, yüzde 3,7’sini traktör, yüzde 2,1’ini kamyon, yüzde 1,7’sini minibüs, yüzde 0,5’ini otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu. Aralık ayında 147 bin 173 adet otomobilin trafiğe kaydı yapıldı. Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 46,4’ü benzin yakıtlı Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan 1 milyon 120 bin 427 adet otomobilin yüzde 46,4’ü benzinli, yüzde 27,3’ü hibrit, yüzde 16,7’si elektrikli, yüzde 8,5’i dizel ve yüzde 1,1’i LPG’lidir. Aralık ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 17 milyon 373 bin 581 adet otomobilin ise yüzde 32,6’sı dizel, yüzde 30,9’u benzinli, yüzde 30,1’i LPG’li, yüzde 4,0’ı hibrit ve yüzde 2,1’i elektriklidir. Yakıt türü bilinmeyen otomobillerin payı ise yüzde 0,2. Trafiğe kayıtlı taşıtların ortalama yaşı 14,2 olarak hesaplandı Türkiye’de 2025 yılı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 33 milyon 612 bin 650 adet motorlu kara taşıtı için ortalama yaş 14,2 olarak hesaplandı. Ortalama yaş otomobillerde 14,2, minibüslerde 16,2, otobüslerde 16,5, kamyonetlerde 14,2, kamyonlarda 18,4, motosikletlerde 9,9, özel amaçlı taşıtlarda 15,7 ve traktörlerde 24,9. Devri yapılan taşıtların ortalama yaşı 11,8 olarak hesaplandı Türkiye’de 2025 yılında devri yapılan 11 milyon 213 bin 405 adet motorlu kara taşıtı için ortalama yaş 11,8 olarak hesaplandı. Devri yapılan otomobillerin ortalama yaşı 12,7, minibüslerin 11,9, otobüslerin 11,3, kamyonetlerin 11,3, kamyonların 14,1, motosikletlerin 4,0, özel amaçlı taşıtların 16,0 ve traktörlerin 19,2.
Alaşehir’de yağmur ve kar çiftçiye umut oldu
16 Ocak 2026 Cuma - 10:00 Alaşehir’de yağmur ve kar çiftçiye umut oldu Manisa’nın Alaşehir ilçesinde özellikle yüksek kesimlere yağan kar ve etkili olan yağmur, kuraklık endişesi yaşayan çiftçilerin yüzünü güldürdü. Yer yer 50 santimetreyi aşan kar yağışıyla birlikte barajlar ve yer altı suları için umutlar yeniden yeşerdi. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde son günlerde özellikle yüksek kesimlere yağan kar ile sakin şekilde etkili olan yağmur, çiftçilerin yüzünü güldürdü. Yağışların toprağı suya doyurması, barajları doldurması ve yer altı su seviyelerini yükseltmesi beklenirken, üreticiler bereketli bir yıl umut ediyor. Alaşehir’in Azıtepe, Kozluca, Bahadır, Çarıkbozdağ ve Dağhacıyusuf mahalleleri başta olmak üzere yüksek kesimlerde yer yer 50 santimetreyi aşan kar yağışı sevinçle karşılandı. Kar ve yağmurun etkisiyle uzun süredir kuruyan dereler yeniden akmaya başlarken, barajlardaki su seviyelerinde de artış gözlendi. Dağhacıyusuf Mahallesi’nde çiftçilik yapan Ali Akgün, bu yılın bereketli geçeceğini belirterek, "Özellikle yüksek kesimlere yağan yoğun kar bölgemiz için büyük nimet. Karın erimesiyle birlikte toprak suya doyacak, ürünlerimiz daha verimli olacak" dedi. Bölgede başta kiraz olmak üzere kestane, ceviz, üzüm, fasulye, domates, biber ve tahıl gibi birçok ürünün yetiştirildiğini ifade eden üreticiler, kar ve yağmurun bu ürünler için büyük önem taşıdığını dile getirdi. Üzüm üreticisi Bekir Şahal ise karın yağmura göre toprağı daha iyi beslediğini vurgulayarak, "Yağmur şiddetli olduğunda sel olup akıp gidiyor. Kar ise yavaş yavaş eriyerek toprağı doyuruyor. Bu sayede yer altı suları yükselecek, barajlar dolacak. Soğuk havalar bağlarımızın kış uykusunu tamamlamasını sağlayacak ve verim artacak" diye konuştu. Geçen yıl kuraklık nedeniyle büyük sıkıntılar yaşadıklarını hatırlatan Şahal, son günlerdeki kar ve yağmurun çiftçinin yüzünü güldürdüğünü belirterek, "En büyük sorunumuz susuzluk. Yağışlar devam ettiği sürece çiftçi mutlu olacak. Bu yılın bereketli geçmesini umut ediyoruz" ifadelerini kullandı.