ÇEVRE
Yabani otların arasından özenle seçilerek, jilet yardımıyla tek tek toplanıyor 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:54:50 Sivas’ta şiirlere türkülere konu olan madımak sezonu açıldı. Kadınların bin bir zahmetle toplayıp çeşit çeşit yemeğini yaptığı madımağın kilosu pazarda 200 TL’den satılıyor. Sivas ve çevre illerde sofraların vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan madımak sezonu açıldı. Karların erimesi ve doğanın yeşermesiyle kadınlar meralara çıkarak madımak hasadına başladı. Doğada kendiliğinden yetişen ve çeşit çeşit yemekleri yapılan madımak, yabani otların arasından özenle seçilerek, jiletler yardımıyla tek tek toplanıyor. Toplanması oldukça zahmetli olan madımağın kilosu pazarda 200 TL’den satılıyor. Jiletler yardımıyla tek tek toplanıyor Sivas’ta madımak hasadı için bir araya gelen kadınlar hem madımak topluyor hem de madımak türküleri söylüyor. Sivaslı kadınlar madımakla yapılan tüm yemekleri sevdiklerini belirterek, "Yumurta ve kavurma ile mıhlaması yapılıyor onu çok seviyorum. Çorbasını seviyorum. Toplarken temiz toplamaya dikkat ediyoruz. Toplaması zevkli toplarken ilaç gibi geliyor iyi hissediyorum. En başta bağırsaklar için çok faydalı bir ürün. Biz de her sene topluyoruz, yemeğini yapıyoruz, kurutuyoruz, konservesini yapıyoruz. Gurbetteki akrabalarımız istiyor onlara gönderiyoruz. Madımağın bulgurlu çorbası yapılıyor, mıhlaması yapılıyor güzel faydalı lezzetli bir ürün" ifadelerini kullandı. Tezgahlarda yerini aldı Sivas’ta madımak sezonunun açılmasıyla madımak, tezgahlarda da yerini aldı. Toplama zahmetine katlanmak istemeyenler kilosuna 200 TL ödeyerek sahip olabiliyor. Pazar esnafından Ethem Yıldız gurbetçilerin gelmesiyle satışların artacağını ifade edip, "Önceden nisan ayında madımak çıkıyordu şimdi hava sıcaklıklarından dolayı bir sene geriye atıyor mayıs ayında çıkıyor. Bir haftadır satıyoruz madımak toplandıkça pazar tezgahımıza getiriyoruz. Gurbetteki vatandaşlar gelmediği için çok bir rağbet yok ama ilerleyen günlerde madımağa büyük bir talep oluşuyor. Her sene bu aylarda başlıyoruz, haziran ayının ortasına kadar satışlarımız devam ediyor. Yeni başlamasına rağmen gayet güzel bir rağbet var ama bu rağbet tabii ki artacaktır" şeklinde konuştu.
RTE Bulvarı’nın iki önemli bağlantı yolu trafiğe açıldı
02 Şubat 2026 Pazartesi - 14:37 RTE Bulvarı’nın iki önemli bağlantı yolu trafiğe açıldı Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından kentin ulaşım altyapısını güçlendirmek ve trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla hayata geçirilen Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı(RTE) projesinde çalışmalar tüm hızıyla devam ederken Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan da çalışmaları yakından takip ediyor. Başkan Doğan, "Yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, Samsun’un gelecekteki ulaşım taleplerine de cevap verecek şekilde tasarlanan projemizde son aşamadayız. İki önemli bağlantı yolunu daha trafiğe açtık. Ekibimize özverili çalışmalarından ötürü teşekkür ediyorum" dedi. Samsun Büyükşehir Belediyesi şehir içi ulaşımı rahatlatacak önemli projelerinden biri olan Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı’ndaki düzenleme çalışmalarında son aşamaya geldi. Şehrin en önemli ana ulaşım arterlerinden biri olan bulvarda yürütülen çalışmayla 2x2 şerit olarak kullanılan bulvar, yapılan düzenlemelerle 2x3 şeritli bir yapıya kavuşturuluyor. Böylece araç geçiş kapasitesi yükseltilirken, sürücüler için daha güvenli ve konforlu bir ulaşım imkânı sunulması hedefleniyor. Projede trafik akışını kesintisiz hale getirecek farklı seviyeli kavşak çözümleri de yer alıyor. "Bu proje trafikte uzun vadeli bir rahatlama sağlayacak" Sahada yürütülen çalışmaları yakından takip eden Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı kapsamındaki çalışmaları da yerinde inceledi. Proje ile ilgili değerlendirme yapan Başkan Doğan, "Yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, Samsun’un gelecekteki ulaşım taleplerine de cevap verecek şekilde tasarlanan projemiz hızla devam ediyor. Bu projenin Samsun trafiğine uzun vadeli bir rahatlama sağlayacağını öngörüyoruz. Çalışmalarımız titizlikle ve kararlılıkla sürüyor. Proje ilerledikçe tamamlanan bölümleri de etap etap trafiğe açıyoruz. İki önemli bağlantı yolunu daha trafiğe açtık. Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı, Samsun trafiğinde kritik bir rol üstlenecek ve ulaşımda önemli bir rahatlama sağlayacak. Bu projede ekip arkadaşlarımızın gece gündüz demeden gösterdiği özveri ve fedakarlık da var. Bu nedenle tüm ekip arkadaşlarımıza bu özverili çalışmalarından ötürü teşekkür ediyorum" dedi. İki önemli bağlantı yolunu trafiğe açıldı Trafiğe açılan bağlantı yolları ile Otogar istikametinden Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı’na seyahat edenler, yeni yapılan katlı kavşak üzerinden Elbistan Bulvarı’na dönüş sağlayabilecek. Elbistan Bulvarı’ndan gelenler ise Otogar ve Alaçam Caddesi yönüne, Hürriyet Caddesi üzerinden tek yön olarak ilerleyebilecek.
Artan deprem grafiğine uzman yorumu
02 Şubat 2026 Pazartesi - 14:34 Artan deprem grafiğine uzman yorumu Türkiye genelinde son dönemde art arda meydana gelen depremler endişe oluştururken, Prof. Dr. Şerif Barış, deprem sayılarındaki artışa ilişkin açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Barış, "Türkiye’de de dünyada da depremler zaman zaman bazı dönemlerde artar, bazı dönemlerde azalır. Bu o dönemlerden bir tanesi" ifadelerini kullanarak, asıl odaklanılması gereken konunun hazırlık, zarar azaltma çalışmaları ve teknolojik çözümler olduğunu ifade etti. Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Yer Fiziği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış, son dönemde sıklaşan depremler ve Marmara Bölgesi’ndeki risk durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Depremlerin belirli dönemlerde artış gösterebildiğini dile getiren Prof. Dr. Şerif Barış, Türkiye’de ve dünyada geçmiş yıllarda da benzer yoğunlukların yaşandığını söyledi. Ölçüm ve kayıt sistemlerindeki gelişmelere dikkati çeken Barış, deprem istasyon sayısının artmasıyla birlikte daha küçük ölçekli sarsıntıların da kayda girdiğini, bunun da deprem sayılarında artış olduğu yönünde bir algı oluşturduğunu ifade etti. "2017 yılında 34 bin deprem meydana geldi" Depremlerin belirli dönemlerde artış gösterebildiğini ifade eden Prof. Dr. Barış, "Türkiye’de de dünyada da depremler zaman zaman bazı dönemlerde artar, bazı dönemlerde azalır. Bu o dönemlerden bir tanesi. Örneğin yine 2016’da Türkiye’nin kendi içinde ve etrafında 18 bin deprem varken, 2017 yılında 34 bin deprem meydana geldi ama kimse bunun farkında değildi. Dolayısıyla depremler zaman zaman artabilir" dedi. Deprem kayıtlarındaki artışın teknik nedenlerine değinen Barış, "Özellikle son dönemlerde gerek AFAD’ın gerekse Kandilli Rasathanesi’nin deprem istasyon sayısı çok arttı. Dolayısıyla deprem istasyon sayısı çok artınca, bu depremlerin aletsel olarak kaydedilmesi, çözülmesi ve listelenmesi çok çok daha küçük aletsel büyüklüklere indi. İnsanlar doğal olarak eskiden 1,5-2’den daha büyük depremleri görmüşken şimdi 0.5’e kadar depremler listede var. Bu da sayıların artmasına yol açıyor" diye konuştu. "Türkiye geçmişte daha yıkıcı bir dönem yaşadı" Türkiye’nin tarihsel deprem verilerini de hatırlatan Prof. Dr. Barış, şöyle konuştu: "Türkiye 1840’la 1970 yılları arasında 32 tane yıkıcı depremle karşı karşıya kaldı. Halbuki 1970’ten günümüze kadar 55 yıl geçti, henüz 10 tane bile büyük, 7’den büyük deprem yok. Bu demek değil ki depremler olmayacak. Biz her 6.5, 6’dan büyük bir depremin 1,5 yılda, her 7’den büyük depremin de ortalama 4,5 yılda bir Türkiye’yi sarstığını biliyoruz. O yüzden bu sayılara bakmadan bizim hazırlanmamız lazım." Marmara Bölgesi’ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Barış, sismik boşluk kavramına dikkati çekerek, "Sismik boşluk büyük depremlerin meydana geldiği ancak yüzlerce yıldır büyük depremin olmadığı ve ileride, yakın zamanda ya da ileriki dönemlerde deprem olacak yerlere denir. 2004’te yapılan çalışmada 7’den büyük bir depremin İstanbul 50 kilometrelik yarı çaplı bir bölgede olma ihtimali yüzde 52, 2016’da yapılan ortak bir çalışmada da bu oranın yüzde 47 olduğu söylendi. Bu her an deprem olacak demek değil. Bilakis İstanbul ve Marmara bölgesindeki insanların büyük bir depreme hazırlanması için zamanı var demek" şeklinde konuştu. "Bu doğru değil" Küçük bir sarsıntıda binaların yıkılacağından dolayı vatandaşların kendilerini balkonlardan ve camlardan attığını belirten Barış, "Aslında bizler her sarsıntıda binalar sallanınca korkuyoruz, bir yanlış davranışla kendimizi balkonlardan, camlardan atıyoruz, evlerden dışarı kaçıyoruz. Bu çok doğru bir davranış değil. Büyük depremlerde görülen hasarlar ve yıkımların korkusuyla insanlar bütün binaların çökeceğini ve altında kalacaklarını düşünüyorlar ki, bu doğru değil. Her depremde, büyük depremlerde bütün binalar sallanır ama çökenler yani yamyassı olanlar çok dayanıksız, insanların kolon ve kiriş kestiği, yanlış projelerle ciddi bir mühendislik görmemiş yapılardır" diye konuştu. "1999 depremi Türkiye için bir milattı, 2023 de o miladı tekrar hatırlattı" Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 depremine ilişkin ise Barış, "Yahya Kaptan Kocaeli’nin en kötü zeminlerinden birisidir ama orada zemin iyileştirme ve o zemine uygun depreme dayanıklı yapı yapıldığı için hasar olmadı. 2000’den sonra yapılan binaların 1999 öncesinden nazaran çok daha dikkatli yapıldığını söyleyebilirim. 1999 depremi Türkiye için bir milattı, 2023 de o miladı tekrar hatırlattı" ifadelerini kullandı. "Planınız yoksa bir afet karşısında mutlaka savunmasız kalırsınız" Depreme hazırlığın toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Barış, "Vatandaşların ve ailelerin evlerinde, işletmelerin ve sanayi kuruluşlarının da iş yerlerinde mutlaka bir hazırlık yapması gerekiyor. Zarar azaltma çalışmaları planlama, eğitim ve tatbikattan geçer. Planınız yoksa bir afet karşısında mutlaka savunmasız kalırsınız" dedi. "Yapay zeka teknolojisinin yaygınlaşması önemli" Teknolojinin afet zararlarını azaltmadaki rolüne de değinen Prof. Dr. Barış, sözlerini şöyle tamamladı: "Erken uyarı sistemleri dünyada depremi önceden bilen sistemler değildir. Deprem olduğu anda ilk P dalgasından faydalanarak asıl yıkıcı olan S dalgaları gelmeden insanları uyaran sistemlerdir. Akıllı teknolojiler, yapay zeka teknolojileri ve erken uyarı sistemleri gibi sistemlerin Türkiye’nin tamamına yaygınlaştırılması önemlidir."
Battalgazi’de Sosyal Yaşam Merkezi Ramazan ayında da hizmet verecek
02 Şubat 2026 Pazartesi - 14:17 Battalgazi’de Sosyal Yaşam Merkezi Ramazan ayında da hizmet verecek Battalgazi Belediyesi Sosyal Yaşam Merkezi, sunduğu spor ve sosyal imkanlarla yoğun ilgi görürken, Ramazan ayında da hizmet vermeye devam edecek. Battalgazi Belediyesi tarafından uzun süredir hizmet veren Sosyal Yaşam Merkezi, spor yapmak ve sosyal zaman geçirmek isteyen vatandaşların uğrak noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Geniş kullanım alanları, modern altyapısı ve farklı branşları bir arada sunan yapısıyla dikkat çeken merkez, yalnızca Battalgazi’ye değil Malatya geneline hitap ederek her yaştan vatandaşa yılın her döneminde aktif ve sağlıklı bir yaşam imkânı sunuyor. Vatandaşlardan merkeze tam not Tesisten yaklaşık 4-5 yıldır faydalandığını belirten Abdullah Polat, merkezin günlük hayatta önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade ederek, "Birçok salona gittim ama buradaki ortam, temizlik, ısınma ve ekipman kalitesi gerçekten çok iyi. Kış günü bile içeride penye şortla rahatça spor yapabiliyoruz. Fitness, havuz, masa tenisi, resim, saz gibi birçok branşı aynı anda kullanabiliyoruz. Çocuğumuzla, kuzenimizle birlikte gelebiliyoruz. Hocalarından resepsiyona, temizlik görevlisinden yönetime kadar herkes çok ilgili. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim" dedi. Havuz kullanımı ve abonelik sistemi Merkezde görev yapan Yüzme Antrenörü Mehmet Akif Helvalcı ise tesisin teknik donanımı ve kullanım sistemi hakkında bilgi vererek, yarı olimpik yüzme havuzunun 25 metre uzunluğunda ve 1.70 metre derinliğinde olduğunu, tesisin pazartesi günleri kapalı olduğunu, diğer günlerde ise sabah 08.00’den akşam 22.00’ye kadar hizmet sunduğunu belirtti. Çarşamba günleri günlük girişle halk seanslarının yapıldığını ifade eden Helvalcı, diğer günlerde 3, 6 ve 12 aylık abonelik sistemi uygulandığını, havuz üyeliğine dâhil olarak hamam, sauna ve buhar odalarından da faydalanılabildiğini söyledi. Merkezde görev yapan Fitness Antrenörü Seher Ürkmez de tesis bünyesinde yürütülen branşlar hakkında bilgi vererek, bay ve bayanlara ayrı fitness salonları ile bay ve bayanlara ayrı yüzme havuzlarının bulunduğunu ifade etti. Ürkmez, bununla birlikte kadınlar için pilates, erkekler için muay thai, çocuklar için jimnastik ve bağlama kurslarının da düzenlendiğini belirtti. Tesisin pazartesi günleri kapalı olduğunu aktaran Ürkmez, çarşamba günlerinin ise halk günü olarak uygulandığını söyledi. Kadın ve erkekler ayrı ayrı hizmet veren fitness salonları ve yüzme havuzlarının bulunduğu merkezde, çocuklar için ayrı havuz alanları da yer alıyor. Tesis bünyesinde hamam, sauna, buhar odası ve vitamin barlar bulunurken, yaklaşık 300 araçlık açık otopark sayesinde ulaşımda da kolaylık sağlanıyor. Yeşil alanlar içerisinde çocuk oyun parkları, yetişkinler için açık alan spor aletleri ve yaklaşık 400 metrelik yürüyüş yolu yer alırken, kapalı alanda masa tenisi salonu, açık alanda ise basketbol, voleybol ve tenis sahaları vatandaşların kullanımına sunuluyor. Ramazan’da 17.00-23.00 saatleri arasında açık Ramazan ayında da hizmet vermeye devam edecek olan Battalgazi Belediyesi Sosyal Yaşam Merkezi, bu süreçte 17.00 ile 23.00 saatleri arasında açık kalarak, özellikle çalışanlar, öğrenciler ve aileler için yılın her döneminde erişilebilir bir spor ve sosyal yaşam alanı olmayı sürdürüyor.
Sulak alanlar için hayati çağrı
02 Şubat 2026 Pazartesi - 13:36 Sulak alanlar için hayati çağrı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, Türkiye’nin coğrafi yapısı, konumu ve ekolojik çeşitliliğiyle son derece önemli bir ülke olduğunu vurgulayarak sulak alanlar için hayati bir çağrıda bulundu. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle İHA muhabirine açıklamalarda buluna Prof. Dr. Lokman Aslan, Türkiye’nin kıtalar arasında doğal bir köprü konumunda bulunduğunu söyledi. Bu özelliğin fauna ve flora açısından büyük bir zenginlik sağladığını dile getiren Aslan, sulak alanların yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemleri arasında yer aldığını kaydetti. Bu alanların birçok canlı türü için beslenme, üreme ve barınma imkânı sunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aslan, sulak alanların yalnızca bulundukları ülke için değil, tüm dünya için ‘doğal zenginlik müzeleri’ olarak kabul edildiğini belirtti. Sulak alanların, çevresinde yaşayan insanlar için de büyük önem taşıdığını söyleyen Aslan, bu alanların bölge ve ülke ekonomisine katkı sağladığını, aynı zamanda doğal dengenin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında vazgeçilmez bir role sahip olduğunu kaydetti. İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Aslan, sulak alanların hızla değişen çevresel şartlara uyum sağlayabilme yeteneğinin, hem insanlar hem de yaban hayatı için hayati önemde olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Aslan, bu nedenle dünya genelinde sulak alanların önemi ve işlevleri üzerine yapılan bilimsel araştırmaların artmasının doğal olduğunu söyledi. Van Gölü Havzası’nın, nesli tehlike altında veya koruma altındaki çok sayıda kuş türüne ev sahipliği yaptığını belirten Aslan, bölgenin aynı zamanda karasal açıdan da zengin bir yaban hayatı popülasyonuna sahip olduğunu vurguladı. Yapılacak detaylı araştırmalarla bu türlerin sayısının daha da artabileceğini ve nesli tükenme tehlikesi altındaki canlıların korunmasına önemli katkılar sağlanacağını ifade eden Prof. Dr. Aslan, Van Gölü Havzası’nın büyük ölçüde tahrip edilmemiş doğasıyla dikkat çektiğini kaydetti. Prof. Dr. Aslan, bölgede Türkiye’deki sulak alanların yaklaşık beşte birine denk gelen 418 bin 560 hektarlık alan bulunduğunu ve bu özelliğiyle Van’ın göçmen ve yerleşik kuş popülasyonu açısından son derece zengin olduğunu belirtti. Van’da Bendimahi, Çelebibağı, Erçek Gölü, Dönemeç Deltası, Turna Gölü, Akgöl ve Karasu Deltası gibi büyük sulak alanların yanı sıra çok sayıda küçük sulak alanın da bulunduğunu aktaran Aslan, bu alanlarda göçmen ve yerleşik kuşların yanı sıra birçok canlı türünün yaşam bulduğunu söyledi. Bu canlıların Van Gölü Havzası’na ve ülkemize büyük değer kattığını bildiren Prof. Dr. Aslan, "Doğal miraslarımızı gelecek nesillere aktarmak için onları koruyalım. Değeri yok olduktan sonra anlaşılan yerler olmasın" ifadelerini kullandı.