Yerel Haberler
Bursa
Uzmanından kadınlara hayati hatırlatma
10 Ocak 2026 Cumartesi - 11:42 Uzmanından kadınlara hayati hatırlatma Ocak ayı boyunca yürütülen Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulunan Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer, rahim ağzı kanserine karşı düzenli tarama testleri ile HPV aşısının hayati öneme sahip olduğunu söyledi. Serviks kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi halinde tedavi başarısının yüzde 90’ın üzerine çıktığını belirten Op. Dr. Fatma Serra Sezer, bu kanser türünün düzenli kontroller sayesinde büyük oranda önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Buna rağmen Türkiye’de hâlâ geç evrede tanı alan vakalarla karşılaşıldığını ifade eden Op. Dr. Sezer, farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Rahim ağzı kanserinin başlıca nedeninin Human Papilloma Virüsü (HPV) enfeksiyonu olduğunu aktaran Op. Dr. Sezer, HPV’nin toplumda yaygın olduğunu ve bireylerin büyük bir kısmının yaşamlarının herhangi bir döneminde bu virüsle karşılaşabildiğini söyledi. Düzenli olarak yapılan smear ve HPV testlerinin, kansere dönüşme potansiyeli taşıyan hücresel değişiklikleri erken aşamada ortaya koyduğunu dile getirdi. Kadınların 21 yaşından itibaren ya da cinsel olarak aktif olduktan sonra düzenli jinekolojik muayenelerini aksatmaması gerektiğini belirten Op. Dr. Fatma Serra Sezer, tarama testlerinin genellikle kısa sürede ve ağrıya neden olmadan uygulanabildiğini kaydetti. Erken evrede tespit edilen lezyonların, basit ve etkili tedavi yöntemleriyle tamamen ortadan kaldırılabildiğini söyledi. HPV aşısının yalnızca kadınlar için değil, erkekler için de önemli bir koruyucu uygulama olduğunu vurgulayan Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer, aşının özellikle serviks kanserine yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı güçlü bir bağışıklık sağladığını ifade etti. Aşının ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılmasının önerildiğini, ancak ileri yaşlarda da koruyuculuğunu sürdürdüğünü belirtti. Ocak ayının kadınların kendi sağlıklarını yeniden gözden geçirmeleri için önemli bir fırsat sunduğunu söyleyen Op. Dr. Fatma Serra Sezer, tüm kadınlara düzenli kontrollerini yaptırmaları, HPV aşısı hakkında bilgi almaları ve bedenlerinden gelen uyarı sinyallerini ciddiye almaları çağrısında bulundu.
Kurulan her meyve bahçesinde "Bursa" imzası var
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:14 Kurulan her meyve bahçesinde "Bursa" imzası var Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı kırsal Cerrah Mahallesi’nin, yılda yaklaşık 15 milyon tohumdan anaç (aşılanmamış küçük fidan, çöğür) üretimiyle ülkede kurulan her bahçede imzası bulunuyor. Cerrah Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Bayram, Cerrah’ın uzun yıllardır tohum anaç yani çöğür üretttiğini belirterek, kooperatifin 2007 yılında kurulduğunu ve 2011’den bu yana profesyonel faaliyet yürüttüğünü anlattı. Bayram, 2011 yılına kadar 60 civarında ortakları bulunduğunu, ziraat mühendisi çalıştırma zorunluluğu ve kendilerine rakip olan doku kültürü laboratuvarlarındaki üretimin artmasıyla ortak sayılarının bugün 30’a gerilediğini kaydetti. Bugün 600 dönüm üzerinde çöğür ve fidan üretimi yapıldığını dile getiren Bayram, şöyle konuştu: "Fidanın başlangıcı çöğürdür. Tohum anaç yani çöğür olmadan fidan olmaz. 2025 yılını hesap edersek yaklaşık 15 milyon çöğür üretimimiz oldu. Ayrıca 3 milyona yakın elma anacı üretiyoruz. Bunun yanında tohum anacını üretirken fidanını da üretiriz dedik ve ona başladık. Kimisi sadece çöğür kimi de hem çöğür hem fidan üretiyor. İnegöl’ü Bursa’yı içine katarsak bölgeye yaklaşık 7 milyon da fidan üretimi var. Sadece Cerrah olarak 20 milyon civarında çöğür ve fidan üretiyoruz." Kayısı tohumu Tokat’tan, kiraz Düzce’den, armut Ardahan’dan Türkiye’de fidan üreten ya da üretecek herkesin Cerrah’ı bildiğine dikkati çeken Bayram, "En sağlıklı çöğür, fidan üretimi Marmara’da, Bursa’da, İnegöl’de oluyor" dedi. İnegöllü çöğür üreticilerinin tohumlar için ülkenin farklı yerlerine gittiğini aktaran Bayram, "Mesela armut için Ardahan’a giderler. Orada dağda ormanda yabani armut tohumlarını toplarlar. Kayısı Tokat ve Erzincan dağlarından getirilir. Zerdalidir yabani kayısı. Kiraz tohumunu Düzce bölgesinin köylerinden temin ediyoruz. Erik, Bursa ve civarında var. Tohumlar İnegöl’e getirilir ve süreç başlar" ifadesini kullandı. 15 yılda Azerbaycan’a milyonlarca fidan gönderildi Tohumların Cerrah’da bir yıl içinde çöğüre dönüştüğünü anlatan Bayram, "Tohum anacı en sağlıklı anaçtır, çöğürdür. Bunlarla kurulan bahçeler terbiye edilmesi gerekiyor ki verimli bahçe oluşsun. Bugün Türkiye’de kurulan her meyve bahçesinde, Azerbaycan’da kurulan bahçelerin önemli bölümünde Cerrah imzası var. Bizdeki çöğür olmadan bahçe kurulamaz" dedi. Bayram, Azerbaycan’ın yanı sıra Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ile Avvrupa, Ortadoğu ve Arap ülkelerine ihacatlarının olduğunu belirterek, "Azerbaycan son yıllarda meyvede büyük hamle yapıyor. 15 yıldır Azerbaycan’a milyonlarca çöğür ve fidan gönderildi. Oradaki bahçelerin büyük kısmı, Türkiye’den giden çöğür ve fidanlarla oluşturuldu" diye konuştu.
Yıldırım’a yeni kültür merkezleri inşa ediliyor
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:14 Yıldırım’a yeni kültür merkezleri inşa ediliyor Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, ilçede yeni kültür merkezlerini hayata geçireceklerini söyledi. Duaçınarı’nda 9 dönümlük alanda 900 kişilik kültür merkezi ve nikah salonunun ihalesi yapıldı. Yıldırım Medresesi Gençlik Merkezi olarak hizmet verecek, Setbaşı’ndaki Ermeni Kilisesi ise kültür merkezi olarak şehre kazandırılacak. Küreklidere Şelalesi’nin yanında da Çocuk Köyü Projesi hayata geçirilecek. Bursa’nın fethinin 700. yılına denk gelen 2026 yılında ilçede kültür ve sanat projelerine de hız vereceklerini aktaran Yılmaz, Duaçınarı’na 900 kişilik kültür ve nikah salonu açılacağını Setbaşı-Yeşil arasındaki Ermeni Kilisesinin de Setbaşı Kültür Merkezi olarak Bursa’ya kazandırılacağını duyurdu. 2025 yılında yapılan, 2026 yılında yapımı devam eden ve tamamlanacak olan projeleri İhlas Haber Ajansı Bursa Bölge Müdürü İhsan Altıkardeş’e anlatan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’nın fethinin 700. yıl dönümünün 2026 yılına denk geldiğini bu sebeple ilçede kültür sanat işlerine ağırlık vereceklerinin altını çizdi. Yılmaz, "Biz de bu noktada kültür sanat sezonumuzu ‘Beylikten Cihan Devletine’ mottosuyla açmıştık ve güzel bir törenle birlikte programı gerçekleştirmiştik. Bu dönemde inşallah birçok kadim değerimizi ayağa kaldıracağız, Fevziye Parkı’nda olduğu gibi. Yeşil-Emirsultan aksında çok özel bir proje yarışması yapmıştık, burada inşallah kent kimliğine kazandıracağımız önemli bir iş olacak. Yine kentimizin birçok noktasında kadim değerlerimizi ayağa kaldırmaya devam ediyoruz. Yıldırım Medresesi inşallah çok güzel bir merkez olacak 2026 yılında. Burayı inşallah kullanıyor olacağız, hizmete açmış olacağız. Burayı daha ziyade bir gençlik merkezi gibi kullanmayı hedefliyoruz. Yine Yıldırım Kafe formatımızın olduğu, bir gençlik mekânı, ailelerin buluşma mekânı olacak bir merkez olacak burası inşallah. Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hamdolsun, orası bizim ilk Yıldırım Kafe formatımız. Tabii ki orası büyük bir gençlik merkezi; kütüphanesi ve kapalı yüzme havuzu ile birlikte. Şimdi başka noktalarda da bu projemizi gerçekleştiriyoruz. İşte Yıldırım Medresesi böyle bir proje olacak inşallah. Önümüzde Darüşşafaka var, onunla da ilgili de ileride çalışacağız" dedi. 900 kişilik yeni kültür merkezi Duaçınarı’nın hemen yanı başında yapılacak nikah salonu ihalesinin yapıldığını belirten Oktay Yılmaz, "İnşallah Yıldırım’a 800-900 kişilik kapasitesi olan bir kültür merkezinin inşaatını gerçekleştireceğiz. İleride orası nikâh salonu ve bir ticaret merkezi olacak. Dolayısıyla Yıldırım için bir buluşma merkezi olacak. Duaçınarı’nın hemen yanı başında, biz de onun için Duaçınarı ismini kullandık. Yer altında 2 kat otoparkımız, ofisler, zemin katta kafeler, üst kısımlar iş merkezleri olacak. Başka bir kısmında da nikâh salonları ve sergi salonlarımız olacak inşallah. Duaçınarı Metro İstasyonu’ndan indiğinizde rahatlıkla gelebileceğiniz bir yer olacak burası. Birçok kültürel organizasyonumuzu da burada yapacağız çünkü artık Barış Manço Kültür Merkezi yetmiyor. Ciddi teveccühler var. Yaptığımız kültür programlarına, onları burada yapmayı hedefliyoruz" dedi. Ermeni kilisesi kültür sanat merkezi olacak Yine ilçe sınırları içerisinde kalan Setbaşı Mahallesindeki eski Ermeni Kilisesi’ni kültür merkezi olarak Bursa’ya kazandıracaklarını aktaran Yılmaz sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Bir diğer projemiz de Setbaşı’nda. Geçtiğimiz dönem büyükşehir ile Setbaşı-Yeşil arasında cephe sağlıklaştırma işleri yapmıştık. Biz de Yıldırım Belediyesi olarak Kafeler Sokağı’nın sokak sağlıklaştırma işlerini yapmıştık. İyi bir karşılık bulmuştur. Yine bu sokakta bulunan Ermeni Kilisesi vardı, buranın kamulaştırmasını yaptık geçen dönem. Projelerini hazırladık ve şu anda orada ihalesini yaparak işe de başladık. Burası Setbaşı Sanat Merkezi olarak inşallah Bursa’mıza hizmet edecek. Burasını da 2026 sonuna kadar tamamlamayı hedefliyoruz. Güzel bir sanat merkezini de yine Bursalı hemşerilerimizle buluşturmuş olacağız."
"Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı"
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:04 "Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı" "Gebe okullarında verilen eğitim ve destekler, anne adaylarının gebelik sürecini bilinçli, güvenli ve kaygıdan uzak bir şekilde geçirmesine katkı sağlıyor" diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okulu hakkında açıklamalarda bulundu. Doç Tayfur Çift’e göre, "Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı. Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor. Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası.Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip. Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarının anne adaylarını bilinçlendirerek gebelik sürecinde yaşanabilecek komplikasyonların önüne geçilmesinde önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Gebelik sürecine hazırlığın yalnızca doğuma değil, gebeliğin tamamına yönelik olması gerektiğini vurgulayan Çift, bu sürecin doğru bilgiyle çok daha sağlıklı yönetilebileceğini ifade etti. "Fizyolojik süreçler ile riskli durumlar ayırt ediliyor" Gebe okullarında anne adaylarına gebeliğin fizyolojik süreçleri ile problemli durumların ayrımının öğretildiğini belirten Doç. Dr. Çift, "Anne adaylarının vücutlarında meydana gelen değişimleri tanıması, hangisinin normal hangisinin riskli olduğunu bilmesi büyük önem taşıyor. Olası bir problemde vakit kaybetmeden hastaneye ya da en yakın aile hekimliğine başvurulması sağlanıyor" dedi. "Fiziksel değişimler hastalık olarak algılanmamalı" Gebelikte pek çok fizyolojik değişimin yaşandığını hatırlatan Çift, bu değişimlerin çoğu zaman anne adayları tarafından hastalık olarak algılanabildiğine dikkat çekti. "Bu sürecin gebeliğin doğal bir parçası olduğunun bilinmesi, gebenin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor. Bilgi, kaygıyı azaltan en önemli unsurlardan biri" diye konuştu. "Aile desteği gebelik sürecini güçlendiriyor" Gebe okullarında yalnızca anne adaylarının değil, aile bireylerinin de sürece dahil edildiğini belirten Doç. Dr. Çift, eşlerin ve aile büyüklerinin olumlu geri bildirimlerinin gebelik sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. "Olumsuz tutumlar yerine destekleyici bir yaklaşım, gebenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sağlıklı bir süreç geçirmesine katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. "Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip" Doğum sonrası dönemin, yani lohusalık sürecinin kadınlar için oldukça zorlayıcı olabildiğini dile getiren Çift, bu dönemde annelerin kendilerini zaman zaman yalnız, dışlanmış ya da soyutlanmış hissedebildiğini belirtti. Yeni doğan bebeğin bakımının annenin zamanının büyük bölümünü aldığını vurgulayan Çift, bu süreçte verilen desteğin anne ruh sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. "Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası" Gebelik ve doğum sonrası dönemde psikolojik desteğin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarında bu alanda da rehberlik sağlandığını ifade etti. Anne adaylarının duygusal dalgalanmalarının normal olduğunun anlatıldığını belirten Çift, bu desteğin annenin kendini yalnız hissetmesini engellediğini söyledi. "Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor" Gebe okullarının en önemli avantajlarından birinin de anne adaylarının birbirleriyle iletişim kurabilmesi olduğunu belirten Çift, "Benzer süreçlerden geçen gebelerin bir araya gelmesi, gebeliği daha kolay, daha keyifli ve daha eğlenceli bir hale getiriyor" dedi. "Amaç: gebeliği kaygı değil güvenle yaşamak" Gebe okullarının temel amacının gebeliğin bir anksiyete ya da stres kaynağı olarak değil, doğru destekle sağlıklı ve güzel bir süreç olarak yaşanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfur Çift, bilinçli ve desteklenen gebeliklerin hem anne hem bebek sağlığına olumlu katkı sunduğunu sözlerine ekledi.