GÜNDEM - 17 Kasım 2025 Pazartesi 10:07

İstanbul’daki gıda zehirlenmesi ve kaçak midye gerçeği

A
A
A
İstanbul’daki gıda zehirlenmesi ve kaçak midye gerçeği

Yalova, Balıkesir ve Çanakkale İlleri Midye Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanı Özerdem Maltaş, Türkiye’de binlerce ton kaçak midye dolması tüketildiğini belirterek, "Onaylı olmayan merdiven altı üretimler son derece sağlıksız. Midyenin tamamını karalamak doğru değil. Önemli olan nereden geldiği belirsiz kaçak midyenin artık hem önlenmesi hem de tüketiciler tarafından tercih edilmemesidir." dedi.


Maltaş, Akdeniz midyesinin (Karamidye) dünyada ve Türkiye’de sevilerek tüketilen deniz kaynaklı, organik, hayvansal protein kaynağı olduğunu belirtti.


Midye dolmasının Türkiye’de sevilerek tüketilen bir ürün olduğunu aktaran Maltaş, AB ve diğer ülkelere ihracatının sorunsuz bir şekilde yapıldığını ifade etti.


Türkiye’de tüm midye çiftliklerinin Tarım Orman Bakanlığının onayı ile kurulduğunu ve faaliyetlerinin bakanlık denetiminde olduğunu vurgulayan Maltaş, şunları kaydetti:


"Tarım Orman Bakanlığı midye çiftliklerinin bulunduğu tüm bölgelerden haftalık periyotlarla deniz suyu ve midye numuneleri alarak mikrobiyolojik, toksinler, ağırmetaller ve PAH (poli aromatik hidrokabon) analizleri yapmaktadır.  Midye çiftlikleri uygun deniz alanlarına kurulduğundan yapılan analizlerde ürün satışına engel olacak bir durum henüz yaşanmamıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kaçak midye avcılığının engellenmesi için düzenli faaliyetler sürdürülmektedir. Kurumumuz bu faaliyetlerin artarak sürdürülmesine destek vermektedir."


Midye yetiştiricileri olarak sağlıklı ve tüketime uygun ürün yetiştirme gayretinde olduklarını dile getiren Maltaş, "Dileyen her kurum ve ilgili kişilerle denetim raporları paylaşmaya da hazır olduğumuzu bildirmek isteriz. İşletmelerimiz her zaman ilgili kişilerin ziyaretine de açıktır." dedi.


Midyelerin avcılık ve yetiştiricilik yoluyla elde edildiği tüm alanların, yıl boyunca uygulanan izleme programı kapsamında düzenli analizlerle denetlendiğini ve ürünlerin Bakanlık kontrol görevlilerinin onayıyla belgelendirilerek piyasaya sunulduğunu belirten Maltaş, şöyle devam etti:


"İzleme programı uygulanmayan alanlarda midye avcılığı kesinlikle yasaktır. İstanbul’da yaşanan üzücü olayla ilgili resmi makamlarca nedenler açıklanmadan bazı ürünlere ’sağlıksız’ etiketiyle peşin hüküm verilmesi doğru değildir. Sağlıklı değerlendirme için resmi açıklamaların beklenmesi önem taşımaktadır. Tüketici bilinci ve sorgulayıcılığı ile Bakanlık denetimini tamamlayıcı bir etki oluşturarak ancak kaçak midye üzerinde güçlü bir etki yaşatabilir."


Çiftlik midyesinden zehirlenme ihtimalinin neredeyse sıfır olduğuna dikkati çeken Maltaş, "Halen binlerce ton kaçak midye dolması tüketiliyor. Onaylı olmayan merdiven altı üretimler son derece sağlıksız. Midyenin tamamını karalamak doğru değil. Önemli olan nereden geldiği belirsiz kaçak midyenin artık hem önlenmesi hem de tüketiciler tarafından tercih edilmemesidir. Tükettikleri ürünlerin menşei sorgulanmalı. Çiftlik midyesi devlet tarafından yapılan son derece titiz analizlerden geçtikten sonra tüketiciye ulaşıyor." ifadesini kullandı.


"İzinsiz ve denetimsiz toplama–satış süreçleri sağlık açısından büyük risk"


Artvin Çoruh Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun da İstanbul’daki şüpheli gıda zehirlenmesi olayına ilişkin yaptığı açıklamada, kamuoyuna yansıyan otopsi bulgularının kabuklu deniz ürünlerinde görülen bazı zehirlenme türleriyle benzerlik gösterebileceğini ifade ederek, şunları söyledi:


"Mide mukozasında hiperemi, kanama ve ülser gibi bulgular, literatürde bazı shellfish poisoning vakalarıyla uyumlu olarak tanımlanır. Bu değerlendirme genel toksikoloji bilgilerimize dayalıdır; olayın nedeni ancak tamamlanan laboratuvar analizleriyle netleşebilir."


Ercoşkun, midyelerin doğal olarak bulundukları çevrede toksin ve mikroorganizmaları biriktirebildiğini hatırlatarak, özellikle izinsiz ve denetimsiz toplama–satış süreçlerinin halk sağlığı açısından risk taşıyabileceğini vurguladı.


Geçmişte sanayi atıklarının deşarj edildiği bölgelerde midye toplanmasının yasak olduğuna dikkati çeken Ercoşkun, uygun olmayan bu sularda toplanan midyelerin onlarca yılın ağır metal ve toksinlerini içerebileceğini söyledi.


Midye toplanmasına izin verilen bölgelerdeki stokların azalması nedeniyle, izin verilmeyen yerlerdeki midyelerin bolluğunun kolay para kazanmak isteyen fırsatçılar tarafından tercih edilebilecegini, bu midyelerin ya da yeterli soğuk zincir sağlanmadan satılan midyelerin çeşitli toksinler ve bakteriler geliştirebileceğini dile getiren Ercoşkun, "Bu durum, genel olarak tüm kabuklu deniz ürünleri için bir risk faktörüdür." dedi.



İstanbul’daki gıda zehirlenmesi ve kaçak midye gerçeği

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Siirt Siirt’te doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı Siirt’te gerçekleştirilen doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı. Siirt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yılmaz Çekmen ve üniversite yürüyüş ekibi, Bağgöze köyü ve Botan Milli Parkı bölgesinde yaptıkları 15 kilometrelik yürüyüş sırasında dikkat çeken fosil kalıntılarıyla karşılaştı. Bağgöze köyündeki havuzlu çeşme bölgesine ulaşan ekip, köydeki çobanların çevredeki dağlardan topladıkları fosilleri sergileyerek adeta açık hava müzesi oluşturduğunu belirtti. Bölgedeki fosillerin milyonlarca yıl öncesine ait olduğu ifade edilirken, herhangi bir eğitim almadan fosilleri toplayan köylülerin bölgenin doğal tarihine ışık tuttuğu kaydedildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Çekmen, bölgede 35 milyon, 66 milyon ve hatta 400 milyon yıl öncesine uzanan fosillerin bulunduğunu söyledi. Çekmen, bulunan kalıntılar arasında gastropodlar, ammonitler, deniz kestaneleri, istiridyeler ve farklı deniz canlılarına ait fosillerin yer aldığını ifade etti. Bölgedeki fosil yoğunluğunun, milyonlarca yıl önce burada deniz canlılarının yaşamış olmasından kaynaklandığını belirten Çekmen, yaşanan depremler ve jeolojik hareketler sonucu canlı kalıntılarının kireç ve toprak tabakaları altında fosilleşerek günümüze ulaştığını dile getirdi. Bağgöze ve Botan bölgesinin sahip olduğu fosil çeşitliliğiyle açık hava müzesi niteliğinde olduğunu vurgulayan Yılmaz Çekmen, bölgenin akademik açıdan detaylı şekilde araştırılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Aydın "Adnan Menderes idam edilmeden önce hemşehrilerinin silahlarını topladılar" Aydın’da medya ve darbelerin toplumsal etkilerinin ele alındığı "Medya ve Darbeler" konulu panelde bugüne kadar kaleme alınmayan bazı gerçekler dile getirildi. Panele katılan köylüler Adnan Menderes’in idam edildiği yıl, köylülerin önce tüm silahlarının toplandığını ardından Çine çayından karşıya geçişlerinin bile izin verilmediğini anlattılar. Köyün eski muhtarı Mehmet Demir, "O yıl köylülerimizin tarlaya gidişine bile izin verilmediği için ekilen pamuklar susuzluktan kurumuş" diyerek Aydın halkının baskı altında tutulduğunu belirtirken, köy halkından Lütfi Küçük ise "Ben de adını taşıdığım dedemden dinlerdim. Merhum Başvekil Adnan Menderes’i diam etmeden önce köylülerin evlerine baskın yapıp silah sayılabilecek ne varsa hepsini didik didik arayıp toplamışlar. Hemşehrileri Menderes’e sahip çıkar diye her türlü baskı yapılmış" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Müzesi’nde gerçekleştirilen ‘Medya ve Darbeler’ panelinde 27 Mayıs 1960 darbesinin bilinmeyen yönleri de ele alındı. Panelde, Türkiye’de darbelerin medya üzerindeki etkileri ile medyanın darbeler sürecindeki rolü akademik ve tarihsel boyutlarıyla değerlendirilirken, 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi ve sonrasında Aydın’da yaşanan ve kayıtlara geçmeyen olaylar da dile getirildi. Panelin moderatörlüğünü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Akkoyun yaptı. Hüsna Yılmaz, Bircan Kayacan ve İrem Delice’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde en ilginç konuları ise köyün eski muhtarı Mehmet Demir ile köy sakinlerinden Lütfü Küçük dile getirdi. "Menderes idam edildiği yıl pamukların sulanmasına bile müsaade edilmedi" Panelde, ülkede yaşanan darbeler öncesi, darbe sırasında ve sonrasında medyanın tutumu durumu ve özellikle dış basının dış kaynaklı yazıları ve manşetleri de ele alınırken panel sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı. 15 Temmuz hain darbe girişiminde demokrasiye sahip çıkan halkın 27 Mayıs 1960 darbesinde aynı refleksi niçin gösteremediğine ilişkin sorular üzerine söz alan köyün eski muhtarı Mehmet Demir ve köy halkından Lütfü Küçük, bu dönemde yaşananların pek çok kişi tarafından bilinmediğini ve o dönemde yazılmadığını belirtti. Menderes’i aslında hemşerilerinin sahip çıktığını ancak o dönem insanların evlerinin dışına çıkmasına bile müsaade edilmediğini belirten Demir ve Küçük, "1960 yılında Çakırbeyli ve çevresindeki pamuk tarlalarındaki pamuklar maalesef sulanmasına bile müsaade edilmediği için kurudu. Bu halkın pamuk tarlasına gitmesine bile askeri cunta müsaade etmedi. Maalesef bazı ortamlarda Menderes’in hemşerileri ‘Menderes’e sahip çıkmadı’ diye suçlanır. O zamanlar iletişim araçları yaygın değil. Demokrasinin durumu belli. Maalesef Menderes idam edilmeden önce ev ev dam dam bu memlekette aranmadık yer kalmamış. Dolma tüfekten tabancaya kadar vatandaşın tüm silahları yatak yorgan arasından alınıp toplanmış. Yetmemiş insanların evlerinden çıkıp tarlasındaki pamuğu sulamasına dahi müsaade etmemişler. O yıl pamuklar bile kurumuş" diyerek 27 Mayıs 1960 darbesinin Aydın’da kayda geçmeyen acı yönlerini dile getirdiler.