ASAYİŞ - 12 Ocak 2026 Pazartesi 15:18

İnegöl’de 300 gram bonzai ele geçirildi

A
A
A
İnegöl’de 300 gram bonzai ele geçirildi

Bursa’nın İnegöl ilçesinde Narkotik Büro Amirliği ekiplerince bir eve düzenlenen operasyonda çok miktarda uyuşturucu madde ele geçirildi.


Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü İnegöl Büro Amirliği ekipleri bir evde uyuşturucu ticareti yapıldığı bilgisine ulaştı. Ekipler eve operasyon düzenlediler. Ev didik didik arandı. Aramalarda yaklaşık 300 gram bonzai uyuşturucu maddesi ele geçirildi. Suriye uyruklu şüpheli Ahmed E. (35) gözaltına alındı. Şahıs sorgulamasının ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.



İnegöl’de 300 gram bonzai ele geçirildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak Özölçer, "Hedefimiz kalite, çekici ve araştırma odaklı bir üniversite" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Gazeteciler Cemiyeti (ZGC) ziyaretinde üniversitenin akademik hedeflerinden kampüs yatırımlarına, sağlık alanındaki dev projelerden öğrenci yaşamına kadar birçok konuda kapsamlı açıklamalarda bulundu. Özölçer, "Üniversitemizi mecburen tercih edilen değil, isteyerek gelinen bir kurum hâline getirmek istiyoruz" dedi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. Ziyarette üniversitenin mevcut durumu, devam eden yatırımlar ve gelecek hedefleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulunan Özölçer, eğitim-öğretimden sağlığa, fiziki altyapıdan akademik kaliteye kadar geniş bir yelpazede açıklamalar yaptı. Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Prof. Dr. Özölçer’e teşekkür etti. Rektör Özölçer, üniversitelerin ancak net hedeflerle gelişebileceğini vurgulayarak, "Araştırma üniversitesi kategorisine girmesek bile izleme listesinde yer almak istiyoruz. Üniversiteler yıllarla gelişir. Önemli olan doğru yönde ilerlemektir" ifadelerini kullandı. YÖK’ün ikinci öğretimleri kapatması ve kontenjanları azaltmasının kalite odaklı bir yaklaşımın sonucu olduğunu ifade eden Özölçer, üniversitelerin nicelikten çok niteliğe yönelmesi gerektiğini belirtti. Özölçer, öğrenci tercihinde şehir faktörünün büyük önem taşıdığını belirterek, Zonguldak’ın öğrenci dostu bir şehir olması gerektiğine dikkat çekti. Barınma imkânları, kiraların makul düzeyde olması, sosyal yaşam ve halkın öğrencilere yaklaşımının tercihleri doğrudan etkilediğini ifade eden Özölçer, "Öğrenci ‘İyi ki Zonguldak’ta okudum’ demeli" dedi. BEUN’un 13 kampüsü ve 112 binası bulunduğunu hatırlatan Özölçer, göreve geldiklerinde kampüslerin büyük bölümünün ciddi fiziki sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Çatı onarımlarından boya-badana çalışmalarına, tuvaletlerden doğal gaz dönüşümüne kadar kapsamlı bir yenileme süreci yürütüldüğünü belirten Özölçer, "Önce yaşanabilir kampüsler oluşturduk. Fiziki ortam olmadan akademik motivasyon olmaz" dedi. Üniversitenin doğal gaz altyapısının büyük ölçüde tamamlandığını ifade eden Özölçer, Ereğli Kepez’de bulunan son binanın da kısa süre içinde doğal gaza geçeceğini belirtti. Doğal gaz dönüşümünün hem maliyetleri düşürdüğünü hem de konforu artırdığını söyledi. BEUN Hastanesi’nin Batı Karadeniz’in en güçlü sağlık merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Özölçer, onkoloji, radyoterapi, kemik iliği nakli, bypass ve aort diseksiyonu gibi birçok ileri tedavinin artık Zonguldak’ta yapılabildiğini söyledi. "Hastalarımızın Ankara’ya, Kocaeli’ye gitmesine gerek kalmıyor" diyen Özölçer, yalnızca bu yıl 150 milyon liralık radyoterapi cihazı alındığını açıkladı. Onkoloji servisinin güçlendirildiğini, diş hekimliğinde en az 30 yeni ünite kazandırıldığını ve yeni poliklinik binasının kısa sürede hizmete açılacağını belirten Özölçer, tüm yatırımların üniversitenin kendi kaynaklarıyla yapıldığını vurguladı. Hastanedeki yoğun bakım yatak sayısının artırılması için çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Özölçer, yüzde 92 doluluk oranıyla hizmet verdiklerini söyledi. Ameliyathane sayısının artırılması, odaların tek ve iki kişilik hâle getirilmesi için planlamalar yapıldığını kaydetti. Bazı tıbbi işlemlerde SGK ödemelerinin yetersiz kaldığını ancak buna rağmen hastalardan ek ücret alınmadığını belirten Özölçer, "Hastalar mağdur olmasın diye üniversite olarak kendi gelirimizden karşılıyoruz" dedi. Akademik kadronun gençleştirilmesine önem verdiklerini ifade eden Özölçer, yayın sayıları ve ameliyat kapasitesinin önemli ölçüde arttığını söyledi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını vurguladı. Çaycuma, Devrek, Ereğli, Alaplı ve diğer ilçe kampüslerine özel önem verdiklerini belirten Özölçer, sivil havacılık, gastronomi, pastacılık ve bilişim teknolojileri gibi alanlarda yeni bölümler açmayı hedeflediklerini söyledi. Uluslararası öğrenci sayısının yaklaşık bin 800 olduğunu belirten Özölçer, hedeflerinin bu sayıyı kaliteyi gözeterek 3 bin civarında tutmak olduğunu söyledi. "Sayısal artış değil, nitelikli öğrenci istiyoruz" dedi. Konuşmasının sonunda üniversitenin Zonguldak’ın ve Batı Karadeniz’in ortak değeri olduğunu vurgulayan Özölçer, "Herkesin bu kuruma sahip çıkması gerekiyor. Hedefimiz kaliteyi artırmak ve geleceğe güçlü bir üniversite bırakmak" ifadelerini kullandı.
Çanakkale Tuğba Yavaş’ın ölümüyle ilgili davada keşif raporu ve bilirkişi raporunun yenilenmesi talebi reddedildi Çanakkale’de 39 yaşındaki restoratörün 5. kattan düşerek hayatını kaybettiği olayla ilgili eşinin yargılanmasına devam edildi. Hakim, davada keşif raporu talebi ve bilirkişi raporunun yenilenmesi talebini reddetti. 30 Ekim 2024 tarihinde merkeze bağlı Kepez beldesi Hamidiye Mahallesi Aziz Nesin Caddesi’ndeki bir apartmanda Tuğba Yavaş (39), 5’inci kattaki dairenin balkonundan park halindeki motosikletin üzerine düştü. Durumu fark eden komşuların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen ambulansla Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Yavaş, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından polis ekipleri tarafından yapılan incelemeler sonucunda olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Yapılan çalışmalarda ekipler Tuğba Yavaş’ın eşi Prof. Dr. Alptekin Yavaş’ın ifadesine başvurdu. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Alptekin Yavaş, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Çanakkale Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturmayı tamamlamasının ardından iddianame hazırlandı. Prof. Dr. Alptekin Yavaş hakkında ‘başkasını intihara yönlendirme halinde intiharın gerçekleşmesi’ suçundan Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İlk duruşmanın ardından dava Çanakkale 3. Ağır Ceza Mahkemesince ele alındı. Bu arada sanık Alptekin Yavaş’ın avukatları, yeni duruşma öncesi tutukluluk için itiraz etti. Mahkeme, sanık Yavaş’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verdi. Ayrıca davanın 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmesine karar verildi. "Benim Alptekin hoca ile herhangi bir gönül ilişkim yok" Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen beşinci duruşmada tanık olarak konuşan Alptekin Yavaş’ın öğrencisi Gizem Çetin Meriç, "Sanık, ÇOMÜ Fen Fakültesinden benim hem danışmanım hem de hocamdır. Eşi Tuğba Hanım’ı da bu vesile ile tanıdım. Tuğba abla ile 2017 yılında tanıştım, şimdiki eşim de sanığın öğrencisiydi. Tuğba Hanım ilk tanıştığımızda çok iyi, sevecen, hatta çok iyi yemek yapan bir insandı. İlk tanıştığımızda bana sorduğunuz anlamda aşırı derecede kıskançlığı ya da psikolojik bir rahatsızlığı yoktu fakat bize epilepsi hastası olduğunu söylemişti. Sanık olduğu halde evlerinde de buluşmalarımız oldu. Sanığın eşine karşı baskıcı bir tutumuna rastlamadım. Bir dersimiz esnasında Tuğba abla hocamızı aradı, hocama ‘Gizem ile konuşmuşsunuz, ne konuşmuşsunuz?’ diye bağırıyordu. Hocamız, yani sanık durumu izah etmeye çalıştı. Konuşma bittikten sonra bana sanık ‘Kusura bakma Tuğba, ablan yakın zamanda bir kriz geçirdi. O zamandan beri bir sıkıntı yaşıyor. Konu seninle ilgili değil’ dedi. Bu olaydan sonra bir seferinde yine onların evinde buluştuğumuzda ve yemek hazırlama sırasında müteveffa Tuğba ‘Keşke ben de senin yerinde olsam. İşim gücüm olsa, keşke o halimle evlenmiş olsa idim’ demiştir. Bir seferinde de bana sorduğunuz 2024 yılında Konya ilinde kazı çalışmaları için bulunuyorduk, kazıya Tuğba, Alptekin hoca ile birlikte gelmişti. Tuğba burada ‘Alptekin ile oğlum için çalıştım. Bundan sonra kendim için çalışacağım’ demişti. Bu anlattıklarımın haricinde esaslı bir olaya tanık olmadım. Sanığın eşine karşı baskıcı bir tutumuna tanık olmadım. Tuğba görüşmelerimiz esnasında hiçbir şekilde intihardan, hayattan bıktığından, eşinin baskı ya da kısıtlamalarından yakındığına tanık olmadım. Sadece eşinin çok çalıştığından yakınmıştı, ’Bizimle biraz daha fazla ilgilense daha iyi olur’ demişti. Bu kazıdan Tuğba abla daha erken ayrılmıştı, kazıdan ayrıldıktan sonra bir süre sonra eşim Gökhan’ı aramıştı. Gökhan ona yanıt vermemiş, bu sefer beni aradı. Bu sırada Gökhan ile biz beraberdik, eşini sordu, ben de ona eşini görmediğimi söyledim. Çünkü o sıra yemek için ayrı ayrı yerlerde idik. O süreçte kavga ettiklerini biliyorduk, zira iş yerindeki oda bizim bir üstümüzde idi. Hoca konuştuğu zaman dışarıdan duyuluyordu, konuşmalarından sadece kavga ettiklerini anlayabiliyordum. Hangi sözleri söylediğini hatırlamıyorum. Bu dediğim süreç iki haftalık bir süreçtir. Haftanın birkaç günü bu şekilde telefonda kavga ettiklerini duydum, ayrıntısını bilmiyorum. Benim Alptekin hoca ile herhangi bir gönül ilişkim yoktur, olmadı" dedi. "Tuğba hiçbir şekilde bana intihardan bahsetmedi" Tuğba Yavaş’ın ağabeyinin eşi Zehra Babayiğit, tanık olarak katıldığı davada, "Tuğba ve dolayısıyla eşi ile bayramlarda, 15 tatilde, yaz tatilinde görüşürdük. Kimi zaman Ankara’da, kimi zaman da Kayseri’de. Tuğba Hanım enerjik, hayat dolu, sevecen, neşeli, hayata bağlı birisi idi. Eşi ise onun tam tersi içine kapanık, narsist kişiliğe sahip, paraya tapan bir kimse idi. Antisosyal yapıda birisi idi. Narsistten kastım burnu havada, kendinden başka herkesi küçük gören bir kişiliktir. Eşini de bu şekilde görürdü. Bu hususta görgü sahibiyim. 10 yıldır evliyim, 10 yıldır Tuğba Hanım’ı tanırım. Tuğba’nın tek şikayeti eşinin cimriliği ile alakalıdır. Kendi mesleğini yapamazdı ancak harçlığını, kişisel ihtiyaçlarını sağlamak için organizasyon gibi işler yapardı. Sanık olan eşi ona ihtiyaçları için para vermezdi. Son 2 yılda ise Tuğba abla eşinin kendisine olan ilgisizliğinden, kendisini küçük görmesinden, fiziği ile dalga geçmesinden bahseder ve yakınırdı. Sebebini sorduğumda ise bir asistanı ile gönül ilişkisinin olduğunu, bunu hissettiğini bana söylerdi ancak gözüyle görmemişti. Anlattığına göre onların mesajlarını yakalamış. Mesajlar uygunsuz değil ancak uygunsuz saatlerde atılmış mesajlardır. Mesajların içeriğini sorduğumda derslerle ilgili olduğunu fakat uygunsuz saatlerde atıldığını bana söyledi. Sabah günaydın mesajlarını da attıklarını keza bana nakletti. Bu bahse konu ettiğim asistanı Gizem adındaki asistanıdır. Alptekin’in kendi annesi ameliyat olduğu halde Gizem’in babasının cenazesine katıldığını söylemiştir. Tuğba hiçbir şekilde bana intihardan bahsetmedi. Ben psikolojik destek alıp almadığını sorduğunda aldığını fakat ilgili doktor ya da psikoloğa gittiklerinde Alptekin’in direkt ’Ben ÇOMÜ’de profesörüm’ diye öne atıldığını, haliyle de ilgili doktor ya da psikoloğun kendisiyle ilgilenmediğini bana söyledi. Bu vahim olayın olduğu yaz aylarında sanık, Gizem adındaki bu bayanla ilişkisinin olduğunu, ilişkisinin tek taraflı olduğunu kendisine itiraf etmiştir. Bundan sonra Alptekin bizlere ilgi duymaya başladı" şeklinde konuştu. "Sanığın Tuğba’yı her defasında küçümseyici, aşağılayıcı tutum ve davranışlarına tanık oldum" Tuğba Yavaş’ın kuzeni Hatice Pekdemir ise tanık olarak verdiği ifadede şunları söyledi: "Tuğba hayat dolu, ailesini, çocuğunu seven, pozitif bir insandı. Alptekin ise onun tam tersi, her zaman negatif, mutsuz, aksi bir adamdı. Genelde Tuğba’yı aşağılar, küçük düşürür tarzda tavırlar içerisindeydi. Bu tutumları bizlere karşı da böyleydi. Kendi akrabalarına karşı iyiydi. Bunun nedenle onun egoist kişiliği olabilir. Tuğba ile severek, isteyerek evlendiler. Evlendikten sonra tutumları değişti. Ben bu vahim olaydan bir ay kadar önce ikinci evliliğimi yaptım; davet ettiğim halde düğünüme sadece Tuğba geldi, Alptekin gelmedi. Benim düğünümde de gayet neşeliydi. Biz Tuğba ile samimi olarak görüşürdük, hiçbir şekilde hayattan bıktığından, intiharı düşündüğünden bahsetmedi. Tuğba, Alptekin’in cimriliğinden çok bahsederdi. Evlerine misafirliğe gittiğimizde sanığın Tuğba’ya söz gelimi ‘Bu yağ neden hemen bitti, bu neden çok fazla alındı’ gibi çıkışlarına tanık oldum. Yine bir alışveriş merkezine gittiğimizde Tuğba’nın rahat hareket edemediğini, Alptekin’in kendisine fazla harçlık vermediğini söylediğine tanık olmuştum. Sanığın Tuğba’yı her defasında küçümseyici, aşağılayıcı tutum ve davranışlarına tanık oldum. Onun şivesi ile dalga geçer, eğitim durumunu küçümseyici tavır ve sözlerine tanık oldum. Tuğba’nın ağzından bizzat duymadım ancak komşularından yer yer sanığın Tuğba’ya şiddet uyguladığını duydum. Benim düğünümde de kolu sargılıydı, sorduğumda ilk başta ütüden yandığını söyledi, bir başkasına konserveden yandığını söylemiş. Komşularından ise benim düğünüme gelirken kavga ettiklerini, bu sırada kolundan yaralandığını duydum. Benimle paylaşmadığı bu durumu komşuları ile paylaşmış." Müşteki Avukatı Türkan Kara, dava dosyasında kolluğun soruşturmasının eksik olduğunu söyleyerek, maddi gerçeğin tespiti için ODTÜ ya da eşdeğeri bir üniversiteden seçilecek fizik bilirkişi, adli tıp uzmanı ve kriminal uzmandan oluşacak kuruldan rapor aldırılmasını talep etti. Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2025/87 Değişik İş Sayılı kararı ile verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına dair karar gerekçesi, yargılamaya esaslı bir katkı sunmayacağı gerekçesiyle mahkemeye sunulan sanık müdafinin tanık dinletme talebi ile keşif yapılmasına dair talepler reddedildi. Sanık ve müşteki yakınlarının ifadesinin alınmasının ardından hakim, sanık Alptekin Yavaş’ın tutuksuz yargılanmasının devamına karar verip, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 9 Mart’a erteledi.