SAĞLIK - 08 Mayıs 2026 Cuma 10:33

27. Ulusal İmmünoloji Kongresi Bursa’da gerçekleşti

A
A
A
27. Ulusal İmmünoloji Kongresi Bursa’da gerçekleşti

Türk İmmünoloji Derneği ve Bursa Uludağ Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 27. Ulusal İmmünoloji Kongresi, 26-29 Nisan 2026 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Görükle Yerleşkesinde, Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bağışıklık sistemine yönelik çalışmaları bulunan ulusal ve uluslararası iki yüzden fazla bilim insanı kongrede bir araya geldi. İmmünoloji alanında çalışan bilim insanları, hekimler ve araştırmacıları buluşturan kongre, geniş kapsamlı bilimsel programı ve güçlü akademik etkileşim ortamıyla başarıyla tamamlandı. Etkinlik boyunca bilimsel iş birliği ve yenilikçi yaklaşımlar ön plana çıktı.


Kongre öncesinde birbiriyle eşzamanlı yürütülen kurslarda translasyonel immünoloji, akan hücre ölçer teknolojileri ve nakil immünolojisi başlıkları ele alındı. Translasyonel immünoloji kursunda tümör mikroçevresi, humanize hayvan modelleri ve otoimmün hastalıkların deneysel yaklaşımları hem teorik hem de uygulamalı olarak incelenerek katılımcılara önemli laboratuvar deneyimi kazandırıldı. Akan hücre ölçer kursunda temel prensiplerden ileri düzey analizlere kadar kapsamlı bilgiler aktarılırken, immünfenotiplendirme ve veri analizi süreçleri detaylandırıldı. Nakil immünolojisine odaklanan kursta ise organ ve kök hücre nakillerinde karşılaşılan immünolojik sorunlar, HLA uyumu ve doku tiplendirme süreçleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildi.


Kongrede immünolojinin farklı alt alanlarını kapsayan çok sayıda güncel ve yenilikçi konu ele alındı. Hedeflenmiş tedaviler kapsamında kompleman sistemine yönelik yeni moleküller ve tedavi alanları öne çıkarken, immün repertuvara ve immün yetmezliklere ilişkin güncel yaklaşımlar ile omik teknolojilerin katkıları hastalıkların moleküler düzeyde anlaşılmasına ışık tuttu. Otoimmün hastalıklarda tolerans indükleyici hücre temelli tedaviler, immün regülasyonda kodlanmayan RNA’ların rolü ve hücresel mekanizmalar detaylı biçimde tartışıldı. Alerjik hastalıklarda ağır astım ve besin alerjilerine yönelik yeni tedavi stratejileri dikkat çekerken; genetik ve immün yanıt ilişkisi, HLA farklılıkları ve GWAS çalışmaları çerçevesinde değerlendirildi. Aşı ve tedavi teknolojilerinde ekstraselüler veziküller ve OMV tabanlı yaklaşımlar öne çıkarken, çevresel faktörlerin immün sistem üzerindeki etkileri de önemli başlıklar arasında yer aldı. Kanser immünolojisi oturumlarında tümör mikroçevresi, doğal lenfoid hücreler ve CAR-T/CAR-NK tedavileri ele alınırken, nöroimmünoloji alanında ise beyin-bağışıklık etkileşimi ve yeni omik yaklaşımlar dikkat çekti. Ayrıca epitelyal bariyer hipotezi gibi güncel kavramlar üzerinden çevresel etkenler ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişki yeniden değerlendirildi. Tüm bu bilgi paylaşımı hastalık mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına ve yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamanın yanında katılımcılar arasında akademik iş birliklerinin kurulmasına aracılık ederek gelecekteki bilimsel projeler için zemin de hazırladı.


"Çeşitlilik ve kapsayıcılığa sosyo-bilimsel bir bakış


Çeşitliliğin Gücünü En İyi İmmünologlar Bilir" başlıklı konferansa yer vererek bu konuda öncülük etme özelliği kazanan kongrede bilimsel programın dışında fotoğraf gösterimi, tiyatro oyunu ve konserler gibi sosyal etkinlikler, katılımcılara disiplinler arası bir deneyim sundu. Kongre ayrıca Dünya İmmünoloji Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerle bilimsel farkındalığın artırılmasına katkıda bulundu. İmmünoloji alanında bilgi paylaşımını güçlendiren ve yenilikçi araştırmaları destekleyen bu önemli organizasyon, bilimsel üretkenliğe ve ulusal/uluslararası iş birliklerine katkı sunarak başarıyla tamamlandı.


Kongre başkan Dr. Öğr. Üyesi Salih Haldun Bal programın ardından yaptığı değerlendirmede, "Kongremizde immünolojinin hem temel bilim hem de klinik uygulamalar açısından en güncel başlıklarını bir araya getirdik. Özellikle hedeflenmiş tedaviler, hücresel tedaviler, omik teknolojiler ve çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri gibi alanlarda çok değerli bilimsel paylaşımlar gerçekleşti. Bu kongrenin en önemli çıktılarından biri, farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların ortak bir zeminde buluşarak yeni iş birliklerinin temellerini atmış olmasıdır.


Bilimsel programımızı yalnızca bilgi aktarımıyla sınırlı tutmayıp, uygulamalı kurslarla genç araştırmacıların yetkinliklerini artırmayı da hedefledik. Bunun yanında, ‘çeşitlilik ve kapsayıcılık’ gibi bilimsel olduğu kadar toplumsal yönü de olan konulara yer vererek immünolojinin geniş perspektifini vurguladık.


İnanıyoruz ki burada paylaşılan bilgiler ve kurulan iş birlikleri, önümüzdeki dönemde hem hastalıkların daha iyi anlaşılmasına hem de yenilikçi tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır" dedi.


Türk İmmünoloji Derneği başkanı olarak Arzu Aral da, "27. Ulusal İmmünoloji Kongresi ile yalnızca bir bilimsel toplantı gerçekleştirmedik; immünolojinin geleceğini birlikte şekillendirecek güçlü ve bütüncül bir vizyon ortaya koyduk. Temel bilim ile klinik pratiğin gerçek anlamda kesiştiği, translasyonel tıbbın somut karşılık bulduğu bu kongre, hücresel tedavilerden omik teknolojilere, çevresel belirleyicilerden endotel ve epitel bariyer bütünlüğüne uzanan geniş bir perspektifle, immünolojinin hastalıkları yalnızca açıklayan değil, onları önleyen ve dönüştüren bir disiplin olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


Bu kongrede özellikle vurgulanan bariyer odaklı yaklaşım, kronik inflamasyonun ve pek çok hastalığın ortak zeminini yeniden düşünmemizi sağlarken, temel bilimciler ile klinisyenler arasında kurulan güçlü köprüler, bu bilginin hastaya nasıl daha hızlı ve etkili yansıtılabileceğini gösterdi. Aynı zamanda, alanın ustaları ile genç araştırmacıların bir araya gelerek ortak bir dil ve heyecan üretmesi, immünolojinin geleceği açısından en kıymetli kazanımlarımızdan biri oldu. Bugün immünoloji, yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, sağlıklı ve uzun yaşamın sürdürülebilirliğinde de belirleyici bir bilim alanı haline gelmiştir. Türk immünoloji camiası olarak bizler, bu dönüşümün aktif bir parçası olmaya; bilim üretmeye, iş birliklerini güçlendirmeye ve gelecekte söz sahibi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz" şeklinde konuştu.


Kongreyi organize eden Burkon Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Eker de, "Ülke genelinden hekimlerimizi Bursa’da ağırladık, konuklarımız çok memnun kaldılar" dedi.



27. Ulusal İmmünoloji Kongresi Bursa’da gerçekleşti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri TALÖSEV Başkanı Başdemir: "Talasemi hastaları kan bulamıyor" Kayseri Talasemi ve Lösemilileri Sevenler Derneği (TALÖSEV) Başkanı Faruk Başdemir, "Adana, Hatay, Antalya, Muğla, Denizli, İzmir bölgelerindeki hastalarımızın çok sayıda kan ihtiyacı var, hekim eksiklikleri var. Bu farkındalık gününde bu eksikliklerin telafi edilmesini ve bu sorunların çözülmesini istiyoruz" dedi. Halk arasında ’Akdeniz anemisi’ olarak bilinen talasemi hastalığı hakkında bilgiler veren TALÖSEV Başkanı Başdemir, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü’nde farkındalık çağrısında bulundu. Talasemili bir baba olarak başkanlığı sürdürdüğünü ifade eden Başdemir, hastalığın hafife alınmaması ve insanların en küçük bir belirtide dahi test yaptırmaları tavsiyesinde bulundu. Kayseri’nin taşıyıcı hasta konusunda riskli bölgede bulunduğunu belirten Başdemir, "Talasemi halk dilinde Akdeniz anemisi olarak bilinir. Vücudumuzda doğuştan kemik iliğinin kırmızı kanı üretmemesiyle başlayan bir rahatsızlık. Genetik ve kalıtsal bir kan hastalığıdır. Bu aynı zamanda anne ve babadan geçen bir hastalıktır. Bu hastalık özünde kemik iliğinin kırmızı kanı üretmemesiyle başlar ve yaşamı boyunca bu hastalarımız alyuvar alarak yaşamlarını sürdürürler. Talaseminin oluşumuna gelirsek; talasemi genini taşıyan çiftler yani minör dediğimiz kişiler, iki taşıyıcının evlilik yapmasıyla talasemi majör dediğimiz ağır bir hastalık oluşmaktadır. Kayseri, taşıyıcı konusunda bakanlığımız tarafından riskli bölge olarak ilan edilmiştir. Kayseri riskli bölge ilan edildiğinden bugüne kadar Kayseri’de evlilik öncesi zorunlu olarak tüm gençlerden talasemi testi istenmekte ve yaptırılmaktadır. Biz de Kayseri’de bu işi üstlendik. Uzun süredir lise dengi okullarda valilik ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak çalışmasıyla talasemi konusunda gençlerimizi bilgilendiriyoruz. Her vatandaşımızın mutlaka talasemi taşıyıcısı olup olmadığını bilmesi gerekiyor. Özellikle kan sayımları düşük olan her bireyin mutlaka talasemi merkezlerinde, sağlık kuruluşlarında test yaptırmaları mümkündür. Talasemi taşıyıcılarında kendini pek belli etmez. Halsizlik, uyku, üşüme gibi belirtiler ile kendisini gösterir. Bu tip durumlarda mutlaka talasemi testi yaptırmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Talaseminin tek tedavi yolu ilik naklidir" Hastalığın tedavi yöntemlerine değinerek hastaların yaşadıklarını anlatan Başdemir, Kayseri’de 280 hasta olduğunu ifade etti. Başdemir, "Talaseminin tek tedavi yolu ilik naklidir. Bunun dışında hiçbir tedavi şansı yok. Yaşamı boyunca kan alan, günlük ilaçları ve günde 12 saat cihaza bağlı yaşamı olan, çok ağır maddi ve manevi zorlukları olan bir kan hastalığıdır. Bu bakımdan halkımızın çok duyarlı olması gerekmektedir. Kayseri’nin riskli bölgede olması bu duyarlılığı daha da arttırıyor. Ben halkımızdan rica ediyorum; mutlaka kan sayımı düşük olan kişilerin talasemi testi yaptırmalarında fayda var. Evlilik öncesinde hangi ilde olurlarsa olsunlar mutlaka talasemi testi yaptırmaları gerekmektedir. Kayseri’de 280 talasemi hastamız var. Taşıyıcı olarak da nüfusumuzun yüzde 4’ü talasemi taşıyıcısıdır. Bu oran ne kadar çok olursa hastalığın o kadar çok artması demektir. Hasta sayımız 280 ama Kayseri’de taşıyıcı konusunda nüfusumuza göre oldukça fazladır. 8 Mayıs Talasemi Günü bizim için farkındalığın başladığı ve anlatıldığı bir gün. Biz bu haftayı 15 Mayıs’a kadar devam ettiriyoruz. 15 Mayıs’a kadar toplumu talasemi hakkında bilinçlendirecek her türlü etkinliği yapıyoruz. Çünkü Talasemi Günü bizim için sesimizi duyurabileceğimiz, kendimizi anlatabileceğimiz bir gün. Bir talasemili baba olarak talasemililerin sesinin duyulduğu bir gündür. Talasemiye ancak bu şekilde farkındalık var. Talasemi konuşulmuyor. Bazı talasemili çocuklarımızın sıkıntıları var; ihtiyaçları olan kanı bulmakta sıkıntı yaşanıyor. Çok şükür Kayseri bölgemizde böyle bir sıkıntı yok. Diğer illerde çok sayıda kana ihtiyaç var. Adana, Hatay, Antalya, Muğla, Denizli, İzmir bölgelerindeki hastalarımızın çok sayıda kan ihtiyacı var, hekim eksiklikleri var. Bu farkındalık gününde bu eksikliklerin telafi edilmesini ve bu sorunların çözülmesini istiyoruz. Gönüllü ve sağlıklı her kişi kan kardeşi olabilir. İlik nakli sırasında donör olabilirler. Hiçbir riski bulunmayan donörlük artık söz konusu. Bu tür kurumların eksikleri, sorunları ve ihtiyaçları karşısında vatandaşlarımızın duyarlı olmasını ve bu konuda maddi manevi olarak onlara sahip çıkılmasını ve destek verilmesini bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Diyarbakır’da 10 bin yabani ceviz ağacı aşıyla verimli hale getiriliyor Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, tarım yapılamayan engebeli alanlardaki yabani ceviz ağaçlarını üretime kazandırmak amacıyla 8 ilçede çalışma yürütüyor. Kalem aşısı uygulaması kapsamında yaklaşık 10 bin adet yabani ceviz ağaçları verimli hale getirilecek. Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, hem meyvesi hem de yan ürünleriyle katma değeri oldukça yüksek, stratejik bir ürün olan cevizin bölgede yaygınlaştırılması için önemli bir çalışma başlattı. Tarım yapılamayan engebeli arazileri ekonomiye kazandırmak ve mevcut ağaçların çevreye olan faydasını artırmak amacıyla yürütülen projede, belirlenen noktalardaki meyve vermeyen yaklaşık 10 bin adet yabani ceviz ağacına kalem aşısı uygulanıyor. Ekonomik değerini sadece kuruyemiş olarak değil, sanayideki çok yönlü kullanımıyla da belirleyen cevizlerden verim almak isteyen çiftçileri desteklemek ve kentte daha taze, daha kaliteli ürünlerin üretimini sağlamak hedefiyle yürütülen çalışmalar; Çermik, Çüngüş, Hani, Dicle, Ergani, Lice, Kulp ve Silvan kırsal mahallelerinde gerçekleştiriliyor. Büyükşehir Belediyesi ekipleri, hem meyvesi hem de kerestesiyle oldukça değerli, uzun ömürlü ve görkemli bir ağaç türü olan cevizden verim almak için zorlu arazi koşullarında, Lice ilçesine bağlı kırsal Saydamlı Mahallesi’nde 1457 rakımda aşılama işlemi yaptı. Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, zorlu arazi ve iklim koşullarına rağmen bölgedeki tarımsal potansiyeli canlandırmak, doğal yaşamı güçlendirmek ve mevcut ağaçların verimliliğini artırmak amacıyla, meyve vermeyen yabani ağaçların uzman ekiplerin titiz operasyonlarıyla aşıladı Tarım yapılamayan dik ve engebeli yamaçlardaki ağaçları hedefleyen ekipler, geleneksel ancak hassasiyet gerektiren "kalem aşısı" yöntemini kullanıyor. Çalışmalar kapsamında, üzerinde 2-3 uyur göz bulunan sağlıklı aşı kalemleri özenle seçilerek anaç bitkilerle buluşturuluyor. Çalışmalara ilişkin bilgi veren Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görevli Ziraat Mühendisi Tahir Alan, vatandaşların talepleri doğrultusunda çalışmalar yürüttüklerini belirterek, "7-8 yaşındaki ceviz ağaçları verim vermiyor ve vatandaş bize gelip başvuruda bulundu. Biz de bunun üzerine gelip bu cevizleri, yerel çeşitlerimiz başta olmak üzere, iyi verim veren, vatandaşın tercih ettiği, bölgeye uyum gösteren ceviz ağaçlarıyla ve chandler (ince kabuklu ceviz) başta olmak üzere aşılıyoruz" dedi. Çermik, Çüngüş, Hani, Dicle, Ergani, Lice, Kulp ve Silvan başta olmak üzere hem fidan dağıttıklarını hem de aşılama yaptıklarını belirten Alan, yeşil kuşak olarak adlandırılan bölgede yetişen ender bitkilerin başında cevizin geldiğini kaydetti. Karasal iklime uyumundan dolayı ceviz ağacı üzerine çalışmalar yürüttüklerini aktaran Alan, "Cevizle halkın gelirini ve istihdamını artırmak amacıyla bu sene yaklaşık 7 bin ağacın aşısını yapıyoruz. Tabii bölgede binlerce daha aşısız ceviz ağacı var. Bunlar verim vermiyor ya da kör ceviz dediğimiz, içinden cevizin tanesini çıkarmaya çalıştığımızda çıkmayan ceviz çeşitleri. Biz onları aşılıyoruz, kalem aşısı yapıyoruz. Halkımızdan da yoğun talep var; her sene 8-10 bin civarında ağaca aşı yapıyoruz" diye konuştu. Doğayı koruyan ve gelecek nesillere daha yeşil bir çevre bırakmayı amaçlayan projenin devam edeceği bildirildi.
Kocaeli Çöp evden kurtarılan Süleyman Amca’nın inanılmaz değişimi kamerada Kocaeli’nin Gebze ilçesinde icra yoluyla kaybettiği dairesinden bir yıl boyunca hiç çıkmayan ve çöp yığınlarının arasında yaşayan 60 yaşındaki Süleyman Kavaklı’nın değişimi izleyenleri duygulandırdı. Bir yıldan sonra kişisel bakımları yapılan yaşlı adamın yeni haline kavuşma süreci anbean videoya kaydedildi. Zor günleri geride bırakan Kavaklı, Büyükşehir ekiplerinin, "Senin yanındayız, bundan sonra bize emanetsin" sözleri üzerine ise gözyaşlarını tutamadı. Alınan bilgiye göre, 6 Mayıs’ta Mustafapaşa Mahallesi’ndeki bir apartmanın sakinleri, ikinci kattaki daireden gelen ağır kokular ve daire sakini Süleyman Kavaklı’dan haber alamamaları üzerine durumu polis ekiplerine ve muhtara bildirdi. İhbar üzerine olay yerine gelen polis, kapıyı açtığında tavanı zorlayan çöp yığınları ve bu yığınların arasında bitkin düşmüş yaşlı adamla karşılaştı. Bir yıldır evden dışarı çıkmamış Eşini 20 yıl önce kaybeden ve iki çocuğu farklı şehirlerde yaşayan Süleyman Kavaklı’nın, yaklaşık bir yıldır evinden dışarı çıkmadığı belirlendi. Sağlık sorunları ve sık sık bayılması nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlanan yaşlı adamın, bu süreçteki temel ihtiyaçlarının ise kapısına yemek bırakan komşuları ve belediye ekiplerince karşılandığı öğrenildi. Adrese gelen temizlik ekipleri evden kamyon dolusu çöp çıkardı. Kamyona yüklenen çöpler, imha edilmek üzere götürüldü. Tamamen çöplerden arınan ev, ilaçlanarak dezenfekte edildi. Ayrıca Süleyman Kavaklı’nın, hiç dışarı çıkmadığı dairesini 1,5 yıl önce icra yoluyla kaybettiği de öğrenildi. "Bundan sonra bize emanetsin" Fiziksel ve psikolojik olarak zor günler geçiren Süleyman Kavaklı’ya Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri sahip çıktı. Ekipler tarafından evden alınan Kavaklı, İzmit Kuruçeşme Mahallesi’nde bulunan barınma merkezine götürüldü. Burada sıcak bir ortamda karşılanan yaşlı adamın ilk olarak kişisel bakımları yapıldı. Bir yılın ardından ilk kez saç ve sakal tıraşı olan Süleyman Kavaklı’nın fiziksel değişimi dikkat çekti. Adeta gençleşen yaşlı adam, Büyükşehir ekiplerinin kendisine söylediği, "Senin yanındayız, bundan sonra bize emanetsin" sözleri üzerine duygusal anlar yaşayarak gözyaşlarını tutamadı. Sıcak yemeğini yiyen ve tüm ihtiyaçları eksiksiz bir şekilde karşılanan Kavaklı, bir yılı aşkın sürenin ardından ilk kez temiz ve güvenli bir yatakta huzurla uyudu. Ekiplerin yaşlı adamın sağlık durumu ve ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye devam edeceği öğrenildi.
Van Zamana direnen gelenek: Bahçesaray’da traktörün giremediği dik yamaçlarda karasaban mesaisi Van’ın Bahçesaray ilçesinde zorlu arazi şartları ve ulaşım sıkıntıları, çiftçileri yeniden geleneksel yöntemlere yöneltti. Modern tarım araçlarının ulaşamadığı yüksek rakımlı ve engebeli arazilerde, yıllardır unutulmaya yüz tutan karasabanlar yeniden gün yüzüne çıktı. Teknolojinin tarımın her alanına girdiği günümüzde, Van’ın Bahçesaray ilçesinde çiftçiler binlerce yıllık bir geleneği yaşatmaya devam ediyor. Sarp dağların arasında kurulu olan ilçede, arazi yapısının engebeli olması ve dik yamaçlar nedeniyle traktörlerin giremediği tarlalar, öküzlerin sürüldüğü karasabanlarla sürülüyor. İlkbaharın gelişiyle birlikte karların eridiği yamaçlarda mesaiye başlayan çiftçiler, sabahın ilk ışıklarıyla tarlalarına iniyor. Öküzlerin gücünden faydalanılan bu zorlu süreçte, toprak büyük bir titizlikle işleniyor. Bölge halkı, geçmişten bugüne aktarılan tarım kültürünü yaşatmanın yanı sıra üretimi sürdürebilmek adına eski yöntemlere sarıldıklarını belirtti. Çiftçiler, "Traktörler burada iş göremiyor. Mecburen dedelerimizin yöntemine dönüyoruz. Zor ama toprağı işlemek zorundayız" diyerek yaşadıkları zorlukları dile getirdi. Bahçesaray’da yaşanan bu durum, teknolojinin her alana ulaşamadığını bir kez daha gözler önüne sererken, geleneksel üretim yöntemlerinin hâlâ hayati önem taşıdığını ortaya koydu.
Ankara 27’si kırmızı bültenle aranan 48 suçlu Türkiye’ye getirildi Kırmızı bültenle aranan 27 ve ulusal seviyede aranan 21 suçlu olmak üzere toplam 48 suçlunun Türkiye’ye iadesi sağlandı. Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM), İstihbarat ve Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlıkları, Siber, Asayiş ve TEM Daire Başkanlıklarınca yurt dışına kaçan ve haklarında arama kararı bulunan şahısların izi titizlikle sürüldü. Yapılan çalışmalar neticesinde kırmızı bültenle aranan 27 ve ulusal seviyede aranan 21 suçlu Türkiye’ye geri getirildi. Aranan kişilerin 31’i Gürcistan’dan, 7’si Almanya’dan, 2’si Yunanistan’dan iade edilirken, Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, Karadağ, Polonya, Irak, Rusya, Sırbistan ve Ürdün’den de 1’er suçlu iade edildi. Kırmızı bültenle aranan 27 kişinin C.S., R.G., F.Ö., G.Ç., E.D., Y.E.A., U.Y., A.Ç., V.J., M.K., A.S.Ö., A.Ç., C.G., Ö.A., A.E.H., A.A., T.Ş., F.Y., T.G., O.T., İ.T., M.P., M.B.T., M.Ö., G.B.K., A.K. ve K.K., ulusal seviyede aranan 21 şahsın da B.Y., A.Z.Ç., H.Ş., M.E., H.İ.Ç., N.Ç., M.Z., Ö.Ç., M.S., A.D.C., M.Ş., C.Ö., C.B., M.E.İ., B.K., İ.Y., A.Ş., İ.K., Ş.Ö., F.S. ve R.P. isimli şahıslar olduğu bildirildi. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan paylaşımda, "İlgili ülkelerin kolluk birimleriyle yürütülen ortak iş birliğiyle yakalanan şahısların ülkemize iadeleri sağlandı. Kırmızı bültenle ve ulusal seviyede aradığımız organize suç örgütü üyelerini, zehir tacirlerini yakalayıp ülkemize geri getirmeye devam ediyoruz. Kahraman polislerimizi, başkanlıklarımızı, daire başkanlıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz. Adalet Bakanlığı görevlilerine teşekkür ediyoruz" denildi.
İstanbul ’’Tüketim tarihi konusunda doğru bilgi, ekonomik kayıpları önleyecektir’’ Gıda Perakendecileri Derneği (GPD), gıda ürünlerinde tüketim tarihi uygulamalarına ilişkin açıklamada bulundu. Dernek, gıda ürünlerinde yer alan ‘Son Tüketim Tarihi’ (STT) ile ‘Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi’ (TETT) farklı anlamlar taşıdığının altını çizdi. Gıda Perakendecileri Derneği (GPD), tüketim tarihi konusunda doğru bilginin önemine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ’’Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) olarak, gıda ürünlerinde tüketim tarihi uygulamalarına ilişkin son dönemde gündeme gelen değerlendirmeler kapsamında; gıda güvenliği, tüketici bilgilendirmesi ve ekonomik etkiler açısından bazı hususlara ilişkin görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmanın önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Gıda ürünlerinde yer alan "Son Tüketim Tarihi" (STT) ile "Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi" (TETT) farklı anlamlar taşımaktadır. Son Tüketim Tarihi, özellikle hızlı bozulabilen ve insan sağlığı açısından risk oluşturabilecek ürünlerde güvenlik kriterini ifade eder. Bu tarihin geçmiş olduğu ürünler tüketilmemeli ve satışa sunulmamalıdır. Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi ise uygun saklama koşullarında ürünün kalite özelliklerinin en iyi şekilde korunduğu süreyi ifade etmektedir. Tavsiye edilen tüketim tarihi geçen ürünlerin ambalaj bütünlüğünün, tadının, kokusunun ve görünüşünün tüketime uygun bulunması durumunda ürünlerin tüketimi mümkün olabilmektedir. Bu tarih, gıdanın güvenliğine değil, ideal kalite seviyesine işaret etmektedir. Dolayısıyla bu tarihin geçmesi, her ürün için gıdanın güvensiz ya da bozuk olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak ürünün niteliğine göre saklama koşulları, ambalaj bütünlüğü ve ilgili mevzuat hükümleri her zaman belirleyicidir. Uluslararası düzeyde de Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) geçmiş ancak uygun saklama koşulları korunmuş ve güvenlik kriterlerini karşılayan ürünlerin değerlendirilmesi gıda israfını azaltmaya yönelik sürdürülebilirlik yaklaşımının bir parçası olarak ele alınmaktadır Ülkemizde de gıda kaybının azaltılması sürdürülebilirlik açısından önemli bir gündem maddesidir. FAO verilerine göre, Türkiye’de tarladan sofraya gıda kaybı her yıl yaklaşık 20 milyon tona ulaşmaktadır. Bu kayıpların azaltılması; doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir üretim, gıda sistemlerinin verimliliği ve gıda fiyatlarında enflasyonla mücadele açısından önem taşımaktadır. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla, STT ve TETT arasındaki farkın daha anlaşılır şekilde anlatılmasının hem tüketici farkındalığına hem de gıda israfının azaltılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Sektör olarak en temel önceliğimiz tüketici sağlığı ve gıda güvenliğidir. Yürürlükteki mevzuata ve bilimsel kriterlere tam uyum içinde; gıda güvenliği, şeffaflık, tüketici güveni ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz.’’