- 13 Şubat 2023 Pazartesi 09:19

Sosyolog Prof. Dr. Adem Palabıyık: "Depreme dair provokasyonların hepsi yalan"

A
A
A
Sosyolog Prof. Dr. Adem Palabıyık: "Depreme dair provokasyonların hepsi yalan"

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Öğretim Üyesi Sosyolog Prof.

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Adem Palabıyık, deprem bölgesindeki yalan ve maksatlı haber ve paylaşımlara dikkat çekerek, "Deprem bölgesindeyim, depreme dair provokasyonların hepsi yalan" dedi.


Deprem bölgesinde olan Sosyolog Palabıyık, deprem bölgesindeki provokatif paylaşımların ekseriytının yalan ve maksatlı olduğunu, bu sebepten kurtarma ekiplerinin çok sayıda sorun yaşadığını, yanlış ihbarlar sebebiyle zaman kaybettiklerini ifade etti. Türkiye’nin yaşadığı yıkıcı afet sonrası göstermiş olduğu performans ile dünyaya afet sosyolojisi dersi verdiğini söyleyen Palabıyık, "Deprem bölgesindeyim, çok büyük bir yıkım yaşandı. Bu süreci anlamak ve depremzedelere yardım edebilmek için bölgeye geldim. Çünkü Van depremini yaşayan biriyim. Tüm kurtarma ekipleri harika işler çıkarıyor, zaten bu başarıları ekrandan da takip ediyorsunuz. Deprem bölgesinde olduğumuz için birçok haber göremedim. Fakat özellikle bazı yerlerden yapılan paylaşımların kurtarma ekibine ciddi zaman kaybı yaşattığını biliyorum. Uzak mesafelere dahi ilk anlardan itibaren gidildi. Yollar çökmüştü, o sebepten helikopterler ile müdahaleler ve erzak taşıma gerçekleştirildi. Tüm bunlara rağmen provakatif paylaşımların ardı arkası gelmedi. Deprem bölgesindeki illerin hepsine geçtim, çeşitli çalışmalara katıldım. Depreme dair provakatif paylaşımların hepsi yalan ve maksatlı haberden başka bir şey değil” dedi.



"Provakatif paylaşımlar kurtarma ekiplerine ciddi zaman kayıpları yaşatıyorlar"


Maksatlı paylaşımların kurtarma ekiplerine zaman kayıpları yaşattığını belirten Prof. Dr. Palabıyık, "Depremin hemen ardından herkesten önce aynı mekânda ve alanda bulunan insanlar birbirlerine yardıma koştu. Hiçbir fark gözetilmeden ilk yıkımlara müdahaleler toplumsal örgütlenme ile yapıldı. Kurtarma ekipleri ise en fazla yalan paylaşımlarla mücadele etti. Çünkü doğruluğu olmayan paylaşımlar ekiplere çok fazla zaman kaybettirdi. İlk andan itibaren Malatya’da olan ekipler bu konuda çok fazla şey söylediler. Ayrıca aynı durum Hatay’da da yaşandı. Enkazlara müdahale edilmediğine dair haberlerin aslı yoktu. En başta yaşanan ulaşım sorunları sebebiyle ekiplerin yaşadığı zaman kaybı bu sorunun oluşmasına sebep oldu. O illerdeki kurtarma ekipleri de enkaz altında kaldı buna rağmen aileleri enkazdayken kurtarma ekiplerine katıldılar. Yollar bölünmüştü, ağır çalışma araçlarının şehirlere girişi en başta mümkün olmadı. Yollar çöktüğü için ağır araçlar ilerleyemedi. Karayolları ise Ulaştırma bakanlığı bünyesinde hemen çalışmalara başladı ki o çalışanların da bir kısmı enkaz altında kaldı veya aileleri de enkaz altında kaldı. Buna rağmen hepsi görevini yerine getirdi. Enkaz altında aileleri kalan polisler ve diğer kamu kurum mensupları görevlerini yaptılar. Bu çok zor bir durumdu” ifadelerini kullandı.



"WhatsApp ve Twitter kurtarma ve provakasyon merkezi oldu"


“Kriz zamanlarında en sorunlu konulardan birisi doğru bilgidir” diyen Palabıyık, şöyle devam etti:


“Doğru bilgiyi engellemenin yerine teyit edilmeyen bilgiler ortaya çıkarılır ve böylece bilginin doğruluğu dahi sorgulanmaz. Böylece doğru bilgiler kaybolur gider. Özellikle Twitter ve WhatsApp gruplarından dolaşan bilgilerin yarısından fazlası doğru değildir. Fakat bu bilgilere doğruymuş gibi inanılır çünkü kriz dönemlerinde bilgilerin doğruluğunu sorgulayacak veya sorgulatacak zaman yoktur. Bunun için kurulan Dezenformasyon Başkanlığı da tüm bu süreçle mücadele etmektedir. Özellikle bulunduğum bölgede bu tür sosyal medya alanlarından elde ettiğim sosyal medya bilgilerinin êkseriyâtının doğru olmadığı gördüm. Verilen adreslerde veya iletilen telefonlarda hiçbir karşılık alamadım. Ekiplerin gittikleri alanlarda da böyle binalar yoktu. Bölgeye yardım getirenlerin bazıları AFAD yerine kendilerine iletilen telefon numaraları ile çalıştıklarını ama ortada kaldıklarını ifade ettiler. AFAD ve Kızılay ile birlikte çalışan veya diğer kamu kurumlarıyla birlikte hareket eden STK’lar ise işlerini başarılı yönetim ile yerine getirdiklerini ve gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştıklarını ifade ettiler. Demek ki sosyal medya hem kaos hem de düzene entegre olabiliyormuş.”



“Enkazlara gidilmedi yalanları çoğaldı”


Enkazlar ile alakalı açıklama yapan Palabıyık, “Enkazlara gidilmediğine dair haberler yapıldı, işin aslı birkaç başlıkta değerlendirilmelidir. Mesela ekipler enkazlara gittiklerinde sıcaklığın düşün olduğu ölçümlerde daha yüksek sıcaklık ölçümleri tercih ediliyordu. Çünkü arama kurtarma ekipleri vefat eden kişinin kapalı alanda kalması sebebiyle sıcaklık ölçümünün düşük olduğunu, çalışma sonrası vefat eden kişiye ulaştıklarını ve sıcaklığın ise vefat eden kişinin kaldığı kapalı alandan kaynaklandığını belirtmişlerdi. Bu sebepten enkazlara gidilmediğine dair yalan haberler yapıldı. İlk başlarda şehir içi yıkımlardan ve ulaşım sorunlarından dolayı bazı enkazlara ulaşılamadı. Ayrıca bölünmüş yollar ve tarif sebebiyle ağır araçlar giremedi. Ayrıca komşu illerin hepsinde yıkım vardı. Yardım ancak uzaktan gelebildi. En küçük hayat belirtisini dahi önemseyerek çalıştılar. Bizzat şahit olduk. Sıcaklık ile birlikte ses olması gerekiyor, kurtarma ekipleri her türlü süreci bu şekilde kontrol ediyorlar. Özellikle aramada kullanılan eğitimli hayvanlar çok başarılı işler çıkarıyorlar. En ücra yerlere ise özellikle askeriyeye ait helikopterler ile gidildi. Ve çalışmalar orada da yapıldı. Köylerin yolları çökmüş veya yollar yıkıma uğramıştı. Araçlar ile gitmek mümkün değildi. Bu sebepten özellikle sonrası için enkazlara ulaşılamadığına dair haberler asılsız ve yalandı" diye konuştu.



"Defin etme süreci de Diyanet tarafından yönetildi"


Vefat edenlerin defin edilmesine dair Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:


“Defin süreci ile alakalı çeşitli spekülasyonlar vardı. Özellikle kırsal alanlarda sorunlar yaşandı, çünkü ulaşım ciddi sorunluydu. Kimse görmeden yorum yapmasın. Vefat edenlerin belirlenmesinde ilgililer görev yapıyordu. Hastanedeki isimleri tek tek not edildi. İsimsiz bırakılmama gayreti çok önemliydi. Tüm vefat edenler İslami usullere göre defnedildi. Hem diyanet yetkilileri hem de bölge seydaları bu süreçte görev yaptılar. Kefenlemeye dair sorunlar kısa sürede giderildi zaten hemen defin yapılamadı çünkü kimlik belirlemeleri yapılacaktı. Bu süreçte kefenlerin bölgeye gelmesi sağlamdı ve hem kadın hem de erkek gassallar görevlerini yerine getirdi. Birçok ilin diyanet görevlileri de vefat etmişti. Başka şehirlerden gelen ekipler bu süreci yönetti. Bilmediğimiz bir şehirde deprem anında hemen işleri yoluna koymak mümkün değil ama devletimiz süreci başarıyla yönetti."



"Cumhurbaşkanımızın ziyareti önemli bir motivasyon sağladı"


"Bir kriz anında en belirleyici olaylardan biri de yöneticilerin halkın arasında olmasıdır. Hem yaşam şartlarına eşlik edilir hem de haberdar olur" diyen Palabıyık, "Cumhurbaşkanımızı ve çalışma arkadaşları hızla deprem bölgesine geçtiler, görev taksimi yaptılar ve halk ile bir araya geldiler. Elbette canları yanan vatandaşlarımızın feryatları olacaktı, bu çok doğaldı. Ama tüm yöneticilerimizin yaptığı tek tavır, vatandaşlarımıza sarılmak ve acılarını paylaşmak oldu. Devletimiz şefkatli yüzünü gösterdi ve her şartta halkının yanında olacağını ispatladı. İlk aşamada gidilememesinin ana sebeplerini yukarıda ifade ettim. Bu kadar yıkıcı bir depreme rağmen devletimizin kudreti, vatandaşlarımız tarafından bizzat hissedildi. Özellikle ısınma ve çadır sorunun ilk sırada olduğu süreçte Cumhurbaşkanımız gerekli talimatları verdi. Çünkü bizzat şartları kendisi gördü. Şimdi konteynırlar geliyor, elektriğe dair sorunlar çözülüyor. Liderin, halkının yanında olması en güçlü ayakta kalma sebebidir" dedi.



"Suriyelilere ve küçük çocuklara dair yalan haberler yapıldı"


Suriyelilere dair yapılan haberlerin de ekseriytının yalan olduğunu belirten Palabıyık, "Kriz sürecinde halkı birbirine düşürmeye çalıştılar ama çok şükür başaramadılar. Onlarda enkaz altında kaldı ve birçoğu da kurtarma çalışmalarına katıldı. STK’ların düzenlediği yeme-içme dağıtım sürecinde görev yaptılar, çünkü onlar da evsizdi. Yardımların onlara gittiğine yönelik ve devletin kendi vatandaşlarını görmezden geldiğine dair yalan haberler ve provoke eylemler de oldu. Bunların tümü yalan haberlerdir. Devlet, her yurttaşına aynı mesafededir ve her vatandaş devlet için kıymetlidir. Ayrıca çocuklara dair de çeşitli yalan haberler yapıldı. Bir kere enkaz başında güvenlik güçleri yer alıyordu. UMKE eşliğinde ambulansa götürülen bebekler ve çocuklar güvenlik görevlileri eşliğinde yola çıkıyordu. Bu durum anında aile bakanlığına bildiriliyordu. Böylece aile bakanlığı tüm tedbirleri alıyordu. Sürecin işleyişi böyleydi. Bizzat şahit oldum" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Öğretmenlerden okullardaki şiddete ‘sahnede’ farkındalık Kayseri’de öğretmenlerden oluşan tiyatro topluluğu, okullarda öğretmenlere ve öğrencilere yönelik şiddet olaylarına karşı farkındalık oluşturmak için ‘Yarın’ isimli oyunu sahneledi. Kayseri’de 3 yıldır aynı toplulukta tiyatro oyunları sergileyen 16 öğretmen tarafından şiddet ve saldırılar sonucunda hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenleri anmak ve farkındalık oluşturmak için ‘Yarın’ isimli oyun sergilendi. Öğretmenlerle beraber çocuklarının da rol aldığı oyunda toplam 30 kişi, öğrenci ve öğretmenlere uygulanan şiddete ve saldırılara dikkat çekmek için oynadı. Kayseri Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen oyunu Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, protokol üyeleri, öğretmenler ve vatandaşlar izledi. Sergilenen oyunla ilgili bilgiler veren öğretmen ve yönetmen Yusuf Balaban, "Ülkemizde yaşanmasını bile hayal etmediğimiz olaylar yaşandı. Buna hem öğretmen olarak hem aynı zamanda veli olarak ve amatör de olsa sanatçı olarak duyarsız kalamazdık. Herkes bir şeyler yaptı. İşte bakanlığımız tedbirler aldı, emniyet tedbirler aldı. Biz de sanat açısından ne yapabiliriz noktasında düşünerek böyle bir yola girdik. Oyunu yazdık, gerekli onayları aldık, hazırlandık ve kısa sürede bu hale getirdik. Ekibimiz 3 yıldır bir arada ve hepsi Milli Eğitim’e bağlı okullarda çalışan kadrolu öğretmenlerden oluşuyor. Halk Eğitim kursuyla bir araya geldik ve farklı oyunlar sergilemeye devam ediyoruz. Ekibimiz 16 kişilik ama bu oyuna özel ekibimizde bulunan arkadaşlarımızın çocuklarını da dahil ettik. Öğrenci kısmı, veli kısmı ve öğretmen kısmı olduğu için onları da dahil ettik ve şu an yaklaşık 30 kişilik bir ekip olduk. Oyunun senaryosu bana ait. Ben yazıp yönettim. Dediğim gibi yaşanmasını hayal bile etmediğimiz olaylar yaşanıyor ülkemizde. İşte okul baskınları, öğretmen şiddetleri, birçok öğretmen arkadaşımız şehit oldu bu şekilde şiddete maruz kaldığı için. Bunlara karşı bir farkındalık oluşturmak için böyle bir çalışma yaptık. Başımıza ne gelirse gelsin her zaman bir umut vardır. Kötülükleri bu umutla yenebiliriz diye düşünüyorum. Çok heyecanlıyız. Şimdi ilk defa, hani daha önce oyunlar sergiledik ama ilk defa bize ait olan bir oyun oynayacağız. Daha önce hep başka yazarların oyunlarını oynadık. İlk defa bize ait bir oyunla ve ilk defa farkındalık gösterisi olarak bir oyuna çıkacağız. Umarım başarılı oluruz" dedi.
Ankara Ankara’da ‘Kalbin Emeği’ sergisi sanatseverlerle buluştu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Ankara Kalkınma Ajansı aracılığıyla yürütülen Nallıhan İğne Oyası Projesi kapsamında düzenlenen ‘Kalbin Emeği’ fotoğraf sergisi sanatseverlerle buluştu. Ankara Kalkınma Ajansı aracılığıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen "Anadoludakiler Kültürel Mirasın Korunması, Kadın Üreticilerin Güçlendirilmesi: Nallıhan İğne Oyası Projesi" kapsamında düzenlenen ‘Kalbin Emeği’ fotoğraf sergisi, Arı Kültür Merkezi’nde açıldı. Çankaya Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin küratörlüğünü üstlendiği sergide, fotoğraf sanatçısı F. Dilek Yurdakul’un objektifinden yansıyan 60 eser yer aldı. "Kültürümüzün kadınların eliyle yaşatılması beni çok etkiledi" ‘Nallıhan İğne Oyası Projesi’ kapsamında kadınlara çeşitli eğitimler verildiğini ve bu sayede küçük işletmelerin kurulmasına katkı sağlandığını belirten Çankaya Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Zeynep Karahan Uslu, "2007 yılında Nallıhan’ı ziyaret etmiştim ve orada ipek iğne oyası üreticisi kadınlarla tanışmıştım. Orada kültürümüzün kadınların eliyle yaşatılması beni çok etkiledi. O zaman kendime verdiğim bir söz vardı, bir gün mutlaka döneceğim ve Nallıhan için bir şey yapacağım demiştim. Bu proje çağrısı da buna vesile oldu. Öncelikle bir kadın kooperatifimiz var, birlikte çalışıyoruz. Onlara dijital pazarlamadan, muhasebeden, ürünlerini dijital zeminde satmaya kadar, çeşitli boyutlarda eğitimler vererek aslında iş yapma tarzlarını geliştirecek ve diğer taraftan Nallıhan’da yeni küçük işletmelerin kurulması vesile olmak üzere bir süreç başlattık. Üniversite olarak bunları destekledik ve akabinde tabii toplumsal farklılığını da arttırmak gerekiyor ki birileri ellerini daha tutsun, birileri iğne oyalarımızı çok daha fazla fark etsin" dedi. "Geçmişle gelecek arasında bir köprü oluşturduk" Projeye çeşitli büyük firmaların destek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Uslu, "İlk sergimizi emekçi kadınlarımızın ürünleriyle yaptık. Satış boyutuyla da çok iyi karşılık oldu. Ama bugün dedik ki o ürünlerin arkasındaki elleri görelim, bu hikayeleri görelim, hikayelere dokunalım. Bu sergide de Dilek Yurdakul sanatçımız defalarca emekçi kadınlarımızın o anını çekti ve sonrasında biz o anı alarak belki de dünyada bir ilke imza attık. Şöyle ki, iğne oyası yaparken kadınların duygu durumlarını yapay zeka ile analiz ettik, söze döktük. Oradan da dijital sanat eserleri oluşturduk. Böylece geçmişle gelecek arasında bir köprü oluşturduk. İnşallah ülkemizin insanlarında iğne oyasının güzelliğini, zarafetini ve kadın emeğinin kıymetini, hayata neler kattığını gösterme imkanımız olur" diye konuştu. Sergi, 18 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek.
Kırklareli Bakan Bayraktar: "Enerji, kalkınmanın ve milli güvenliğin temel unsurudur" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin enerji geleceğinde nükleer projelerin kritik rol üstlendiğini belirterek, "Bir yandan Karadeniz’de kendi gazımızı üretiyor, bir yandan nükleer güç reaktörlerimizi inşa ediyoruz" dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde ENKA Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin açılışında yaptığı konuşmada enerjinin kalkınma, milli güvenlik ve bağımsızlığın en temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin enerji alanında güçlü adımlarla ilerlediğini söyledi. Bayraktar, Türkiye’nin artan enerji ihtiyacını karşılamak ve uzun vadeli enerji arz güvenliğini sağlamak amacıyla nükleer enerji yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, Türkiye’nin yeni enerji vizyonunda nükleer projelerin stratejik bir yere sahip olduğunu vurguladı. Bakan Bayraktar, Türkiye’nin enerji altyapısını güçlendirmek adına doğal gaz, yenilenebilir enerji ve nükleer yatırımları birlikte hayata geçirerek daha güçlü, daha sürdürülebilir ve daha bağımsız bir enerji sistemi inşa ettiklerini ifade etti. "Türkiye’nin bu yeni enerji mimarisinde" Bakan Bayraktar, "Türkiye olarak sanayisi büyüyen, nüfusu artan ve kentleşmesi süren bir ülkeyiz. Kalkınıyoruz, refah seviyemiz yükseliyor. Bununla bağlantılı olarak da enerji talebimiz her geçen yıl artıyor. Geçtiğimiz 23 yılda 3 kat artan elektrik talebimizin önümüzdeki 30 yılda da en az 3 kat büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Zira, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir elektrikleşme trendi ile karşı karşıyayız. Yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli otomobiller Hepsi daha fazla, kaliteli ve kesintisiz elektriğe ihtiyaç duyuyor. Sürekli artacak olan bu elektrik talebini yönetmek için mevcut durumla yetinemeyiz. Bugünden planlı, akılcı ve uzun vadeli adımlar atmak zorundayız. Bu yıl, Milli Enerji ve Maden Politikamızın 10. yılında, ülkemizin uzun dönemli enerji planlamasını güncelliyoruz. Daha dirençli, daha esnek ve daha sürdürülebilir bir enerji sistemi inşa etmek için kapsamlı bir dönüşüm sürecindeyiz. Türkiye’nin bu Yeni enerji mimarisinde Yenilenebilir enerji yatırımlarını daha da arttıracağız, Doğal gaz ve elektrik altyapımızı güçlendireceğiz, Nükleer enerji projelerimizi hayata geçireceğiz, Enerjimizi verimli kullanacak enerji yoğunluğumuzu her yıl iyileştireceğiz, Dijitalleşme ile enerji sistemimizi daha akıllı hale getireceğiz. Aynı zamanda uluslararası iş birliklerimizi geliştirerek Türkiye’yi enerjide bir merkez ülke yapma hedefimiz doğrultusunda ilerlemeye devam edeceğiz" diye konuştu. "Doğal gaz santralleri arz güvenliğimizin adeta güvencesi" Bakan Bayraktar, "Enerji politikalarımızı şekillendiren üç temel önceliğimiz var: Arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve 2053 net sıfır hedefi. Bu doğrultuda son 20 yılda çok büyük bir dönüşümü hayata geçirdik. Bugün geldiğimiz noktada kurulu gücümüz 125 bin megavatı aşmış durumda. Bunun yüzde 63’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinde tarihi bir hamle gerçekleştirdik. Sadece 13 yılda bu alanlarda kurulu gücümüzü neredeyse sıfırdan 41 bin megavatın üzerine taşıdık. Biraz önce ifade ettiğim gibi önümüzdeki dönemde de bu yatırımlarımız hız kesmeden devam edecek. Ancak burada altını çizmemiz gereken çok önemli bir şey var. Yenilenebilir enerji kaynakları, doğası gereği kesintili kaynaklardır. Geçtiğimiz yıl Avrupa’da yaşanan ve 60 milyon insanı etkileyen kesintiler, sadece yenilenebilir enerjiye bağlı risklerini göstermiş oldu. Dolayısıyla enerji sisteminin sağlıklı, dengeli ve kesintisiz çalışabilmesi için bu kaynakları destekleyecek güçlü bir altyapıya ihtiyaç var. İşte bu noktada doğal gaz çevrim santralleri devreye giriyor. Doğal gaz santralleri, 7 gün 24 saat, hava şartlarında bağımsız, kesintisiz üretim yapabilen, yenilenebilir enerjinin esnekliğini dengeleyen, arz güvenliğimizin adeta güvencesi olan santralleridir. Esnek üretim kabiliyetleri sayesinde sistemin sigortası konumundadır" şeklinde konuştu. "Türkiye enerjide merkez ülke olma yolunda dev adımlarla ilerliyor" Bakan Bayraktar, "Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük bir kararlılıkla, inançla enerjide merkez ülke olma yolunda dev adımlarla ilerliyor. Bir yandan Karadeniz’de kendi gazımızı üretiyor, bir yandan nükleer güç reaktörlerimizi inşa ediyor, bir yandan da bugün burada olduğu gibi modern doğal gaz çevrim santrallerimizi devreye alıyoruz. Bu önemli yatırımın ülkemizin enerji piyasalarına olan güvenin önemli bir göstergesi olduğunun altını tekrar çizmek istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Kırklareli Doğal Gaz Kombine Çevrim Santralimizin ilimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Bu önemli yatırımın hayata geçmesinde emeği olan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum" ifadelerini kullandı.