ASAYİŞ
05 Mayıs 2026 Salı - 20:44 Marmaris’te kaza diye kapatılan dosya yeniden açılınca cinayet çözüldü Muğla’nın Marmaris ilçesinde 3 yıl önce "kaza" olarak değerlendirilip takipsizlik kararı verilen dosya yeniden açılınca, olayın cinayet olduğu ortaya çıkartıldı. Olayla ilgili 2 kişi tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Muğla’nın Marmaris ilçesinde 28 Mart 2023’te yaşanan ve ilk etapta "talihsiz bir kaza" olarak kayıtlara geçen nakliyeci Abdullah Uslu’nun ölümü, yürütülen kapsamlı soruşturma sonucunda çarpıcı bir şekilde yeniden değerlendirildi. Dosyanın yeniden açılmasıyla ve yürütülen titiz soruşturmayla ortaya çıkan deliller, olayın bir kaza değil cinayet olduğunu gözler önüne serdi. "Kaza denilerek kapatılmıştı" 3 yıl önce Marmaris’te yaşanan olayda, 1974 doğumlu Abdullah Uslu’nun eşi ve komşularıyla ikametinde olduğu sırada, alkollü olduğu ve silahını beline takarken kazara kendini vurduğu iddiasıyla dosya "taksirle ölüme neden olma" kapsamında değerlendirilmiş ve takipsizlik kararı verilmişti. Ancak maktulün kızı Aylin Kızılca söz konusu takipsizlik kararına itiraz etti. Takipsizlik kararı Muğla 1’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından kaldırıldı ve soruşturmaya devam edildi. Yeniden başlatılan soruşturmada, tanık beyanları Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığınca tekrar alındı. Soruşturmanın derinleştirilmesiyle birlikte dosyada dikkat çeken ayrıntılara ulaşıldı. Olay günü evde bulunan kişilerin ifadeleri arasında ciddi çelişkiler olduğu, bilirkişi raporuyla ifadelerin uyuşmadığı tespit edildi. Maktulün eşi S.U., komşuları H.A. ve E.A. ile iletişim kayıtlarında adı geçen Y.K. da dosyada şüpheli olarak yer aldı. "Silah raporu: ‘Kendiliğinden ateş almaz’" 18 Nisan 2023 tarihli kriminal rapor, olayın seyrini değiştiren en kritik bulgulardan biri oldu. Raporda, silahın düşme ya da çarpma sonucu kendi kendine ateş almasının mümkün olmadığı yer aldı. "Silah düştü patladı" yalanını çürüten bu tespitle "kaza" ihtimali ortadan kalktı, dosya cinayet soruşturmasına dönüştü. "Olay yeri incelemesi: Her şey anlatılanın tersini söylüyor" Olay yeri incelemesinde tüm bulguların ilk soruşturmada anlatılan hikayenin tam tersini söylediği belirlendi. Olay yerinde yapılan incelemede ikamet kapısının yan duvarında mermi izi bulunurken, şüphelilerin ölen şahsın havaya ateş ettiği beyanı çürütüldü. Yine zeminde bulunan mermi çekirdeğinin havaya ateş edildiği beyanı ile ters olduğu görüldü. Cesedin arkasında 2 boş kovan bulundu. Masa başından atılan tabancadan çıkan kovanların cesedin arka tarafındaki bulunduğu konuma gidemeyeceği tespit edildi. Tanık beyanına göre ateşlendiği varsayılırsa ikametin yan bahçe zemininde olması gereken kovanların ise cesetten yaklaşık 151 cm uzakta olması dikkat çekti. Bilirkişi raporuna göre, "masada otururken havaya ateş edildi" iddiası fiziken imkansızdı. "Adli Tıp: Yakın mesafeden ateş" Adli tıp bulgularıyla; Abdullah Uslu’nun 20-40 cm mesafeden vurularak öldürüldüğü tespit edildi. Bu bulgu, kazara ateş alma iddiasını tamamen çürüttü. "Atış artıkları: Şüpheliler olayın içindeydi" Yüz svabı (atış artığı) üzerinde yapılan incelemelerinde: H.A.’nın yüz ve iki el, S.U.’nun sol el ve E.A.’nın yüz üzerinde atış artığı bulundu. Bu durum, şüphelilerin olay anında silaha çok yakın olduğunu ya da doğrudan müdahale ettiklerini ortaya koydu. Yüz svabında atış artığına rastlanabilmesi için, yüzün ateş anında tabancaya en fazla 45 cm mesafede ve tabancanın ön kısmı, üst kısmı veya kovan tahliye yönünde bulunması gerektiği kaydedildi. "Kayıp güvenlik kamerası bulundu" İlk tutanakta "çalışmıyor" denilen güvenlik kamerası sisteminin, sonradan şüphelilerle bağlantılı bir adreste bulunduğu ortaya çıktı. Üstelik cihazda olay gününe ait kayıtların olduğu belirlendi. Cihazda olay gününe ait görüntü kayıtları açılamayınca cihaz incelenmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığı’na gönderildi. "Dinlemelerde şüpheli konuşmalara ulaşıldı" CMK 135 kapsamında yapılan dinlemelerde geçen ifadeler soruşturmayı derinleştirdi. Soruşturma kapsamında taraflar arasında şüpheli telefon görüşmeleri tespit edildi. Şüpheli Y.K. ile şüpheli H.A. arasında geçen bir görüşmede, Y.K.’nin "Senin bir ifaden onu yakar, onun bir ifadesi ise seni maddi yönden yakar" şeklindeki sözlerinin tape kayıtlarına yansıdığı ortaya çıktı. Soruşturma makamları, bu görüşmenin olayın aydınlatılması açısından önemli bir veri olduğunu değerlendirdi. Görüşmede geçen ifadelerin, şüpheliler arasında olay sonrası bir yönlendirme ya da çıkar ilişkisi bulunabileceği ihtimalini gündeme getirdiği kaydedildi. "Kendiniz öldüreceksiniz adamı ya", "En azından profesyonel katil demezler" şeklindeki konuşmalar, olayın planlı olabileceğini ortaya koydu. "Şüpheli tapu hareketleri" Olaydan sonra S.U.’ya ait bazı taşınmazların, H.A.’nın kızı A.T. üzerine devredildiği tespit edildi. "Eşi konuştu, olay aydınlatıldı" Maktulün eşi 47 yaşındaki S.U.’nun savcılıkta verdiği yeni ifade, dosyanın seyrini tamamen değiştirdi. Uslu ifadesinde "önceki beyanlarının doğru olmadığını, H.A. tarafından yönlendirildiğini, olay sırasında boğuşma yaşandığını" açıkladı. Komşusu ile eşi arasında arbede yaşanmış S.U., olay gecesi evde yemek yediklerini ve alkol aldıklarını ifade etti. Eşinin sarhoş olması nedeniyle komşusu H.A. ile birlikte içeri götürdüklerini anlatan S.U., olay gecesini şöyle anlattı: "Bu sırada yemek masasındaki silahı H.A., eşimin sarhoş halde sağa sola ateş etmesini engellemek amacıyla aldı. H.A.’nın Abdullah Uslu’nun sağ koluna, bende sol koluna girdim. Kapı girişine gelindiğinde eşim silahın H.A.’nın elinde olduğunu fark etti." S.U., Abdullah Uslu’nun silahı almaya çalıştığını ve bu sırada aralarında itiş kakış yaşandığını öne sürdü. "Eşimin yüzünden kan geldi" S.U., yaşanan itiş kakış sırasında eşi Abdullah Uslu’nun mermiyi silahın ağzına verdiğini ifade etti. "O sırada ikimiz de ‘Apo ne yapıyorsun?’ dedik. Aralarında itiş kakış olurken silah eşimin bel hizasında patladı" diyen S.U., silah patladıktan sonra yere düştüğünü belirterek, o an eşinin sol kolunda olduğunu, silaha herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını savundu. S.U., olay sonrası eşinin yüzünden kan geldiğini gördüğünü, H.A.’dan ‘ay’ diye bir ses duyduğunu, ardından H.A.’nın içeri girdiğini ifade etti. "Olay yerinde temizlik yapmadım, yapanı görmedim" S.U., olayın ardından yardım istemeye koştuğunu, Abdullah Uslu vurulduktan sonra silaha, kovanlara, çekirdeğe ya da olay yerindeki herhangi bir delile dokunmadığını belirtti. Banyo dolabında tespit edildiği belirtilen kanlı parmak izlerinin kendisine ait olmadığını ileri süren S.U., "Ben olay yerinde herhangi bir temizlik yapmadım. Onların olay yerinde temizlik yaptığını görmedim" dedi. "Kameralar bozuk dediler" İfadesinde kamera kayıt cihazına ilişkin iddialara da değinen S.U., olay günü evdeki kameraların kayıt almadığını bildiğini, çünkü yaklaşık 10 gün önce Abdullah Uslu’nun kameraların çalışmadığını fark ettiğini söyledi. Ancak kameraların olaydan bir gün önce yeniden bağlandığını kolluk ifadesi sırasında öğrendiğini belirten S.U., "Bir gün öncesinde kamera bağlandıysa olay günü kameranın açık olması lazım" dedi. "Kamera kayıtı komşuda çıktı" S.U., H.A.’nın kendisine kamera kayıt cihazının jandarmada olduğunu söylediğini, ancak daha sonra cihazın H.A.’nın elinde olduğunun ortaya çıktığını iddia etti. S.U., "Ben asla kamera kayıt cihazını H.A.’ya vermedim. Kendisi yalan söylüyor. Benim kameralardan ve kayıt cihazından haberim bile yoktu" ifadelerini kullandı. "Ağız birliği yapmışlar" Savcılık ifadesinde daha önceki kolluk beyanıyla çelişen noktalar da S.U.’ya soruldu. 28 Mart 2023 tarihli kolluk ifadesinde kasadan iki silah ve bir kutu mermi getirdiğini söylediği hatırlatılan S.U., savcılıkta "Şimdi hatırladığım kadarıyla kasadan 1 adet silah ve 1 kutu mermi getirdim" şeklinde beyanda bulundu. S.U., önceki ifadesindeki çelişkiye ilişkin olarak ise olaydan önce H.A.’nın kendisiyle konuştuğunu ve olayı belli bir şekilde anlatmasını söylediğini öne sürdü. S.U., "Ağız birliği yaptığımız için kolluk ifademde o şekilde belirttim" dedi. Ayrıca S.U., silahın yere düştüğünü görmediğini daha önce H.A.’nın söylediğini, ancak H.A.’nın olayın "silahın yere düşerek patlaması" şeklinde anlatılmasını istediğini savundu. "Komşuları ile ortak arazi almışlar" Soruşturmadaki arazi iddialarına da yanıt veren S.U., söz konusu arazinin olaydan önce Abdullah Uslu ile H.A.’nın kızı A. tarafından ortak alındığını, hissenin yüzde 50’sinin Abdullah Uslu’ya, yüzde 50’sinin ise A.’ya ait olduğunu öne sürdü. S.U., H.A.’nın arazinin kendisiyle ortak alındığını söylemesinin nedeninin Abdullah Uslu’nun çocuklarının pay almasını engellemek olduğunu iddia etti. "Uslu’nun cep telefonu satılmış" Olaydan 15 gün sonra Marmaris’ten ayrıldığını, önce Mersin Tarsus’a, ardından Ankara’ya gittiğini anlatan S.U., bunun otobüs biletleri veya telefon kayıtlarından tespit edilebileceğini söyledi. Abdullah Uslu’ya ait cep telefonunun ise kendisinde olduğunu, oğlunun telefonunun bozulması üzerine cihazı ona verdiğini, oğlunun da daha sonra telefonu Samsun’da bir telefoncuya sattığını beyan etti. "Yuvarlak masada yemek yedik" S.U., olay yeri fotoğraflarında gösterilen dikdörtgen masa üzerinde yemek yemediklerini de savundu. Yemeğin şöminenin yanındaki yuvarlak masada yenildiğini belirten Uslu, dikdörtgen masanın normalde mutfakta bulunduğunu, dışarı nasıl getirildiğini ve üzerine yemeklerin nasıl konulduğunu bilmediğini söyledi. İfadelerde masa çelişkisi belirlendi. "Avukatını suçladı" Şüpheli S.U., kendisine baro tarafından yeni bir avukat isterken, önceki avukatının kendisini yanlış yönlendirdiğini ifade etti. Eski avukatının bu şekilde ifade vermesi gerektiğini aksi takdirde kendisinin ‘katil’ diye içeri atılacağını belirten S.U., "Bu sebeple avukatı müdafim olmaktan azlediyorum" dedi. S.U., kendisine baro tarafından yeni bir avukat tahsis edilmesini istediğini, ek beyan vermek istediğini, mevcut avukatının kendisini yönlendirdiği için doğru ifade vermediğini beyan etti. "Derin suç şüphesi var" Marmaris’teki soruşturma kapsamında alınan şüpheli ve tanık ifadeleri, telefon inceleme tutanakları, teknik raporlar, kolluk tutanakları ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildi. Şüpheliler H.A. ve S.U., hakkında kuvvetli suç şüphesinin oluştuğuna kanaat getirildi. Kararda, şüphelilerin soruşturma sürecinde verdikleri ifadelerin teknik raporlarla uyumlu olmadığı, S.U.’nun ifadelerinde değişiklikler bulunduğu ve bu nedenle inkar yönündeki savunmalara itibar edilmediği belirtildi. "İkisi tutuklu, ikisi adli kontrolde" Savcılık yeniden açılan dosyada Abdullah Uslu’nun eşi ev hanımı S.U., komşuları fırıncı E.A. ve eşi H.A. ile teknisyen yardımcısı Y.K.’yi gözaltına alarak yeniden ifadelerini aldı. Soruşturma çerçevesinde tutuklamalar geldi. 4 Mayıs 2026 itibarıyla S.U. ve H.A. tutuklandı. E.A. ve Y.K. adli kontrolle serbest bırakıldı. Şüpheliler hakkında "kasten öldürme" suçlamasıyla işlem yapıldı. "Sonuç: Kaza değil, cinayet" Başlangıçta "alkollü kazası" olarak kapatılan dosya, delillerin yeniden değerlendirilmesiyle bambaşka bir boyuta taşındı. Uzman raporları, adli tıp bulguları, iletişim kayıtları ve itiraflar bir araya geldiğinde, Abdullah Uslu’nun ölümünün basit bir kaza olmadığı, aksine güçlü şekilde cinayet şüphesi taşıdığı ortaya çıkartıldı. Marmaris’teki aydınlatılan olay, aradan geçen üç yıla rağmen dosyanın aydınlatılması ve adaletin tecellisi ettiğinin çarpıcı bir örneği olarak kayıtlara geçti.
05 Mayıs 2026 Salı - 20:24 Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı sanık Karanis: "Murat Gülibrahimoğlu benim araç satım işi yaptığımı bilmekteydi ticaret için borç verebileceğini söyledi" ’Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında, firari örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’na bağlı hareket eden ve örgüt lideri ile örgüt yöneticisi arasında köprü vazifesi gören tutuklu sanık Hakan Karanis, "Murat Gülibrahimoğlu benim araç satım işi yaptığımı bilmekteydi. Kendisi bana hesabında kullanmadığı bir para olduğunu ve ticaret için borç verebileceğini söyledi. Hesabıma 5 milyon TL gönderdi. Ancak siparişler iptal oldu. İptal olunca ben bu parayı kendisine teslim ettim" dedi. ’Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 32. oturumu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. İddianamede firari örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’na bağlı hareket ettiği ve örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı olduğu belirtilen tutuklu sanık Hakan Karanis’in, firari örgüt yöneticisi Gülibrahimoğlu’nun örgüte dahil olması ve süreç içerisinde yönetici olmasında etkin rol aldığı kaydedilmişti. Sanık Karanis’in örgüt lideri ile örgüt yöneticisi arasında bir köprü vazifesi gördüğü açıklanmıştı. "Ekrem Bey’in çocukluk arkadaşıyım" Hakan Karanis iddianamedeki suçlamalara karşı, "Ben Ekrem Bey’in çocukluk arkadaşıyım. Ekrem İmamoğlu ile birçok çocukluk anısı biriktirdik. Biz Trabzon’un dar sokaklarında sevgiyle büyüdük. Ekrem İmamoğlu üniversite eğitimi için Kıbrıs’a ben ise Ankara’ya gittim. İkimiz de ciddi bir trafik kazası yaşadık. İkimiz de aynı köyden evlendik. Hayatımızda nezarethaneye ilk kez onunla girdik. Askerliğimizi aynı şehirde yaptık. Aynı apartmanda oturduk. Onun şirketinde 2 yıl çalıştım. Ancak inşaat işini sevmedim baba mesleğim olan tekstile ilgi duydum bu nedenle ayrıldım ve kendi işimi kurdum. Ekrem Bey sizin için şüpheli olabilir, buradaki insanlar için İBB Başkanı olabilir ya da bir müddet sonra cumhurbaşkanı olabilir ama o benim için her zaman arkadaşım Ekrem’dir. Ekrem Bey farklı siyaset tarzı olan bir kişidir" dedi. "Murat Gülibrahimoğlu ile tek bir yurt dışı seyahatimiz vardır" "Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığım tamamen sosyal çevre içerisinde gelişmiştir. Murat Gülibrahimoğlu Trabzon’da kayınbiraderimin çocukluk arkadaşıdır" diyen Karanis, "Murat’ın babası öğrenciliğini ve yaşamını Trabzon’da devam ettirmiş birisidir. Ailesi ile de görüşmüşlüğüm olmuştur. Murat Gülibrahimoğlu ile tanışmam pandemi döneminde olmuştur. Dosya kapsamında olan ve 2020 yılında gerçekleşen tek bir yurt dışı seyahatimiz vardır Murat Gülibrahimoğlu ile. Tamamen turistik amaçlı bir geziydi bu. Murat Gülibrahimoğlu ile tanıştığım dönemde kendisini inşaat ve madencilik işi yapan biri olarak bilirim. Murat Gülibrahimoğlu zaman zaman yurt dışı seyahatlerimde bana siparişler verirdi. İddianamede hakkımda öne sürülen isnatların tamamı Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım ve varsayımsal değerlendirmelere dayanmaktadır. Murat Gülibrahimoğlu ile benim aramda zaman zaman borç para gönderimi yapılmıştır. Kendisi benim araç satım işi yaptığımı bilmekteydi. Kendisi bana hesabında kullanmadığı bir para olduğunu ve ticaret için borç verebileceğini söyledi. Hesabıma 5 milyon TL gönderdi. Ancak siparişler iptal oldu. İptal olunca ben bu parayı kendisine teslim ettim. İddia makamı birçok para transferi yapıldığı iddiasında bulunuyor. Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığım olan tüm süreçte bana 5 adet gelen benden de kendisine giden 4 adet hesap hareketim var. Kendisine hiçbir borcum yoktur, alacağım da yoktur. Bunların hepsi Murat Gülibrahimoğlu’nun bana olan borçlardır. Yurt dışından onun adına yaptığım alışveriş içindir. Ne borcum ne alacağım vardır" ifadesini kullandı. Karanis, "Murat Gülibrahimoğlu’nun örgüte dahil olmasını sağladığım iddiası tamamen farazi bir iddiadır. Murat Gülibrahimoğlu ile kimse arasında köprü vazifesi görmedim, çevremden kimse ile tanıştırmadım. Ancak o beni kendi çevresinden birçok insanla tanıştırdı. Tanışıklıktan suç isnadı oluşturmaya çalışan iddia makamı keşke bana sorsaydı" dedi. İddianamede haklarında tanık beyanı bulunan tutuklu sanıklar Hasan Tahsin Sönmez ile Turgay Tokdemir’in savunmasına geçildi. Tutuklu Sönmez ve Tokdemir hakkında beyanda bulunan tanık Şükrü Kaynar’ın "Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerinin sahte fatura için kullandığı Sönmez Su isimli bir firma vardı. Bu firma Hasan Sönmez’e aittir. Turgay Tokdemir firmanın resmiyetteki sahibidir" ifadeleri iddianamede yer bulmuştu. Tutuklu sanık Hasan Tahsin Sönmez, "Cebeci Köyü’nde 100 yılı aşkın süredir yaşayan bir ailenin üyesiyim. Burada bulunma sebebim Şükrü Kaynar isimli kişinin hakkımda verdiği beyandır. Bu şahsı tanımam. Ortada psikolojisi bozuk bir adam var. Kendime ait olmayan bir şirketten, işlemediğim bir suçtan 10 aydır tutukluyum. Bizim Cebeci Köyü’nde arazilerimiz var. Ben Murat Gülibrahimoğlu’nun bugüne kadar koruma ile gezdiğini görmedim. Ben kendimi bildim bileli kaçak hafriyat buraya dökülürdü" diye konuştu. Tutuklu sanık Turgay Tokdemir ise, "Ben iş adamıyım. Sönmez Su İnşaat firmasının sahibiyim. Hakkımda sahte fatura düzenleme suçlaması bulunmaktadır. Tanımadığım bir kişinin benimle ilgili bir iddiası bulunmaktadır. İsmi Şükrü Kaynar. 3 senedir şirketimi inceleyen vergi memurlarının bir tespiti yoktur. Bu kişinin iddiasının kaynağı nedir bilmiyorum. Suçsuz yere bir senedir tutuklu yatmaktayım. Tahliyemi istiyorum. Savcılıkta savunmam alınmadı. İlk kez burada savunma yapıyorum" ifadelerini kullandı. 2 sanığın ortak avukatının savunmasının ardından duruşma yarına ertelendi.
Fenerbahçeli futbolcu Mert Hakan Yandaş’a ilk duruşmada tahliye
03 Nisan 2026 Cuma - 13:56 Fenerbahçeli futbolcu Mert Hakan Yandaş’a ilk duruşmada tahliye Fenerbahçeli futbolcu Mert Hakan Yandaş, bahis ve şike iddiasıyla 17 yıl 10 aya kadar hapis talebiyle hakim karşısına çıktı. Yandaş savunmasında, "Ben, bir maçtan sonra verdiğim röportajın ağır bedelini ödüyorum. O maçın hangi maç olduğunu herkes bilir. Sorumluluklarımı bilen biri olarak, 3-5 TL için Fenerbahçe’yi satar mıyım sizce?" dedi. Mahkeme, Yandaş’ın ilk duruşmada tahliyesine karar verdi. Fenerbahçeli futbolcu Mert Hakan Yandaş ve Ersen Dikmen’in bahis ve şike iddialarıyla 17 yıl 10 aya kadar hapis talebiyle yargılanmalarına başlandı. İstanbul 3.Asliye Ceza Mahkemesince görülen duruşmada tutuklu sanıklar Mert Hakan Yandaş ve Ersen Dikmen, taraf avukatlarıyla birlikte hazır bulundu. Duruşmaya destek için Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran, Eski Başkanı Ali Koç, Teknik Direktör Domenico Tedesco, futbolcular Dorgeles Nene, Cenk Tosun, İsmail Yüksek, İrfan Can Kahveci, Çağlar Söyüncü, Tuncay Şanlı, Mert Günok, Oğuz Aydın, Jayden Oosterwolde, Serdar Dursun, Anthony Musaba, Tarık Çetin, Levent Mercan, Mert Müldür, Milan kriniar, Kerem Aktürkoğlu ve Galatasaraylı futbolcu Metehan Baltacı da izleyici olarak katıldı. Sanıklar içeri girdiği sırada duruşma salonunda bulunan kişiler alkışlamaya başladı, adliye güvenliği mahkemede olduklarını hatırlatarak durumu sonlandırdı. Sessizce etrafındakilere selam veren Yandaş, Metehan Baltacı’yı gördüğünde ise el sallayarak eliyle öpücük işareti gönderdi. "Ben, bir maçtan sonra verdiğim röportajın ağır bedelini ödüyorum. O maçın hangi maç olduğunu herkes bilir" Duruşmada savunma yapan sanık Yandaş, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, "Hayatım boyunca kimseye bahis oynamadım. Bu dosyaya nasıl geldiğimi ne ben ne de avukatlarımız biliyor. Hayatım boyunca bahis sitelerine üyeliğim olmamıştır. Fenerbahçe’ye zarar vermeyeceğimi anlamanızı isterim. Ben 6 yıl önce Türkiye’nin en büyük kulübüne geldim. Ben, bir maçtan sonra verdiğim röportajın ağır bedelini ödüyorum. O maçın hangi maç olduğunu herkes bilir. Bu dosyaya ben ne şekilde geldiğimin mücadelesini kendi içimde de dışarıda da vereceğim. Bunların hepsi 6 yıl önce, Fenerbahçe’yi sevdiğim ve tercih ettiğim için oldu. Bu bedelleri ödemiş biri sizce Fenerbahçe’yi satar mı? Tırnaklarımla kazıyarak Fenerbahçe’ye kaptan olmayı başardım" dedi. "Parça parça yollar mısın dediğinde sebebini sormadan yolluyordum" Savunmasına devam eden Yandaş, söz konusu bahis sitelerine üyeliğinin asla olmadığını belirterek, "Sorumluluklarımı bilen biri olarak, 3-5 TL için Fenerbahçe’yi satar mıyım sizce? Ersen abi futbolu iyi bilen isimlerden biri. Abi kardeş gibiyizdir, zor günlerimde maddi manevi yanımda oldu. Ona gönderdiğim paraları bu çerçevede yolladım, aile ilişkilerine göre de birisine para yolladığınız zaman onunla ne yapacağınızı sormazsınız. Ben de sormadım. Parasal anlamda ben ona yardımcı olurum o da bana yardımcı olur. Zaten benim gönderdiğim paralarla oynanan oyunlar aynı bedelde değiller. Parça parça yollar mısın dediğinde sebebini sormadan yolluyordum. Ben Fenerbahçe’de çıktığım her maça her şekilde kazanmak için oynadım" şeklinde konuştu. "Fenerbahçe’nin zarar göreceği bir şeyden asla para kazanmayı düşünmem, mağlubiyeti bana dert olur" Sanık Ersen Dikmen ise oynadığı bahisleri hiçbir zaman para kazanmak için oynamadığını, eğlence amaçlı oynadığını söyleyerek, "Mert’in istediğin paralarla ne yaptığından haberi yoktu. Fenerbahçe, hayatımda bildiğim en iyi şeydir. Ben uzun zamandır resmi olarak oynarım fakat günün sonunda oluşan dolandırıcılık, şike gibi durumlardan rahatsızım. Fenerbahçe’nin her maçına giden biriyim, paraya da ihtiyacım yok. O şekilde bahis oynayacak olsam Mert Hakan’a oynarım kendisini iyi tanıdığım için. Fenerbahçe’nin zarar göreceği bir şeyden asla para kazanmayı düşünmem, mağlubiyeti bana dert olur" ifadelerini kullandı. Sanık avukatları da müvekkilinin mahkemeden tahliyesini ve beraatını istedi. Duruşmada görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, sanıkların tahliyelerine karar verilmesini talep etti. İlk duruşmada tahliye kararı Ara kararını açıklayan mahkeme, sanıklar Mert Hakan Yandaş ve Ersen Dikmen’in tutuklulukta geçirdiği süreyi de dikkate alarak tahliyesine karar verdi. Mahkeme, dosyanın mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcısına gönderilmesine de hükmederek duruşmayı erteledi. İddianameden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, şüpheliler Mert Hakan Yandaş ve Ersen Dikmen’in ’bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık’ ve ’şike ve teşvik primi’ suçlarından 5’er yıl 10’ar aydan 17’şer yıl 10’ar aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Ablasını ve erkek arkadaşını hastanede bıçaklayan 3 kardeş adliyeye sevk edildi
03 Nisan 2026 Cuma - 13:54 Ablasını ve erkek arkadaşını hastanede bıçaklayan 3 kardeş adliyeye sevk edildi Kırıkkale’de yeni doğan bebekle çekilen fotoğrafın sosyal medyada paylaşılmasının ardından kadın ile erkek arkadaşını hastanede bıçakla yaralayan 3 kardeş adliyeye sevk edildi.Olay, 2 Nisan tarihinde Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi Kadın Doğum Servisi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yaklaşık bir yıl önce sosyal medya üzerinden tanışan F.G. (31) ile erkek arkadaşı Ö.O. (30) bir süre sonra birlikte yaşamaya başladı. Bu ilişki nedeniyle kadın ile kardeşleri arasında husumet oluştuğu öne sürüldü. Kadının dünyaya getirdiği bebeğin babasının da erkek arkadaşı olduğu öğrenildi. Husumetin, Ö.O.’nun yeni doğan bebekle çekilen fotoğrafı sosyal medya hesabında paylaşmasının ardından yeniden alevlendi.Paylaşımı gören kadının kardeşleri P.G. (29), İ.G. (26) ve E.G. (35), Kayseri’den Kırıkkale’ye geldi. E.G.’nin araçta beklediği, hastaneye giren P.G. ile İ.G.’nin ise F.G. ile Ö.O.’yu bıçakla yaraladığı ileri sürüldü. Hastane polisi, 2 şüpheliyi kısa sürede olay yerinde gözaltına aldı. Olayın ardından kaçan E.G. ise polis ekiplerince Kırşehir’de yakalandı. Şüphelinin bulunduğu araçta yapılan aramada 1 adet kurusıkı tabanca ele geçirildi.Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerince gözaltına alınan 3 kardeş hakkında Cumhuriyet savcılığınca "kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan adli işlem başlatıldı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 3 şüpheli, geniş güvenlik önlemi altında adliyeye sevk edildi.
Teknedeki kavgada ölen Arda Deniz Onat’ın davasında ikinci duruşma görüldü
03 Nisan 2026 Cuma - 13:51 Teknedeki kavgada ölen Arda Deniz Onat’ın davasında ikinci duruşma görüldü Muğla’nın Marmaris ilçesi Bozburun açıklarında teknede çıkan kavga sonrası hayatını kaybeden Arda Deniz Onat’ın ölümüne ilişkin davanın ikinci duruşması görüldü. Sanıkların tutukluluğunun devamına karar veren mahkeme heyeti duruşmayı 24 Nisan’a erteledi. 20 Temmuz 2025’te Bozburun açıklarında bir teknede çıkan kavga sonrası hayatını kaybeden Arda Deniz Onat’ın ölümüne ilişkin açılan davada ilk duruşma geçtiğimiz haftalarda görülmüş, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmişti. Mahkeme heyeti dosyayı ikinci celse için 3 Nisan’a ertelemişti. Bugün Marmaris Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ikinci duruşmada da tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Duruşma sonrası açıklama yapan müşteki avukatı Anıl Aba, dosyaya yeni bilimsel mütalaalar sunduklarını belirtti. Aba, 9 Eylül Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nden alınan bilimsel görüşlerde, Arda Deniz Onat’ın kalp krizi sonucu değil, akciğerlerine su kaçması nedeniyle boğularak hayatını kaybettiğinin ifade edildiğini söyledi. Mahkemenin, sunulan mütalaaların dosyada yer alan İstanbul Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu raporuyla çeliştiğini değerlendirdiğini aktaran Aba, bu nedenle dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderilmesine karar verildiğini belirtti. Duruşmada ayrıca sanık avukatları tarafından bir görüntü kaydı olduğu iddia edildi. Söz konusu kayıtta, müvekkilin kendi oğluna yanlışlıkla sopayla vurduğu, bu darbe sonucu Arda’nın denize düşerek hayatını kaybettiği ileri sürüldü. Ancak görüntülerin incelendiğini belirten Aba, kayıtların bir kısmının kesildiği yönünde şüpheleri olduğunu ve bu konuda inceleme yapacaklarını ifade etti. Aba ayrıca, mevcut görüntülerde müvekkili Kenan’ın Arda’ya yönelik herhangi bir fiziksel müdahalesinin yer almadığını savundu. Avukat Anıl Aba verilecek olan kararın nihai sonucu belirleyebileceğini vurgulayarak, "Raporun adil ve doğru bir şekilde çıkacağından şüphemiz yoktur" dedi. Dosyada henüz nihai karar verilmezken, Arda Deniz Onat’ın ölüm nedeninin İstanbul Adli Tıp Kurumunun vereceği rapor doğrultusunda netleşmesi bekleniyor. Ölümün boğulma sonucu gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde, davanın Asliye Ceza Mahkemesinden Ağır Ceza Mahkemesine taşınabileceği belirtiliyor. Mahkeme heyeti, davayı 24 Nisan’a erteledi.
Ticari taksiyle uyuşturucu ticareti yapan sanıkların yargılanmasına devam edildi
03 Nisan 2026 Cuma - 13:47 Ticari taksiyle uyuşturucu ticareti yapan sanıkların yargılanmasına devam edildi Kastamonu’da ticari taksi ile uyuşturucu ticareti yaptıkları gerekçesiyle polis ekipleri tarafından düzenlenen operasyonda tutuklanan 3 şahsın yargılanmasına devam edildi. Edinilen bilgiye göre, Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele (NARKO) Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından uyuşturucu madde kullanan ve satan şahıslara yönelik yapılan çalışmalar neticesinde M.B.Ç., H.A. ve N.İ.’nin uyuşturucu madde ticareti yaptıkları tespit edildi. Bunun üzerine şahısları teknik takip ve incelemeye alan Narkotik ekipleri, çeşitli tarihlerde söz konusu şahısların birçok kişiye para karşılığında uyuşturucu madde temin ettiğini belirledi. Uzun süre şahısları takibe alan ekipler, 18 Mart 2025 tarihinde operasyon için düğmeye bastı. Operasyon çerçevesinde bindikleri ticari taksi ile uyuşturucu sevkiyatı yapan M.B.Ç., H.A. ve N.İ. gözaltına alındı. Gerçekleştirilen operasyonda şahısların üst ve ev aramalarında ise 24,53 gram metamfetamin, 1,55 gram bonzai, 3,42 gram skunk maddesi, bir miktar kokain, 5 adet uyuşturucu hap ile 6 adet uyuşturucu içiminde kullanılan cam düzenek ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerin ardındın adliyeye sevk edilen M.B.Ç., H.A. ve N.Ç. tutuklandı. Olayın ardından tutuklanan sanıklar hakkında Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde "Uyuşturucu madde veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama" suçlarından dava açıldı. "Kendimi de gençliğimi de mahvettim" Duruşmada kendisini savunan tutuklu sanık N.İ. ise, "Banka hesabını M.B.Ç. ile ortak kullanıyorum. M.B.Ç.’nin uyuşturucu madde ticareti yaptığını ancak hesabına gelen paraların bu kapsamda gelip gelmediğini bilmiyorum. Ben uyuşturucu madde ticareti yapmadım. Uyuşturucu kullanıcısıyım, içtiğim için çok pişmanım. Kendimi de gençliğimi de mahvettim. Uzun süredir tutukluyum. Tahliyemi istiyorum. Olayda benim bir suçum yoktur. Yakalanan maddeler bana ait değildir" dedi. Kamu kurumunda çalıştığını ve iki çocuk sahibi olduğunu belirten N.İ., "Ben uyuşturucu satmadım. Sadece içiyorum. Kamu kurumunda çalışıyorum. 2 çocuğum var. Şu anda çok mağdurlar. Çok pişmanım, beraatımı talep ediyorum" ifadelerini kullandı. Tutuklu sanık M.B.Ç. ise, "Ben, kimseye uyuşturucu madde satmadım. TAPE görüşmelerim uyuşturucu madde ticaretine ilişkin değildir. N.İ.’ye ait banka hesabı ile ilgili bilgi sahibi değilim. N.İ. ile bir iki ay kadar aynı ikamette yaşadık, yaklaşık iki üç aydır uyuşturucu madde kullanmıyorum. Uyuşturucu madde ticareti yapmadım. Uzun süredir tutukluyum. Beraatımı ve tahliyemi istiyorum" diye konuştu. Tutuklu sanık H.A. de, "Ben kimseye uyuşturucu madde satmadım. M.B.Ç.’nin uyuşturucu madde sattığını biliyorum. Üzerime atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Suçsuzum, yanlış zamanda yanlış yerde bulundum. Tek suçum bu. Yakalanan madde ile bir bağlantım veya ilgim yoktur. Operasyonda herhangi bir şekilde uyuşturucu yakalanmadı. Ben uyuşturucu içiyorum. Ailece mağdur olduk. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim" şeklinde konuştu. Duruşmada tanık olarak dinlenen taksi şoförü Ö.K., Saraçlar Mahallesinden taksiye bindikten sonra bir apartmanın önünde durduklarını ve 10 dakika bekledikten sonra şahısların tekrar taksiye binerek çarşıya bıraktığını belirterek, uyuşturucudan herhangi bir bilgisinin de olmadığını söyledi. Cumhuriyet savcısı, duruşmada mütalaasını açıklayarak, sanıkların birlikte hareket ederek fikir ve eylem birliği içerisinde uyuşturucu ticareti yaptıkları gerekçesiyle "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan cezalandırılmalarını talep etti. Mahkeme heyeti, avukatların mütalaaya karşı ek süre talebinde bulunmaları üzerine duruşmayı ileri bir tarihe erteleyerek, sanıkların da tutukluluğunun devamına karar verdi.
Denizci Arda Deniz Onat’ın ikinci davası Marmaris’te görüldü
03 Nisan 2026 Cuma - 13:43 Denizci Arda Deniz Onat’ın ikinci davası Marmaris’te görüldü Muğla’nın Marmaris ilçesinde görülen Arda Deniz Onat davasının ikinci duruşması bugün Marmaris Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Davada sanıkların tutukluluğuna devam kararı verilirken 3. dava 24 Nisan’a ertelendi. 20 Temmuz 2025 tarihinde Bozburun açıklarında bir teknede çıkan kavga sonrası hayatını kaybeden Arda Deniz Onat’ın ölümüne ilişkin açılan davada ilk duruşma geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilmiş, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmişti. Mahkeme heyeti dosyayı ikinci celse için 3 Nisan tarihine ertelemişti. Bugün görülen ikinci duruşmada da tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Duruşma sonrası açıklama yapan müşteki avukatı Anıl Aba, dosyaya yeni bilimsel mütalaalar sunduklarını belirtti. Aba, 9 Eylül Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nden alınan bilimsel görüşlerde, Arda Deniz Onat’ın kalp krizi sonucu değil, akciğerlerine su kaçması nedeniyle boğularak hayatını kaybettiğinin ifade edildiğini söyledi. Mahkemenin, sunulan mütalaaların dosyada yer alan İstanbul Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu raporuyla çeliştiğini değerlendirdiğini aktaran Aba, bu nedenle dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderilmesine karar verildiğini belirtti. Duruşmada ayrıca sanık avukatları tarafından bir görüntü kaydı olduğu iddia edildi. Söz konusu kayıtta, müvekkilin kendi oğluna yanlışlıkla sopayla vurduğu, bu darbe sonucu Arda’nın denize düşerek hayatını kaybettiği ileri sürüldü. Ancak görüntülerin incelendiğini belirten Aba, kayıtların bir kısmının kesildiği yönünde şüpheleri olduğunu ve bu konuda inceleme yapacaklarını ifade etti. Aba ayrıca, mevcut görüntülerde müvekkili Kenan’ın Arda’ya yönelik herhangi bir fiziksel müdahalesinin yer almadığını savundu. Avukat Anıl Aba verilecek olan kararın nihai sonucu belirleyebileceğini vurgulayarak, "Raporun adil ve doğru bir şekilde çıkacağından şüphemiz yoktur" dedi. Dosyada henüz nihai karar verilmezken, Arda Deniz Onat’ın ölüm nedeninin İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun vereceği rapor doğrultusunda netleşmesi bekleniyor. Ölümün boğulma sonucu gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde, davanın Asliye Ceza Mahkemesi’nden Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınabileceği belirtiliyor. Mahkeme heyeti, davayı 24 Nisan 2026 tarihine ertelediği belirtildi.