SAĞLIK - 25 Şubat 2026 Çarşamba 12:23

Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı: "Ameliyatsız genç görünmek mümkün"

A
A
A
Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı: "Ameliyatsız genç görünmek mümkün"

Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, cilt gençleştirme uygulamaları hakkında bilgi verdi. Pınarbaşılı, "Erken dönemde yapılan medikal uygulamalar, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek derin deformasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır" dedi.


Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, cilt yaşlanmasının yalnızca zamanın doğal bir sonucu olmadığını belirterek ameliyatsız gençleşme yöntemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.



"Cilt yaşlanması 30’lu yaşlarda başlıyor"


Cilt yaşlanmasının birçok çevresel faktöre bağlı olarak hızlandığını ifade eden Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, "Güneş ışınları, hava kirliliği, stres, sigara kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıkları; ciltte kolajen ve elastin kaybını hızlandırarak daha erken yaşta yorgun ve sarkmış bir görünüm oluşmasına neden olur. Cilt yaşlanması 30’lu yaşlarda biyolojik olarak başlamakta; 40’lı yaşlarda ise gözle görülür hale gelmektedir" dedi. Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Pınarbaşılı, "Erken dönemde yapılan medikal uygulamalar, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek derin deformasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.



"Doğru hasta, doğru planlama esastır"


Medikal estetik uygulamalar öncesinde detaylı bir dermatolojik değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Pınarbaşılı, "Yaş, cilt tipi, mevcut deformasyon derecesi ve hastanın beklentileri doğrultusunda kişiye özel tedavi planı oluşturulması esastır. Uygun hasta seçimi ve bilimsel protokoller çerçevesinde uygulanan tedaviler güvenilir sonuçlar sağlamaktadır" diye konuştu.



Mat ve yorgun ciltler için mezoterapi


Mezoterapinin içeriğine değinen Pınarbaşılı, "Mezoterapi; vitamin, mineral, aminoasit ve antioksidan içeriklerin mikro enjeksiyon yöntemiyle doğrudan cilt altına verilmesini içeren bir medikal uygulamadır. Ciltte parlaklık artışı, nem dengesinin sağlanması ve genel cilt kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir" dedi. Mezoterapinin daha çok önleyici ve destekleyici bir uygulama olduğuna dikkat çeken Pınarbaşılı, "Cilt tonu mat ve solgun görünen bireyler, yoğun iş temposuna bağlı cilt kalitesi düşen kişiler, sigara kullanımına bağlı cilt hasarı bulunan hastalar ve 25 yaş sonrası cilt sağlığını korumak isteyen kişiler için uygundur" ifadelerini kullandı.



İnce kırışıklıklar için gençlik aşısı


Halk arasında "gençlik aşısı" olarak bilinen uygulamalara da değinen Pınarbaşılı, "Yoğun hyaluronik asit içerikleri sayesinde cildin nem kapasitesi artırılır. İnce kırışıklıklarda azalma ve daha homojen bir cilt görünümü sağlanması hedeflenir. Cilt daha dolgun ve sağlıklı bir görünüm kazanır" dedi. Bu uygulamanın özellikle belirli yaş grubuna önerildiğini belirten Pınarbaşılı, "Ciltte belirgin kuruluk ve nem kaybı olan, ince kırışıklık başlangıcı bulunan hastalar, güneş hasarına bağlı elastikiyet kaybı yaşayan kişiler ve 30–45 yaş aralığında cilt kalitesini artırmak isteyen hastalar için önerilmektedir" diye konuştu.



Ameliyatsız tedavilerde lifting aşısı


Lifting aşısının kolajen üretimini uyaran bir uygulama olduğunu ifade eden Pınarbaşılı, "Cerrahi müdahale istemeyen ancak yüz konturunda toparlanma talep eden hastalar için planlanmaktadır. Kolajen üretiminin desteklenmesiyle ciltte sıkılaşma, yüz ovalinde belirginleşme ve daha dinamik bir görünüm elde edilmesi hedeflenir" dedi. Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, "Yanak ve çene hattında hafif sarkma başlayan, 40 yaş ve üzeri hastalar ile elastikiyet kaybı belirginleşmiş kişiler ameliyatsız gençleşme yöntemlerinden fayda görebilir" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
Ankara Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu Kırgızistan’da 18 yaşına kadar skolyozla mücadele eden genç, Medicana Hastanesi’nde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına büyük ölçüde kavuştu. Skolyoz hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Shakhbos Pochokalonov, tedavi olmak için ülkesi Kırgızistan’dan Türkiye’ye geldi. Yaklaşık bir sene önce Ankara’ya gelen Pochokalonov, burada Medicana hastanesine başvurarak, tedavi sürecini başlattı. Pochokalonov, Medicana Sağlık Grubu bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Başarılı geçen ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde arttığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili, skolyoz hakkında bilgi vererek, "Skolyoz kısaca omurganın S şeklini almasıdır. Ön-arka planda omurganın S şeklini almasını biz kısaca skolyoz diyoruz. Skolyoz en sık adolesan dediğimiz ergenlik döneminde görülür. Ancak diğer hastalıklarla birlikte görüldüğünde daha ileri seviyelerde karşımıza çıkabilir. Hastamız 18 yaşında bize başvurdu. Nöromüsküler skolyoz dediğimiz, nörolojik hastalıkların eşlik ettiği bir skolyoz tipi mevcut. Bu skolyozlar erken yaşta ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Bu yüzden hastamız bize 90 dereceden daha ileri bir seviyede başvurdu" dedi. "Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır" Erken teşhis edilmesi halinde daha az cerrahi ile daha iyi sonuç alınabileceğini belirten Aksekili, "Skolyoz erken tanındığında fizik tedavi, egzersiz ve korseleme gibi yöntemlerle ilerlemesini kontrol altına alabiliyoruz. Hastamızda ileri skolyoz olduğu için iki aşamalı cerrahi uygulandı. İlk aşamada Halo Femoral traksiyon yöntemiyle skolyoz kısmen düzeltildi. İkinci aşamada ise vidalar, rodlar ve osteotomi ile omurga düzeltildi" diye konuştu. "Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli" Ameliyat sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğuna dikkati çeken Aksekili, omurganın uygun pozisyonda kaynamasının hedeflendiğini belirtti. Hastanın üç ay boyunca dorsolomber korse kullanması gerektiğini söyleyen Aksekili, "Yürümesi öneriliyor ancak ağır yük taşımaması gerekiyor. Yüzme gibi sporlara kısa sürede başlayabilir. Kaynama sürecinde diyetine dikkat etmeli ve 6 hafta ile 3 aylık periyotlarla kontrolleri yapılmalıdır. Kaynama istenilen şekilde ilerlemezse ek müdahaleler veya destek tedavileri uygulanabilir" açıklamasında bulundu. "En yakın sağlık merkezine başvurulmalı" Erken teşhisin önemine vurgu yapan Aksekili, "Erken teşhis oldukça önemlidir. Nöromüsküler skolyozlar tamamen engellenemese de özellikle ergenlik dönemindeki skolyozlar uygun postür, egzersiz ve fiziksel aktivitelerle önlenebilir. Omuz ve kalça asimetrisi ya da öne eğilince kaburgada çıkıntı gibi belirtiler fark edildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı" Baba İlhom Pochokalonov, ise oğlunun ilk teşhisini doğumundan bir yıl sonra fark ettiklerini belirterek, "18 yaşına kadar Kırgızistan’daki doktorlara gittik. Doğumsal skolyoz olduğunu, ameliyat olursa felç kalabileceğini söylediler. Skolyoz ile mücadele eden ailelere önerim, erken teşhis ve doğru zamanda ameliyat. Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı. Biz Türkiye’ye geldik, ameliyat olduk ve şifa bulduk. Doktorlara çok minnettarız" ifadelerine yer verdi.