GÜNDEM - 23 Ocak 2026 Cuma 12:38

Hayata 14 yıldır başka bir yüzle bakıyor: Türkiye’nin ilk yüz nakli, 14 yıl sonra yeni hayatının mimarlarıyla yeniden buluştu

A
A
A

Türkiye’nin ilk yüz nakli operasyonu yapılan Uğur Acar, naklin 14. yıl dönümünde Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan ile bir araya geldi.

Antalya’nın Manavgat ilçesinin Gebece köyünde henüz bir aylıkken evinde çıkan yangında yüzü yanan Uğur Acar’a, 21 Ocak 2012’de Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Prof. Dr. Ömer Özkan, Prof. Dr. Özlenen Özkan ve ekibi tarafından yüz nakli gerçekleştirildi. Yeni yüzüyle 14. yılını dolduran Uğur Acar, operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan ile bir araya geldi. Ziyarette yıl dönümü için hazırlanan yaş pastayı kesen Uğur Acar, pasta üzerindeki mumları söndürdükten sonra Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan’a teşekkür ederek "Hayatımda siyahtan beyaza dönmüş gibi oldu" ifadelerini kullandı.

Hayata 14 yıldır başka bir yüzle bakıyor: Türkiye’nin ilk yüz nakli, 14 yıl sonra yeni hayatının mimarlarıyla yeniden buluştu

"Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ediyorsunuz"

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "14 yıl geçmiş, gerçekten dile kolay. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ediyorsunuz. Uğur’un yüzüne baktığımızda, gözlerindeki o mutluluğu görmek, doktorluğun belki de en kutsal kısmı bu aslına bakarsanız. Biz tabi bu seriye aslında yüz nakli ile başlamadık. 2010 ilk kol naklini yapmıştık. Türkiye’nin ilk kol nakli dünyanın da sayılı kol nakillerinden bir tanesi çift kol nakli. Her yerde çift kol nakli de yapılmıyor, çift teke göre çok daha zor. Daha sonra 2011’de dünyanın ilk rahim naklini yaptık. O da çok mutluyuz ki bebek sahibi oldu. Daha sonra da 2012 yılında da ilk tam yüz nakli. Yüz nakillerinin de kendi aralarında farklılıkları var. Bu da en zor olanlarından ilk tam yüz nakliydi. Dönüp baktığım zaman çok şey öğrendik elbette hastalarımızla beraber" dedi.

"İyi ki yapmışız diyoruz"

Rektör Özkan, "Uğur’a baktığım zaman gördüğüm şey kendisi yaş pastayı keserken söyledi. ‘Önceki hayatım, çikolatalı pasta gibi siyahtı. Şimdiki hayatımda kremalı pasta gibi beyaz’ diye güzel ifade etti. Aslına bakarsanız gerçekten de 14 yıldır onları takip ediyoruz. Aile gibi olduk. Uğur’un geçirdiği sosyal evrimi de gördüğüm zaman iyi ki yapmışız diyoruz ama tabi sonuç olarak bu ameliyatların elbette ciddi komplikasyonları var. Bunları da yakından takip ediyoruz. Bütün hastalarımızı ömür boyu takip ediyoruz. Çünkü bunlar ömür boyu ilaç alan insanlar immün sistemlerini baskılayan ilaçlar mecburen o anlamda hem nakledilen organlar yakın takip ediliyor hem de sistemik muayeneleri yan etkileri açısından takip ediliyor" şeklinde konuştu.

Hayata 14 yıldır başka bir yüzle bakıyor: Türkiye’nin ilk yüz nakli, 14 yıl sonra yeni hayatının mimarlarıyla yeniden buluştu

Dünyada en kısa zamanda yapılan klinik

Yüz naklinin dünyada en kısa zamanda yapılan kliniklerden bir tanesinin Akdeniz Üniversitesi olduğunu söyleyen Rektör Özkan, "Yüz naklinde eğer bir sıkıntı yaşarsanız. Bunun B, C, D, planlarının olması lazım. Yüz naklinde bu kolay değil. Çünkü biz yüz naklini kime yapıyoruz. Cerrahinin temel prensibidir. Zenginden al fakire ver, zengin organdan, dokudan alıp fakir dokuyu veriyoruz. Yüzünde ameliyat sırasında ameliyattan hemen sonra bir sıkıntı yaşandığı zaman o yüzü geri aldığımız zaman bize geldiğinden çok daha geriye gitmiş oluyor hasta. Bu anlamda da tabi ömür boyu takip ediyorsunuz. Bu hastalar biz yüz naklini yapmasak hayatını devam ettirebilecekler sağlık olarak ama sosyal olarak çok ciddi sıkıntılılar. Sosyal hayata karışmıyorlar. En büyük problem o aslına bakarsanız. Yemek yiyemiyor. Bir kısmı mideden besleniyor tüplerle. Biz aslında hayat kalitesini arttırıyoruz bu ameliyatlarla. Baktığınız zaman Uğur’un bir işi oldu. Okula bile gidememiş maalesef. Turan evlendi ve üzerine çocuk sahibi oldu. Recep yine evlendi, çocuk sahibi oldu. Kol nakli ikinci çocuğuna sahip oldu. Rahim nakillerini zaten yapılma amaçları çocuk sahibi olmaktı. Bunları başarıyorsunuz. Ancak bu uzun bir süreç. Ömür boyu takip etmeniz gerekiyor. Yan etkileri hakikaten çok ciddi. Bu bir terazi. Kazanım ve kayıpları hesaplıyorsunuz. Kazanım fazla ise bu ameliyatı yapıyorsunuz. Bu bağlamda bizim her kongrede konuştuğumuz şey. Yüz nakilleri hakikaten süreçte biraz daha yavaşladı. Çünkü çok yorucu, ömür boyu siz takip ediyorsunuz bunu başkası değil. Karaciğer nakli yaptınız, başka klinik takip edebilir onu. Çünkü birçok karaciğer nakli yapan yer var ama bizim için öyle bir şey geçerli değil. Dünyada da bu böyle. Sadece biz takip ettiğimiz için elbette yükü bir hayli ağır" dedi.

Hayata 14 yıldır başka bir yüzle bakıyor: Türkiye’nin ilk yüz nakli, 14 yıl sonra yeni hayatının mimarlarıyla yeniden buluştu

"Masaya yatırdığımız insanla kaldırdığımız insan çok başka"

Operasyon esnasında hissettiklerinden bahseden Rektör Özkan, "Yüz nakli tam bir Face Off filmi gibiydi. Masaya yatırdığımız insanla kaldırdığımız insan çok başkaydı. Bunu Ömer hocayla aynı anda hissetmişiz bir saniye içinde. Eski Uğur gidip yeni Uğur geliyor. Bambaşka bir insan geliyor. Hakikaten çok fantastik bir duyguydu bu ikimiz içinde. Ömer hoca da aynı şeyi hissetmiş" dedi.

"Herkes yapay organlarla uğraşıyor"

Yapay organ çalışmalarına değinen Rektör Özkan, "Kullandığımız ilaçların uzun dönemde yan etkileri var. İlaçların bu yan etkileri ne kadar azaltılabilir? Herkes biz de buna çalışıyoruz şu anda. Bizi en çok şaşırtacak olan şey elbette bunların yerine konacak olan yapay organlar. Yapay karaciğer, yapay böbrek, belki yapay deri, herkes bununla uğraşıyor. Bir hastaya domuzdan alınan kalp nakledilmişti. Böbrek nakledilmişti elbette çok kısa sürdü bunların ömrü ama tabi bunlar ilk bebek emeklemeleridir. Önce yürüyeceğiz, sonra koşacağız. Yapay organlar ya da immün sistemi değiştirilmiş organlar sanıyorum şimdi olmasa bizden sonraki nesiller muhtemelen bunu görecektir" ifadelerini kullandı.

"Türkiye’nin sağlık turizminde yükselişine katkı sağladı"

Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, "14 yılın geçmiş olması güzel bir yoğunluktu. Tabi sadece cesaret değil bu işe girip kendini tecrübelendirmek, bürokratik işlemleri aşmak, cerrahi yapmak. Sonrasında takipler. Ama iyi bir seçim yapmışız. Güzel de bir ameliyat olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı bir şekilde hastamız hayatta devam ediyor. Bu bize mutluluk veriyor. Türkiye’nin ilkiydi o zaman büyük tabii bir sansasyon oluşturmuştu. Birçok insana aslında ışık oldu. Organ naklinin biraz daha farkındalığını artırdı. Üniversitemiz açısından Antalya’nın imajı, ülkenin imajı açısından konumumuzu oldukça iyi bir duruma getirdiğini düşünüyorum. Zaten çok az sayıda ülkede yapılan bu tür ameliyatların bu ülkenin sağlık sistemine, sağlık turizmine bile büyük katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Bu tür ameliyatların yapılabildiği bir ülkede burada diş tedavisi de katarakt ameliyatı da başka tür ameliyatlar da daha sağlıklı yapılabilir diye düşünülmeye başlanmıştır. Dünyada özellikle sağlık turizmde birkaç ülkenin hegemonyası varken. Farkındaysanız belli bir zamandan sonra hızlı bir şekilde bizim ülkemizde bu arenada kendini buldu. Önemli olan bu ülkenin altyapısının, organizasyonunun, ekonomik gücünün bu tür ameliyatları yapabilecek seviyede olduğunu göstermekti" dedi.

"İnsanın tıp için yapacağı çok şey var"

Tıbbın geleceği için yapılacak çok şey olduğundan bahseden Prof. Dr. Ömer Özkan, "Bizim bu arenada geri durmamamız gerekir. Yaptık çekilelim modu olmaz. Daha yapabileceğimiz şeyler olduğunu düşünüyoruz, projelerimizi veriyoruz, hazırlıklarımızı yapıyoruz. Bunlar iyice hazırlanmadan her şey olmadan ortaya çıkacak şeyler değil, yapılamayacak şeyler vardır ama ben daha yapılacak çok şey olduğuna inanıyorum. İnsan sağlığı için, gelecek için geride kalmamak için yapay zekanın bu kadar geliştiği, teknolojinin bu kadar geliştiği alanda tıbbın da çok geride durması mümkün değil. Daha insanın tıp için yapacağı çok şeyler var." ifadelerini kullandı.

"Bu ameliyatların yapıldığı ülkeler arasında sizin bayrağınız gösterilir"

Prof. Dr. Ömer Özkan, "Yapılan ameliyatlar zor ama takibi daha zor. Bir kere yapabildikten sonra teknik olarak size artık bir zorluğu yok. Tekniğin ayrıntılarına baktığınız zaman rekonstrüktif cerrahinin en üst basamağındaki ameliyatlar şu anda." dedi. Prof. Dr. Ömer Özkan, "Bu tür ameliyatların yapılabildiği ülkeler sınıfında sizin bayrağınız gösterilir. Bu arenada belli sayıda insanlar yapıyor, Herkes birbirini tanıyor, kimin ne yaptığını çok iyi biliyor. Daha da önemlisi toplantıların ilkinde sonunda anlatırken Türkiye’nin bayrağının orada görünmesi bizi gerçekten çok mutlu ediyor. Bu sistem olarak, altyapı olarak bu ülkenin varlığını orada gösteriyor. Her arena da hangi branş, hangi meslek olursa olsun. Bu mutluluğun yanında buna bizim daha fazla katkımız olur mu diye elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu.

"Yüzünü aldığım kişinin yaşındayım"

Türkiye’nin ilk yüz nakli operasyonu yapılan Uğur Acar, "Yaşım 32’ye geldi. 14 yıl geçti aradan artık nakil yılım bile kendi kendine yaşlanmaya başladı. Mutluyum, huzurluyum. Hocalarım ile Akdeniz Üniversitesi’nde. Ben de artık bir Akdeniz Üniversitesi personeli olduğum için doktorlarımla beraber mutlu, huzurlu bir şekilde hayatıma devam ediyorum" dedi. Uğur Acar, "İlk nakil olduğumda 18 yaşındaydım. Yüzünü aldığım kişi 32 yaşlarındaydı. Hatırladığım kadarıyla aradan 14 sene geçtiği için şu anda ben tam olarak Ahmet Kaya’nın vefat ettiği ve yüzünü bağışladığı yıldayım. 32 yaşındayım. Kendi yaşım olarak da o seviyeye geldim. Mutluyum huzurluyum. Buradan Ahmet Kaya’nın ailesine de tekrar tekrar çok teşekkür ediyorum. Herkesi organ bağışına davet ediyorum. Bugün biz yarın siz" ifadelerini kullandı.

"Nakilden önce hayatım kısıtlıydı"

Uğur Acar, "Yüz nakli olmadan önce sosyal hayatım veya yaşam kalitem kısıtlıydı. İş hayatına atılamıyordum. Sosyal ortama giremiyordum. Belirli kısıtlamalar seviyesinde gidebiliyordum. Çoğunlukla girdiğim iş yerlerinde en fazla 3 ay 5 ay çalışabiliyordum. İnsanların bakış açısından dolayı ama artık uzun bir süre geçtikten sonra Türkiye’nin ilk yüz nakli hastası olduktan sonra insanlar beni daha farklı tanıdı. Akdeniz Üniversitesi’nde 14 yıldır personelim. Artık sosyal ilişkiler konusunda da insanların bakış açısı uzun süredir farklı artık tanınan bir kişiyim. Sosyal ortamlara girebiliyorum. Tanınan bir kişi olduğum için sevilen bir kişiyim." dedi. Nakil sonrası liseyi bitirdiğini söyleyen Uğur Acar konuşmasını şu sözlerle tamamladı; "Türkiye’nin ilk yüz nakli olan kişisi benim. Benden sonraki nakil olan arkadaşlar hep evlendiler ama ilk olduğum için herkes beni evli zannediyor. Hayatı, yüzümü, geleceğimi aydınlıklara açabilecek birisi olursa belki evlenebilirim"

Fatma Nisa Yorluk

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışı gerçekleştirildi HATAY (İHA) – Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232. okul hizmete açıldı. Vali Mustafa Masatlı, il genelinde depremde 210 okulun yıkıldığını belirterek 232’inci okulla birlikte hizmete alınan derslik sayısının 2 bin 594 olduğunu söyledi. Kahramanmaraş merkezli depremlerde en çok yıkıma uğrayan Hatay’da binlerce bina yerle bir olurken kentteki bazı okul binaları da zarar görmüştü. Asrın felaketinde Hatay’da bin 604 eğitim kurumundan 210 tanesi deprem anında yıkılmış, 180 tanesi orta hasar almıştı. Orta hasar alan yapılardan 141 tanesinde güçlendirme kararı alınmıştı. Depremin izlerinin silindiği kentte yeni eğitim yuvaları inşa edilmeye devam ediliyor. Antakya ilçesi Serinyol Mahallesi’nde hayırseverlerin destekleriyle yapımı tamamlanan Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu, düzenlenen törenle eğitim-öğretime açıldı. Vali Mustafa Masatlı, depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışının gerçekleştirildiğini belirterek, "Okullarımızla ilgili, bu zamana kadar hemen hemen görülmemiş bir ihya, inşa ve imar çalışması başlattık. Hatay’da 6 Şubat depreminde yıkılmış olan 210 okulun yerine, bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu ile birlikte 232. okulumuzu açmış bulunuyoruz. Diğer taraftan, 61 okulumuzun inşaatı ise halen devam etmektedir. Tabii bu noktada, özellikle hayırseverlerimize çok teşekkür ediyoruz. Yeni açtığımız 232 okulumuzun 78 tanesi hayırseverlerimizin destekleriyle yapıldı. İnşaatı süren 61 okulumuzun 17 tanesi de yine hayırseverler tarafından inşa edilmektedir. Hatay’da yürüttüğümüz imar, ihya ve inşa sürecine destek olan ve katkı sunan başta sayın Cumhurbaşkanımıza, Milli Eğitim Bakanlığımıza çok teşekkür ederim" dedi.
Mersin Mersin’de kayısı hasadı başladı, üretici verimden memnun Mersin’in Mut ilçesinde tescilli sofralık kayısıda hasat başlarken, bu yıl 300 bin ton rekolte beklendiği, yaklaşık 3’te birinin de ise ihracat edilmesinin hedeflendiği öğrenildi. Türkiye’de sofralık kayısı üretiminin önemli bir bölümünün üretildiği Mersin Mut’ta açık bahçelerde hasat başladı. Coğrafi işaretli sofralık Mut kayısısının açık alandaki hasadına başlayan işçiler, tek tek topladıkları ürünleri hale gönderdi. Mikro klima özelliğine sahip, rengiyle, kokusuyla, görüntüsüyle dikkat çeken sofralık turfanda kayısının halden hem iç pazara hem de Orta Doğu ile, Rusya, Hindistan ve Avrupa ülkelerine ihraç edildiği belirtildi.77 bin 800 dekar alanda üretim yapılan sofralık kayısıda bu yıl rekoltenin 300 bin ton ve ihracatın ise yaklaşık 100 bin ton olmasının beklendiği kaydedildi. Bu yıl soğuklamasını iyi aldığı için verimli olan kayısının kilogramı kalitesine göre 120 ile 250 liradan alıcı bulduğu ve üreticilerini sevindirdiği öğrenildi. "Güzel rekolte bekliyoruz" Bahçede hasat yapan üreticilerden Bülent Yerebasmaz, "Mersin Mut bölgesi Karadiken bölgesindeyiz. Mut olarak yoğun bir şekilde sofralık kayısı hasadımıza başladık. Kayısılarımız biliyorsunuz erkenci çeşitlerimiz, şuan 230 dönüme yakın bir alanda üretim yapıyoruz. Güzel rekolte bekliyoruz, bütün üreticilerimize hayırlı uğurlu olsun" dedi. Paketleme yapan işçilerden Sibel Çimen ise "İnşallah bereketli bir sezon olur. Kayısılarımızın fiyatları kalitesine göre 120-150, 200 ile 250 arası"diye konuştu. Kayısı alımına başlayan hal esnaflarından Gürkan Acar, "Şu anda hasadına başlanan mikado cinsi ve matador cinsi tezgahlarımıza gelmektedir. Fiyatlarımız şuanda 150 ile 250 TL. Boyuna ve cinsine göre değişmektedir. İnşallah güzel bir hasat yılı bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Iğdır Lösemiyi yenen Zümra’nın balon uçurma hayali Vali Taşolar ile gerçek oldu Iğdır’da ateş şikayetiyle başlayan zorlu süreçte lösemi teşhisi konulan ve uzun tedavinin ardından hastalığı yenen 7,5 yaşındaki Zümra Karakuş’un "balon uçurma" hayali, Vali M. Fırat Taşolar ve eşi Didem Taşolar’ın sürpriziyle gerçeğe dönüştü. Iğdır’da yaşayan Zümra Karakuş’un hayatı, henüz 5 yaşındayken yükselen ateş şikayetiyle hastaneye götürülmesiyle değişti. İlk etapta ateş nedeniyle detaylı tetkik yapılmayan küçük Zümra’nın günlerce süren ateş, baş ağrısı, halsizlik ve solgunluk şikayetleri devam etti. Ailesinin ısrarı üzerine yapılan kan tahlillerinde değerlerin ciddi şekilde düşük olduğu tespit edildi. Durumun ağırlaşması üzerine Zümra, ambulansla Van’a sevk edildi. SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan kemik iliği incelemesi ve tedaviler sonucunda Zümra’ya halk arasında "kan kanseri" olarak bilinen lösemi teşhisi konuldu. Küçük Zümra, 10 ay hastanede, ardından 1,5 yıl boyunca ev ve hastane arasında süren zorlu bir tedavi süreci geçirdi. Şimdi 7,5 yaşında olan ve yaklaşık 1 ay önce yapılan kontrollerde kemik iliğinin temiz çıktığı belirlenen Zümra, hastalığı yenmenin mutluluğunu yaşıyor. Televizyonda lösemiyi yenen çocukların balon uçurduğunu gören Zümra, annesi Kader Karakuş’a "Keşke vali amca gelse birlikte balon uçursak" dedi. Ailenin bu isteği Iğdır Valisi M. Fırat Taşolar’a iletildi. Küçük kızın hayaline kayıtsız kalmayan Vali Taşolar, eşi Didem Taşolar ile birlikte sürpriz hazırladı. Pasta yaptıran ve balonları temin eden Taşolar çifti, Zümra’nın yaşadığı binaya giderek aşağıdan seslendi. Dördüncü kattaki evinin penceresinden bakınca Vali Taşolar’ı karşısında gören Zümra, büyük bir heyecan ve sevinçle aşağı indi. Vali Taşolar’a sarılan Zümra’nın mutluluğu yüzüne yansıdı. Ardından Zümra, Vali Taşolar, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte gökyüzüne balon bıraktı. Karakuş ailesinin evine de misafir olan Taşolar çifti, aileyle uzun süre sohbet etti. Hastalık sürecinin zorluğuna dikkat çeken Vali Taşolar, aileyi tebrik ederek Zümra ile yakından ilgilendi. Vali M. Fırat Taşolar, hastalık sürecinde yalnızca çocukların değil ailelerin de ciddi bir psikolojik yük altında kaldığını söyleyerek; "Annenin, babanın kendi gerginliği, psikolojik olarak yıpranmışlığı, birbirleriyle ve diğer çocuklarıyla olan ilişkileri… Aslına bakarsanız, bu durum yalnızca bedensel ya da fiziksel bir rahatsızlık değil. Ailenin kendi içinde ne kadar dayanabildiğiyle ilgili. Bu yüzden insanlar bu süreçte yıpranabiliyor. O yıpranmışlıkları yok saymamak lazım. İnsan bazen kırıyor, üzülüyor; bazen en küçük şeyden bile rahatsız olabiliyor. Gerçekten çok zor bir süreç. Ve siz bu süreci atlattınız sizi tebrik ediyorum" dedi. Aileye geçmiş olsun dileklerini ileten Taşolar, devlet olarak her zaman vatandaşların yanında olduklarını belirtti. Ziyaret, samimi sohbet ve iyi dileklerle sona erdi. Küçük Zümra Karakuş’un annesi, yaşadıkları zorlu süreci anlattı. Günlerce süren ateş ve halsizlik sonucu hastaneye sürekli gidip geldikten sonra hastalığın teşhis edildiğini söyleyen anne Karakuş, "Bizim çocuğumuz sürekli ateşleniyordu. Grip gibiydi ama antibiyotik kullanıyorduk, hiçbir fayda etmiyordu. Baygın gibiydi, rengi solmuştu. Bir türlü kan almıyorlardı. ‘Ateşliyken kan almıyoruz’ diyorlardı. Iğdır’da kaç doktora götürdüm, acile de götürdüm ama acildeki doktor da kan almıyordu. ‘Kan alın, öyle kızıma ilaç yazın’ dedim, yine yapmadı. Sonra başka bir doktora gittim, o da özel bir doktordu." Yaşadıkları sürecin son anlarında kızının durumunun ağırlaştığını belirten anne, sözlerine şöyle devam etti: "O da ‘Ateşi yüksekken kan alırsak değerler kötü çıkar’ dedi. En sonunda çocuk kendinden geçecek duruma geldi. Rengi tamamen solmuştu. Gece yarısı tekrar acile götürdük. Bu sefer başka bir doktor denk geldi. Hemen kanlarını aldılar. Kırmızı kan değeri 17 olması gerekirken 3’e düşmüştü. Hemen gerekli yerlere haber verildi ve ambulansla Van’a sevk edildik." Van’da başlayan tedavi sürecinin uzun ve zorlu geçtiğini ifade eden anne Karakuş, yaklaşık 10 ay hastanede kaldıklarını söyledi. Bu süreçte Van’da ev kiraladıklarını belirten anne, "Ateşi düşürüldü, hemen kan takviyesi yapıldı. Kemik iliği incelendi. Üç gün sonra hastalığın ne olduğu söylendi ve tedavi süreci başladı. İki ay önce kemik iliği nakli yapıldı ve temiz çıktı. Buna göre ilaçları kesildi. Ancak önümüzdeki iki yıl içinde yüzde 20 tekrar riski bulunuyor" dedi. Benzer süreçleri yaşayan ailelere de tavsiyelerde bulunan anne Karakuş, çocuklara yaklaşımın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu hastalığı yaşayan ailelere en büyük tavsiyem, çocuğa sürekli hasta gibi davranmamaları. ‘Hastadır, uyumasın’, ‘Ne isterse yapalım’, ‘Ne isterse alalım’ gibi bir yaklaşım doğru değil. Bu şekilde çocuklar eve döndüklerinde psikolojilerini toparlayamıyor, kendilerini sürekli hasta hissediyorlar." Küçük Zümra: "balonları hastalığım gibi gökyüzüne uçurdum" Iğdır’da lösemi tedavisini tamamlayan küçük Zümra Karakuş, yaşadığı süreci ve kendisi için yapılan sürprizi anlattı. Zümra’nın duygusal sözleri yürekleri ısıttı. Kendisi için hazırlanan sürprizden büyük mutluluk duyduğunu belirten Zümra Karakuş, şunları söyledi: "Ben Zümra Karakuş. Lösemi hastalığı geçirmiş bir çocuğum. Bugün oturuyordum, camdan biri ‘Zümra, Zümra!’ diye seslendi. Bir baktım, Vali amca gelmiş. Sonra balonlar, pastalar getirdiler." Balon uçurmanın kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını ifade eden Zümra, sözlerine şöyle devam etti: "Balonları ne yaptın diye sorarsanız… Uçurdum. Sürpriz yaptıkları için çok mutlu oldum. Balonları, hastalığım gibi gökyüzüne uçurdum." Bu anın kendisi için bir hayalin gerçekleşmesi olduğunu belirten küçük Zümra, şunları kaydetti: "Geçen yıl bir çocuğun iyileştiğini görmüştüm. En büyük hayali gökyüzüne balon uçurmaktı. Oradan etkilenmiştim. ‘Keşke ben de yapabilseydim’ demiştim. Öğretmenim de ‘Belki bir gün sana da böyle bir sürpriz yapılır’ demişti." Zümra, kendisine yapılan ziyaretle hayalinin gerçekleştiğini belirterek, "Gerçekten de oldu. Vali amca geldi eve. Birlikte oturduk, balon uçurduk. Evde de bana yeni bir balon getirdiler. Vali amcaya ve eşine çok teşekkür ediyorum. Onları çok seviyorum" dedi.
Ankara Palandöken:"Yüksek nakit dolaşımı sahte para riskini artırıyor" Yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde kurban pazarlarında yaşanabilecek risklere dikkat çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Kurban bayramı yaklaşıyor. Bu yıl tahminime göre 850 bin büyükbaş, yaklaşık 2,5 milyon da küçükbaş hayvan kesilecek" dedi. Kurbanlık fiyatlarının bu yıl oldukça yüksek seviyelere ulaştığına işaret eden Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Bu sene fiyatlar biraz daha yüksek olacak. İstanbul’da 500-550 olarak kilogramı büyükbaşın. Yine küçükbaşlarda da 25 ile 40 bin TL arası. Bunun için tabi yanınızda o miktardaki paraları taşırken de büyük risk veyahut işte hayvanları emanet edilirken ki sağlıklı bir şekilde emniyet ettiğiniz insanların kimlikleri vesairelerini de kontrol etmek lazım. Ama yine yerel yönetimler, kolluk güçleri, hem de mobil araçlarda çok dikkat etmek lazım. En önemlisi tabi bu vecibeleri yerine getirirken üzüntüye girmemeniz için hem sağlıklı hayvan, hem de söylediğim gibi alışverişler biliyorsunuz biraz daha nakit oluyor. Nakit para taşırken yanınızda bildiğiniz üzere çok büyük miktarlardaki paralar olduğu için herhangi bir kapkaççının, herhangi bir yan kesiciyle karşılaşmadan inşallah ki bu kurban bayramını güzel şekilde geçirmenize neden olacak" şeklinde konuştu. "Gerekirse mobil denetim noktaları oluşturulmalı" Kurban pazarlarında sahte paraya karşı denetimlerin artırılması gerektiğini vurgulayan Palandöken, "Tabii esnaf açısından bizim oradaki bulunan ilde, ilçede kurban pazarlarındaki esnaf sanatçılarının kimlik belgeleri olanlar tercih edilirse otokontrol sistemi olmuş olur. Yine aynı şekilde söylediğim gibi emniyet güçleri, aynı şekilde yerel yönetimleri, zabıta denetimleri, bu hijyen bakımından da hem kontrolü hem de sağlıktan kontrolleri de önemli. Herkese şimdiden bu bayramların bu güzel ulvi duygularını yerine getirebilecek imkanları olanların komşularıyla, yakınlarıyla, akrabalarıyla paylaşacakları bu kurban bayramının şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aman ha diyorum dikkatli bu tür kalabalık alanlara girip çıkarken de emniyetli bir şekilde hatta yanınızda çocuğunuz, eşiniz, arkadaşınız böyle kontrollü bir şekilde bu para sayma olayını söylediğim güvenilir olmayı kontrol etmek lazım" ifadelerini kullandı.
Hatay Yürek ısıtan mağazada vitrin kedilerin güneşlenme alanı oldu HATAY (İHA) – Hatay’da sokak kedilerine yuva olan mağazada kediler rahatlıkla gezinebilirken vitrinde güneşlenebiliyorlar. İlgi çeken görüntülerin oluştuğu kedi dostu mağaza, müşterilerden de takdir topluyor. İskenderun ilçesi Savaş Mahallesinde bulunan 3 katlı giyim mağazasında iş yeri çalışanları sayıları 10’u bulan sokak kedilerine ve mağazaya ait cins kedilere bakıyorlar. Mağazada keyiflerine göre gezebilen kediler, yiyeceklerini, içeceklerini ve barınma ihtiyaçlarını da mağazadan karşılıyorlar. Yürek ısıtan görüntülerin oluştuğu mağazanın reyonunda ve raflarda dolaşan kediler, alışveriş yapanlarında dikkatlerini çekiyorlar. Müşterilerden olumlu dönüş alan mağaza, sokak kedilerine adeta yuva oldu. Kediler için mağazayı ziyaret edenlerin olduğunu söyleyen mağaza çalışanları özellikle ’Leblebi’ adlı kedilerinin ün saldığını söyledi. "Vitrinde yaşayan kedimizin adı Leblebi ve mağazada yaşayan 3 kedimiz var" Mağazanın kedilerle anılmaya başladığını söyleyen Nuray Esin, ’’Bu kediler 3 yıl oluyor bizimle birlikte yaşıyorlar. Bu katta 3 tane var, kapıda baktıklarımız da 3 tane. Sayıları değişiyor gelen oluyor, giden oluyor ve sahiplenilen var. Buradan sahiplenmek isteyenler oluyor. Vitrinde yaşayan kedimizin adı Leblebi ve mağazada yaşayan 3 kedimiz var. Badem, Mişa ve Maşa. Siyam kedileri. Onları seven ağırlıkta, resim çekilmeye gelenler var. Özellikle onlar için gelenler var, sevmeyenler için de hassasiyet gösteriyoruz. Depoda özel yerleri var. Kumlarının olduğu, mamalarının olduğu. Genelde 3-4 saat zaten geziniyorlar ve bütün gün uyuyorlar. Vitrinde olan Leblebi’miz var ve insanların en çok tanıdığı kedimiz" dedi.