GÜNDEM - 18 Şubat 2026 Çarşamba 12:41

AÜ Rektörü Prof.Dr.Özkan:" Şehre rehberlik yapacak yegane kurum üniversitedir"

A
A
A
AÜ Rektörü Prof.Dr.Özkan:" Şehre rehberlik yapacak yegane kurum üniversitedir"

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya’nın karşı karşıya olduğu en kritik tehdidin su kıtlığı olduğunu belirterek çevresel sürdürülebilirlik konusunda uyarılarda bulundu. Susuzluk riskiyle birlikte yeşil alan kaybına da dikkat çeken Özkan, "Her alanda şehre rehberlik yapacak yegane kurum üniversitedir. Bizden başka bu rehberliği üstlenecek bir yapı da yok. Turizmle ilgili bir sorun varsa üniversite orada olmalı, göçle ilgili bir sorun varsa sosyoloji bölümümüz var; çocuk çalışmalarımız, çocuk hakları, hukuk, psikoloji, elimizde geniş bir uzmanlık alanı var. Bizi en yakın zamanda tehdit edecek en önemli sorun susuzluk. Yeşilliği katlediyoruz. Belek’te kesilen ağaçları gördükçe içim acıyor" dedi.


Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, tıp alanındaki yenilikler, üniversite hastanesinin mevcut durumu ve Antalya’nın öncelikli sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rahim naklinde dünya çapında elde edilen başarıdan yapay zekânın tıptaki rolüne, yeni hastane yatırımından su kıtlığına kadar birçok başlıkta konuşan Özkan, dikkat çeken mesajlar verdi.


Rahim naklinde dünya literatürüne giren başarı


Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 2011 yılında dünyadaki ilk kadavradan rahim naklini gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Özlenen Özkan, bu yöntemin dünya genelinde birçok merkeze örnek olduğunu söyledi. Özkan, sürece ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Biz 2011 yılında ilk rahim naklini yaptıktan sonra dünyada birçok ülke bu alana yöneldi. Önce İsveç, ardından Amerika’yı takip eden Almanya, Çin, Hindistan gibi ülkelerde rahim nakli deneyimleri gerçekleştirildi. Dünyada bugün 100’ün üzerinde rahim nakli yapıldı ve bu nakillerden doğan çocuklar var. Bunun öncüsü olmak bizim için büyük bir onur."


Rahim nakli çalışmasının ilk dönemde kamuoyunda geniş yankı uyandırdığını belirten Özkan, proje hazırlıklarının uzun süre göz önünde olmadığını vurgulayarak, "Çalışmalarımızın büyük bölümü bilimsel altyapı aşamasında ilerledi. Naklin gerçekleştirilmesi dünya genelinde güçlü bir etki oluşturdu" dedi.


"Deneysel aşamadan klinik gerçekliğe ulaştı"


Robotik, laparoskopik yaklaşımlar ile canlı ve kadavradan nakiller gibi yeni yöntemler gelişse de, temel tekniğin aynı kaldığını ifade eden Özkan, "2011’de ilk deneysel aşamada olan rahim nakli, bugün klinik gerçeklik düzeyine ulaştı. Robotik cerrahi var, laparoskopik yöntemler var. Canlıdan ve kadavradan nakiller yapılıyor. Ancak kullanılan temel teknik hâlâ Özkan Tekniği" şeklinde konuştu.


Üniversite bünyesinde bugüne kadar iki rahim nakli gerçekleştirildiğini söyleyen Özkan, her iki vakada da başarılı sonuçlar alındığını ve bir erkek ile bir kız çocuğunun dünyaya geldiğini kaydetti. Seri nakiller yerine hasta güvenliği ve yaşam kalitesine odaklandıklarını vurguladı.


Kafa ve beyin nakli tartışmaları


Kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen kafa ve beyin nakli konularına da değinen Özkan, mevcut bilimsel sınırlamalara şu şekilde işaret etti: "Bugün için en büyük engel sinir iyileşmesi. Merkezi sinir sistemindeki bir kesi sonrası iletimi yeniden sağlamak mümkün olmuyor. Hayati fonksiyonları ya da hareketi geri getiremiyoruz. Dünyada bu konuda yoğun çalışmalar var, ancak şu an için uygulanabilir bir tablo yok. Bilimsel engeller aşılmadan bu konular teorik düzeyde kalmaya devam ediyor."


"Yapay zekâya hiçbir alan tamamen devredilmedi"


Tıpta yapay zekâ kullanımının giderek arttığını belirten Özkan, özellikle veri analizi ve tanı süreçlerindeki katkıya dikkat çekti. Özkan, "Yapay zekâ bize en çok verileri analiz etme noktasında hız kazandırıyor. Doğru yönlendirme sağlıyor. Ancak sistem, girilen veri doğrultusunda çalışır. Veri olmadan doğru sonuç üretmesi mümkün değil. Onkoloji alanında ise bazı ‘pathway’leri, yani biyolojik yolakları tespit etmek amacıyla yapay zekâdan yararlanıyoruz. Yapay zekânın aktif kullanıldığı alanlar var; ancak bugün itibarıyla hiçbir alanı tamamen yapay zekâya bırakmış değiliz" şeklinde konuştu.


Özkan, yakın gelecekte yapay zekânın en yoğun kullanılacağı alanların radyoloji ve patoloji gibi görüntüleme temelli branşlar olacağını da sözlerine ekledi.


Yeni hastane yatırımı


Üniversite hastanesinde randevu ve ameliyat bekleme sürelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Özkan, Nisan ayında yaşanan yangının kapasiteyi etkilediğini belirtti. Özkan, "Yangın sonrası küçülmeye gitmek zorunda kaldık. Akdeniz Üniversitesi sadece Antalya’ya değil, birçok şehre hizmet veren bir hastane, bundan gurur duyuyorum. Ancak bu yer sıkıntısı bizi bir hayli üzüyor.900 yataklı yeni hastaneyi 2026 sonunda devralabilirsek önemli bir rahatlama sağlanacak" dedi.


MR çekim sürelerinde belirgin iyileşme sağlandığını söyleyen Özkan, hedeflerinin daha kısa bekleme süresi olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: "Göreve geldiğimizde MR için aylar süren randevular vardı. Şimdi birkaç güne indi. Hedefimiz aynı gün ya da ertesi gün çekim."


Hasta memnuniyeti ve ‘güler yüz’ hassasiyeti


Sağlık hizmetinde insan faktörünün belirleyici olduğunu ifade eden Özkan, hasta memnuniyetinin yalnızca tıbbi sonuçlarla sınırlı olmadığını söyleyerek, "Bizim işimiz insan. En doğru tedaviyi sunsanız bile iletişimde eksiklik varsa farklı algılanabiliyor. Güler yüzü bu nedenle çok önemsiyorum" ifadelerini kullandı.


"Üniversite rehberlik yapmak zorunda"


Akdeniz Üniversitesi’nin şehirle olan ilişkisine değinen Özkan, üniversitelerden yalnızca eğitim ve bilim üretmek konusunda faydalanılmaması gerektiğine işaret ederek, şu ifadelere yer verdi: "Üniversitelerin, her zaman ifade ettiğim gibi, iki temel görevi var: Birincisi eğitim, ikincisi bilim üretmek. Bilim üretirken de ortaya koyduğunuz çalışmanın havada kalmaması gerekir; insanlığa ve topluma somut fayda sağlaması gerekir. Üç yıl önce çok ciddi bir deprem yaşadık, ardından Covid süreci geçti. Covid döneminde çok iyi bilim insanlarımız, doktorlarımız vardı. Aynı şekilde çok nitelikli jeologlarımız, mimarlarımız, bölge planlamacılarımız var. Bu birikimin şehirde 7 gün 24 saat rehberlik yapması gerekiyor. Göç başta olmak üzere sosyolojiyle ilgili pek çok ciddi sorunla karşı karşıyayız. Bu noktada rehberlik yapacak yegâne kurum üniversitedir; bundan kaçış yok. Bizden başka bu rehberliği üstlenecek bir yapı da yok. Turizmle ilgili bir sorun varsa üniversite orada olmalı; çünkü turizm paydaşlarımızla birlikte bu şehrin temel alanlarından biri. Göçle ilgili bir sorun varsa sosyoloji bölümümüz var; çocuk çalışmalarımız, çocuk hakları, hukuk, psikoloji, elimizde geniş bir uzmanlık alanı var."


"En büyük tehlike susuzluk"


Antalya’nın en önemli riskinin su kıtlığı olduğunu vurgulayan Özkan, çevresel sürdürülebilirlik çağrısı yaptı. Özkan, "Bence şu anda bölgemizde çok ciddi bir susuzluk riski var. Su sadece içmek için değil; tarım ve turizm için de zorunlu. Tarım kentiyiz, sulama gerekiyor. Turizm kentiyiz, su olmadan turizm olmaz. Bu nedenle imar planlamasını da bu gerçeğe göre yapmak zorundayız. Önümüzdeki dönemde en büyük tehlikenin susuzluk olduğunu düşünüyorum. Buna bir an önce çare bulmalıyız. Yeşilliği katlediyoruz. Kundu’da oturuyorum; Belek’te kesilen ağaçları gördükçe içim acıyor. Biz ne diyoruz, insanlar ne yapıyor açıkçası? Bu anlamda bence bizi en yakın zamanda tehdit edecek en önemli sorun susuzluk ve yeşilliği katletmemiz" dedi.


Toplumsal konularda üniversitenin görüşlerinin zaman zaman alındığını ancak bu görüşlerin hayata ne kadar geçtiğinden emin olmadıklarını ifade eden Özkan, sorunların çözümünde herkesin sorumluluk alması ve ortaklaşa hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Eğer bu sürece hep birlikte katkı sunabilirsek, ortaya çok daha güçlü sonuçlar çıkacaktır. Belki hemen değil, ancak yapılan bu çağrıların karşılığı ilerleyen dönemde mutlaka görülecektir. Burada hiç kimsenin kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum; bazı konular zaman zaman gözden kaçabiliyor. Temennimiz, geç kalınmaması. Biz her zaman iş birliğine hazırız. Bir adım atılsın, biz koşmaya hazırız."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Farabi Hastanesinde Ramazan öncesi anlamlı sergi Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi’nde düzenlenen Kaligrafi Sergisi sanatseverlerle buluştu. 19 yıldır kaligrafi sanatıyla ilgilenen Osman Keskin’in Ramazan ayına özel olarak hazırladığı 38 eserden oluşan sergi, yazının duygu ve anlamını estetik bir forma dönüştürüyor. Ritim, denge ve görsel uyum gözetilerek hazırlanan eserler, Ramazan’ın manevi iklimini yansıtmayı hedefliyor. Hastane ortamında açılan sergiyle hem sanatsal hem de manevi bir farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Sergi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi B Blok Sekreterliği önü alanında ziyaret edilebilecek. Farabi Hastanesi B Blok Sekreterliği önünde düzenlenen sergiye KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Trabzon İl Sağlık Müdürü Mehmet Topsakal, Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Celal Tekinbaş ve davetliler hazır bulundu. Yaklaşık 19 yıldır sanatla uğraştığını belirten Osman keskin, "19 yıldır bu sanatla ilgileniyorum. Normal harfleri sanata dönüştürüyoruz; özelliği bu. Aslında biz tasarım sanatçısıyız ancak belirli ölçülerimiz var ve Latin alfabesini kullanıyoruz. Bugüne kadar 7 sergi açtım. Hastalara terapi olması amacıyla güzel bir sergi hazırladık. İnşallah hem ben hem de onlar karşılığını alırız. Edebi eserlere yorum katıyoruz. Burada 38 eser bulunuyor. En büyük eserimizi ise 8 ayda tamamladık" diye konuştu. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Celal Tekinbaş ise yaptığı açıklamada "Ramazan ayının mukaddesatına uygun olarak bir kaligrafi sergisi düzenledik. Bu sergide sanatçımız Osman Keskin’in eserlerini halkın görüşüne, beğenisine ve istifadesine sunuyoruz. Sergide; kültürümüzün, dinimizin ve inancımızın özelliklerini yansıtan çok önemli yazılar ve anlamlı sözler yer alıyor. Bu eserlerin en önemli özelliği, kaligrafi sanatı içinde yoğrulmuş olmaları ve hem göze hem gönle hitap eden bir estetik anlayışla hazırlanmış olmalarıdır. Hastanemizin sadece hasta ve hasta yakınlarının dertleriyle anılan bir yer olmasının ötesine geçmesini istiyoruz. Buraya gelen insanların, farklı güzellikler ve anlamlı çalışmalarla da karşılaşmasını amaçlıyoruz" dedi.
Ankara HUDER Başkanı Oymak: "Türkiye kumar bağımlılığı konusunda dünyada 38’inci sıradadır" Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Başkanı Avukat Hasan Oymak, "Türkiye kumar bağımlılığı konusunda dünyada 38’inci sıradadır ve ne yazık ki kullanıcı sayısı giderek artmaktadır. Bu bir alarm durumudur" dedi. HUDER’in İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü desteğinde hazırladığı ‘Aileni Koru: Sanal Bahisle Mücadele ve Aileyi Bilinçlendirme Projesi’nin lansman toplantısı Ankara Hakimevi’nde gerçekleştirildi. Sanal bahis bağımlılığına karşı aileleri ve toplumu bilinçlendirmeyi hedefleyen projenin tanıtım filmi sonrası konuşan HUDER Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Hasan Oymak, sanal bahis problemini aşmak adına atılacak adımların toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirtti. Sanal kumar ve bahis tuzağının gençleri hedef aldığına ve aile yapısını tehdit ettiğine dikkati çeken Oymak, "Artık bu mesele sadece bir bağımlılık değil, sessizce ilerleyen bir toplumsal erozyon haline geldi. Maalesef bu erozyona kapılan evlatlarımız umutlarını kaybediyor, hayatlarının baharında adliye ile tanışıyor. Aileler dağılma noktasına geliyor, hayatları kararıyor ve yine çoğu insan farkına bile varmadan o uçurumun kenarına kadar geliyor" ifadelerini kullandı. "Suç örgütleri bütün güçleriyle daha fazla kişiyi bu bataklığa çekmek için uğraş veriyor" Suç örgütlerinin gençleri çekmeye çalıştığını dile getiren Oymak, "Resmi verilere göre 10 milyar dolardan fazla bir bütçenin döndüğü sanal kumar ve yasa dışı bahis piyasasından nemalanmak isteyen suç örgütleri, bütün güçleriyle daha fazla kişiyi bu bataklığa çekmek için uğraş veriyorlar. Suç örgütlerinin hem dijital platformları hem de sanal kumar torbacılarını kullanarak yaptıkları bu çalışmalar ne yazık ki Türkiye’de 3 milyon, dünyada 300 milyondan fazla kişinin kumar bataklığına kapılmasına sebep olmuş durumda" açıklamasında bulundu. "Türkiye kumar bağımlılığı konusunda dünyada 38’inci sıradadır" Sanal kumar oynama yaşının düştüğünü söyleyen Oymak, "Tabloya baktığımızda sanal kumar oynama yaşının 9 yaşa kadar düştüğü ve kumar bağımlılığındaki en hızlı artış oranının 15-24 yaş aralığındaki gençleri kapsadığını üzülerek görüyoruz. Yine aynı tabloda, 18 yaşından önce sanal kumara başlama oranının yüzde 35’lere yaklaştığını görüyoruz. Türkiye kumar bağımlılığı konusunda dünyada 38’inci sıradadır ve ne yazık ki kullanıcı sayısı giderek artmaktadır. Bu bir alarm durumudur" diye konuştu. Mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Oymak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dernek olarak Türkiye’nin 81 ili ve dünyanın 7 ülkesindeki teşkilatlara mensup binlerce meslektaşlarıyla eylem planı doğrultusunda yürütülen bu mücadeleye destek vermek üzere yola çıkıyoruz. Biliyoruz ki sanal bahisle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla değil, bilinçlendirme ile önleyici çalışmalarla, aile desteğiyle mümkündür. ‘Aileni Koru’ projesi ile amacımız korkutmadan ama ciddiyetle bağımlılığın varabileceği noktaları göstererek uyarmak, ailelerin bu konuya ilişkin mücadele gücünü artırmaya katkı sağlayarak toplumsal bir farkındalık oluşturmaktır. Proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde yapacağımız programlar bu nedenle son derece önemlidir." Programa Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkan Yardımcısı Feyzullah Tecirli’nin yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Birimi, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yeşilay gibi pek çok kurum ve kuruluş temsilcisi katıldı.