GÜNDEM - 21 Ocak 2026 Çarşamba 11:11

6 yıl süren boşanma davası sonuçlanır sonuçlanmaz Afrika’da 8 adet adak koç kestirdi

A
A
A
6 yıl süren boşanma davası sonuçlanır sonuçlanmaz Afrika’da 8 adet adak koç kestirdi

Antalya’da 3 yıllık evliliğini sonlandırmak için mahkemeye başvuran ve boşanma davası 6 yıl süren vatandaşın boşanır boşanmaz ilk işi Afrika ülkesi Tanzanya’da evli kaldığı her yıl için ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak için 8 adet koç adağını kestirmek oldu.


Antalya’da 2018 yılında G.O. ile dünya evine giren 37 yaşındaki Mehmet Sıddık Menekşe, 3 yıl süren evliliklerinin ardından geçimsizlik nedeniyle boşanma kararı aldı. Çiftin Antalya 12. Aile Mahkemesi’nde yaklaşık 6 yıl süren boşanma davası geçtiğimiz günlere sonuçlandı. 14 Ocak tarihinde boşanma kararı kesinleşen ve G.O ile 3 yıl süren evliliği noktalanan Menekşe, 6 yıl süren boşanma sürecinin ardından mutluluğunu Afrika ülkesi Tanzanya’da ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere adak olarak 8 adet koç kesildi.



Evliliği 3, boşanması 6 yıl sürdü


Antalya Adliyesi’ne gelerek kesinleşme şerhini imzalayan Mehmet Sıddık Menekşe, "2018 yılında evlenmeye karar verdik. Evliliğimiz 3 yıl kadar sürdü, anlaşamıyorduk. 3 yıl sonunda boşanmaya karar verdik. Ama 6 sene bir türlü boşanamadık. Bugün çok şükür boşanma gerçekleşti. Kesinleşmemizi aldık ve kurtulduk çok şükür. Sonunda her iki taraf için de en hayırlısı oldu" dedi.



Boşanır boşanmaz adağını kestirdi


Uzun süren boşanma sürecinde davanın olumlu sonuçlanması durumunda adak adadığını ve Tanzanya’da ihtiyaç sahipleri için 8 adet koç adağı kestirdiğini belirten Menekşe, "Boşandıktan sonra gereken yerlere yardımlarımızı yaptık. Tanzanya’da 8 tane adak kestirdim. Çünkü 8 yıllık bir sürecimiz oldu. Evliliğim çok kısa sürdü, ama boşanmam çok uzun sürdü. Boşanmanın şükrü olarak adak hayvanı kestirdik. Ben bunu ilk gün söylemiştim Boşanmam sağlıklı bir şekilde kimse incinmeden bitmesi için adak adamıştım ve Tanzanya’da kestirdim çok şükür" ifadelerini kullandı.



6 yıl süren boşanma davası sonuçlanır sonuçlanmaz Afrika’da 8 adet adak koç kestirdi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Mide küçültme ameliyatı olan Semanur Aydın’ın ölümüne ilişkin 7 sanıklı davada 1 sanığa tahliye Yenidoğan Çetesi davasında adı geçen Bağcılar Şafak Hastanesi’nde, hekimlik yapması yasak olmasına rağmen mide küçültme ameliyatını gerçekleştirdiği iddia edilen doktorun 25 yaşındaki Semanur Aydın’ın ölümüne neden olduğuna ilişkin 7 sanıklı davada mahkeme ara kararını açıkladı. Heyet, tutuklu sanık Orhan G.’nin tahliyesine hükmetti. Öte yandan, maktul Semanur Aydın’ın müşteki ailesi, avukatları aracılığıyla davadan feragat ettiklerini ve şikayetlerinden vazgeçtiklerini bildirdikleri dilekçeyi mahkemeye sundu. Duruşma, eksiklerin giderilmesi için erteledi. Yenidoğan Çetesi davasında adı geçen Bağcılar Şafak Hastanesi’nde, hekimlik yapması yasak olmasına rağmen mide küçültme ameliyatı gerçekleştiren doktorun 25 yaşındaki Semanur Aydın’ın ölümüne neden olduğu iddialarına ilişkin yargılama bugün başlıyor. Erol V.’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklu 7 sanık, ilk kez hakim karşısına çıktı. Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, 5’i tutuklu 7 sanık ile tarafların avukatları hazır bulundu. Ayrıca, 1 tutuklu bir sanık da duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. ’’Maktul, her türlü rızayı kabul ettiğini belirten kağıdı imzaladıktan sonra hastaneden çıkış yaptı’’ Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Erol V. meslekten men edildiği zaman sağlık turizmi işine başladığını, bu nedenle Şafak Hastanesine hasta götürdüğünü, obezite üzerine çalıştığını ve maktulün kendisine referansla ulaştığını belirterek, ’’Maktule ön değerlendirme yaptım. Maktul, obezite kriterlerine uygundu. Cerrahi işlemi yapacak uzmanın müsaitliğine göre gün verdim. Maktulü, 18 Aralık 2023 günü doktor Şaban C. ameliyat etti. Maktul, ayın 20’ sinde ise taburcu edildi. Sağlık turizminde hasta giriş, çıkışında hastanın tüm süreçlerine dahil oluyoruz, tüm tetkikleri hastaya anlatıyoruz, süreci hastayla beraber takip ediyoruz. 26 Aralık’ ta, hasta şikayetlerinin başlamasıyla bizimle irtibata geçti. Hemen doktor Şaban C.’yi bilgilendirdim ve onun talimatıyla hastayı hastaneye yatırdık. Ayın 27’sinde ise gereken tüm tıbbi tedavileri hastaya uyguladık. Tetkiklerin çoğu yapılmış ancak sonuçları açıklanmamıştı. Ameliyat sonrası Semanur Aydın, hastaneden ayrılmak istedi. Biz bu durumu kabul etmedik. Maktul, her türlü rızayı kabul ettiğini belirten kağıdı imzaladıktan sonra hastaneden çıkış yaptı. Hastanın durum takibini telefonla yaptık’’ ifadelerini kullandı. "Hastaya, operasyon yapmadığımı söyledim, meslekten men edildiğimi söylemedim" Erol V. şöyle devam etti: "Ben kesinlikle maktulün ameliyatını yapmadım. Hastayı ameliyathaneye teslim edip çıktım, hatta hasta yakınları da beni gördü. Belli aralıklarla ameliyathaneye inerek durumu kontrol ettim. Her seferinde hasta yakınları beni gördü. Şafak Hastanesinde sağlık turizmi kapsamında 3 hafta boyunca yaklaşık 40 hasta götürdüm. Bu hastaların ameliyat işlerini ben yapmadım. Doktor Şaban C.’ye meslekten men edildiğimi söyledim. Maktul benim başarılı bir hekim olduğumu öğrenip bu referansla bana geldi. Hastaya, operasyon yapmadığımı söyledim, meslekten men edildiğimi söylemedim’’ diye konuştu. Şafak Sağlık Grubu ortaklarından olan ve firariyken yakalanıp tutuklanan sanık Cem Türker Öztürk, ’’Refik Arslan bana geldiğinde Gaziosmanpaşa’da hastanem vardı. Maktulün ailesinin ifadelerinde hastanenin sahibi olarak tanıtılan kişi ben değilim. Bunun gerek görüldüğü taktirde aileye sorulmasını talep ediyorum. Kamera kayıtlarının silindiğine dair bilgim yoktur. Bakırköy Adliyesi’nde 2 davam var. 22 Ağır Ceza Mahkemesi’ne kendim teslim oldum, sanki ben yakalanmışım gibi lanse edilmektedir. Erol V. ya da diğer hekimleri işe alma gibi bir görevim yoktur. Hastanede resmi bir görevim olmadığı için delilleri karartacak ya da düzenlenen bir evrakı değiştirmem gibi bir durumum da söz konusu değil. Atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum. Maktulün ölümünden, benim aylar sonra haberim oldu. Beni hedef gösteriyorlar, bunun nedeni ise benden para alamadıkları içindir’’ şeklinde konuştu. Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Şaban C., ’’Sanık Erol V. ile ameliyattan çıkarken karşılaştım, o sırada laf arasında bana aynı fakülteden mezun olduğumuzu söyledi. Telefon numaralarımızı verdik, hasta yönlendiririz düşüncesiyle. Çalıştığım hastane kapanınca bu süreçte Erol V. beni aradı, Bağcılar’daki Şafak Hastanesi’nde çalışmak isteyip, istemediğimi sordu. Erol V. bana, iyi fiyatlı hastalarının A sınıfı hastanelerde, daha düşük maliyetli hastalarının ise Şafak Hastanesi’nde ameliyat edildiğini söyledi. Kendisine ait muayenehanesinin olduğunu ancak sigortalı hastalarını ameliyat edemediğini belirterek, Şafak Hastanesine başlarsam, bana getirebileceğini, benim ameliyat yapabileceğimi söyledi. Bana, meslekten men edildiğini söylemedi. Bu durumdan bilgim yoktu. Maktulün, ameliyatına benim girmediğim HTS kayıtları ve tanık beyanlarıyla sabittir. Beni hastaneden aradılar ve bir hastamın ex olduğunu, bu nedenle imzalamam gereken evrakların olduğunu söylediler. Evraklar sabah karakola verilecekmiş. Ben de sabah geleceğimi söyledim. Hastanın ismini sorgulamadım. Ancak o gece başhekim Semiha Yavuz ve yanında ismini bilmediğim bir kişi evime gelip evrakları imzalattı. Maktulden haberim yoktu’’ dedi. ’’Ölmüş birini öldürmekle suçlanıyorum’’ Yenidoğan Çetesi davasında yargılanan tutuksuz sanık Semiha Yavuz ise savunmasında, ’’Bağcılar Şafak Hastanesinin başhekimiydim. 2023 Şubat ayında görevime başladım. Benimle beraber birçok hekim bu hastanede çalışmaya başladı. İşe alırken, yetkin, yetkili ve donanımlı kişilerden kadro oluşturmaya çalıştım. Hastaneye başladığımda hastane konkordato sürecindeydi. Konkordato komiserleri hastanedeydi, hastanenin sahibinin kim olduğunu bu yüzden bilmiyordum. Ben aynı zamanda çocuk doktoruyum. Özellikle yenidoğan bebek hastalarla ilgiliydim. Hastane borçlu olduğu birçok eksiği vardı. Hastalarla ilgili tıbbi cihaz ve alet tedariği için uğraştım. Maktulün ameliyat süreciyle ilgili bilgim yoktu. Kontrol süreci de aynı şekilde. Hastayı ilk olarak acil servise kalp atışı ve solunumu yokken geldiğinde gördüm. Hasta geldiğinde mavi kod verdim. Hastaya 70 dakika kalp masajı yaptık, solunum cihazına bağladık. Bu esnada hastalık öyküsünü öğrendim. Hastanın vefatı kesinleşince acil servis doktoru adli rapor hazırladı. Ben hasta yakınlarından ilk kez Erol V. ismini duydum. Erol V.’yi tanımıyorum, hasta yakınları Erol V.’nin hastası olduğunu söylediler. Ben dosyaya baktığımda maktulün doktorunun Şaban C., olarak gördüm. Çelişkiyi düzeltmek için Şaban C. ile görüştüm, o da bana hasta hakkında bilgi verdi, ameliyata Erol V. ile birlikte girdiklerini söyledi. Ben, Erol V.’yi gözlemci hekim olarak bildirimini İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne yaptım. Müdürlükte memurlar beni aradı ve Erol V.’nin meslekten men edildiğini ilettiler. Delilleri karartmadım, süreçle ilgili tarafların bana söyledikleri kadar bilgi sahibiyim. Maktulün vefat ettiği gece hastaneye gelen polislere tüm evrakları teslim ettik. Şaban C.’nin evine giderek, evrak imzalatmadım. İmzalar eksik olsun olmasın tüm evrakları teslim ettim. 5 Aralık 2023’te kameraların bozuk olduğunu ve tamir edilmesi talimatını verdim. Ben hastaneyi usulüne uygun şekilde yönettim. Bir kusurum olmamıştır. Şaban C.’yi hastaneye ben kabul ettim. Ölmüş birini öldürmekle suçlanıyorum. Adli Tıp Kurumu raporunda, hastanın gelişen komplikasyon sonucu vefat ettiği mütalaa edilmiştir’’ şeklinde konuştu. Savunma yapan tutuklu sanık Orhan G., ’’Benim hastanede hiçbir görevim yok. Bir kırtasiyem var, ayrıca hastanenin kartonpiyer işlerini yapıyordu. Hastanede çalışan arkadaşlarım var. Daha öncesinde sanık Erol V. ile tanışmışlığım yoktur. İlk kez Semanur Aydın’ın ölümü olayında gördüm. Savcılıkta verdiğim ifade yanlış anlaşıldı. Ben diyabet hastasıyım, sağlık durumum cezaevine elverişli değil’’dedi. Tutuksuz sanık Refik Arslan ise savunmasında, ’’72 yaşındayım, Şafak Hastanesi’nin resmi sahibiyiyim. Bu hastaneyi 4-5 yıl önce satın aldım. Hastane kontordot sürecine girdikten sonra başka biri atandı. Ben sanıkların hiçbirini tanımıyorum. Hastaneyi ticari amaçla satın aldım. Cem Türker Öztürk benim aile dostum, ona hastaneyi işletmesini söyledim. O tecrübeliydi, benim gelirim var, hastaneyi sadece kar amacıyla aldım. Benim oğlum evlatlıktı. Cem Türker Öztürk’ü onun yanına verecektim. Bu olaylar yaşanınca battım. Hastanenin işleyişiyle bir alakam yok’’ diye konuştu. Duruşmada görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, dava dosyasındaki eksik hususların giderilmesini ve sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti. ’’Bir hekim, kendi hastasını öldürmekten yargılanamaz’’ Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Erol V.’nin avukatı Damla Deniz, ’’Tam 21 aydır bu duruşmayı bekliyoruz. Benim açımdan bu iddianame bir çöp hükmündedir. Yenidoğan dosyasının içerisinde tespit edilen bir tape oldu ve bu tapenin de bizim dosyamızın içerisine gelerek bu dosyanın ana delilini oluşturduğuna ilişkin bir iddia var. Dosya önünüze geldiğinde önce maddi manevi unsurları oluşmuş mudur diye bakarız. Fakat burada, ne maddi ne de manevi unsurlar oluşmamıştır. Bir hekim, kendi hastasını öldürmekten yargılanamaz. Bu nedenle, ihmali davranışla kasten öldürmeden ceza verilemez. Semanur Aydın, Arnavutköy Devlet Hastanesi’ne gittiğinde doğru işlemler yapılsaydı bu olay yaşanmayacaktı. Sistemde, acilde yapılan işlemler incelenmelidir. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin tarafından benim müvekkilime baskı uygulandı. Ben odasındayken müvekkilime, ’Şaban C. ya da Erol V. umrumda bile değil, benim derdim, Şafak Hastanesinin sahiplerini Yenidoğan davasında alamadım, burada alacağım’ dedi’’ şeklinde konuştu. Müştekiler davadan feragat etti Duruşmada, maktul Semanur Aydın’ın müşteki eşi Ali Aydın ile kardeşi Doğan Yelboy, avukatları aracılığıyla davadan feragat ettiklerini ve şikayetlerinden vazgeçtiklerini bildirdikleri dilekçeyi mahkemeye sundu. 1 sanık tahliye edildi Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Orhan G.’nin tahliyesine hükmederek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Bolu Bolu’da 78 canın anısına sessiz yürüyüş: "Cinayet diye adlandırdığımız olayda 8 tane evladımı yitirdim" Bolu’da Kartalkaya Kayak Merkezi’nde bulunan Grand Kartal Otel’de geçtiğimiz yıl meydana gelen ve 34’ü çocuk olmak üzere 78 kişinin hayatını kaybettiği yangın faciasının birinci yıl dönümünde, acılı aileler sessiz yürüyüş düzenledi. Grand Kartal Otel’de çıkan yangında, 34’ü çocuk olmak üzere 78 kişi yaşamını yitirmişti. Ülkeyi yasa boğan yangın faciasının üzerinden tam 1 yıl geçti. Acılı aileler facianın yıl dönümünde hayatını kaybeden yakınlarını anmak için Bolu’da çeşitli etkinlikler düzenledi. Gece saat 03.17’de başlayan etkinlikler şehir merkezinde devam etti. Faciada yaşamını yitirenlerin yakınları, anma programı çerçevesinde İzzet Baysal Caddesi’nde bir araya geldi. Ellerinde karanfiller taşıyan aileler, herhangi bir slogan atmadan sessiz şekilde yürüyüş gerçekleştirdi. Duygu dolu anların yaşandığı yürüyüşe, çevredeki vatandaşlar da aileleri teselli edip, sarılarak katıldı. İzzet Baysal Anıtı önünden başlayan sessiz yürüyüş, Anıt Park’ta bulunan Atatürk Anıtı önünde sona erdi. Atatürk Anıtı önüne karanfiller bırakılırken, hayatını kaybedenlerin aileleri gözyaşlarını tutamadı. "Bizim cinayet diye adlandırdığımız olayda 8 tane evladımı yitirdim" Yangında 8 yakınını kaybeden Avukat Yüksel Gültekin, yangın faciasını cinayet olarak nitelendirerek, "Ben avukat Yüksel Gültekin. 21 Ocak 2025 tarihinde Kartalkaya’da, bizim cinayet diye adlandırdığımız olayda 8 tane evladımı yitirdim. İnşallah Rabbim onları şehit olarak kabul etmiştir. Yetmiş sekiz tane canın, sekizini toprağa veren bir babayım. Bugün 21 Ocak 2026. Dün evlatlarımız, 78 tane canımız yaşıyordu. Aradan, yani dün bu sıralar bir yıl önce, bu bir yıl içerisinde bugün Hakk’ın rahmetine kavuşalı bir yıl oldu. Ateş düştüğü yeri yakar. Bu 78 tane canın ailesinin, bu bir yıl içerisinde ne çektiklerini biz aileler ancak tam olarak idrak edebiliriz. Ama bu idrak ta, bugün eksi on derecede bizimle birlikte olan bu güzel insanların hepsine yürekten, kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Siz değerli basın mensuplarına da çok teşekkür ediyorum. Bir yıl boyunca bu olayın kamuoyu gündeminde kalmasını sağladığınız için teşekkür ediyorum" dedi. "DNA testiyle benim evladımı tespit etmişlerdi" Otel yangınında oğlu Yiğit Gençbay’ı kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay, "Yüksel abinin kaldığı yerden devam etmek istiyorum. Yüksel abi, 78 canın aileleri adına söylenmesi gerekeni fazlasıyla, yeterince ve etkili bir şekilde söylediğine inanıyorum. Ve biz aileler olarak Yüksel abinin söylediği her sözün, her cümlenin, her kelimenin altına imzamızı atıyoruz. Sizler, yine bir yıl boyunca bu organize kötülük dediğimiz bu kötülükten hesap sorma mücadelemizde bizi yalnız bırakmadınız. Soğukta, sıcakta, karda, tipide hep yanımızda oldunuz. Bugün de buradasınız. Sizlere de çok teşekkür ediyorum. Gece üçte başlayan anma etkinliklerimiz, Kartalkaya’daki otelin önünde o yetmiş sekiz canımız için planladığımız, tertiplediğimiz ve gerçekleştirdiğimiz anma etkinliklerimiz; bugün burada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önünde, Cumhuriyet Meydanı’nda devam ediyor zannedersem. Bu süreç aslında iyilerle kötülerin mücadelesiydi. Bu süreç zalimlerle mazlumların mücadelesiydi. Bu süreç, bu topluma, bu mazlum millete tepeden bakanlarla bu mazlum milletin mücadelesiydi. O nedenle bu mazlum millet, 86 milyon, televizyonlarının başında ve buraya kadar gelebilen herkesle birlikte; duruşma esnasında hepimizle beraber bizim yanımızda oldular. Ta ilk günden itibaren ben evladımı öpüp koklayarak toprağa veremedim. Yüzünü açıp bakamadım. Çünkü DNA testiyle benim evladımı tespit etmişlerdi. Ve benim evladım çıkmış olmasına rağmen, arkadaşı Alp’le beraber, o canların, o içeride kalan canların yardım çığlıklarına duyarsız kalmayarak içeri tekrar girdi ve orada şehadete erdiler" diye konuştu. "Adeta bir paçavra gibi, hiç kimseye haber vermeden o otelden kaçtılar" Otel sahiplerinin misafirlere hiç haber vermeden kaçıp gittiğini ifade eden Gençbay, "Ama bunu yapması gereken o işletme sahipleri ise adeta bir paçavra gibi, hiç kimseye haber vermeden o otelden kaçtılar. Kaçarken de bu mahkeme kararıyla da teyit altına alındı. Birbirleriyle iletişime geçerek ‘hiçbir misafire haber vermeyin, kendiniz halletmeye çalışın’ düsturuyla hareket ettiler. Ve kaybettiğimiz bütün canlar, orada kalan misafirlerdi. Yaralılarımızın tamamı da orada kalan misafirlerdi. Bir tane işletme sahibinin yakınına, işletmecisine, işletme sahibine ya da oradaki personelden hiçbir kimsenin ne canına ne de hayatına hiçbir zarar gelmedi. Bu tesadüf olamazdı. Yargılama bu ortamda daha başlamadan bizi endişeye sevk eden de buydu. Bu olayda, Yüksel abinin de belirttiği gibi, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği bilirkişi raporu ki bana göre, bugüne kadar bunu bir hukukçu olarak söylüyorum, o gözle okudum. Bugüne kadar yayımlanmış ve yazılmış bilirkişi raporlarının en donanımlısıydı. 179 sayfa ve akademik bir dille, üniversitelerde okutulabilecek yeterlilikte bir rapordu" şeklinde konuştu.
Kayseri Erciyes Anadolu Holding CEO’su Özyurt: "Elden çıkarılan şirketlere rağmen rakamlarımız yükseliyor" Erciyes Anadolu Holding CEO’su Özcan Özyurt, düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamasında gece gündüz demeden üretime devam ettiklerini söyleyerek, "Elden çıkarılan şirketlere rağmen rakamlarımız yükseliyor" dedi. Elden çıkarılan şirketlere rağmen ihracatın arttığını söyleyen Erciyes Anadolu Holding CEO’su Özcan Özyurt, "Holdingin Türkiye ve Kayseri için önemi malumunuz. Pek çok sektörde binlerce çalışanımızla gece gündüz demeden üretiyoruz. Elden çıkardığımız şirketlerimize rağmen rakamlarımız yükseliyor, ihracatımız artıyor. Bunlar bizim açımızdan gurur verici işler. Gururumuzu, holdingimizin başarılarını, yatırımlarını ve bu şehrin ekonomisine katma değerleri kamuoyuna objektif olarak yansıtan en önemli köprü bazın emekçilerimizdir. Bizim için her biriniz Erciyes Anadolu Holding’in dış dünyaya açılan birer penceresisiniz" dedi. Erciyes Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öksüzömer ise, "Erciyes Anadolu Holding bildiğiniz gibi köklerini bu topraklardan alıp Kayseri’nin sesini dünyaya duyuran, ülkemiz ve dünya ekonomisi için birçok değer barındıran bir topluluktur. Örnek vermek gerekirse Boyteks, dünyada üretilen her 10 yatağın 1 tanesinin kumaşını veriyor. Dünya yatak kumaşı piyasasının yüzde 10’unu karşılıyor. İlk 500’de 5 firmamız ikinci 500’de 5 firmamız olmak üzere ilk bin içerisinde 10 firmamız bu güzide topluluğun içinde bulunuyor. Bildiğiniz gibi yavaş yavaş yargı süreci tamamlandıktan sonra Erciyes Anadolu Holding’in içerisinde yavaş yavaş şirket satışları gerçekleşmeye başladı. Biz bu işi daha gönülden yapabilecek özel sektöre bizler elimizden geldiğince koruduk, kolladık, büyüttük bu noktaya getirdik. Fakat bundan sonrası bu işi gerçekten yapmak isteyen, bizden daha fazla tecrübeli, bizden daha iyi bu işi yapabilecek insanların bu şirketleri devralması, ekonominin ve burada çalışan binlerce insanın ekmeğinin kesilmemesi yönünden çok önemli. Şimdi bu aşamaya geçtik. Geçen sene içimizden bazı eksilmeler oldu ama biz yolumuza eksilmeden devam ettik. Geçen seneyi yine büyüyerek kapattık. Arkadaşlarıma, müdürlerime, CEO’muza herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Onların çabaları sayesinde holding yine büyüdü, yine para kazandı ve kendisi ile çalışanı, kendi çalışanlarını, taşeronlarını hiçbir zaman mağdur etmedi" ifadelerini kullandı.