Yerel Haberler
Ankara
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "23 Nisan 1920 tarihi bir dönüm noktasıdır" 23 Nisan 2026 Perşembe - 10:53:32 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "23 Nisan 1920, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde milletimizin kendi iradesine sahip çıktığı tarihi bir dönüm noktasıdır" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Mesajında bugünün önemine değinen Yılmaz, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve Terörsüz Türkiye sürecine dair mesaj verdi. "23 Nisan 1920 tarihi bir dönüm noktasıdır" Yılmaz, TBMM’nin demokrasinin ve geleceğin nişanesi olduğunun altını çizerek, "23 Nisan 1920, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde milletimizin kendi iradesine sahip çıktığı tarihi bir dönüm noktasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile yakılan istiklal meşalesi, bugün de aynı kararlılıkla yolumuzu aydınlatmaktadır. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesiyle kurulan, Milli Mücadelenin karargahı olan Gazi Meclisimiz, hem demokrasimizin hem de geleceğimizin simgesidir" ifadelerini kullandı. Türkiye Yüzyılı vizyonunu adım adım inşa ettiklerini aktaran Yılmaz, "Bugün, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli liderliğinde, milli iradeyi esas alan, demokratik kazanımlarımızı koruyan ve ülkemizi her alanda ileriye taşıyan politikalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Fırtınalı bir küresel ortamda, istikrar içinde Türkiye Yüzyılı Vizyonunu adım adım inşa ediyor, Terörsüz Türkiye süreci ile milli birliğimizi ve kardeşliğimizi yüceltiyor, bölgemizde ve dünyada barış ve adaleti savunuyoruz. Bu anlamlı günde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurucu Milletvekillerini saygı ve şükranla anıyor, tüm evlatlarımızın ve aziz milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum" açıklamasında bulundu.
23 Nisan 2026 Perşembe - 10:28 Bakan Ersoy: "Laodikeia Batı Tiyatrosu’nda yürüttüğümüz çalışmalar, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmayı sürdürüyor" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Laodikeia Antik Kenti’nde yürütülen kazı ve restorasyon çalışmalarına ilişkin, "Laodikeia Batı Tiyatrosu’nda yürüttüğümüz çalışmalar, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmayı sürdürüyor" dedi. Denizli’nin önemli kültürel miraslarından Laodikeia Antik Kenti’nde sürdürülen kazı ve restorasyon çalışmaları, antik dönemin sanatsal ve kültürel birikimini günümüze taşımaya devam ediyor. Kentte özellikle Batı Tiyatrosu sahne binasında yürütülen çalışmalar, yeni buluntularla arkeoloji dünyasına önemli veriler sunuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, antik kentte yürütülen çalışmalara ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Batı Tiyatrosu’nda ortaya çıkarılan yeni buluntuyu duyurdu. Bakan Ersoy, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: "Laodikeia’da önemli bir keşfe daha imza attık. Antik kentte yeni bir buluntu daha gün yüzüne çıktı. Laodikeia Batı Tiyatrosu’nda yürüttüğümüz çalışmalar, geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarmayı sürdürüyor. Sahne binasında, yaklaşık 2 metre uzunluğunda, beyaz mermerden yapılmış Athena heykelini gün ışığına çıkardık. Homeros destanlarına sahne olan bu yapı, antik dönemde kültürel anlatımın da merkezi olduğunu ortaya koyarken Augustus Dönemi klasik üslubunu yansıtan eser, yüksek sanatsal niteliğiyle dikkat çekiyor. Geleceğe Miras vizyonumuzla, bu eşsiz mirası koruyarak geleceğe taşımaya devam ediyoruz." Athena Heykeli molozlar arasında bulundu Laodikeia Batı Tiyatrosu Sahne Binası’nda yürütülen kazı ve restorasyon çalışmaları kapsamında, postskene olarak adlandırılan sahne binasının dış duvarında, moloz dolgu içerisinde yüzüstü şekilde bırakılmış Athena heykeline ulaşıldı. Yaklaşık 2 metre uzunluğundaki heykelin baş kısmı henüz tespit edilemezken beyaz mermerden yapılmış olması dikkat çekti. Sahne binası Homeros destanlarını anlatan heykellerle donatıldı Milattan önce 2’nci yüzyıla tarihlenen Batı Tiyatrosu sahne binasında, üç katlı mimari düzen içerisinde her katta 16 sütun yer alıyor. Bu sütunlar arasına tanrı ve tanrıçaların yanı sıra yöneticilere ve Homeros destanlarına ilişkin sahneleri betimleyen heykeller yerleştirildi. Odysseus’un İthaka’ya dönüş yolculuğunda karşılaştığı Laistrigonlar Ülkesi, dev Polyphemos’un mağarası ve deniz canavarı Skylla gibi sahneleri içeren heykel grupları, yapının yalnızca tiyatral gösteriler için değil aynı zamanda kültürel anlatımın aktarımı için de kullanıldığını ortaya koydu. 2024-2025 yıllarında yürütülen çalışmalarda bu anlatımlara ilişkin çok sayıda heykel gün yüzüne çıkarıldı. Ünik tipoloji ve yüksek sanatsal işçilik Yuvarlak kaide üzerinde ayakta betimlenen Athena heykelinde, ince dokumalı kolsuz peplos giysi, boyunda hylamis (pelerin) ve göğüste Medusa başı ile yılanların yer aldığı aegis detayları dikkat çekiyor. Heykelin elbise kıvrımları ve kumaşın doğal işlenişi, yüksek sanatsal kaliteyi ortaya koyarken boynunda pelerin bulunan tipolojinin ünik olması eserin önemini artırıyor. Heykelin, sütunlar arasına yerleştirilmiş olması nedeniyle arka yüzünün kaba bırakıldığı tespit edilirken eserin usta bir heykeltıraşın elinden çıktığı değerlendiriliyor. Augustus dönemi klasik üslubunu yansıtıyor Sanatsal stil açısından değerlendirildiğinde Athena heykelinin, İmparator Augustus Dönemi’ne (MÖ 27 - MS 14) ait birinci klasik üslubu yansıttığı belirtiliyor. Antik Dönem’de önemli bir dokuma merkezi olan Laodikeia’da Athena’nın savaşçı kimliğinden ziyade dokuma yönünün ön plana çıktığı, tanrıça adına festivaller düzenlendiğinin yazıtlarla belgelendiği ifade ediliyor. Ayrıca, Batı Tiyatrosu sahne binasında yürütülen restorasyon çalışmalarının 2026 yılı başından itibaren kesintisiz şekilde sürdürüldüğü belirtiliyor.
Dr. Özge Çelik Büyükceran: "Otizim spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir"
02 Nisan 2026 Perşembe - 12:11 Dr. Özge Çelik Büyükceran: "Otizim spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir" Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını söyleyerek, "Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, OSB, her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Erken çocukluk, beyin gelişiminin en yüksek olduğu dönem olup bu süreçte başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim, sosyal etkileşim ve uyum becerilerinde belirgin gelişim sağlar" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "OSB, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve yaşam boyu sürebilen nörogelişimsel bir durumdur. Güncel epidemiyolojik veriler, OSB’nin çocukluk çağında giderek daha sık tanındığını göstermektedir. Nitekim Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, otizm spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Bu artışın farkındalığın artması, erken değerlendirme imkanlarının gelişmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir" diye konuştu. "Erken teşhis tanı sürecini hızlandırır" Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, OSB’nin temel olarak sosyal iletişim alanında güçlükler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleri ile karakterize olduğunu vurguladı. OSB’nin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Büyükceran, erken belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti. Büyükceran, "Özellikle erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması kurmada zorluk, işaret edilen nesneye bakmama ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin erken fark edilmesi tanı sürecini hızlandırıyor" ifadelerini kullandı. "Tanılama süreci multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür" Otizm tanısının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konulmasının ardından, tedavi ve izlem sürecinin dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer ilgili disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Büyükceran, "Tanılama süreci yalnızca tek bir görüşmeyle sınırlı değil. Tanı, ayrıntılı gelişim öyküsünün alınması, çocuğun doğal ve/veya yapılandırılmış ortamlarda klinik gözlemi ve gerektiğinde standardize değerlendirme araçlarının kullanılması ile konulmaktadır. Bu süreçte aileden alınan bilgilerle, çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir" diye konuştu. "Müdahale planları bireye özgü yapılandırılır" Büyükceran, tanı sürecinde yaşanan gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayarak, "Erken çocukluk dönemi, beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemidir. Bu dönemde başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve uyumsal işlevselliği üzerinde belirgin kazanımlar sağlar. Tanının gecikmesi ise bu kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Erken dönemde başlanan müdahalelerin uzun vadeli işlevsellik üzerinde belirgin etkileri var. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren, sözel olmayan iletişim becerileri, dil ve konuşma terapileri içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları ön plandadır. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri önem kazanırken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılmaktadır. Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabilmektedir" dedi. "İlaç tedavileri de gündeme gelebilir" Psikofarmakolojik tedavilere de değinen Büyükceran, bu yaklaşımların otizmin çekirdek belirtilerine yönelik olmadığını, daha çok eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını belirtti. Uzm. Dr. Büyükceran, şöyle devam etti: "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, uyku sorunları ya da şiddetli davranış problemleri varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır."
Uzmanından uyarı: "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir"
02 Nisan 2026 Perşembe - 12:05 Uzmanından uyarı: "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir" Toplumda sık görülen ancak çoğu zaman ihmal edilen gözyaşı kanal tıkanıklığı hakkında Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır" dedi. Gözyaşı kanal tıkanıklığının, gözyaşının burun boşluğuna akmasını sağlayan sistemde oluşan bir tıkanıklık sonucu ortaya çıktığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Normalde gözyaşı, göz yüzeyini temizledikten sonra kanallar aracılığıyla burun içine aktarılır. Bu sistemde meydana gelen tıkanıklık, gözyaşının dışarı akmasına neden olur. Bu durum yalnızca estetik bir sorun değil, aynı zamanda göz sağlığını tehdit eden bir tabloya dönüşebilir. Yani gözyaşının sürekli akması her zaman duygusal bir durum değildir; bazen vücudun sessiz bir yardım çağrısıdır. Kişi istirahat halindeyken, hatta ev ortamında bile gözyaşı kontrolsüz şekilde dışarı akabilir. Gözyaşı kanal tıkanıklıkları temelde iki grupta değerlendirilir. Bunlar doğuştan (konjenital) tıkanıklıklar ve erişkin dönemde gelişen tıkanıklıklardır. Doğuştan görülen vakalarda tedavi seçenekleri farklılık gösterebilirken, erişkinlerde gözyaşı kanal tıkanıklığının kalıcı tedavisi genellikle cerrahi yöntemlerle sağlanır" açıklamasında bulundu. "Tedavi edilmediğinde tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir" Hastalığın en belirgin bulgusunun sürekli göz sulanması olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Mefkure Yalçıner, sözlerine şu şekilde devam etti: "Gözyaşı kanal tıkanıklığında hastalar genellikle sürekli yaşarma, çapaklanma, gözde kızarıklık ve zaman zaman enfeksiyon şikayetleri ile başvurur. Özellikle sabah saatlerinde belirginleşen çapaklanma ve gün boyu devam eden sulanma, hastaların sosyal yaşamını da olumsuz etkileyebilir. Tedavi edilmediğinde enfeksiyon riski artar, tekrarlayan göz problemleri ortaya çıkabilir ve bu durum zamanla yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilir." "Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını artırır" Op. Dr. Mefkure Yalçıner, ileri vakalarda cerrahi tedavinin gündeme geldiğini vurgulayarak, "Gözyaşı kanal tıkanıklığında en etkili tedavi yöntemlerinden biri dakriyosistorinostomi (DSR) ameliyatıdır. Bu işlemle tıkalı kanal bypass edilerek gözyaşının yeniden doğal akışı sağlanır. Ameliyat genellikle 30-60 dakika sürer, hastalar çoğunlukla aynı gün ya da bir gün içinde taburcu edilir. Tam iyileşme süreci birkaç hafta içinde tamamlanırken, bu ameliyatların başarı oranı oldukça yüksektir. Erken teşhis hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de başarı oranını belirgin şekilde artırır" diye konuştu. "Bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" Gözyaşı kanal tıkanıklığının yalnızca yetişkinlerde değil, bebeklerde de sıkça görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Mefkure Yalçıner, "Yeni doğan bebeklerde gözyaşı kanallarının tam olarak açılmamış olması nedeniyle sulanma ve çapaklanma görülebilir. Aileler bu durumu çoğu zaman basit bir göz problemi olarak değerlendirse de doğru masaj teknikleri ve gerektiğinde yapılacak müdahalelerle erken dönemde kontrol altına alınabilir. Bu nedenle bebeklerde uzun süren göz sulanmalarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" şeklinde konuştu.
Pursaklar çöpe değil geleceğe sahip çıkıyor
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:55 Pursaklar çöpe değil geleceğe sahip çıkıyor Pursaklar Belediyesi, atık ilaçların toplanması için eczanelere yerleştirdiği atık ilaç toplama kutuları ile çevre ve insan sağlığına zarar veren ilaçları toplamaya devam ediyor. Pursaklar Belediyesi, temiz çevre ve sağlıklı toplum için vatandaşların evlerinde kullanılmayan ve son kullanma tarihi geçmiş ilaçları atık ilaçları toplayarak bertaraf ediyor. Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, gelişigüzel atıldığında çevre ve insan sağlığına büyük ölçüde zarar veren atık ilaçları eczanelerden toplayıp belediyeye ait geçici depolama alanında bekleterek, imha işlemini gerçekleştiriyor. "Daha sağlıklı bir toplum için atık toplama kutularına büyük önem veriyoruz" Atık ilaçları toplayarak imhasını gerçekleştirdiklerini belirten Pursaklar Belediye Başkanı Ertuğrul Çetin, "Belediye olarak, atık ilaçların çevreye zarar vermeden imhasını gerçekleştiriyoruz. Daha sağlıklı bir toplum için atık toplama kutularına büyük önem veriyoruz. Süresi dolan, kullanılmayan ya da tarihi geçmiş tüm ilaçların vatandaşlarımız tarafından çöpe atılmadan eczanelerimizdeki atık ilaç kutularına bırakmalarını bekliyoruz. Hemşerilerimizin eczanelere yerleştirdiğimiz Atık İlaç Toplama Kutularına atık ilaçlarını bırakarak hem doğayı hem de insan sağlığını korunmasına yardımcı olmalarını rica ediyorum" dedi.
Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:46 Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı ’Birbirimize candan bağlıyız’ sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmayı hedefleyen Türk Kızılay, ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’nın gönüllü olarak yer aldığı bir kampanya filmiyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bir süper kahraman hikayesiyle başlayan film, asıl kahramanlığın kan bağışıyla mümkün olabileceğini çarpıcı bir biçimde aktarıyor. Gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılayan Türk Kızılay, vatandaşları düzenli kan bağışına yönlendirmek amacıyla yeni bir kampanya filmini kamuoyuyla buluşturdu. Bir kaza sahnesiyle açılan filmde, süper güçlere sahip bir karakter olarak hızla olay yerine ulaşan Kaynarca, tehlike altındaki bir baba ve kızını kurtarıyor. Ardından kurgu yerini gerçeğe bırakıyor ve izleyici asıl mesajla buluşuyor. Gerçek kahramanlık için süper güçlere ihtiyaç olmadığını vurgulayan Oktay Kaynarca, ‘Unutma, kahraman sensin’ sözleriyle izleyicileri kan bağışçısı olmaya davet ediyor. ‘Birbirimize candan bağlıyız’ kampanyasının bir parçası olarak hazırlanan film, tek bir ünite kan bağışının üç kişinin hayatına dokunabileceğini hatırlatırken, yapılan her bağışın doğaya üç fidan olarak geri kazandırıldığına da dikkat çekiyor. "Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" Kampanyaya ilişkin konuşan Oktay Kaynarca, "Kahramanlık bazen çok basit bir adımla başlar. Kan bağışı da bu adımların en değerlilerinden biri. Kan ihtiyacı her gün devam eden hayati bir gereklilik. Bugün verilen bir ünite kan, yarın bir hayat kurtarabilir. Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" dedi. Türk Kızılay, kampanyaya verdiği destek için Oktay Kaynarca’nın adını memleketi Malatya’daki bir kan merkezine verecek. Usta oyuncu, merkezin açılışına da katılacak. Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır Türk Kızılay, ‘Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır’ yaklaşımıyla çalışmalarını sürdürürken, gönüllü bağışçıların desteğiyle 2025 yılında 3 milyon kan bağışına ulaştı ve ülke genelinde 300’den fazla mobil ve sabit ekiple kan bağışı çalışmalarına devam ediyor. Stoklarını belli bir seviyede koruyabilmek için günlük 9 bin ünite kan bağışına ihtiyaç duyan Kızılay’a, 18-65 yaş arası sağlıklı her birey yalnızca 15 dakikasını ayırarak destek olabiliyor. Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, kendilerine en yakın kan bağışı noktası ve güncel hizmet saatlerine kanver.org adresi üzerinden ulaşabiliyor.
Bakan Uraloğlu: "7 yıllık süreçte 219 bin 442 ağacın korunmasına katkı sağladık"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:45 Bakan Uraloğlu: "7 yıllık süreçte 219 bin 442 ağacın korunmasına katkı sağladık" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Ulusal Elektronik Tebligat ile 7 yıllık süreçte 219 bin 442 ağacın korunmasına katkı sağladık" dedi. Bakan Uraloğlu, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi’nin (PTT AŞ) yurt içinde ve yurt dışında yaşayan vatandaşlar, tüzel kişiler ve kamu kurumlarına Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden hızlı ve güvenli olarak sunduğu elektronik tebligat hizmetinin 7 yıldır başarıyla sürdüğünü açıkladı. "7 yıllık süreçte 219 bin 442 ağacın korunmasına katkı sağladık" UETS hizmeti ile PTT AŞ’nin, elektronik olarak tebligatların anında alıcılarına ulaştırılabilmesine imkan tanıyarak; zaman, işgücü ve maliyet gibi birçok alanda tasarruf sağladığını da belirten Uraloğlu, "Ulusal Elektronik Tebligat ile 7 yıllık süreçte 219 bin 442 ağacın korunmasına katkı sağladık. Ulusal Elektronik Tebligat hizmetinin yaygınlaştırılması ile hem zamandan tasarruf sağlarken hem de çevrenin korunması adına önemli adım atmış olduk" diye konuştu. "Bu sistem sayesinde ülkemiz önemli miktarda tasarruf sağlıyor" Bakan Uraloğlu, UETS ile gönderilen 365 milyon elektronik tebligat sayesinde fiziksel olarak iletilen tebligat ücretinden 33 milyar 926 milyon 221 bin lira kamu tasarrufu yapıldığını vurgulayarak, "Bununla beraber gerek iş gücü gerek kullanılan kağıt, toner, elektrik, araç, yakıt gibi maliyete etki eden unsurlar göz önüne alındığında söz konusu tasarruf miktarı bu rakamın çok daha üzerine çıkıyor. Bu sistem sayesinde ülkemiz önemli miktarda tasarruf sağlıyor" dedi. "Mobil uygulama üzerinden alınan tebligatlar dijital olarak arşivlenebiliyor" UETS mobil uygulamasının da hizmete girdiğine işaret ederek, uygulama ile elektronik tebligatların kolaylıkla görüntülenebildiğini ifade eden Uraloğlu, "Uygulama ile vatandaşlarımız mobil telefonları üzerinden anında yeni tebligat ile ilgili bildirim alabiliyor. Mobil uygulama üzerinden alınan tebligatlar ayrıca dijital olarak da arşivlenebiliyor. Vatandaşlarımız PTT’nin web sayfasından UETS hesabını açabiliyor ve kullanım kılavuzlarına ulaşabiliyor" şeklinde konuştu. "UETS başvuruları e-Devlet hesabının yanı sıra elektronik imza ve mobil imza ile de online olarak açabiliyor" Bakan Uraloğlu, 2024 yılı başında devreye alınan yeni sistem ile kullanıcıların e-Devlet hesapları üzerinden iki aşamalı giriş yöntemi ile kimlik doğrulamalarını yaparak online olarak dünyanın her yerinden UETS hesaplarına ulaşabildiğini açıkladı. Sistemin en üst düzeyde güvenlikli olarak verildiğini de vurgulayan Uraloğlu, "UETS başvuruları e-Devlet hesabının yanı sıra elektronik imza ve mobil imza ile de online olarak açabiliyor. Bu yöntemlere ek olarak vatandaşlarımız en yakın PTT Müdürlüklerine şahsen başvurarak UETS adreslerini alabilmektedirler. e-Tebligat adresine ilişkin bildirimler, kullanıcıların elektronik tebligat işlemleri kapsamında doğrulanmış cep telefonlarına SMS yoluyla ve e-posta adreslerine ücretsiz olarak iletilmektedir" diye konuştu.
Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:14 Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak" Sıfır Atık Projesi’nin planlı bir şekilde büyüdüğünü belirten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Atıkları dönüştürerek ekonomiye Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. Yıl sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı hedefliyoruz" dedi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 ve Sıfır Atık Projesi ile ilgili bir gazeteye açıklamalarda bulundu. Sıfır Atık Projesi’nin planlı ve istikrarlı bir şekilde büyüdüğüne dikkat çeken Kurum, "Toplanan atıkları geri dönüştürerek, ülkemiz ekonomisine Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. 2026 yılı sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı ve sonraki yıllarda bu kazancı katlayarak artırmayı hedefliyoruz" dedi. Böylece atıklar yılsonuna kadar ekonomiye ilave 85 milyar lira, yani aylık yaklaşık 10 milyar lira katkı verecek. "2026’da 100 milyon ton hedefi" 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranının; kademeli bir artışla 2023’te yüzde 34,92’ye, 2024’te yüzde 36,08’e ve 2025 yılı itibarıyla yüzde 37,53’e yükseldiğini kaydeden Kurum, 2026 yılında hedeflerinin geri kazanım oranını yüzde 39’a çıkarmak olduğunu vurguladı Kurum, "Geri kazanım oranını 2035 yılında yüzde 60’a, 2053 yılında ise yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyoruz. Proje başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar geçen süreçte; toplamda 90 milyon ton geri kazanılabilir atığı ekonomiye kazandırdık. 2026 yılında hedefimiz bu rakamı 100 milyon tonun üzerine çıkartmak" dedi. Bakan Kurum sözlerine şöyle devam etti: "Ama şunu belirtmem lazım, aslında en önemli kazanım şu: Biz anlayışı değiştirmeye başladık, zihinlerde bir dönüşüm yaptık. Bakın bunlar sıradan bir istatistik değil; alışkanlıkların, zihniyet kalıplarının ve gündelik yaşam pratiklerinin yeniden düzenlenmesi demektir. Ben özellikle yeni nesillerde gençlerde, çocuklarda bu farkındalığın çok yüksek olduğunu görüyorum. Çocuklarımız daha kreşte sıfır atığı, geri dönüşümü, israf etmemeyi öğreniyor. Bu bizim en önemli kazanımımız." "Birleşmiş Milletler’den şartız destek" 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü ve bu yıl Türkiye’de yapacağımız COP31 zirvesinin ABD’deki görüşmelerin ana gündemi olduğunu dile getiren Bakan Kurum, "BM Genel Sekreteri Sayın Antonio Guterres ile görüştük, yine başka ikili görüşmelerimiz de vardı. İklim krizini bütün boyutlarıyla masaya yatırdık, paydaşlarımızla değerlendirdik. COP31 vizyonumuzun somut, uygulanabilir ve sonuç odaklı bir anlayışa dayandığını vurguladık ve bu noktada BM yetkilileri, Türkiye’nin alacağı tüm kararların arkasında olduklarını ifade ettiler" dedi. Birleşmiş Milletler’de de tüm dünyaya hem sıfır atık kazanımlarını hem COP31 hazırlıklarını anlattıklarını dile getiren Kurum sözlerini şöyle sürdürdü: "İki ayrı oturumda iki başlığı ayrı ayrı ele aldık. Tabii özellikle bu yıl Kasım ayında COP31’le, ki dünyanın en büyük zirvesi bu, 196 ülkeyi ağırlayacağız. Zirveye hazırlıklarımız noktasında, bu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu da oradaki izlenimlerimizden gördük. Bizim bilgilendirmemiz bu noktada çok faydalı oldu, geri dönüşleri de aldık, Avrupa’dan Asya’ya Afrika’ya her kıtadan destek aldığımızı gördük. COP31’in ev sahibi ve başkanı olarak bu zirveye ilişkin vizyonumuzu anlattık. Biz artık taahhütlerin konuşulduğu değil, somut adımların atıldığı bir noktaya gelmek istiyoruz. Yaptığımız toplantılarda şu gerçeği bir kez daha fark ettik ki, ülkeler de bizimle aynı çizgide. Artık uygulamaların konuşulmasını istiyorlar. Bu görüşümüzü teyit etmiş olduk." Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde filizlenen Sıfır Atık Hareketi’nin artık sınırları aşan küresel bir çevre hareketi olarak kendilerini gururlandırdığını vurgulayan Kurum, "Şimdi biz burada Sıfır Atık Hareketimizle iyiliğin yayıldığını, insanlığın ortak vicdanına seslenen bir çağrıya dönüştüğüne hep birlikte şahitlik ettik. İklim krizi bir ihtimal değildir. Şu anda aslında yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir. New York’tan dünyaya haykırdığımız bu söz, verilerle örülmüş bir tespitin özlü ifadesiydi aslında. Dert büyükse çare de büyük olurmuş, o halde hem tehditlerin hem de çarelerin büyüklüğünü cesurca konuşmak lazım diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye’yi bekleyen tehditlere de değinen Kurum, "Türkiye, coğrafyasının bir lütfu olarak dünyanın en zengin biyoçeşitliliklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda coğrafyasının bir bedeli olarak iklim krizinin en ağır yükünü taşıyan bölgenin tam ortasında duruyor. Bilim insanlarının da bu konudaki öngörüleri açık: Akdeniz havzası, küresel ısınmanın dünya ortalamasının üzerinde bir hızla ısındığı coğrafya. Bu ne demek? Kuraklık, seller, orman yangınları ve aşırı hava olayları Türkiye için artık "olabilir" kategorisinde değil. Artık "ne zaman ve ne şiddetle" olacak? Bu sorunun gündemde tutulduğu bir gerçeklik var" diye konuştu. İklim krizini hayatın her alanında hissedildiğine vurgu yapan Kurum, "Tarım arazilerimizin verimliliği düşüyor, su havzalarımız baskı altında, kıyı şeridimiz deniz seviyesi yükselmesiyle tehdit altında, yaşadığımız seller, orman yangınlarının bir çoğu iklim krizinin sonucu. Bunların her biri aslında, yalnızca ekolojik değil; ekonomik, sosyal ve insani birer krizdir. Peki bu krizle nasıl mücadele edeceğiz? Bu değişim sürecine uyum sağlayacağız. Su yönetiminden kentsel planlamaya, tarımsal dönüşümden kıyı koruma yapılarına kadar her alanda uyum stratejilerini hayata geçirmeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. "Yeni dünyaya uyumlu konutlar inşa ediyoruz" Halihazırda yeni yapıların tamamını iklim dirençli, sıfır atık uyumlu, yenilenebilir enerjili olduğunu kaydeden Kurum, "Yani yeni dünyayla uyumlu. Bakın deprem bölgesinde 11 ilde 2 yılda 455 bin konut yaptık, bu evleri yaparken de sadece sağlam konutlar olarak tasarlamadık, iklim değişikliğine uyumlu yapılar da inşa ettik. Bu anlayışı her yerde ortaya koyuyoruz, koyacağız. Yeşil dönüşümü bir fırsat olarak göreceğiz. Yenilenebilir enerji alanında Türkiye, kayda değer bir yol kat etmiştir; ancak sanayi sektörünün döngüsel ekonomi ve temiz teknoloji yatırımları hem istihdam üretecek hem de rekabet gücümüzü pekiştirecektir" açıklaması yaptı. Burada en önemli konulardan birinin halkın desteğini almak olduğunu belirten Kurum, "Toplumsal farkındalık oluşturmak. Toplumsal farkındalık ve eğitim ile politikaların sürdürülebilirliğini artıracağız. Sıfır Atık hareketinin bugün 105 ülkede yankı bulması, en başta gönülleri kazanmanın gücünü göstermektedir. İklim bilinci, sınıf duvarlarından taşarak sokağa, fabrikaya, tarlaya ve sofra başına kadar ulaşmalıdır diyoruz" diye konuştu. "Depozito iade makineleri Türkiye’de yayılacak" Sıfır Atık’ın en kritik ayağının "sistemi değiştirmek" olduğunun altını çizen Bakan Kurum, "Bu noktada Depozito Yönetim Sistemi çok önemli. Siz de hatırlarsınız; eskiden şişeleri verir bakkaldan ücretini alırdık. Şimdi depozito iade makinelerimize şişeler atılacak, vatandaşımız depozito ücretini alacak, şişeler de dönüşüme gidecek, ekonomiye kazandırılacak. Bu sistemi Kızılcahamam ve Sakarya’da pilot il olarak başlatmıştık, şu anda 53 ilimizde de tam anlamıyla iade noktalarının kurulumu tamamladık. İnşallah bu yıl tüm Türkiye’de hayata geçecek" dedi. Depozito makineleri ile 3.3 milyon kW enerji tasarrufu Proje başlar başlamaz, ciddi bir geri dönüşüme şahit olduklarını dile getiren Kurum, proje tüm illerde uygulanmamasına rağmen bu sistemle bugüne kadar yaklaşık 14 milyon ambalajı geri topladıklarını kaydederek, "Bu bin 200 ton atığın ekonomiye dönmesi, 3.3 milyon kWh enerji tasarrufu ve 820 ton sera gazının önlenmesi anlamına geliyor" mesajı verdi. Yurtdışından yapılan ve her yıl artarak devam eden atık ithalatına da değinen Murat Kurum, "Şimdi sürekli gündeme geliyor değil mi? Yurtdışından çöp ithal ediliyor diye. Bizi eleştiriyorlar. Biz de anlatıyoruz, onlar çöp değil atık, hepsi bir değer. İşte bu sistem tamamen oturduğunda bu ithalat da tamamen ortadan kalkacak, kendi atıklarımızı değerlendirecek, ekonomiye kazandıracağız. Hem çevreyi koruyacağız, hem ekonomimize katkı sağlayacağız. Bir pet şişeyi çöpe değil, geri dönüşüm kutusuna atmak, tek başına anlamsız gibi görünebilir; ancak bu bilinç 86 milyon insana yayıldığında çok şey fark edecektir. Bu anlayışla inşallah daha kuracak çok sistemimiz, çok projemiz olacak" şeklinde konuştu. Sıfır Atık Projesi kapsamında Sıfır Atık Mavi Hareketi’ni, 10 Haziran 2019’da başlattıklarını hatırlatan Kurum şöyle devam etti: "Bu kapsamda düzenlemeler yaptık. Bugüne kadar yaklaşık 325 bin tondan fazla deniz çöpü toplandı. 3,1 milyon metrekare hayalet ağı kaldırıldı ve 10 milyon deniz canlısının yok olması önlendi. Az önce de bahsettim. Sıfır Atıkta, çevre hareketlerinde toplumsal farkındalık çok önemli. Bunun için de çalışıyoruz. Mesela son olarak Türkiye Basketbol Federasyonu ile başlattığımız "Sporda Sıfır Atık" modelini futbol başta olmak üzere diğer spor branşlarına da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz." "Konut ve sitelere özgü yeni modeller" Önümüzdeki dönemde konutlarda ve özellikle sitelerde uygulanacak modellerle geri kazanım oranlarını artıracaklarını, eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla toplum genelinde sıfır atık bilincini daha da güçlendireceklerini bildiren Kurum, aynı zamanda kuracakları yeni iş birliği protokolleriyle sahadaki uygulamaları yaygınlaştırarak sıfır atık yaklaşımını günlük hayatın doğal bir parçası haline getireceklerini ifade etti. "Hürmüz’ün kapanması dünyaya çok şey anlattı" Bakan Murat Kurum, COP31’de herkesin uzlaşısıyla, gelecek nesillere de ışık tutacak bir Antalya Deklarasyonu’na imza atmak istediklerine dikkat çekti. Kurum, "Burada özellikle okyanuslara, tükenecek suya dikkat çekmek istiyoruz. Son zamanlarda yaşanan gelişmeler, ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması temiz enerji dönüşümü, enerji verimliliği ve enerji arzı güvenliğinin ne kadar hayati bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bunun için temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, gıda güvenliği, su yönetimi, iklime dirençli şehirler ve kırılgan bölgelerde dayanıklılığın güçlendirilmesi başlıkları üzerinde paydaşlarımızla yoğun bir çalışma sürdürüyoruz" dedi. Dirençli şehirler meselesini de özellikle öne çıkarmak istediklerini vurgulayan Kurum, "Türkiye’nin 2023 depreminin ardından 2 yılda 500 bin konutu depremzede vatandaşlarımıza teslim etmesi, bu alanda dünyaya aktaracak somut bir birikimimizin olduğunu gösteriyor. Bu bilgi, beceri ve tecrübeyi tüm dünyayla paylaşmak istiyoruz" şeklinde konuştu. "COP31 Zirvesi Türkiye için büyük fırsatlar sunacak" COP31 için belirlenen, "Söz değil, eylem zamanı" temasına değinen Bakan Murat Kurum, "Tema tesadüfen belirlenmedi. Uygulama COP’ı diyoruz. Dünya kamuoyunun iklim zirvelerine olan güveni sarsılmış durumda; her toplantıdan koca vaatler, buna karşın ufak icraatlar çıkıyor. Biz bu kısır döngüyü kırmak için yola çıktık. Eylem planımız üç katmanlı işliyor: Birincisi hazırlık: Nisan’da ülke görüşlerini topluyoruz, Mayıs’ta Eylem Gündemini olgunlaştırıyoruz, Haziran’da operasyonel hâle getiriyoruz. İkincisi zirve: 9-20 Kasım boyunca müzakereler, 11-12 Kasım’da ise Liderler Zirvesi ile taahhütler somut kararlara dönüşecek. Üçüncüsü ise takip: Antalya’dan çıkan kararların uygulanıp uygulanmadığını izleyecek bir mekanizma kuruyoruz. Süreç bu şekilde işleyecek" dedi. Muazzam buluşmanın, Türkiye’yi küresel iklim çözümlerinin merkezi olarak konumlandırırken eşsiz ekonomik ve diplomatik fırsatlar da sunacağını anlatan Kurum, "Yenilenebilir enerji, yeşil teknoloji, döngüsel ekonomi ve temiz üretim alanlarında faaliyet gösteren yerli ve yabancı şirketler için COP31, dev bir iş geliştirme platformuna dönüşecektir. Türk şirketleri bu vitrinde hem teknolojilerini hem de kapasitelerini sergileme imkânı bulacaktır. Bunun yanı sıra yeşil yatırım ortaklıkları için zemin oluşacak, teknoloji transferi kapıları aralanacaktır" dedi. COP31 için 3 ilke: "Diyalog, uzlaşı, aksiyon" COP31 ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Kurum, "Öncelikle masadaki tabloyu net görmek gerekir. Jeopolitik kırılmaların derinleştiği, hemen hemen her sabah dünyanın başka bir köşesinde afetlerin yaşandığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. Yalnızca doğa eliyle değil, insan eliyle de yani savaşlar, soykırımlar, şehirlerin yerle bir edilmesi gibi sebeplerle iklim değişikliğinin tetiklenmesi gibi durumlar, iklim kriziyle iç içe geçmiş birbirini besleyen bir felaketler zinciri oluşturmaktadır. Bununla beraber; dünyanın ısınma hızına bizim Bu noktada COP31’de sesimiz daha da gür çıkacaktır. COP31 başkanlığı olarak 3 ilkeyle yürüyoruz: Diyalog, uzlaşı ve aksiyon. Dünya artık yeni söz değil; sonuç istiyor" dedi. Her ülkenin kendi kendine yettiği bir dünyayı hayal ettiklerini vurgulayan Bakan Kurum "Bu çerçevede çok taraflılığı savunan, kimsenin geride bırakılmadığı anlayışını öne çıkaran adil ve hakkaniyetli bir COP başkanlığı sürecini yürütüyor olacağız. Bu anlamda COP31, ülkemizi tüm ihtişamıyla dünyaya tanıtmak ve Türkiye’nin çözüm üreten, güven veren, liderlik eden bir ülke olduğunu tescil ettirmek için de eşsiz bir fırsat olacaktır" ifadelerini kullandı.
20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:01 20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu Yozgat’ta yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, 20 yıldır ses tellerindeki sorun sebebiyle yaşadığı nefes darlığından Ankara’da yapılan ameliyatla kurtuldu. 20 yıl boyunca ses telleri felci nedeniyle ciddi nefes darlığı ve konuşma güçlüğü yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatla ses telleri açılan Köse’nin hem rahat nefes alması sağlandı hem de sesi korunarak sağlık sorunları giderildi. "Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp rahat bir nefes almasını sağladık" Ameliyat sonrası 20 yıldır ses telleriyle ilgili sorunlar yaşayan Menşure Köse’nin sağlık problemlerinin giderildiğini belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Acar, ’’Bu hastamız bize yaklaşık sekiz ay önce Çorum’dan geldi. Menşure Hanım’ın 20 yıl önce ses tellerindeki sıkıntı sebebiyle iki ses telinde felç meydana gelmiş ve bu yüzden ciddi sıkıntılar yaşamış. Son yıllarda da nefes alması ciddi şekilde azaldığı için hastanemize başvurdu. Bizde gerekli tahlil ve tetkik yaptıktan sonra ailesinden de müsaade alarak hastamızın ameliyatını planladık. Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp, rahat bir nefes almasını sağladık, aynı zamanda sesini de korumaya çalıştık. Yaklaşık sekiz ay oldu ameliyat olalı, şimdi kontrole çağırdık. Çok şükür her şey yolunda, hastamız iyi’’ dedi. "Hastamız toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş" Hastalığın toplumda çok nadir görüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Acar, şu ifadelere yer verdi: ’’Tiroid bezinin yanından ses tellerine giden sinirler geçer. Sinirlerin zedelenmesi kısmi veya tamamen olabilir. Bu hastamızda da tamamen bir zedelenme olmuş ve toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş. Sonrasında buna bağlı olarak da ciddi ses kısıklığı, sesin tamamen yok olma ve nefes problemleri olmuş, bu şekilde 20 yıl yaşamış. Son yıllarda kilo alması ve şikayetlerin artmasıyla nefes alamaz hale gelmiş, bize bu şikayetlerle geldi. Durumu çok kötüydü. Çeşitli ses tahlil, tetkiklerden sonra iki taraflı ses teli felci olduğuna karar verdik. Durumu hastanın kendisi ve ailesiyle paylaştık, ameliyat kararı aldık. Hastamız 3 ayda bir kontrole gelmekte ve çok şükür durumu iyi. 20 yıllık eziyet böylece son bulmuş oldu.’’ "Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış" Yıllar boyunca çektiği sıkıntıları ifade eden Menşure Köse, "Evde rahat oturamıyordum, nefes alamıyordum. Yatarken daralıyor, iş yaparken daralıyordum. Zamanla sesimin tamamını kaybettim. Sonrasında çocuklarım beni doktora götürdü. O zaman Kulak burun ve boğaz doktorları ameliyat yapacağız ve gırtlağını deleceğiz dediler, çok korktum. Birçok doktor aynı şeyi söyleyince ameliyat olmadım, gırtlağımı deldirmedim. Söylem yerindeyse artık yaşadığım hayat burnumdan geliyordu. Bir tanıdığımız bize, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniğine başvurmamızı ve burada Prof. Dr. Aydın Acar ile görüşmemizi söyledi. Bizde tavsiyesine uyarak Ankara’ya geldik ve bu hastaneye başvurduk. Sağ olsun Aydın hoca bizle çok ilgilendi. Tahliller ve tetkikler yaptılar ve ses teli felci olduğumu söylediler. Ben yine gırtlağımın delinmesinden korktum ama yaşadığım sıkıntılar yüzünden gırtlağımı delseler bile artık ameliyat olacağım dedim. Aydın hoca ve ekibi ameliyat yaptılar. Çok şükür gırtlağım delinmeden yapılan bu ameliyat bana yeni bir hayat verdi. Şu an rahat konuşabiliyorum, rahat nefes alabiliyorum. Her işimi kendim yapıyorum. Hızlı hızlı merdiven bile çıkabiliyorum. Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış’’ diye konuştu.
Dünya Bankası’ndan İstanbul’un demiryolu hattına 2 milyar dolarlık kredi
02 Nisan 2026 Perşembe - 10:48 Dünya Bankası’ndan İstanbul’un demiryolu hattına 2 milyar dolarlık kredi Dünya Bankası, İstanbul Boğazı üzerinden Türkiye’nin demiryolu bağlantısını güçlendirmek için 2 milyar dolarlık finansmanı onayladı. Dünya Bankası, İstanbul Boğazı (Boğaz) boyunca demiryolu bağlantısını güçlendirecek ve Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan önemli bir lojistik merkezi rolünü pekiştirecek dönüştürücü bir yatırım olan İstanbul Kuzey Demiryolu Geçiş Projesi (INRAIL) için 2 milyar ABD doları tutarındaki krediyi onayladı. Yapılan destek, toplam 6,75 milyar dolarlık uluslararası kredi paketinin önünü açan kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Toplam yatırım tutarı 8,3 milyar dolar olarak hesaplanan proje kapsamında, 127 kilometrelik elektrikli ve yüksek kapasiteli bir demiryolu hattı kurulacak. Hat, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçerek kentin iki yakasını raylı sistemle birbirine bağlayacak. Böylece İstanbul’un çevresinde stratejik bir demiryolu çemberi oluşturulması planlanıyor. Proje aynı zamanda iki havalimanı ile ulusal demiryolu ağını entegre edecek. İNRAIL’in devreye alınmasıyla birlikte İstanbul Boğazı’ndaki yük taşımacılığı kapasitesinin yıllık yaklaşık 3 milyon tondan 50 milyon tona yükselmesi hedefleniyor. Bu sıçrama, Türkiye’nin uluslararası ticaret hatlarındaki konumunu daha da güçlendirebilir. Yeni demiryolu hattı; Orta Koridor, Irak Kalkınma Yolu ve Türkiye-Avrupa hattı gibi kritik ticaret güzergahlarını birbirine bağlayarak Türkiye’nin bölgesel bir lojistik merkez olma iddiasını destekleyecek. Proje güzergahının yaklaşık yarısının tünellerden oluşması planlanıyor. Bu sayede aşırı sıcaklık, sel, şiddetli rüzgar ve orman yangınları gibi çevresel risklere karşı daha dirençli bir altyapı hedefleniyor. Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte, demiryolu koridoru boyunca 99 bin doğrudan istihdam oluşturulması, dolaylı etkilerle birlikte toplam istihdamın 414 bine ulaşması öngörülüyor.