EKONOMİ - 22 Eylül 2025 Pazartesi 18:15

Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi belli oldu

A
A
A

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde TEPAV ve TOBB ETÜ iş birliğiyle Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi belirlendi.

TOBB öncülüğünde Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) iş birliğinde şirketlerin 2021-2023 arası iki yıllık ciro artışı dikkate alınarak yapılan Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi yarışması sonuçlandı. Listede 25 farklı ilden ve 34 ayrı sektörden şirketler yer aldı. İlk 100’deki şirketlerin 2021-2023 döneminde satış gelirlerindeki iki yılda ortalama büyüme oranı yüzde bin 644 oldu. Nominal gelirlerindeki artış oranı, Türkiye’nin nominal milli gelirindeki artışın 6 katı düzeyine ulaştı. En hızlı büyüyen şirketlerin 24’ü Ankara’dan, 22’si İstanbul’dan çıktı. Bunları 6’şar şirket ile Balıkesir ve İzmir takip etti.

Cirosunu 2 yılda yüzde 19 bin 153 oranında artıran Ankara merkezli Deeptech Universe Savunma ve Bilişim Teknolojileri AŞ ilk sırayı aldı. Kahramanmaraş firması Batı Kipaş Kağıt Sanayi ve Ticaret A.Ş. yüzde 18 bin 93 büyüme oranıyla ikinci, İstanbul merkezli Figo Ticari Bilgi ve Uygulama Platformu A.Ş. ise yüzde 5 bin 126 büyüme oranıyla üçüncü oldu. En hızlı büyüyen 10 şirketin 8’inin Ankara merkezli olması dikkat çekti.

Türkiye 100 sonuçları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve iş dünyasının katılımıyla TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ nun ev sahipliğinde düzenlenen törenle açıklandı. Hisarcıklıoğlu, törende yaptığı konuşmada Türkiye 100’e girmeye hak kazanan şirketleri kutlayarak, "Bu başarı elbette kendiliğinden gelmedi. Buradaki şirketler, hem genç hem yenilikçi şirketler. Türkiye 100 şirketlerinin yaş ortalaması yaklaşık 12 yıl. Türkiye 100 şirketleri herkesin bildiği işleri, çok farklı bir anlayışla gerçekleştiriyorlar, dijital teknolojiyi kullanıyorlar. Yüzde 91’i bilgi teknolojilerine yatırım yapıyorlar. Çalışanların eğitimine ayırdığı kaynağı masraf olarak görmüyor, buna büyük önem veriyorlar" şeklinde konuştu.

Türkiye 100 şirketlerinden 59’unun bakanlıkların ve kamunun sağladığı desteklerden faydalandığını aktaran Hisarcıklıoğlu, "Kamu-özel sektör el ele vererek, ortak akılla hazırlanan destek programlarının böyle somut ve güzel sonuçların ortaya çıkması da bizleri mutlu ediyor. Öte taraftan burada bir husus daha öne çıkıyor. Türkiye 100 şirketlerinin üçte ikisi, büyümelerini sürdürmek için finansmana ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Dolayısıyla başta KOBİ’ler olmak üzere reel sektörün finansmana erişimini kolaylaştırmalıyız. Biz de bu konuyu devamlı takip ediyor ve başta siz olmak üzere ilgili yerlere aktarıyoruz" ifadelerini kullandı.

Türkiye 100 listesinin bölgesel dağılımının dikkat çekici olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, "Listede 25 farklı şehrimizden şirketler var. Anadolu’nun yükselişi, burada da açık bir şekilde ortaya çıkmakta 100 şirketin 22’si İstanbul’dan, 78’i ise Anadolu’dan geliyor. Sektörler açısından da yine ilginç bir dağılım var. Listede bilişimden makineye, toptan ticaretten metal ürünlere, elektronikten mühendisliğe kadar 34 farklı sektörden şirketler bulunuyor. Bu çeşitlilik aslında ülkemizde her sektörde fırsatlar olduğunun, doğru iş modeliyle her sektörde başarının yakalanabileceğinin en güzel ispatı" değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yerini alacak ve lider ülke haline gelecek"

Girişimciliğin bu çağda kalkınmanın anahtarı olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bu çağda zenginleşmenin, kalkınmanın anahtarı girişimcilik. Bizim de daha fazla girişimciye ihtiyacımız var. Biliyorsunuz girişimcilik de heves işi. İşte Türkiye 100 yarışmasıyla girişimci rol modellerimizin sayısı artsın istiyoruz. Buradaki her şirket, yeni girişimcilere örnek olsun istiyoruz. Bütün gençlerimizin, kadınlarımızın bu başarı hikayelerini duymalarını istiyoruz. Duysunlar ki, onlar da girişimci olmaya daha fazla heves etsinler. Türkiye 100 şirketleri arasında TOBB ETÜ mezunlarımız vat aynı zamanda kadın girişimcilerimiz de var. Türk iş dünyası olarak bu zamana kadar pek çok zorlu süreçten geçtik. Kamu-özel sektör el ele vererek, tüm bu sıkıntılı dönemleri aşmayı da bildik. Bu yüzden asla karamsarlığa kapılmamalıyız. Zor şartlar karşısında yılmamalıyız. Çünkü girişimci kesinlikle karamsar olamaz Hep umut ve heyecan içindedir. Türk özel sektörü olarak diyoruz ki, dün yapabildiysek, bugün de bunu başarabiliriz. Türkiye; dünyanın en büyük ekonomileri arasında yerini alacak ve lider ülke haline gelecek."

Ece Nur Öztürk - Mehmet Kalay - Gazi Taş



 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Siirt Siirt’te doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı Siirt’te gerçekleştirilen doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı. Siirt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yılmaz Çekmen ve üniversite yürüyüş ekibi, Bağgöze köyü ve Botan Milli Parkı bölgesinde yaptıkları 15 kilometrelik yürüyüş sırasında dikkat çeken fosil kalıntılarıyla karşılaştı. Bağgöze köyündeki havuzlu çeşme bölgesine ulaşan ekip, köydeki çobanların çevredeki dağlardan topladıkları fosilleri sergileyerek adeta açık hava müzesi oluşturduğunu belirtti. Bölgedeki fosillerin milyonlarca yıl öncesine ait olduğu ifade edilirken, herhangi bir eğitim almadan fosilleri toplayan köylülerin bölgenin doğal tarihine ışık tuttuğu kaydedildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Çekmen, bölgede 35 milyon, 66 milyon ve hatta 400 milyon yıl öncesine uzanan fosillerin bulunduğunu söyledi. Çekmen, bulunan kalıntılar arasında gastropodlar, ammonitler, deniz kestaneleri, istiridyeler ve farklı deniz canlılarına ait fosillerin yer aldığını ifade etti. Bölgedeki fosil yoğunluğunun, milyonlarca yıl önce burada deniz canlılarının yaşamış olmasından kaynaklandığını belirten Çekmen, yaşanan depremler ve jeolojik hareketler sonucu canlı kalıntılarının kireç ve toprak tabakaları altında fosilleşerek günümüze ulaştığını dile getirdi. Bağgöze ve Botan bölgesinin sahip olduğu fosil çeşitliliğiyle açık hava müzesi niteliğinde olduğunu vurgulayan Yılmaz Çekmen, bölgenin akademik açıdan detaylı şekilde araştırılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Aydın "Adnan Menderes idam edilmeden önce hemşehrilerinin silahlarını topladılar" Aydın’da medya ve darbelerin toplumsal etkilerinin ele alındığı "Medya ve Darbeler" konulu panelde bugüne kadar kaleme alınmayan bazı gerçekler dile getirildi. Panele katılan köylüler Adnan Menderes’in idam edildiği yıl, köylülerin önce tüm silahlarının toplandığını ardından Çine çayından karşıya geçişlerinin bile izin verilmediğini anlattılar. Köyün eski muhtarı Mehmet Demir, "O yıl köylülerimizin tarlaya gidişine bile izin verilmediği için ekilen pamuklar susuzluktan kurumuş" diyerek Aydın halkının baskı altında tutulduğunu belirtirken, köy halkından Lütfi Küçük ise "Ben de adını taşıdığım dedemden dinlerdim. Merhum Başvekil Adnan Menderes’i diam etmeden önce köylülerin evlerine baskın yapıp silah sayılabilecek ne varsa hepsini didik didik arayıp toplamışlar. Hemşehrileri Menderes’e sahip çıkar diye her türlü baskı yapılmış" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Müzesi’nde gerçekleştirilen ‘Medya ve Darbeler’ panelinde 27 Mayıs 1960 darbesinin bilinmeyen yönleri de ele alındı. Panelde, Türkiye’de darbelerin medya üzerindeki etkileri ile medyanın darbeler sürecindeki rolü akademik ve tarihsel boyutlarıyla değerlendirilirken, 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi ve sonrasında Aydın’da yaşanan ve kayıtlara geçmeyen olaylar da dile getirildi. Panelin moderatörlüğünü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Akkoyun yaptı. Hüsna Yılmaz, Bircan Kayacan ve İrem Delice’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde en ilginç konuları ise köyün eski muhtarı Mehmet Demir ile köy sakinlerinden Lütfü Küçük dile getirdi. "Menderes idam edildiği yıl pamukların sulanmasına bile müsaade edilmedi" Panelde, ülkede yaşanan darbeler öncesi, darbe sırasında ve sonrasında medyanın tutumu durumu ve özellikle dış basının dış kaynaklı yazıları ve manşetleri de ele alınırken panel sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı. 15 Temmuz hain darbe girişiminde demokrasiye sahip çıkan halkın 27 Mayıs 1960 darbesinde aynı refleksi niçin gösteremediğine ilişkin sorular üzerine söz alan köyün eski muhtarı Mehmet Demir ve köy halkından Lütfü Küçük, bu dönemde yaşananların pek çok kişi tarafından bilinmediğini ve o dönemde yazılmadığını belirtti. Menderes’i aslında hemşerilerinin sahip çıktığını ancak o dönem insanların evlerinin dışına çıkmasına bile müsaade edilmediğini belirten Demir ve Küçük, "1960 yılında Çakırbeyli ve çevresindeki pamuk tarlalarındaki pamuklar maalesef sulanmasına bile müsaade edilmediği için kurudu. Bu halkın pamuk tarlasına gitmesine bile askeri cunta müsaade etmedi. Maalesef bazı ortamlarda Menderes’in hemşerileri ‘Menderes’e sahip çıkmadı’ diye suçlanır. O zamanlar iletişim araçları yaygın değil. Demokrasinin durumu belli. Maalesef Menderes idam edilmeden önce ev ev dam dam bu memlekette aranmadık yer kalmamış. Dolma tüfekten tabancaya kadar vatandaşın tüm silahları yatak yorgan arasından alınıp toplanmış. Yetmemiş insanların evlerinden çıkıp tarlasındaki pamuğu sulamasına dahi müsaade etmemişler. O yıl pamuklar bile kurumuş" diyerek 27 Mayıs 1960 darbesinin Aydın’da kayda geçmeyen acı yönlerini dile getirdiler.