ÇEVRE - 12 Nisan 2026 Pazar 12:23

İran gerilimi sonrası gözler gıda güvenliğine çevrildi: Türkiye gen bankalarıyla hazırlıklı

A
A
A

İran başta olmak üzere bölgesel gerilimlerin gölgesinde gıda güvenliği yeniden gündeme gelirken, Türkiye gen bankalarında korunan 122 bin tohum ve 400 bin kapasiteli altyapısıyla muhtemel risklere karşı hazırlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin bitkisel biyoçeşitliliğini korumaya yönelik çalışmalar gen bankalarıyla güçlendirilirken, yerel (ata) tohumlarının kayıt altına alınarak gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. İran başta olmak üzere bölgesel gerilimlerin gölgesinde gıda güvenliği yeniden gündeme gelirken, Türkiye gen bankalarında saklanan on binlerce tohumla muhtemel risklere karşı hazırlığını sürdürüyor. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Mustafa Altuğ Atalay, gen bankalarındaki güncel duruma ilişkin İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıklamalarda bulundu.

Altuğ Atalay, yerel tohumlarının Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunması açısından önemli olduğunu belirterek, bu tohumların sınıflandırıldığını ifade etti. TAGEM Araştırma Enstitüsü Müdürlükleri tarafından morfolojik özellikleri belirlenerek, tescillenen tohumların TAGEM, TİGEM ve BÜGEM tarafından çoğaltılarak Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla vatandaşlara ulaştırıldığını aktaran Atalay, tohumların doğru iklim şartlarında ve yöresinde kullanılmasının verim ve kalite açısından kritik olduğunu vurguladı.

İran gerilimi sonrası gözler gıda güvenliğine çevrildi: Türkiye gen bankalarıyla hazırlıklı

Anadolu’nun hem hayvancılıkta hem bitkisel ürünlerdeki biyoçeşitliliğine değinen Atalay, "Bu biyoçeşitliliğin neredeyse tamamını gen bankalarımızla muhafaza ediyoruz. Bitkisel üretimle ilgili gen bankamız İzmir, Menemen ve Ankara’da bulunuyor. Kimisi ayıklanıyor, kurutuluyor uygun ortamlarda. Kimisi eksi 15 derecelerde, kimisi artı 5 derecelerde. Hepsi farklı farklı özelliklerine göre muhafaza ediliyor" diye konuştu.

Atalay, Emine Erdoğan’ın 2017’de başlatmış olduğu bir etkinlikle vatandaşların da ellerindeki yerel tohumların getirilmesi kampanyasıyla çok sayıda bitki çeşidine ait tohumun gen bankalarına konulduğunu belirtti. Bunların da her yıl araştırmacıların da buldukları çeşitlerle gitgide arttığını söyledi.

"Gen bankalarımızın kapasitesi 400 bin tohum"

Atalay, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Bir yerel çeşidin, yerel çeşit olabilmesi için 40-50 yıl yeterli değil. Nesiller geçmesi gerekir. Nesiller boyunca o bölgeye adapte olması, o bölgenin şartlarına uyum sağlamış ve selekte edile edile doğal seleksiyonla o bölgeye adapte olmuş olması gerekiyor. Tohum gen bankalarımızın kapasitesi 400 bin tohumu yedekleyebilecek şekilde. Bir banka Ankara’da, bir banka da İzmir’de olmak üzere 400 bin tohumu muhafaza edebilecek kapasitemiz var. Türkiye’de şu anda bizde 122 bin tohumumuz var. 122 bin tohum da az sayılacak bir tohum değil birkaç Türkiye’yi daha ki Avrupa kıtasındaki bütün bitki çeşitlerini bile depolayabilecek bir kapasitemiz var. Bunlar yedekli bir şekilde."

Altuğ Atalay, vatandaşların zaman zaman ellerindeki yerel tohum adaylarını kuruma getirdiğini belirterek, bu tohumların uygun şartları taşıması ve çimlenme kabiliyetini koruması ve morfolojik özellikleri bakımından şu andaki ticari çeşitlerden farklı olması halinde incelendiğini ifade etti ve özellikleri belirlenen, farklılıkları ortaya konulan tohumların gen bankasında muhafaza edildiğini aktardı.

İklim değişikliği, savaşlar, göç ve şehirleşme gibi unsurların biyoçeşitliliği olumsuz etkilediğini belirten Atalay, bu risklere karşı en önemli güvencenin gen bankaları olduğunu ifade etti. Gen bankalarında muhafaza edilen tohumların belirli aralıklarla kontrol edilerek çimlenme ve canlılık durumlarının test edildiğini kaydetti.

"Savaştan etkilenen durum yok"

Türkiye’nin çevre bölgelerdeki savaşlardan etkilenmediğini belirten Atalay, "Hatta biz farklı ülkelerin coğrafyalarında bulunan genotipleri de getirip ülkemizde muhafaza altına alabiliyoruz. TAGEM olarak bu teknolojiye ve altyapıya sahibiz. Hatta artık sadece tohumları saklamakla kalmıyoruz, yeni tescil edilen tohumları da alıyoruz. Bunların artık genetik açılımlarını yaparak hangi gen hangi sıcaklığa dayanıklı, hangi gen hangi hastalığa dayanıklı bunları da ayırıp ıslahçılarımızın, öğrencilerimizin, araştırmacılarımızın kullanımına açacağız" şeklinde konuştu.

İran gerilimi sonrası gözler gıda güvenliğine çevrildi: Türkiye gen bankalarıyla hazırlıklı

"Başka ülkelere katkı verecek kadar bir altyapımız var"

Son 20 yılda Türkiye’nin tohumculukta muazzam bir ivme kazandığını söyleyen Atalay, "Çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki ülkemiz eskiden tohum ithal ederken şimdi ihraç eden, çok pozitif bir farklılıkla ihracatçı konuma geldi. Dolayısıyla şu anda tohumla ilgili herhangi bir sıkıntı yaşanmaz. Hatta başka ülkeler yaşar ise onlara katkı verecek kadar bir altyapımız var" ifadelerini kullandı.

"Genomik açılımlarını tespit ederek bunları araştırmacılara açacağız"

Gen bankasına eklenen yeni tohumların kayıt altına alındığını söyleyen Atalay, "Bunlar dijital ortamda ama bu yeterli değil. Araştırmacılarımızın daha iyi yararlanabilmesi için genomik açılımlarını tespit ederek bunları araştırmacılara açacağız. Onun da çalışmasını yapıyoruz. Tabii elimizde çok fazla çeşit var ama genomik açılımını yaptıktan sonra hangi nem oranına, hangi kuraklık şartlarında, hangi bitkileri ekmeniz lazım veya hangi çeşitleri önermemiz lazım veya bunları ıslah ederken hangi genleri kullanmamız gerektiğini araştırmacılarımıza açacak çalışmaları da yapmaya gayret ediyoruz" dedi.

"Doğadaki nesli kaybolduysa gen bankasından alınarak tekrar yaşatılabilecek"

Bitkisel biyoçeşitliliğin büyük bir bölümüne gen bankalarının sahip çıkmış durumda olduğunu vurgulayan Atalay, "Bizim gen bankalarımızın en önemli rolü herhangi bir savaş, kuraklık veya farklı sel durumunda gen bankalarımızdaki bulunan materyali biz tekrar alıp yok olan veya nesli tehlike altına girmiş olan canlarımızın, bitkiler başta olmak üzere tekrar çoğaltılmasında kesin başarı sağlayacak bir altyapıya sahibiz. Dolayısıyla önümüzdeki 10, 50, 100 yıl bunlar bizim elimizde çok rahat bulundurulacak ve canlılığı devam ettirilecek. Doğadaki nesli kaybolduysa gen bankasından alınarak tekrar yaşatılabilecek coğrafyasına ve yerel bölgesine ekleyebilecek durumda tutuyoruz bütün materyalimizi" dedi.

Atalay, tohumculuğun dünya genelinde sıkı kurallara tabi ticari bir alan olduğunu vurgulayarak, tohumların ülkeler arasında kontrolsüz şekilde taşınmasının mümkün olmadığını söyledi. Gümrüklerde gerekli denetimlerin yapıldığını aktaran Atalay, Türkiye’de de sistemin etkin şekilde işlediğini ve genetik materyalin koruma altında olduğunu bildirdi.

İran gerilimi sonrası gözler gıda güvenliğine çevrildi: Türkiye gen bankalarıyla hazırlıklı

Mustafa Altuğ Atalay, Türkiye’de GDO’lu tohum kullanarak yetiştiricilik yapılmasının söz konusu olmadığını ve bunun yasal yaptırımlara tabi olduğunu belirtti. Ticari tohumların ise geleneksel ıslah yöntemlerinin modern tekniklerle geliştirilmesiyle elde edildiğini ifade etti. Ata tohumlarının korunmasının ve geleneksel lezzetlerin sürdürülmesinin önemli olduğunu vurgulayan Atalay, buna rağmen profesyonel tarımda verim, kalite ve hastalıklara dayanıklılık açısından standartları belirlenmiş ticari tohumların tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.

Bilal Sarıkavak - Gürkan Sayın

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bitlis Bitlis’te Nisan ortasında kar mesaisi devam ediyor Bitlis’te Nisan ayının ortasında etkisini sürdüren kar yağışı, ekipleri yeniden sahaya çıkardı. İl genelinde olumsuzluk yaşanmaması için Bitlis İl Özel İdaresi ekipleri köy yollarında karla mücadele çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda merkeze bağlı Yanlızçamlar köyünde yol açma çalışması gerçekleştirildi. Bitlis Valisi Ahmet Karakaya da bölgeye giderek yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Köyde vatandaşlarla sohbet eden Vali Karakaya, çocuklara çeşitli hediyeler verdi. Ekiplerden bilgi alan Karakaya, gazetecilere yaptığı açıklamada bu yıl kış sezonunun oldukça zorlu geçtiğini belirtti. Vali Karakaya, yalnızca İl Özel İdaresi tarafından karla mücadele kapsamında yaklaşık 600 bin litre yakıt tüketildiğini ifade ederek, sezon boyunca yağan toplam kar kalınlığının ise 9,5 metreye ulaştığını söyledi. Vali Karakaya, "Bugün, ilimiz merkez ilçeye bağlı Yalnızçamlar köyünde kar yağışı sonrası İl Özel İdaresi ekiplerimizin karla mücadele çalışmalarına nezaret etmek için ve kolay gelsin demek için buradayız. Bu yıl bereketli bir kış sezonu geçiriyoruz. Bugün yağan karla birlikte bu kış sezonu boyunca 9,5 metre civarında bir kar yağışı almış olduk. Bereketli bir kış sezonu diyebiliriz o anlamda. Yoğun kar yağışı olduğu bir dönem ve zannedersem Türkiye’deki en fazla kar yağışı olan illerin başında geliyor Bitlis. Bu çerçevede tabii gerek İl Özel İdaresi ekiplerimiz, gerek karayolları ekiplerimiz ve belediye ekiplerimiz ciddi anlamda bir performans sergilediler. Çok şükür kaza bela olmadan karla mücadeleyi artık son dönemlerine gelmiş bulunuyoruz" diye konuştu. Vali Karakaya, kış sezonu boyunca özel idare, karayolları ve belediye ekiplerinin geceli gündüzlü karla mücadele çalışması yürütüldüğünü ifade ederek, "Tabii İl Özel İdaresi olarak yaklaşık 3 Bin 650 kilometre yol ağımız var ve bu yolağını defalarca açarak 26 Bin 500 kilometre civarında karla mücadele yapmış bulunuyoruz. Yaklaşık 600 Bin litre karla mücadelede İl Özel İdaresi olarak akaryakıt kullandık. 7 ilçemizde bulunan 10 şantiyemizde yaklaşık 70’in üzerinde araç, 90’ın üzerinde personelimiz de sürekli karla mücadele gerçekleştirdik. Bugün 12 Nisan 2026 ve hala kar yağışının devam ettiği bir dönemdeyiz. Dediğim gibi berekettir ama bunun getirdiği zorluklar da var. İnşallah bu karla mücadeleyi tamamladıktan sonra planladığımız yol, içme suyu, sulama suyu, parke döşeme gibi diğer köylerimizdeki işlere de var gücümüzde koyulacağız inşallah. Ben karla mücadelede fedakarca görev yapan özel idare ekiplerimizi, Karayolları ekiplerimizi ve belediye ekiplerimizi tebrik ediyorum. Bu zor şartlarda sağlık hizmeti veren Sağlık Müdürlüğü personelimizi tebrik ediyorum. Güvenlik hizmeti veren jandarma, emniyet ekiplerimizi tebrik ediyorum. İnşallah el birliği ile vatandaşımızın hizmetinde olmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz düsturumuz devlet olarak insanı yaşat ki devlet yaşasın. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hükümetimizin politikaları doğrultusunda Vatandaşımıza devletimizin elini her alanda ulaştırmak için gayret içerisinde olmaya devam edeceğiz inşallah" dedi. Vali Karakaya’ya köy ziyaretinde İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Barış Soyal, Bitlis İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Adem Aydoğdu eşlik etti.
İstanbul Üsküdar’daki inşaat krizinde iki farklı mağduriyet: Evleri yıkılan kat malikleri konuştu Üsküdar’da mahkeme kararlarıyla durdurulan inşaat projesiyle ilgili yaşanan kriz devam ediyor. İnşaatın hukuka aykırı olduğunu savunan mahalle sakinlerinin ardından projeye dahil olan ve evleri yıkılan diğer mülk sahipleri de sessizliğini bozarken hak sahipleri, "Karşı taraf evinde oturuyor, biz kiralarda geziyoruz. Devletin verdiği ruhsata güvenerek yola çıktık, psikolojimiz bozuldu" diyerek yetkililere seslendi. Üsküdar’da Asra Grup Mimarlık Yapı Yatırım Anonim Şirketi tarafından yürütülen inşaat projesi, bölge halkını ikiye böldü. Bir grup vatandaş, parselasyon ve ruhsat işlemlerinin usulsüz olduğu gerekçesiyle açtıkları davaları kazandıklarını ve yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen çalışmanın sürdüğünü iddia ederken; projeye onay veren mülk sahipleri ise inşaatın durması nedeniyle büyük bir barınma kriziyle karşı karşıya kaldıklarını açıkladı. Kaba inşaatı yüzde 90 oranında tamamlanan projenin durmasıyla birlikte evsiz kaldıklarını belirten vatandaşlar, sorunun bir an önce çözülmesini bekliyor. "Herkes devletin verdiği belgeye güvenerek evlerinden çıktı; şu an sürgündeler" Sürecin başından itibaren yasalara uygun hareket ettiklerini belirten mülk sahiplerinden Ömer Dalgın, yaşadıkları hukuk mücadelesini ve mağduriyeti şu sözlerle dile getirdi: "Biz yüzde 51 çokluğu sağlasak bile şu an o arkadaşlar evleri zarar görmeden oturabiliyorlar. Yüzde 51 ile biz onların evlerini mi yıktıralım? Biz bu projede kimsenin canına, malına bir zarar gelmesini istemedik. Parselasyon bize mantıklı geldiği için işlemleri onun üzerinden yürüttük. Ki ben bu işe dahil de değilim; belediye ve kadastro yaptı. Benim sınırları belirlemem gibi bir durum yok. 3606 nolu yasayla bu işlem yapıldı ve biz belediyeden, Bakanlıktan görüşerek vekaletimizi verdik. Bize iki kez ruhsat çıktı. Herkes devletin verdiği belgeye güvenerek evlerinden çıktı; şu an sürgündeler. Bizi şikayet edenler ise evlerinde oturup bizim inşaatlarımıza bakıyorlar." "Karşı tarafın mağduriyeti ne? Evleri, arsaları yerinde. Bizim evlerimiz yok, yıkılmış" İnşaatın durmasıyla birlikte ailelerin perişan olduğunu vurgulayan Dalgın, "Encümen kararında tek bir parti yok; onların beraber aldıkları bir karar. Ne bizim ne de müteahhidin bu konuya müdahale etme durumu yok. Ben ruhsatımı aldım mı? Aldım. Ve bu inşaatın devam etmesini istiyorum. Biz maliklerin hepsine haber verdik, onlar haber vermediğimizi söylüyorlar. Mahkemenin durdurmasının ana temeli bence ya yasaların düzgün yapılmamasından kaynaklı yasal boşluklar ya da usulen yapılan ufak tefek hatalar. Karşı tarafın mağduriyeti ne? Evleri, arsaları yerinde. Bizim evlerimiz yok, yıkılmış. Burada asıl mağdur kim? Ben elimde cetvelle bölmedim burayı, devletin kurumu böldü. Devletime güvenmeyeceksem kime güveneceğim?" sözleriyle mağduriyetini dile getirdi. Son olarak yaşanan kriz karşısında belediyenin tutum ve tavrına eleştirilerde bulunan Dalgın, "Belediye ’Bütün süreçleri düzgün bir şekilde ilerletiyorum’ diyor. Bundan sonra ben kime dava açayım? Belediyeye dava açabilirim sen beni mağdur ettin diye" dedi. "Herkes evinde oturuyor, biz kiralarda dolaşıyoruz" İnşaatın durmasıyla birlikte ailelerin perişan olduğunu vurgulayan Mehmet Dalgın ise yaşanan mağduriyeti, "Yuvalarımız dağıldı, kül oldu. Herkes evinde oturuyor, biz kiralarda dolaşıyoruz. Burada bir kişi değil, tam 80 kişi mağdur. Tek çaremiz var o da mağduriyetin giderilmesi. Bir an önce yapılmasını istiyoruz" sözleriyle anlattı. "O adamlar mağdursa devlet onlarınkini de gidersin, biz inşaatımızın devam etmesini istiyoruz" İnşaatın sürekli durup yeniden başlamasının hak sahipleri üzerinde ağır bir psikolojik baskı oluşturduğunu ifade eden Mehmet Emin Çetin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na şu sözlerle çağrıda bulundu: "Şu an burada en büyük mağduriyeti yaşayanlardan biriyim. Evim yıkıldı ve bir an evvel yeni yuvama geçmek istiyorum. Ancak inşaatın sürekli durdurulması, sonra tekrar başlaması ve bu belirsizliğin sürmesi gerçekten psikolojimizi bozdu. Artık devlet büyüklerimizin, özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın veya ilgili üst kurumların bu işe bir el atıp sonuçlandırılmasını istiyoruz. Buranın kaba inşaatının yüzde doksanı bitmiş durumda. Bu aşamadan sonra projenin tamamlanıp insanların evlerine kavuşması gerekiyor. Müteahhit bize ilk iki blokun Ocak ayında teslim edileceğine dair söz vermişti. Bir an evvel mağduriyetimizin giderilmesini, inşaatın devam etmesini istiyoruz. Müteahhit söz verdiği iki bloğu Ocak ayında teslim edecekti; biz ona istinaden güvendik ve o güvenimizin devam etmesini istiyoruz. O yüzden devlet büyüklerimiz el atsın, mağduriyetimiz giderilsin. O adamlar mağdursa devlet onlarınkini de gidersin, biz inşaatımızın devam etmesini istiyoruz." Mahallede bir grup vatandaşın "mahkeme kararları uygulanmıyor" diyerek eylem yapmasına karşılık, inşaatın devamını isteyen grup ise belediyenin aldığı yeni encümen kararlarının yasal birer süreç olduğunu savunuyor. İki tarafın da hukuk mücadelesi sürerken, Üsküdar Belediyesi’nden konuya ilişkin kapsamlı ve resmi bir açıklama yapılması bekleniyor.
Konya İlhan Palut: "Önemli bir üç puandı" Konyaspor Teknik Direktörü İlhan Palut, Fatih Karagümrük karşısında çok önemli bir galibiyet aldıklarını söyledi. Trendyol Süper Lig’in 29. haftasında Konyaspor, sahasında karşılaştığı Fatih Karagümrük’ü 3-0 mağlup etti. Müsabakanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Konyaspor Teknik Direktörü İlhan Palut, "Bizim için çok önemli bir haftaydı. Çünkü mevcut puan durumu, sıralama işte geri kalan maçlarımızı check ediyorsunuz. Her maç bir amaç için oynayan takımlar kolay bir fikstür görünmüyordu ve bu hafta alacağımız 3 puan gerçekten bizim için çok değerli olacaktı. Çünkü maç önüne baktığımız zaman aşağıdan kopma adına küçük bir avantajımız vardı. Ama bugünkü galibiyetle beraber bu avantaj orta ölçeğe çevirmiş olduk. Maçın içine geldiğimiz zaman 28 dakikalık periyoda baktığınız zaman biz 2-0’la geçtik. Ama ne Karagümrük’ün 2-0 geride olmasını çağıran ne de bizim 2-0 önde bu dakikayı tamamlayacağımız bir performansımız açıkçası yoktu. Kramer ve Muleka iki tane zor vuruşla güzel gol attı. Bu bir anda bizi 2-0 galip duruma getirdi. İlk yarının sonuna kadar aslında Karagümrük’ün dominasyonu devam etti. Zaten Karagümrük takımına baktığınız zaman pozitif futbol oynamaya çalışan her rakibi zorlayan bir yapıları var. Oyuncularıma bunu da söylemiştim. Çünkü gerçekten oynadığı futbol ve bulunduğu sıralama, gelişen bir takım. Özellikle Aleksandar’la beraber daha iyi oynuyorlar. İkinci yarıya baktığınız zaman ise evet hem dengeyi sağladık, hem de pozisyona girme anlamında rakibimizden daha iyi bir görüntü sergiledik. Bazen kontrata, bazen en son golde olduğu gibi pas oyunuyla daha çok rakip kaleyi zorladık. İkinci yarı bizim için daha pozitifti. Evet dediğim gibi önemli bir üç puandı. Mutluyuz, taraftarımız geldi, desteklediler. Sağ olsunlar. Onlara da teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.