ASAYİŞ - 15 Ocak 2026 Perşembe 17:19

Hakan Çakır’ın avukatı: "Sanıklar bu durumu çeşitli şekillerde açıklamaya çalıştı ve hepsi son verdikleri ifadelerin doğru olduğunu savundu"

A
A
A
Hakan Çakır’ın avukatı: "Sanıklar bu durumu çeşitli şekillerde açıklamaya çalıştı ve hepsi son verdikleri ifadelerin doğru olduğunu savundu"

Ankara Keçiören’de çıkan kavgada uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Hakan Çakır’la ilgili duruşmanın ardından açıklama yapan ailenin avukatı Umur Yıldırım, "Sanıklar bu durumu çeşitli şekillerde açıklamaya çalıştı ve hepsi son verdikleri ifadelerin doğru olduğunu savundu" dedi.


Ankara’nın Keçiören ilçesinde Hakan Çakır’ın (23) hayatını kaybetmesine ilişkin 2’si çocuk 8 sanığın yargılandığı davada ara karar açıklandı. Mahkeme, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verek, duruşmayı 4 Mart’a gerteledi.


Duruşma sonrası açıklama yapan Çakır ailesinin avukatı Umur Yıldırım, "İlk duruşmada tarafların tamamı dinlendi. Alınan beyanların, soruşturma aşamasında verilen ifadelerden birbirinden farklı olduğu görüldü. Mahkeme heyeti de bu farklılığı tespit etti ve duruşma boyunca bu çelişkiler üzerinde durdu. Sanıklara ilk aşamada verdikleri ifadeler ile sonraki aşamalarda ve duruşmada verdikleri ifadeler arasındaki farkların nedeni soruldu. Sanıklar bu durumu çeşitli şekillerde açıklamaya çalıştı ve hepsi son verdikleri ifadelerin doğru olduğunu savundu. Bu beyanların tamamı zapta geçirildi. Tutuksuz sanık Umut vardı. Kendisi soruşturma aşamasında hiçbir şekilde tutuklanmamıştı. Umut’un tutuklanmamasının bize göre en önemli sebebi olaydan sonra Zeynal ailesinin tüm bireylerinin ikrarlarını tek tek anlatmış olmasıydı. Olayın ardından Zeynal ailesi eve gidiyor ve Umut da onlarla birlikte gidiyor. Umut, bu ortamda Zeynal ailesinin her bir ferdinin ne yaptığını ve ne söylediğini ayrıntılı şekilde aktarıyor. Umut, küçük kardeşin bıçakladığını, büyük kardeş Battal’ın çivili sopayla göze vurduğunu, Ahmet Emir’in de birilerini yaraladığını, bıçakladığını söylediğini ifade etti. Her birinin, kendi aralarında suçu ikrar ettiğini belirtti. Bu aşamaya kadar Umut tutuklanmamıştı. Ancak bu duruşmada savcılık makamı, Umut’un da kasten öldürme suçundan tutuklanmasını talep etti. Mahkeme, Umut’un tutuklanması talebini reddetti ve adli kontrol kararıyla serbest bırakılmasına hükmetti. Ayrıca, adli kontrol hükümlerinin ihlali halinde tutuklanabileceği belirtildi" dedi.



"Tarafların tamamı yeniden dinlendi"


Soruşturma aşamasında eksiklikler olduğuna değinen Avukat Yıldırım, "Soruşturma aşamasında HTS kayıtları, telefon incelemeleri ve benzeri teknik incelemelerin yapılmadığı anlaşıldı. Mahkeme, bu hususların incelenmesi için BTK’ya HTS kayıtları yönünden, emniyete ise telefonların incelenmesi için yazı yazılmasına karar verdi. Duruşma 4 Mart tarihine ertelendi. Soruşturma aşamasında dinlenen tanıklar arasında, bıçağın alındığı iş yerinin sahibi de vardı. İş yeri sahibi, bıçağın alınma sürecini soruşturma aşamasında oldukça net bir şekilde anlatmıştı ve kamera görüntülerinde de bu durum açıkça görülüyordu. Ancak duruşmada çelişkili beyanlarda bulundu. Oysa bu hususların tamamı kamera kayıtlarıyla sabitti. Mahkeme başkanı, bu çelişkileri tek tek sordu; ‘Kamerada böyle görünüyor, daha önce böyle söylemişsin ama şimdi farklı anlatıyorsun’ diyerek tanığı uyardı. Tanık ise korktuğunu, çekindiğini ve daha önce böyle bir olay yaşamadığını ifade etti. Tarafların tamamı yeniden dinlendi. Bize göre maddi gerçek bu duruşmada ortaya çıktı. Zeynal ailesinin tamamının ve Umut’un iştirak halinde bu suçu işlediği kanaati oluştu. Mevcut deliller de bunu destekliyor. Kriminal raporlarda, hem maktul Hakan’ın hem de abisi Hakkı’nın üzerinde her bir sanığa ait kan izlerinin bulunduğu tespit edildi. Bu hususlar da zapta geçirildi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Duruşma 4 Mart tarihine ertelendi" dedi.



"Bizim üzerimize yıkmaya çalışıyorlar"


Duruşmanın ardından konuşan Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır, "Bu olayda bir gerçek var. Ölüm bizde, onlarda hiçbir şey yok. Kafalarına göre ‘biz suçsuzuz’ diyorlar. Bizim üzerimize yıkmaya çalışıyorlar işin açıkçası. Ama tabii ki başkanımız bunu yemedi. Açıkça da söyledi. Bakalım Mart’ın dördünde göreceğiz. Olay gözümüzün önünde tekrar canlandı" dedi.



"Birbirlerine dokunup konuşabiliyorlardı"


Hakan Çakır’ın kız kardeşi Melisa Çakır ise, "Görüşmede şunu gördüm; üç kardeş yan yana oturuyorlardı ve birbirleriyle gayet güzel sohbet edebiliyorlardı. Birbirlerine dokunup konuşabiliyorlardı. Ama ben bunu artık yapamıyorum. Bunların gözümün önünde olması daha da acı veriyor. Ben bu kadar arsız bir topluluk görmedim. Mahkemeye girdiğimizde hala ‘Zeynal ailesi masumdur’ sloganları atılıyordu. Elleri, yüzleri düzgün, sanki her gün yaptıkları bir şeymiş gibi mahkemeye çıktılar. Bir de utanmadan ‘Biz ailemizi korumaya çalıştık, kardeşimi korumaya çalıştım’ dediler. Utanmadan bunları söylediler. Anneleri de aynı şekilde ‘Oğullarım yara aldı’ diyerek, benim annemin önünde gözyaşı döktü. Kesinlikle timsah gözyaşlarıydı. Oğlunu kaybeden, oğlu katledilen bir annenin yanında yalan ifadelerle yalan gözyaşları döktüler. Yazıklar olsun" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Siirt Siirt’te doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı Siirt’te gerçekleştirilen doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı. Siirt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yılmaz Çekmen ve üniversite yürüyüş ekibi, Bağgöze köyü ve Botan Milli Parkı bölgesinde yaptıkları 15 kilometrelik yürüyüş sırasında dikkat çeken fosil kalıntılarıyla karşılaştı. Bağgöze köyündeki havuzlu çeşme bölgesine ulaşan ekip, köydeki çobanların çevredeki dağlardan topladıkları fosilleri sergileyerek adeta açık hava müzesi oluşturduğunu belirtti. Bölgedeki fosillerin milyonlarca yıl öncesine ait olduğu ifade edilirken, herhangi bir eğitim almadan fosilleri toplayan köylülerin bölgenin doğal tarihine ışık tuttuğu kaydedildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Çekmen, bölgede 35 milyon, 66 milyon ve hatta 400 milyon yıl öncesine uzanan fosillerin bulunduğunu söyledi. Çekmen, bulunan kalıntılar arasında gastropodlar, ammonitler, deniz kestaneleri, istiridyeler ve farklı deniz canlılarına ait fosillerin yer aldığını ifade etti. Bölgedeki fosil yoğunluğunun, milyonlarca yıl önce burada deniz canlılarının yaşamış olmasından kaynaklandığını belirten Çekmen, yaşanan depremler ve jeolojik hareketler sonucu canlı kalıntılarının kireç ve toprak tabakaları altında fosilleşerek günümüze ulaştığını dile getirdi. Bağgöze ve Botan bölgesinin sahip olduğu fosil çeşitliliğiyle açık hava müzesi niteliğinde olduğunu vurgulayan Yılmaz Çekmen, bölgenin akademik açıdan detaylı şekilde araştırılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Aydın "Adnan Menderes idam edilmeden önce hemşehrilerinin silahlarını topladılar" Aydın’da medya ve darbelerin toplumsal etkilerinin ele alındığı "Medya ve Darbeler" konulu panelde bugüne kadar kaleme alınmayan bazı gerçekler dile getirildi. Panele katılan köylüler Adnan Menderes’in idam edildiği yıl, köylülerin önce tüm silahlarının toplandığını ardından Çine çayından karşıya geçişlerinin bile izin verilmediğini anlattılar. Köyün eski muhtarı Mehmet Demir, "O yıl köylülerimizin tarlaya gidişine bile izin verilmediği için ekilen pamuklar susuzluktan kurumuş" diyerek Aydın halkının baskı altında tutulduğunu belirtirken, köy halkından Lütfi Küçük ise "Ben de adını taşıdığım dedemden dinlerdim. Merhum Başvekil Adnan Menderes’i diam etmeden önce köylülerin evlerine baskın yapıp silah sayılabilecek ne varsa hepsini didik didik arayıp toplamışlar. Hemşehrileri Menderes’e sahip çıkar diye her türlü baskı yapılmış" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Müzesi’nde gerçekleştirilen ‘Medya ve Darbeler’ panelinde 27 Mayıs 1960 darbesinin bilinmeyen yönleri de ele alındı. Panelde, Türkiye’de darbelerin medya üzerindeki etkileri ile medyanın darbeler sürecindeki rolü akademik ve tarihsel boyutlarıyla değerlendirilirken, 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi ve sonrasında Aydın’da yaşanan ve kayıtlara geçmeyen olaylar da dile getirildi. Panelin moderatörlüğünü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Akkoyun yaptı. Hüsna Yılmaz, Bircan Kayacan ve İrem Delice’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde en ilginç konuları ise köyün eski muhtarı Mehmet Demir ile köy sakinlerinden Lütfü Küçük dile getirdi. "Menderes idam edildiği yıl pamukların sulanmasına bile müsaade edilmedi" Panelde, ülkede yaşanan darbeler öncesi, darbe sırasında ve sonrasında medyanın tutumu durumu ve özellikle dış basının dış kaynaklı yazıları ve manşetleri de ele alınırken panel sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı. 15 Temmuz hain darbe girişiminde demokrasiye sahip çıkan halkın 27 Mayıs 1960 darbesinde aynı refleksi niçin gösteremediğine ilişkin sorular üzerine söz alan köyün eski muhtarı Mehmet Demir ve köy halkından Lütfü Küçük, bu dönemde yaşananların pek çok kişi tarafından bilinmediğini ve o dönemde yazılmadığını belirtti. Menderes’i aslında hemşerilerinin sahip çıktığını ancak o dönem insanların evlerinin dışına çıkmasına bile müsaade edilmediğini belirten Demir ve Küçük, "1960 yılında Çakırbeyli ve çevresindeki pamuk tarlalarındaki pamuklar maalesef sulanmasına bile müsaade edilmediği için kurudu. Bu halkın pamuk tarlasına gitmesine bile askeri cunta müsaade etmedi. Maalesef bazı ortamlarda Menderes’in hemşerileri ‘Menderes’e sahip çıkmadı’ diye suçlanır. O zamanlar iletişim araçları yaygın değil. Demokrasinin durumu belli. Maalesef Menderes idam edilmeden önce ev ev dam dam bu memlekette aranmadık yer kalmamış. Dolma tüfekten tabancaya kadar vatandaşın tüm silahları yatak yorgan arasından alınıp toplanmış. Yetmemiş insanların evlerinden çıkıp tarlasındaki pamuğu sulamasına dahi müsaade etmemişler. O yıl pamuklar bile kurumuş" diyerek 27 Mayıs 1960 darbesinin Aydın’da kayda geçmeyen acı yönlerini dile getirdiler.