POLİTİKA - 24 Şubat 2026 Salı 15:19

DEM Parti grup toplantısı

A
A
A
DEM Parti grup toplantısı

DEM Parti Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç, "Şimdi sıra devletin de bu eşiğe uygun demokratik bir dönüşümün adımlarını ilan etmesindedir. Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihi bir irade ortaya koyduysa, devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil, hukukta, siyasette, demokratik düzenlemede aradığını açıkça ortaya koymalıdır" dedi.


Oruç, partisinin grup toplantısında konuştu. Oruç, Milli Parklar ilke ilgili kanun teklifine değinerek, "Yandaşlarımıza dağılmamız ve rant için geleceklerimizi yok ediyoruz. Bundan derhal vazgeçmelisiniz. Hava, su, toprak, doğa, deniz sizlerin kar edeceği ticari mal değildir. Bu sebeple bizler DEM Parti olarak iktidarın rant tercihleri uğruna, milyonların yoksulluk içinde bırakılmasına, ormanlarımızın ve kıyalarımızın talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Parlamentoda da alanlarda da meydanlarda da bunun savunmasını sonuna kadar hep beraber yapacağız" şeklinde konuştu.


Genç olmanın hayatı sürekli erteleme ile eş değer bir hale geldiğini kaydeden Oruç, "Ev kuramaz çünkü barınamaz. İş kuramaz çünkü güvencesi yok. Kendisi olamaz çünkü denetleniyor ya da hedef gösteriliyor. Siyaset yapamaz çünkü her türlü şiddet ve baskıya maruz kalıyor. Gençlerin kabul etmediği bu tabloyu biz de parti olarak kökten reddediyoruz. Bakın OECD verilerine göre bugün ülkede her 4 gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda. Gençlerin yüzde 70’inden fazlası geleceğini bu topraklarda değil, yurt dışında görüyor. Ocak ayında bir araştırma şirketinin yaptığı saha analizinde gençlerin yüzde 79.2’si ülkedeki ekonomi yönetimine asla güvenmiyor. Daha acı bir gerçek şu ki genç kadınların neredeyse yarısı ne okulda ne de işte. 2025’in son çeyreğinde her 5 genç kadından birinin işsiz olduğu tespit edilmiş. Özellikle genç kadınların hayatına dijital kelepçe vurulmak isteniyor" diye konuştu.


Oruç şöyle konuştu:


"Türkiye tarihin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinde de ilerlenirse, umut dolu günler vadeden bir dönemden geçiyoruz. Önümüzde duran günler sıradan günler değil. Yüzyıllık bir düğümün çözülüp çözülmeyeceğine karar vereceğimiz günler. Bu çerçevede İmralı heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Öcalan’ın ifadesi çok önemli bir siyasi beyan niteliğindedir. Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz. Evet, birlikte nasıl yaşayacağız? Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak yeni dönemin pusulasını bulmak demektir. Biz artık zora dayalı yaşamın sonucu olan ölümü değil, rızaya dayalı olan özgür ve demokratik bir yaşam sürmek istiyoruz. Bu soru artık ülkenin ödevidir. Dolayısıyla bu soruya yanık düşünmek, öneri üretmek, katkı vermek 86 milyon yurttaşın ortak sorumluluğudur. Evet değerli arkadaşlar bakın, dönem şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir demokratik bütünleşme dönemi olmalıdır. Toplumsal uzlaşıyı esas alan meclis zeminindeki yasal güvenceler hayata geçirilmelidir. Mesele artık aynı evin içinde kuralları nasıl koyacağımızdır. Bunun müzakeresini yürütmenin zamanı geldi de geçti"


Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporuna dair Oruç, "Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski ezberlere dayanıyor. Oysa bu raporun dili çözüm dili olmalıydı. Yeni, yepyeni bir dil olmalıydı. Kürt sorunu terör parantezine sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir. Toplumsal, siyasal, tarihi yangını görmezden gelmek demektir bu. Kürt korkusuna dayalı, hakikatten uzak bir siyaset mantığından artık çıkmanın zamanı geldi de geçti. Biz bu süreçte barış ve demokratik toplum süreci olarak nitelediğimiz bu süreçte muhalefet şerhimizi ortaya koyduk ve bu raporla ilgili değerlendirmelerimiz bu raporda yer aldı. Fakat komisyon raporunda yer alan kimi yasal düzenlemeler ve demokratikleşme çerçevesi de elbette önemlidir. Türkiye’nin sorunlarına derman olmaya adaydır ama gereklilikleri yerine getirilirse tabii. Raporda yer alan yasal ve demokratik öneriler için bayram sonrasını beklemeye gerek yoktur. Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi halkların en büyük temsiliyetinin olduğu bir yerse bizler bu rapor ortaya çıkmışken bu rapordan hareketle meclis elini acilen taşın altına koymalıdır. Bu kapsamda tek bir yasal değişikliğe gerek olmayan önerilerin hayata geçmesi için beklemeye gerek yok. Bakın raporda yer alan Ahin ve AYM kararları uygulansın vurgusu için yargı erkinin beklemesini gerektiren hiçbir şey yok. AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok, beklemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride? Kayyımlar neden hala belediye başkanlarının koltuklarında oturuyor? İmamoğlu ve diğerleri neden hala tutuklu yargılanıyor? Ayrıca Kurtulmuş’un ve diğer iktidar temsilcilerinin işaret ettiği bayram sonrasını beklemenin bir manası yoktur.Gelin bu hayırlı ayda hayırlı işleri hep beraber yapalım. İnfaz kanununu, çerçeve kanun, demokratikleşme kanununu bu ay çıkaralım. Bayramda 86 milyona müjdeler ve mutlulukları armağan edelim.Biz Dem Parti olarak buradayız. Demokrasi, eşitlik, özgürlük perspektifimize güveniyoruz. Dem Parti’nin önü açılmalıdır ve buradan iktidara çağrımızdır. Meclis bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yapmalı. Dem Parti’nin bu konudaki önerilerine açık olunmalı. Dem Parti’nin önü açılmalıdır. Tarihi ve köklü sorunların çözümü için kapıları ardına kadar aralayabiliriz. Biz buna hazırız. Hukukun ve adaletin bu ülkeye her şeyden çok güçlü bir nefes vereceğine dair inancımız sonsuzdur" dedi.


27 Şubat tarihini Kürt meselesinde demokratik siyasetin kapısını aralayan tarihi bir eşit olarak niteleyen Oruç, "Şimdi sıra devletin de bu eşiğe uygun demokratik bir dönüşümün adımlarını ilan etmesindedir. Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihi bir irade ortaya koyduysa, devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil, hukukta, siyasette, demokratik düzenlemede aradığını açıkça ortaya koymalıdır. Peki bu süreçte ne yapmalı? Can alıcı sorulardan biri budur. Kalıcı bir barış için sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. Kürde barış Türkiye genelineyse demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayyum düzeni bitmeli. Halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki terör ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı. Eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet vatandaş bağı inkarla değil kabul, adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır" diye konuştu.


Grup toplantısından sonra Oruç gazetecilerin sorularını cevapladı. Oruç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Öcalan’ın statüsü tartışılmalı’ sözlerine, "Bugün Sayın Bahçeli’nin İmralı ve Sayın Öcalan için özel statü vurgusu son derece önemli bir vurgudur. Bizler bunu defaatle ifade ettik, kürsüde de ifade ettik. Sayın Öcalan, 27 Şubat barış ve demokratik toplum çağrısı ile tarihi bir çağrıyı gerçekleştirmiş, bunun akabinde de çok ciddi somut adımlar atılmıştır Kürt cenahı tarafından, Ancak şu ana kadar Meclis komisyonu oluşturulması ve rapor yayınlanmasının ötesine henüz geçilebilmiş değil. Bu anlamıyla bu surecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için bu süreçteki baş aktör ve baş müzakereci olan Sayın Öcalan’ın bulunduğu şartların düzenlenmesi, özgür yaşayabileceği, özgür çalışabileceği şartların ortaya çıkması gerekiyor"ifadelerini kullandı.


Oruç, beklentilerine ilişkin soruya, "Sayın Öcalan’ın özgür yaşayabileceği, özgür çalışabileceği şartların bir yasal çerçeve oluşturularak hukuki güvence altına alınması gerekiyor. Çünkü bundan sonraki surecin daha sağlıklı ilerleyebilmesinin yolu gerçekten hukuksal düzenlemelere ve sorunun adını tam koyup onunla ilgili somut çözüm üretmekle mümkün" şeklinde konuştu.


Bahçeli’nin ‘Ahmetler göreve’ sözüne karşılık kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, "Bugün 27 Şubat’a iki gün kaldı. Bir yıla yakın süre geçti ama henüz bu iktidar tarafından atılmış önemli bir adım yok, somut bir adım yok. Hatta bir güvensizlik gelişti. Bugün bazı adımların atılması için hatta yasal bir hukuki surecin başlamasına da gerek yok. Kayyumlar meselesinde yasal bir düzenlemeye gerek yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması için yasal bir sürece gerek yok. Halk bu adımların atılmasını istiyor, bir güven ortamının sağlanmasını istiyor. Kayyum meselesi bizim talebimiz değil, halk iradesine ipotek konulduğu için bu konuda ısrarlıyız. Yoksa birilerinin belediye başkanı olması değil, iradenin ipotek altına alınmasından dolayı halkta müthiş bir güvensizlik gelişti. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş gibi arkadaşlarımız için AİHM’nin verdiği kararlara uygun adımların atılmasını bekliyoruz" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Yalova Yalova’da komşu kavgasında yaralanan 14 aylık bebeğin babasından iddialara yalanlama Yalova’nın Çınarcık ilçesinde çocuk gürültüsü nedeniyle aralarında husumet olan komşularının saldırısına uğrayan babanın burnu kırılmış, kucağındaki 14 aylık kızının ise kafatası çatlamıştı. Baba, karşı tarafın kızın torpidoya çarparak yaralandığı iddialarını yalanladı. Alınan bilgiye göre, Çınarcık’a bağlı Esenköy beldesinde bir sene önce aldıkları eve taşınan 4 çocuklu Baca ailesi ile aynı binada oturan E. ailesi arasında çocuk gürültüsü, park, kaçak bina yapıları nedeniyle çok sayıda tartışma yaşandı. Son olarak 20 Şubat 2026 tarihinde yaşanan olayda Muhammed Baca (34), kucağında 14 aylık kızı İkra varken Şener E.’nin çocuk scooterı ile saldırısına uğradı. Saldırıda babanın burnu kırılırken, kucağındaki 14 aylık çocuğu İkra’nın ise kafatası çatladı. Yaralılar Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Olay sonrası gözaltına alınan Şener E. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Daha önce uzaklaştırma kararı verilen diğer şüpheli Selvet E. ise serbest kaldı. Minik İkra, 3 günlük tedavinin ardından taburcu edildi. Babada iddialara yanıt Kızı ile saldırıya uğrayan baba Muhammed Baca, çocuğunun arabada torpidoya çarptığı yönündeki iddiaları yalanladı. Olayın manipüle edilmeye çalışıldığını söyleyen Baca, "Video kayıtları var. 18.51’de çocuğu eve bırakıyorum, hanıma teslim ediyorum. Tekrar ikinci arabaya gidiyorum poşetleri almaya. Çocuğumu eve bırakıyorum. Burada görüntülerde de var. Çocuğun elinde yüzünde hiçbir şey yok. Arkadaş böyle işi başka yerlere çeviriyor. İkinci yerde yine tekrar arabama gidiyorum, evime geliyorum. Kaymakama video atıyorum, durumunu bildiriyorum. Jandarmayı arıyorum, kucağımda çocuk yok jandarma geldiğinde. Hatta astsubayla beraber evden çıkıyorum. Tek çıkıyorum, çocuk yine evimde. Çocuğun elinde yüzünde de bir darp izi, arabada hiçbir şey olmadı. Kendilerini kurtarmaya, Türk halkını kandırmaya çalışıyorlar ama adalete de hesap verecekler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, adaletine teslim olacaklar" dedi. İftira atıldığını dile getiren Baca, "İşte kız çocuğunu kullanıyor diyorlar. Manipüle ediyorlar. Yaşayan bilir. Orada ilk önce hanımımı düşürdüler. Koştum gittim, hanımım kucağındaydı kız. Jandarmayla beraber çıktım evimden. Kızım buradaydı, evin içindeydi. Allah’tan kamera kayıtlarımız var. Gerçekten kendilerini kurtarıp, iftira, manipülasyon yapmaya çalışıyorlar. Hesap verecekler, hiç kaçarları yok" diye konuştu. Baca, kamera görüntülerinde torpidoya çarptı gibi bir cümle kurmadığını belirterek şöyle konuştu: "Sokakta karşılaştık diyorum, frene bastım diyorum, çocuk bile korktu diyorum, orada bağırıyor çünkü. Şimdi çocuğun kafasını torpidoya çarpması için çocuğun sağ koltukta oturması lazım. Öyle değil mi? Çocuk benim kucağımda. Şuraya fırına gidip geliyorum. Burası Esenköy. Öyle trafik yok. İstanbul gibi kucağımda yavaş yavaş iftara kadar vakit geçirmek için sürüyorum. Torpidoya çarpmış olsam eve getirdiğimde kamera görüntüleri burada var. Çocuğun elinde, yüzünde bir darp izi yok."
Düzce Bıyık "100 milyar lira kredi desteği hayırlı olsun" Düzce Ticaret ve Sanayi (DTSO) Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Bıyık, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır tarafından açıklanan imalat sanayi ve istihdamı koruma programı hakkında açıklamalarda bulundu. Erdoğan Bıyık, yaptığı açıklamada "Tüm dünyadaki ekonomik daralmadan ülkemizin ve özellikle ekonominin lokomotifi olan imalat sanayisinin asgari düzeyde etkilenmesi gerektiğini her platformda dile getirdik. Bakanlarımızla TOBB çatısı altında yapmış olduğumuz istişare toplantılarında da bu ihtiyaçları kendilerine ilettik. Sanayi ve Teknoloji Bakanımız M. Fatih Kacır’ın dün açıklamış olduğu İmalat Sanayi ve İstihdamı Koruma Programının tüm üyelerimize hayırlı olmasını diliyoruz. Açıklanan bu yeni program ile çalışan başına aylık destek tutarı 3 bin 500 liraya çıkarıldı ve programa büyük ölçekli firmalar da dahil edildi. İmzaları atılan 100 milyar lira büyüklüğündeki finansman programı kapsamında, KOBİ’ler ve büyük ölçekli firmalar; bir aylık istihdam maliyetleriyle orantılı olarak 50 milyon liraya kadar krediye, 6 ay anapara ödemesiz ve 36 aya kadar vadeli, uygun şartlarda erişebilecek. Yılık finansman maliyeti yüzde 33 olacak. KOBİ’lere kefalet desteği de sunulacak. Çalışan başına aylık 3 bin 500 lira ile desteklenen tekstil, giyim, deri ve mobilya sektörleri dışında kalan imalat sanayi sektörlerinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin, 2025 yılı Kasım-Aralık ortalama istihdam düzeylerini koruma taahhüdü karşılığında, kullandıkları kredilerde finansman maliyetinin 10 puanını KOSGEB karşılayacak. Böylelikle yıllık finansman maliyetleri yüzde 23’e kadar inmiş olacak" ifadelerinde bulundu.
Ankara Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Kalıcı ve adil bir barış için her türlü çabaya katkı vermeyi sürdüreceğiz" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Türkiye olarak, kalıcı ve adil bir barış için çözümü destekleyecek siyasi ve hukuki çerçevenin oluşmasına yönelik her türlü çabaya katkı vermeyi, bölgemizde istikrar ve güvenliğin tesisi için üzerimize düşen sorumluluğu kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğiz" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen Ukrayna konulu ‘Gönüllüler Koalisyonu’ Çevrimiçi Liderler Zirvesi’ne katıldı. Zirveye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yapan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: "Ukrayna’daki savaşın dördüncü yılını geride bıraktığımız bu kritik dönemde; uluslararası hukuku esas alan, adil ve kalıcı barışa zemin hazırlayacak diplomatik çabaların güçlendirilmesine olan desteğimizi bir kez daha teyit ediyoruz. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da başlatılan müzakere sürecinin ortaya koyduğu diyalog zemininin ne kadar kıymetli olduğu bugün geldiğimiz noktada daha iyi anlaşılmaktadır. Bu kapsamda Türkiye olarak, kalıcı ve adil bir barış için çözümü destekleyecek siyasi ve hukuki çerçevenin oluşmasına yönelik her türlü çabaya katkı vermeyi, bölgemizde istikrar ve güvenliğin tesisi için üzerimize düşen sorumluluğu kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğiz."