POLİTİKA - 14 Mayıs 2026 Perşembe 20:01

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Yaklaşık 2,5 yılda bir yıl yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Yaklaşık 2,5 yılda bir yıl yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’de ortanca yaşın 2025 yılında 34,9’a çıktığını ifade ederek, "Aşağı yukarı 2,5 yılda bir yıl yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız ve bu hızlı bir yaşlanma" dedi.


Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen Türkiye Yüzyılı Perspektifinde Aile ve Nüfus Politikaları II: Yaşlı Bakım Modelleri Çalıştayı’na katıldı. Yılmaz, Türkiye’de demografik yapının önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini, yaşlı nüfustun toplam nüfus içindeki oranının her geçen yıl arttığını aktararak, "2000 yılında bu oran yüzde 5,7. 2023 yılında ise 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 10’u aştı. Bu da uluslararası bir ölçüt. Bir toplumda 65 yaş üstü nüfus toplam nüfusun yüzde 10’unu aşıyorsa artık o topluma yaşlı bir toplum deniyor. Dolayısıyla Türkiye ilk defa 2023 yılında bu eşiği aşmış oldu. Projeksiyonlara baktığımızda gelecekte bunun daha da artacağını görüyoruz. 2025 yılında bu oran 11,1’e yükselmiş durumda. 2020 yılında 7 milyon 954 bin kişi 65 yaş üstündeyken, 2025 yılında bu sayı 9 milyon 583 bin kişiye ulaşmış durumda" diye konuştu.


TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam etmesi halinde gelecek dönemde yaşlı nüfusunun daha da artacağına dikkati çeken Yılmaz, mevcut eğilimlerin devam ettiği taktirde 2030 yılında yaşlı nüfus oranının 13,5’e, 2040 yılında 17,9’a, 2060’da yüzde 20’ye, 2080’de 33,4’e ve 2100 yılında 33,6’ya yükseleceğini öngördüklerini söyledi.



"Aşağı yukarı 2,5 yılda bir yıl yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız"


Nüfusun yaşlanmasıyla ilgili önemli göstergelerden bir tanesinin de ortanca yaş olduğunu dile getiren Yılmaz, 2000 yılında 24,8 olan ortanca yaşın 2025 yılında ise 34,9’a çıktığını söyleyerek, "25 yılda nüfusumuz 10 yıl yaşlanmış. Aşağı yukarı 2,5 yılda bir yıl yaşlanan bir nüfusla karşı karşıyayız. Bu hızlı bir yaşlanma ve bunun altını çizmemiz lazım. TÜİK tahminlerine göre mevcut eğilim devam ederse 2030 yılında bu ortalama 37,1’e, 2040 yılında 41,4’e, 2060 yılında 48’e, 2080 yılında 51,5’ ve 2100 yılında 52,2’ye ulaşacak" ifadelerini kullandı.



"Yaklaşık 1 milyon 800 bin yaşlı tek başına yaşıyor"


Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, TÜİK verilerine göre yaşlıların önemli bir bölümünün ya tek başına ya da sadece eşiyle yaşadığına dikkati çekerek, "En az bir yaşlı fert bulunan yaklaşık 7 milyon 46 bin hanemiz var. Yaklaşık 1 milyon 800 bini tek başına yaşayan yaşlılar. Özellikle tek başına yaşayan yaşlı sayısındaki artış, yerinde yaşlanma yaklaşımını çok önemli hale getirmekte; evde ve toplum temelli bakım hizmetlerinin güçlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bizim yaşlılığa bakışımız farklı. Biz yaşlıları hiçbir zaman bir yük olarak görmüyoruz. Toplumumuz için bir varlık olarak görüyoruz ve gelecek nesiller için yaşlılarımız bir birikimi temsil ediyor" açıklamasında bulundu.


Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile TÜİK’in Türkiye’nin yaşlı profiline yönelik gerçekleştirdiği saha araştırmasına da değinen Yılmaz, "Burada bireylerimizin yaşam koşullarına, bakım ihtiyaçlarına ve sosyal hayata katılımlarına ilişkin kapsamlı veriler elde edildi. İleri yaş döneminde yaşam tercihleri 65 yaş ve daha yukarı yaştakiler için incelendiğinde; bu kişilerin yaklaşık yüzde 52’si evde bakım hizmeti görmek istiyor. Yaklaşık yüzde 30’u da oğlunun, kızının yanında kalmak istiyor. Sadece yüzde 5,1’i huzurevine gitmek istiyor. Yaşlı nüfusumuzun tercihini esas alacaksak tercih çok net, huzurevi son çare" diye konuştu.



"Kamu ve özel sektör dahil yaklaşık 30 bin yaşlı vatandaşımıza kurumsal hizmet sunulmaktadır"


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2019 yılını ‘Yaşlılar Yılı’ ilan etmesiyle beraber yaşlılık politikalarına yönelik çalışmaların kapsamlı bir dönüşün sürecine girdiğini söyleyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:


"Aynı dönemde gerçekleştirilen I. Yaşlılık Şûrası ile birlikte yaşlılık meselesi; bakım hizmetlerinden aktif yaşlanmaya, sosyal destek mekanizmalarından yaşlı haklarına kadar geniş bir çerçevede ele alınmaya başlanmıştır. 2025 yılının ‘Aile Yılı’, 2026-2035 döneminin ise ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’ ilan edilmesiyle birlikte, yaşlılık politikaları da nüfus ve aile yapısı, demografik dönüşüm ve toplumsal dayanışma perspektifiyle gündemimizde ön sıralardadır. AK Parti Hükümetimizin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yaşlılık politikaları farklı yaşlı gruplarının ihtiyaçlarını dikkate alan, hak temelli ve bütüncül bir yaklaşımla geliştirilmiş; hizmet modelleri çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmıştır. Bu doğrultuda yaşlı bireylere yönelik yürütülen çalışmalar; yaşlılarımızın aileleriyle birlikte, kendi yaşam çevrelerinde ve aktif yaşlanma anlayışı doğrultusunda hayatlarını sürdürmelerini esas almaktadır. Kurumsal bakım hizmetleri alanında son yıllarda önemli kapasite artışları sağlanmış olup, bugün kamu ve özel sektör dahil yaklaşık 30 bin yaşlı vatandaşımıza kurumsal hizmet sunulmaktadır."



"2026 yılı itibarıyla 42 merkezde yaşlı bireylere hizmet sunulmaktadır"


Evde bakım yardımıyla 100 bini aşkın yaşlı bireye destek sağlandığını kaydeden Yılmaz, "Gündüzlü Bakım ve Aktif Yaşam Merkezleri aracılığıyla yaşlı vatandaşımızın sosyal hayata katılımını destekleyen çalışmalar yürütüyoruz. 2026 yılı itibarıyla 42 merkezde yaşlı bireylere hizmet sunulmaktadır. 2016 yılında başlatılan Yaşlı Destek Programı (YADES) kapsamında ise yerel yönetimlerin yaşlılara yönelik hizmet kapasitesi güçlendirilmiş; evde bakım, psiko-sosyal destek ve kültürel faaliyetler bütüncül bir yapıda sunulmuştur. Bu program kapsamında 105 milyon lirayı aşan finansman desteği yerel yönetimlere proje bazlı olarak sunulmuş, 123 proje uygulanmış ve yaklaşık 165 bin yaşlı vatandaşımız istifade etmiştir" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu’nun müşteki olduğu davanın görülmesine başlandı Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, müşteki olduğu davada kendisine şantaj yapıldığını savunurken, tanık C.S., "Şantaj yapacak olsam Işıksu’yu kendi annemin değil başka kız arkadaşlarıyla olan yazışmalarıyla tehdit ederdim. Belediye binasında bilgisayarlar var, annem orada bir bilgisayarda açık kalmış WhatsApp uygulamasına girince Işıksu’nun başka kadınlarla olan mesajlarını görüp fotoğrafladı" dedi. Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işık’nun müşteki olduğu, avukatın "görevi kötüye kullanma" ve "şantaj" suçlarıyla yargılandığı davanın görülmesine başlandı. Sakarya 7. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davanın duruşmasına taraflar ve avukatları katıldı. Savcılık makamında teknik sorunlardan dolayı ifade veremediğini beyan eden sanık avukat E.G., kardeşi H.S.’nin, eşi E.S.’nin hareketlerinden şüphelendiğini ve kendisini aldattığını düşündüğünü öne sürerek, yeğeni C.S.’nin konuyu aktardığını belirtti. C.S.’nin annesi ile Işıksu arasındaki yazışmaları gördüğünü ve kayıtları kendisine sunduğunu öne süren E.G., "H.S. ile görüşüp durumu anlattım, olay çıkmaması için kayıtları kendisine vermedim. Daha sonra eşi E.S. ile görüşüp meseleyi konuştum. E.S., kızının şizofren olduğunu ve tedavi aldığını söyleyerek inkar etti. Bunu babasına sordum, fakat kızının böyle bir tedavi almadığını söyledi" dedi. "Bunların çok ağır ithamlar olduğunu söyledim" E.S.’nin 2013 yılından bu yana özel kalem ekibinde çalıştığını belirten müşteki Işıksu, "E.S. bana 2 kişinin görüşmek istediğini söyledi, bizim kapımız herkese açıktır. Makamıma geldiklerinde E.G. ve E.S.’nin avukatı E.T. olduklarını öğrendim. Görüşmeye başladık, bir müddet sonra bana ’Bir konu var’ diyerek 2 dosya uzattılar, ben de okumaya başladım. Dosyalarda benim E.S. ile yazışmalarımın olduğu şeklinde birtakım belgeler gördüm, bunların çok ağır ithamlar olduğunu söyledim. Bunların dayanağını sorduğumda E.G., C.S.’nin annesi E.S.’nin telefonunu karıştırarak sosyal medya hesabı üzerinden yazışmaları ele geçirdiğini anlattı. Benim böyle bir sosyal medya hesabım olmadığına eminim. Hesapları belediyenin sosyal medya ekibi de kullanıyor, yakın çalışma ekibime de telefonumu programlarda emanet ediyorum, yazışmaları almak için dosyayı incelemek istedim" diye konuştu. "Şantaja uğradığımı anladım" Yapılan görüşmelerde şantaja uğradığını aktaran Işıksu, "’Bu dava size sirayet edebilir’ dediler, ben de ’Siz niye açmadınız’ dedim. Bana ’Züccaciye dükkanına giren fil olmak istemedik’ dediler. Bana bu cümleleri sarf ettikleri an bir şantaja uğradığımı anladım. Dosyayı incelediğimde 20 milyon ve 40 milyon lira sayılarını gördüm, kendilerine benden bir talepleri mi olduğunu sordum. Gümüş de bana ’Mutlaka’ diye cevap verdi. Taleplerinin ne olduğunu sorduğumda bana ısrarla dosyayı işaret ettiler. Ben de görüşmeyi sonlandırmaya karar verdim, Ensar T. de bu konuşmaya şahittir" şeklinde konuştu. "Şantaj yapacak olsam Işıksu ile annemin değil başka kız arkadaşlarıyla olan yazışmalarıyla tehdit ederdim" Duruşmada tanık olarak dinlenilen H.S., eşi E.S.’nin kendisini aldattığından şüphelendiği için ağabeyi E.G.’ye Işıksu ile görüşmesi için yönlendirdiğini, fakat bir para talebinin olmadığını ileri sürdü. Tanık olarak dinlenen C.S. ise annesi E.S.’nin Işıksu ile ilişkisini öğrendikten sonra zor bir süreç yaşadığını ve tehditler aldığını iddia etti. Işıksu’nun başka kadınlarla da görüştüğünü iddia eden C.S., "Amcam bana ’Böyle bir dava açarsak sonuçları olur, karşı tarafın kim olduğundan emin olmamız gerekiyor, bu yüzden Işıksu ile görüşmemiz lazım’ dedi. Amcama annemin telefonunda yakaladığım mesajları şantaj amacıyla vermedim, şantaj yapacak olsam Işıksu’nun kendi annemin değil, başka kız arkadaşlarıyla olan yazışmalarıyla tehdit ederdim. Belediye binasında bilgisayarlar var, annem orada bir bilgisayarda açık kalmış WhatsApp uygulamasına girince Işıksu’nun başka kadınlarla olan mesajlarını görüp fotoğrafladı" ifadelerini kullandı. Mahkeme heyeti, avukat E.T.’nin tanık sıfatıyla zorla getirme kararı uygulanmasına ve dosyadaki eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.