EKONOMİ - 22 Eylül 2025 Pazartesi 18:06

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Hedefimiz yıl sonunda yüzde 30’un altında bir enflasyon oranı"

A
A
A

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, " Hedefimiz yıl sonunda yüzde 30’un altında bir enflasyon oranı. Gelecek sene yüzde 20’nin altında bir enflasyon oranı, 2027’de ise tek haneli enflasyona yeniden ülkemizi kavuşturmak" dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) İkiz Kuleler Konferans Salonu’nda "TOBB Türkiye 100-Türkiye’nin En Hızlı Büyüyen 100 Şirketi" programına katıldı. Yılmaz, çatışmaların yoğunlaştığı, belirsizliklerin arttığı ve krizlerin derinleştiği küresel bir ortamda Türkiye’nin siyasi istikrarı, güçlü kurumları ve kararlı politikalarıyla süreci etkin bir şekilde yönettiğini belirtti. Yılmaz, Türkiye’nin ilk defa tarihinde yüksek gelirli ülkeler ligine adım atmış olacağını ifade etti.

Yılmaz, enflasyonu düşürmek için koordineli, çok boyutlu ve kararlı bir politikayı hayata geçirdiklerine dikkat çeken, şöyle konuştu:

"Hedefimiz yıl sonunda yüzde 30’un altında bir enflasyon oranı. Gelecek sene yüzde 20’nin altında bir enflasyon oranı, 2027’de ise tek haneli enflasyona yeniden ülkemizi kavuşturmak. Bunun için her türlü gayreti sarf ediyoruz. Kolay değil. Bir taraftan depremin yaralarını sararken, bir taraftan çevremizdeki jeopolitik gelişmeleri yakından takip edip tutum alırken, bir taraftan da bu programımızı hayata geçiriyoruz. Enflasyonu düşürürken büyüme performansımızı da belli bir seviyede koruyoruz."

Yılmaz, Merkez Bankası brüt rezervlerinin 2023 yılı mayıs ayında 98,5 milyar dolar seviyesinden 12 Eylül 2025 itibarıyla 177,9 milyar dolara yükseldiğini, küresel risklerin etkisiyle 379 baz puana kadar çıkan ülke CDS risk priminin, 19 Eylül itibarıyla 240 baz puan seviyesine gerilediğini anımsattı.

 "Üretim kapasitemizi enflasyonist baskı olmadan genişleteceğiz"

Yılmaz, OVP’deki 2028 yılı hedeflerine ilişkin enflasyonu kalıcı şekilde tek haneli rakamlara indireceklerini, cari açığı yüzde 1’ler civarına çekeceklerini, gelecek 3 yılda 2,5 milyon ilave istihdam oluşturacaklarını ve işsizlik oranını yüzde 8’in altına ilk defa düşürecek bir perspektifle hareket ettiklerini vurguladı.

Yapısal reformları hızlandıracak üretim kapasitesini enflasyonist baskı olmadan genişleteceklerini ifade eden Yılmaz, "Nasıl yapacağız bunu? Verimlilikle, toplam faktör verimliliğini artırarak, büyümenin kompozisyonunu tüketimden ziyade üretim, yatırım, ihracatla şekillendirerek başaracağız. Sanayimizi yüksek teknolojiye dayalı ve yenilikçi bir yapıyla dönüştüreceğiz. AR-GE ve inovasyon ekosistemini derinleştirerek yapay zeka, yarı iletkenler, savunma sanayi, biyoteknoloji ve uzay teknolojileri gibi stratejik alanlarda özel sektör yatırımlarını güçlü şekilde destekleyeceğiz. Yeşil ve dijital dönüşümü kalkınma sürecimizin merkezine almış durumdayız. Her alanda yeşil ve dijital dönüşümü başarmak zorundayız. Düşük karbonlu üretim, döngüsel ekonomi ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla hem verimliliği artıracak hem de cari dengemizde kalıcı iyileşme sağlayacağız" şeklinde konuştu.

Küresel değer zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde içe kapalı ekonomilerin sürdürülebilir büyüme üretme şansının bulunmadığına dikkat çeken Yılmaz şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye’nin daha müreffeh bir geleceğe ulaşabilmesi, küresel ekonomiyle entegrasyonunun derinleşmesine, dış pazarlara erişimin genişletilmesine ve uluslararası sermayeyle işbirliğini artırmasına bağlıdır. Bu hedeflerin taşıyıcısı ise yenilikçi kapasitesi ve girişimcilik dinamizmiyle Türk özel sektörüdür"

Türkiye 100 Programı’nın bu anlamda önemli olduğunu, Türk özel sektörünün hızlı büyüme potansiyelini görünür kılan en başarılı şirketleri takdir eden ve onların başarı öykülerini küresel ölçekte öne çıkaran bir platform niteliğinde bulunduğunu belirten Yılmaz, "Başarılı şirketlerin ödüllendirilmesi önemli ama ondan daha önemli olan, tüm girişim sisteminin başarıya odaklı bir kültüre yönlendirilmesi diye düşünüyorum. Bu başarılı şirketlerin iyi analiz edilmesi gerekir gerçekten. Diğer işletmelerimize de yol göstermesi anlamında." ifadelerini kullandı.

Yılmaz, ilk 100 arasına giren şirketlerin çoğunlukla dijital alanda hizmet verdiğini, devlet desteklerinden yararlandığı ve yarısından fazlasının ihracat yaptığını görmenin çok anlamlı olduğunu dile getirdi.

Bölgede tırmanan çatışmaların, küresel ekonomide yükselen korumacılığın ve devam eden belirsizliklerin iş dünyasında oluşturduğu kaygıyı çok iyi bildiklerini ifade eden Yılmaz, "Biz de bu tabloyu yakından izliyor, risklerin yanı sıra doğabilecek imkanları değerlendiriyor, yeniden şekillenen küresel sistemde ülkemizi avantajlı bir konuma yerleştirmek için yoğun gayret sarf ediyoruz. Bütün bu politikalarda da girişimciliği ve yenilikçiliği çok önemli görüyoruz. Dinamik bir nüfusumuz var. Girişimci, yenilikçi bir nüfusumuz var. Bütün politikalarımızda bunun çok kıymetli bir unsur olduğuna yürekten inanıyorum. Girişimcilik aynı zamanda bir kültür meselesi. Risk alabilen, fırsatları görüp değerlendirebilen insanlarla yükselen bir kültür. Bizim kamu ve özel sektör olarak hep birlikte bu girişimcilik kültürünü ayakta tutmamız, güçlendirmemiz son derece kıymetli" açıklamalarında bulundu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen törende, "TOBB Türkiye 100-Türkiye’nin En Hızlı Büyüyen 100 Şirketi" listesine giren şirketlere ödülleri verildi.

Mehmet Kalay - Ece Nur Öztürk - Gazi Taş

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Siirt Siirt’te doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı Siirt’te gerçekleştirilen doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı. Siirt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yılmaz Çekmen ve üniversite yürüyüş ekibi, Bağgöze köyü ve Botan Milli Parkı bölgesinde yaptıkları 15 kilometrelik yürüyüş sırasında dikkat çeken fosil kalıntılarıyla karşılaştı. Bağgöze köyündeki havuzlu çeşme bölgesine ulaşan ekip, köydeki çobanların çevredeki dağlardan topladıkları fosilleri sergileyerek adeta açık hava müzesi oluşturduğunu belirtti. Bölgedeki fosillerin milyonlarca yıl öncesine ait olduğu ifade edilirken, herhangi bir eğitim almadan fosilleri toplayan köylülerin bölgenin doğal tarihine ışık tuttuğu kaydedildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Çekmen, bölgede 35 milyon, 66 milyon ve hatta 400 milyon yıl öncesine uzanan fosillerin bulunduğunu söyledi. Çekmen, bulunan kalıntılar arasında gastropodlar, ammonitler, deniz kestaneleri, istiridyeler ve farklı deniz canlılarına ait fosillerin yer aldığını ifade etti. Bölgedeki fosil yoğunluğunun, milyonlarca yıl önce burada deniz canlılarının yaşamış olmasından kaynaklandığını belirten Çekmen, yaşanan depremler ve jeolojik hareketler sonucu canlı kalıntılarının kireç ve toprak tabakaları altında fosilleşerek günümüze ulaştığını dile getirdi. Bağgöze ve Botan bölgesinin sahip olduğu fosil çeşitliliğiyle açık hava müzesi niteliğinde olduğunu vurgulayan Yılmaz Çekmen, bölgenin akademik açıdan detaylı şekilde araştırılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Aydın "Adnan Menderes idam edilmeden önce hemşehrilerinin silahlarını topladılar" Aydın’da medya ve darbelerin toplumsal etkilerinin ele alındığı "Medya ve Darbeler" konulu panelde bugüne kadar kaleme alınmayan bazı gerçekler dile getirildi. Panele katılan köylüler Adnan Menderes’in idam edildiği yıl, köylülerin önce tüm silahlarının toplandığını ardından Çine çayından karşıya geçişlerinin bile izin verilmediğini anlattılar. Köyün eski muhtarı Mehmet Demir, "O yıl köylülerimizin tarlaya gidişine bile izin verilmediği için ekilen pamuklar susuzluktan kurumuş" diyerek Aydın halkının baskı altında tutulduğunu belirtirken, köy halkından Lütfi Küçük ise "Ben de adını taşıdığım dedemden dinlerdim. Merhum Başvekil Adnan Menderes’i diam etmeden önce köylülerin evlerine baskın yapıp silah sayılabilecek ne varsa hepsini didik didik arayıp toplamışlar. Hemşehrileri Menderes’e sahip çıkar diye her türlü baskı yapılmış" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Müzesi’nde gerçekleştirilen ‘Medya ve Darbeler’ panelinde 27 Mayıs 1960 darbesinin bilinmeyen yönleri de ele alındı. Panelde, Türkiye’de darbelerin medya üzerindeki etkileri ile medyanın darbeler sürecindeki rolü akademik ve tarihsel boyutlarıyla değerlendirilirken, 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi ve sonrasında Aydın’da yaşanan ve kayıtlara geçmeyen olaylar da dile getirildi. Panelin moderatörlüğünü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Akkoyun yaptı. Hüsna Yılmaz, Bircan Kayacan ve İrem Delice’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde en ilginç konuları ise köyün eski muhtarı Mehmet Demir ile köy sakinlerinden Lütfü Küçük dile getirdi. "Menderes idam edildiği yıl pamukların sulanmasına bile müsaade edilmedi" Panelde, ülkede yaşanan darbeler öncesi, darbe sırasında ve sonrasında medyanın tutumu durumu ve özellikle dış basının dış kaynaklı yazıları ve manşetleri de ele alınırken panel sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı. 15 Temmuz hain darbe girişiminde demokrasiye sahip çıkan halkın 27 Mayıs 1960 darbesinde aynı refleksi niçin gösteremediğine ilişkin sorular üzerine söz alan köyün eski muhtarı Mehmet Demir ve köy halkından Lütfü Küçük, bu dönemde yaşananların pek çok kişi tarafından bilinmediğini ve o dönemde yazılmadığını belirtti. Menderes’i aslında hemşerilerinin sahip çıktığını ancak o dönem insanların evlerinin dışına çıkmasına bile müsaade edilmediğini belirten Demir ve Küçük, "1960 yılında Çakırbeyli ve çevresindeki pamuk tarlalarındaki pamuklar maalesef sulanmasına bile müsaade edilmediği için kurudu. Bu halkın pamuk tarlasına gitmesine bile askeri cunta müsaade etmedi. Maalesef bazı ortamlarda Menderes’in hemşerileri ‘Menderes’e sahip çıkmadı’ diye suçlanır. O zamanlar iletişim araçları yaygın değil. Demokrasinin durumu belli. Maalesef Menderes idam edilmeden önce ev ev dam dam bu memlekette aranmadık yer kalmamış. Dolma tüfekten tabancaya kadar vatandaşın tüm silahları yatak yorgan arasından alınıp toplanmış. Yetmemiş insanların evlerinden çıkıp tarlasındaki pamuğu sulamasına dahi müsaade etmemişler. O yıl pamuklar bile kurumuş" diyerek 27 Mayıs 1960 darbesinin Aydın’da kayda geçmeyen acı yönlerini dile getirdiler.