POLİTİKA - 08 Ocak 2026 Perşembe 12:37

Bakan Tunç: "12’nci Yargı Paketi’nde hukuk yargılamalarının etkinliğini artırmaya yönelik düzenlemeler var"

A
A
A
Bakan Tunç: "12’nci Yargı Paketi’nde hukuk yargılamalarının etkinliğini artırmaya yönelik düzenlemeler var"

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "12’nci Yargı Paketi’nde hukuk yargılamalarının etkinliğini artırmaya yönelik düzenlemeler, ara buluculuk müessesinin kurumsal yapısını güçlendirecek, yönetim mekanizmalarını çeşitlendirecek yeni fiziki standartların belirlenmesine yönelik çalışmalarımız var" dedi.


Ankara Hakimevi’nde hakimler, savcılar, avukatlar ve çok sayıda davetlinin katılımı ile ‘Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanına Giren Uyuşmazlıklarda Yargı Kararları Işığında Güncel Arabuluculuk Uygulamaları Semineri’ düzenlendi. Seminerin açılışında konuşan Adalet Bakanı Tunç, 12’nci Yargı Paketi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Trafikte yol kesme, örgütlü suçlarla mücadele, çocukların örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda kullanılmasının önüne geçilmesi, bilişim suçlarıyla mücadele gibi konulardaki düzenlemelerin 11’inci Yargı Paketi’yle hayata geçtiğini hatırlatan Tunç, "Şimdi 12’nci Yargı Paketi’yle ilgili çalışmalar söz konusu. Bu konudaki taslak çalışmalarımızı Mevzuat Genel Müdürlüğümüz, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğümüz ile birlikte yargı mensuplarımızla, taraflarla, avukatlarımızla yaptığımız istişareler neticesinde önemli bir çalışma gerçekleştirdik. Bu taslağı milletvekillerimizin takdirlerine arz ettik. 12’nci Yargı Paketi’nde de hukuk yargılamalarının etkinliğini artırmaya yönelik önemli düzenlemeler var. Bu kapsamda da yargı süreçlerini daha da sadeleştirmeye, hızlandırmaya yönelik önemli çalışmalar ve bugünkü toplantımızın konusuyla ilgili olan bazı hususlar da var. Özellikle ara buluculuk müessesinin kurumsal yapısını güçlendirecek, yönetim mekanizmalarını çeşitlendirecek, yeni fiziki standartların belirlenmesine yönelik çalışmalarımız var. Süreçleri anlaşmaya daha fazla katkı sağlayacak şekilde yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Bu konuda yine mevzuat düzenlemelerimiz olacak" diye konuştu.


Bakan Tunç, 12’nci Yargı Paketi’nde yer almasa da aile hukuku kapsamında aile ara buluculuğu sisteminin hayata geçirilmesinin hedeflendiğini belirterek, bu modelle aile içi uyuşmazlıkların özellikle kadın ve çocuklar gözetilerek yıpratıcı yargı süreçlerine girmeden çözülmesinin amaçlandığını vurguladı.



"175 bin 300 dosyada anlaşma sağlandı"


Sulh hukuk mahkemelerinin görev alanında yer alan ve mahkemelerin dosya yükünün önemli bir bölümünü oluşturan uyuşmazlıklarda 7’nci Yargı Paketi’yle yeni bir düzenleme yapıldığını belirten Tunç, "Öncelikle ilamsız icra yoluyla tahliye hariç kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar için zorunlu ara buluculuk sistemini getirdik. Bu sayede kiracıyla kiralayanın yaşayabileceği itilafların büyümeden barışçıl şekilde çözülmesine katkı sunduk. Ortaklığın gidebilmesiyle kat mülkiyetinden kaynaklı uyuşmazlıkları da zorunlu ara buluculuk kapsamına aldık. Böylece mirasçılar arasında veya aynı binada yaşayan insanlar arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıkların adliye koridorlarına taşınmadan daha hızlı ve barışçıl yollarla çözümlenmesine imkan sağladık. Nitekim uygulamada bu tür uyuşmazlıkların büyük bir bölümünün 10 ila 20 gün gibi makul süreler içerisinde sonuçlandığını görüyoruz. Aynı zamanda bu konuda ulaştığımız rakamlar ve istatistikler geldiğimiz olumlu tabloyu da ortaya koymaktadır. Kira davalarında 147 bin 360 dosya anlaşmayla sonuçlandı. Bununla 3 kişiden birinin ara bulucuda anlaştığını görüyoruz. İki taraflı olduğunu düşünsek kira uyuşmazlığının en az 295 bin vatandaşımızın uyuşmazlığı dostane bir şekilde çözdüğünü görüyoruz. Ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarından kaynaklı başvuruların 23 bin 306’sı anlaşmayla, kat mülkiyeti uyuşmazlıklarından kaynaklanan başvuruların da 4 bin 634’ü anlaşmayla sonuçlanmış. Bu rakamlara az önce bahsettiğim kira uyuşmazlığından kaynaklanan anlaşma sayılarını da eklediğimiz zaman 175 bin 300 dosyada anlaşma sağlanmış" şeklinde konuştu.


Ara buluculuk uygulamasının yargıdaki iş yükünü de düşürdüğünü belirten Tunç, uygulamanın başladığı 2013’ten bu yana sulh hukuk mahkemelerine yapılan icra edilebilirlik şerhi başvurusunun 61 bin 176 olduğunu söyledi. 2025 yılında sulh hukuk mahkemelerinde toplam 1 milyon 612 bin 993 dosya bulunduğunu aktaran Bakan Tunç, bunların önemli bir kısmında karar verildiğini, yıl içinde sonuçlandırılan dosya sayısının açılan dosyadan fazla olduğunu vurguladı. Bu durumun biriken iş yükünün eritildiğini gösterdiğini ifade eden Tunç, 2026’da devreden dosya sayısının daha da azalacağını dile getirdi.



"Belge güvenliğini güçlendirmeyi ve yargılamadaki gecikmeleri sona erdirmeyi öngörüyoruz"


12’nci Yargı Paketi’nin yargıyı hızlandırmaya yönelik olacağını ifade eden Tunç, "Hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesi kapsamında ara buluculara uygulanacak disiplin cezalarının açıkça düzenlenmesini öngörüyoruz. Ortaklığın giderilmesi davalarında, taşınmaz satışı öncesinde hissedarlara kendi aralarında anlaşma imkânı sağlayarak, özellikle miras kalan taşınmazların üçüncü kişilere geçmesini önlemeyi amaçlıyoruz. Bu satış işlemlerinin uzmanlaşmış satış müdürlükleri eliyle yürütülmesiyle, süreçlerin daha hızlı, daha düzenli ve daha hatasız ilerlemesini hedefliyoruz. Vesayet altındaki kişilere ait malların satışı, mahkeme süreçleri nedeniyle bazen çok uzayabiliyordu. Bu süreci hızlandırmak için mal varlığıyla ilgili uyuşmazlıklarda kullanılan e-satış sisteminin kapsamını genişletmeyi hedefliyoruz. Görevsizlik ve yetkisizlik kararları ile bu kararlar sonrasında yapılacak işlemlere ilişkin düzenlemeler sayesinde yargılamaların makul sürede sonuçlanması ilkesini daha da güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Bekletici meseleden kaynaklı yargılamaların uzamasına sebep olan usullere ilişkin yapmayı öngördüğümüz düzenlemeyle makul sürede yargılanma hakkını etkin biçimde korumayı amaçlıyoruz. E-duruşma, görüntülü dinleme ve elektronik tebligat gibi dijital imkânları yaygınlaştırarak, bu uygulamaların kapsamını genişletmeyi hedefliyoruz. Bonoda karekod düzenlenmesini zorunlu hale getirerek, bu yolla yapılan usulsüzlüklerin önüne geçmeyi, ihtilafları azaltmayı ve ticari hayatın güven içinde işlemesini sağlamayı öngörüyoruz. Karekod doğrulama zorunluluğuyla belge güvenliğini güçlendirmeyi ve yargılamadaki gecikmeleri sona erdirmeyi öngörüyoruz" ifadelerini kullandı.


Program, hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından sona erdi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Fidan: "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır" Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır. Bunu yaparken savaşın daha büyük bir yaygınlık göstermemesi bizim için önemlidir. Burada savaşın diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önem arz etmektedir" dedi. Dışişleri Bakanı Fidan, özel bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bakan Fidan, İran’daki savaşa ilişkin, "Maalesef bu savaş bütün dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Hem bölgemize hem de küresel politikaya çok ciddi yıkıcı etkileri olmaktadır. Maalesef Amerika’nın ve İsrail’in hukuksuz, uluslararası hukuka aykırı olarak başlattığı bu savaş, giderek daha da bölgesel yayılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Biz tabii Türkiye olarak başından beri kendimize birkaç tane ana hedef koymuştuk. Birincisi, yani mümkünse savaşın çıkmaması; ancak çıktıysa savaşı durdurmaktır. İkincisi savaşın daha genişlemesini ve yayılmasını önlemek; üçüncüsü ise Türkiye’yi bu savaşın dışında tutmaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş konusunda ortaya koyduğu vizyondan bahseden Bakan Fidan, "Cumhurbaşkanımız bu konularda çok net bir vizyon ortaya koydular. Tabii biz de günlük politikaları uygularken, temaslarımızı yaparken ve inisiyatiflerimizi geliştirirken bu çerçeve içerisinde hareket ediyoruz. Esas itibarıyla Türkiye’nin savaştan çok önceki bölgesel vizyonu; bölgede aslında iş birliğini, çatışmaların çözümünü ve bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımı tam da bu türden tehditleri öngördüğü için kıymetliydi. O yolda ciddi adımlar atılmaktaydı; ama mazisi çok önceki yıllara da dayanan, özellikle nükleer mesele ve diğer konulardan kaynaklanan bu birikmiş enerji, bir savaş halinde ortaya çıktı. Tabii bizim dediğimiz gibi savaş çıkar çıkmaz, aslında bu durum 12 Gün Savaşı’nda da gerçekleşti; o zaman da öncesinde, sonrasında ve esnasında geçen sene çok çalışmamız olmuştu. Bu sene de çok çalışmamız vardır" diye konuştu. "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır" Bir numaralı hedeflerinin savaşın durması olduğunu vurgulayan Fidan, "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır. Bunu yaparken savaşın daha büyük bir yaygınlık göstermemesi bizim için önemlidir. Burada savaşın diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önem arz etmektedir. Çünkü bu savaş inşallah öyle veya böyle bir noktada biter; ama nükleer bomba atılmış gibi hani 30-40 sene bir yerde bitki bitmiyorsa, bölgesel istikrarsızlık da böyledir. Bazı yerlerde savaş olunca toplumlar ve kültürler arasında çok ciddi husumetler oluşuyor ve ülkeler arasında bu durum yıllarca devam ediyor. Orada artık iş birliğini, kalkınmayı ve refahı esas alacak bir ortam kuramıyorsunuz. Biz bunun olmamasını istiyoruz; yani bütün çabamız aslında bunu önlemeye yöneliktir" şeklinde konuştu. "Savaşın ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörler de görmüş durumdadır" Savaşın ortaya koyduğu tehdidi bütün aktörlerin gördüğünü vurgulayan Bakan Fidan, şunları kaydetti: "Savaşın aslında ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörler de görmüş durumdadır. Şimdi müzakerelerde bir aşamaya gelindi. Yani en azından müzakereler başladı; Pakistan üzerinden mesaj aktarımı vardır. Bunu hani Amerikalılar bizimle de koordine ediyorlar, biz de onlarla konuşuyoruz. İranlıları da bu konuda bilgilendiriyoruz. Bugün yine hem diğer tarafla hem de İranlılarla uzun görüşmelerimiz oldu. Tarafların nerede durduğunu, neler beklediğini ve hangi türden beklentiler içerisinde olduğunu daha rahat anlamaya çalışarak uygun mesajları vermeye çalışıyoruz. Ancak detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki şu anki müzakere pozisyonları, ister istemez iki tarafın da savaş öncesi müzakere pozisyonlarından farklıdır. Hele İranlılarınki çok daha farklı olacaktır; çünkü savaştan önce İran, tam da bu durumun yaşanmaması için müzakereye giriyordu. Şimdi aslında savaş epey bir noktaya geldi ve İran üzerinde de belli bir yıkım oluştu. Artık müzakereden talep edilenler tabii ki daha farklı olacaktır. Bu durum da aradaki arabulucuların işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Ama inşallah umudumuzu kaybetmeden çalışmaya devam edeceğiz." "İran, Amerika’ya karşı haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisindedir" İran’ın Amerika’ya karşı haklı olarak güven kaybı içinde olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Bence müzakerelerde bir açılış pozisyonu vardır. Burada haliyle ilk pozisyonlar, daha sonra müzakeresi yapılsın diye biraz yukarıdan tutulur. Bence bazı taleplerin yukarıdan tutulması aslında burada alışılmadık bir durum değildir. Yani bu yönetilebilir bir alandır. İran da buna vereceği cevapta o da pozisyonunu yukarıdan tutacaktır. Benim iki tarafa da ifadem şudur: Yani bu açılış pozisyonlarını çok fazla ciddiye almayın; eğer iki tarafta da gerçek bir niyet varsa, onlar muhakkak bir yerde buluşturulabilir. Yani burada önemli olan müzakerenin devam etmesi, tarafların müzakereden çekinmemesi, sahici olması ve birbirlerine güvenmeleridir. Tabii İran, Amerika’ya karşı haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisindedir" diye konuştu. "Bizim üzüldüğümüz nokta bölgenin İsrail’in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte olmasıdır" Bölgenin adım adım İsrail’in yazdığı bir senaryoya doğru gittiğine dikkati çeken Fidan, "Şimdi tabii bizim üzüldüğümüz nokta, maalesef bölgenin adım adım İsrail’in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte olmasıdır. Özellikle hatırlayacak olursak 7 Ekim’den hemen sonra biliyorsunuz İsrail’in ilk zamanlarda dillendirdiği ancak sonra vazgeçtiği bir politikası vardı. Yani özellikle Gazze meselesini hallettikten sonra Lübnan’ı, Suriye’yi, arkasından İran’ı ve Irak’ı hedef alan eylemler yapacağını bir müddet deklare etmişti. Sonra o tarafta sessizliğe büründü ve bunları birebir uygulamaya başladı. Şimdi geldiğimiz noktada aslında İran’a savaş açılırken, İsrail yayılmacılığı üzerinden bölgede çok kalıcı bir fitne tohumunun atıldığını görüyoruz. Bu tohum, bölgedeki Müslümanların artık bir daha bir araya gelmesini neredeyse çok zor hale getirecektir. Bizim Türkiye olarak bir numaralı hedefimiz, bir defa bu fitnenin ortaya çıkmasını önlemektir" dedi.