Yerel Haberler
Adana
Esnaftan 35 milyon TL haraç isteyen  ‘Duygusuzlar’ çetesi çökertildi
19 Şubat 2025 Çarşamba - 10:14 Esnaftan 35 milyon TL haraç isteyen ‘Duygusuzlar’ çetesi çökertildi Adana’da esnaftan toplam 35 milyon TL haraç isteyip alamayınca da iş yerlerini kurşunlayan ‘Duygusuzlar’ çetesi Gasp Büro Amirliği ekiplerince çökertildi. Çete üyesi 10 kişi polis tarafından yakalanırken 7’si tutuklandı. Çetenin hafif makineli tüfek ve tabanca ile yaptığı saldırılar ise kameralara yansıdı. Kentte kendilerini ‘Duygusuzlar’ olarak tanıtan çete üyelerinin oto tamircisi V.K.’yı (66) arayıp, "Biz duygusuzlarız size ceza kestik 15 milyon TL vereceksiniz. Bu parayı ödeyeceksiniz" dediği iddia edildi. V.K. parayı ödemeyi kabul etmedi. Bunun üzerine çete üyelerinden Efehan Ö. (20) ve Ramazan K. (19), 6 Şubat’ta Seyhan ilçesine bağlı Yeşiloba Mahallesi’nde V.K.’nin iş yerine gelerek hafif makineli tüfekle ateş açıp, kaçtı. Zanlılar olaydan saatler sonra da telefon tamirciliği yapan A.S.’yi (56) arayıp 10 milyon TL haraç istedi. Olumsuz yanıt alan Ramazan K. ve Hakan O. (22) A.S’nin Yüreğir ilçesine bağlı Ulubatlı Hasan Mahallesi’ndeki deposuna hafif makineli tüfekle ateş açıp, kaçtı. 15 Şubat’ta çete üyeleri bu sefer de oto galerici K.Ç.’yi (24) arayıp 10 milyon TL haraç istedi. K.Ç. parayı vermeyince Sarıçam ilçesine bağlı Yeni Mahalledeki oto galeriye gelen Ramazan K. tabanca ile ateş açarak kaçtı. Yaşanan kurşunlanma olayları ise anbean güvenli kameralarına yansıdı. Gasp polisleri çeteyi çökertti Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Gasp Büro Amirliği ekipleri şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı. 500 saatlik görüntü izleyen polis çete üyelerinin kimliklerini belirledi. Musa K.’nin (24) çeteye liderlik yaptığı öne sürülürken polis, Ramazan K., Efehan Ö., Hakan O., Emrullah T. (26), İbrahim G. (20), T.C.Ü (16), Hakan G. (19), Salih G. (16) ve Cengiz T.’nin (18) adreslerine operasyon yaptı. Yapılan operasyon çetenin 10 üyesi de yakalandı. Şüphelilerin adreslerinde olaylarda kullandığı hafif makine tüfek, ruhsatsız tabanca, kar maskesi, kask ve eldivenler de ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk şüphelilerden Musa K., Ramazan K., Efehan Ö., Hakan O., Emrullah T., İbrahim G., T.C.Ü. tutuklanırken Hakan G., Salih G. ve Cengiz T. adli kontrol şartıyla serbest kaldı.
Kış aylarında şalgam tüketimi yüzde 40 arttı
19 Şubat 2025 Çarşamba - 09:39 Kış aylarında şalgam tüketimi yüzde 40 arttı Türkiye’de soğuk havanın etkisini sürdürmesi ile bağışıklık sistemini güçlendirici özelliğe sahip şalgam suyuna talep yüzde 40 arttı. Avrupa başta olmak üzere 30’un üzerinde ülkeye ihraç edilen şalgam suyu, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği ve kendine has aromasıyla sofralarda en çok tercih edilen sağlıklı içecekler arasında yer alıyor. Şalgamcılar ise hem yurt içinde hem de yurt dışında sayısız faydası olan şalgamı, daha fazla kişiyle tanıştırmak ve geleneksel lezzetin bilinirliğini artırmak üzere çalışıyor. Siyah havuç ve özel mayayla hazırlanan, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra lezzetinden dolayı birçok kişi tarafından tercih edilen şalgam, kent ve ülke ekonomisine de ciddi katkı sağlıyor. "A vitamini çok önemlidir" Konuyla ilgili İhlas Haber Ajansı’na konuşan Büyük Usta & Serfressh Şalgam firması Gıda Mühendisi Sıla Satıcı, şalgamın faydalarından bahsederek, "Yapımında çok büyük emekler harcadığımız, hiçbir koruyucu ve katkı maddesi kullanmadan, her fıçıyı geleneksel yöntemlerle karıştırdığımız şalgamımızın fermantasyon süreci yaklaşık 25-30 gün sürmektedir. Şalgamın içerisinde bulunan mor havuçtaki antosiyanin pigmentleri sağlık açından önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca mor havuçta bulunan beta karoten, A vitaminin ön maddesidir ve vücuda alındığında A vitaminine dönüşen bir pigmenttir. A vitamini ise göz sağlığı, bağışıklık sistemi, cilt sağlığı, kalp ve böbrek sağlığı için vücuda alınması gereken önemli bir vitamindir" ifadelerini kullandı. "Şalgam 4 mevsim tüketilmeli" Şalgamın 4 mevsim tüketilmesi gereken bir içecek olduğuna dikkat çeken Satıcı, daha sonra şunları söyledi: "Lezzetinden ve insan sağlığına olan faydalarından dolayı ürünlerimize doğal sarımsak ekliyoruz. Sarımsak, bağırsaktaki faydalı bakterileri besleyen bir diyet lifi biçimi olan prebiyotiği barındırmaktadır. Tüketildiğinde insan bağışıklığını güçlendirmesi, vücuttaki iltihabı azaltması, hastalıklardan koruması, kalp hastalığı riskini azaltması, kanser hücreleri ile mücadele etmesi gibi faydaları bulunmaktadır. Sarımsağın bu faydalarından dolayı özellikle kış aylarında şalgam daha çok tercih edilmektedir. Ancak insan sağlığına faydalarından dolayı 4 mevsim tüketilmesi gereken bir içecektir. Şalgamda kullandığımız kaya tuzu ise sofra tuzundan farklı olarak magnezyum, kalsiyum ve potasyum gibi mineralleri barındırdığı için vücudun elektrolit dengesini korur." "Şalgamlarımız gluten içermiyor, çölyak hastaları da tüketebilir." Büyük Usta & Serfressh Şalgam firması Gıda Mühendisi Evren Şekeroğlu ise ürettikleri şalgamın gluten içermediğini vurgulayarak, "Şalgamlarımız gluten içermemektedir. Fermantasyon süreci başlangıcında bulgur unu ile hazırlanan ekşi hamur, özel bez torbalarla fıçılarımızın içine atılır. Yaklaşık 25-30 gün sonra bu torbalar çıkarılır ve doluma hazır hale gelen şalgam, metal filtrelerimizden geçerek muhtemel yabancı veya katı maddelerin tutulması sağlanır. Gluten de buğdayın bir proteini olduğu için, suda çözünmemektedir ve şalgamlarımızda bulunmamaktadır. Bunlar analiz ve testlerle düzenli olarak doğrulanarak, etiketlerimizde Gluten İçermez yazabilmekteyiz. Bakanlıktan bununla ilgili izinlerimiz de bulunmaktadır. Çölyak hastaları ve gluten intoleransı olan bireyler ürünlerimizi rahatlıkla tüketebilir" dedi. "Şalgamın birçok faydası var" Şekeroğlu, şalgamın probiyotik bir ürün olduğunu anlatarak, "Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından probiyotik olarak tüketilmek üzere önerilen Laktik asit bakterileri, fermente gıdalarda bulunan bir bakteri çeşididir ve Adana şalgamına özgü olan ekşi tadı sağlamaktadır. Probiyotik kullanımı mide ve sindirim sistemiyle ilgili sorunların giderilmesine yardımcı olur. Bağırsakta yaşayan iyi ve kötü bakteriler arasında bir denge kurulması ve iyi bakterilerin sayısının artması, sindirimi sağlayan enzimleri aktive ederek ishal, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi problemlerin önlenmesini sağlar" dedi. "Dört mevsim buzdolabından eksik edilmemeli" Kış aylarında şalgam tüketiminin arttığına vurgu yapan Şekeroğlu, "İnsanların pandemi dönemi sonrasında metabolizmaya yararlı ve hastalıklardan korunmaya yardımcı olan Şalgama yönelimleri Türkiye’de soğuk havaların etkisini sürdürmesiyle yaklaşık yüzde 40 oranında artmıştır. Şalgam, bölgesel olmaktan çıkmış, Türkiye’nin her yerinde sıkça tüketilen bir fonksiyonel gıda yani fermente içecek olmuştur. Özellikle et ve hamur işlerinin yanında tüketilen Adana Şalgamı, Türkiye’nin dört bir yanında her sofraya sağlık ve lezzet katmasının yanı sıra Avrupa başta olmak üzere 30’un üzerinde ülkeye ihraç edilmektedir. 4 mevsim mutlaka buzdolabınızdan eksik etmemeniz gereken bir içecek olduğunu hatırlatırız" diye konuştu.
"Zirai dona karşı dikkatli olalım"
19 Şubat 2025 Çarşamba - 09:29 "Zirai dona karşı dikkatli olalım" Adana’da Meteoroloji tarafından yapılan son değerlendirmelere göre, 21-24 Şubat tarihlerinde Adana genelinde zirai don beklenirken, Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Çiftçilerimizin olası zararları en aza indirmek için gerekli tedbirleri vakit kaybetmeden almaları gerekmektedir" dedi. Zirai donun özellikle narenciye, seracılık ve erken ekimi yapılan tarım ürünleri üzerinde ciddi zararlara yol açabileceğini anlatan Doğan, bu kapsamda, çiftçilerin alabileceği başlıca önlemleri şöyle sıraladı: "Yeraltı sulama sistemleri olan çiftçilerimizin bu sistemlerini devreye almaları, rüzgar pervanesi bulunan çiftçilerimizin pervane bakımlarını yaptırmaları ve hazır bekletmeleri, seralarda plastik örtülerin altında tül örtü kullanılması veya açık alanlardaki bitkilerin uygun malzemelerle örtülmesi." Doğan, geçmiş yıllarda Adana’da meydana gelen zirai don olaylarının, tarım sektörüne büyük zararlara yol açtığını belirterek, "Özellikle 2014 ve 2015 yıllarında yaşanan don hadiseleri, narenciye ve meyve üretiminde ciddi kayıplara neden olmuştur. 2015 yılında gerçekleşen don, bazı ürünlerde yaklaşık yüzde 30 oranında üretim kaybına yol açmıştır. Ayrıca, 2022 yılında Mart ayında yaşanan don olayları, başta narenciye olmak üzere, patates, domates, şeftali, nektarin, erik, karpuz ve kavun gibi tarım ürünlerine zarar verdi" diye konuştu. Doğan, geçmiş deneyimlerden yola çıkarak çiftçilerin bu tür olaylara karşı daha bilinçli ve hazırlıklı olması gerektiğini ifade etti. Bu süreçte çiftçilerin tarlalarını ve seralarını daha yakından takip etmeleri, meteorolojik tahminleri düzenli olarak izlemeleri gerektiğini vurgulayan Doğan, "Çiftçilerimizin emeklerinin zarar görmemesi için bu tedbirlerin titizlikle uygulanmasını rica ediyorum. Tüm üreticilerimize bol bereketli bir sezon dilerim" dedi.
"İyileşmeyen ayak yaraları kangrene yol açabilir"
19 Şubat 2025 Çarşamba - 09:13 "İyileşmeyen ayak yaraları kangrene yol açabilir" İyileşmeyen ayak yaralarının hastalarda kangrene ve hatta ölüme yol açabileceğine dikkat çeken Girişimsel Radyoloji Hekimi Dr. Bilal Kaya sigara içenlerin, diyabet hastalarının, yüksek tansiyon ve kolesterolü olanların risk grubunda yer aldığını söyleyerek bu kişilerin dikkatli olmaları uyarısında bulundu. Acıbadem Adana Hastanesi Girişimsel Radyoloji Hekimi Dr. Bilal Kaya özellikle diyabet hastalığı olanlarda ve sigara içenlerde görülen iyileşmeyen ayak yaraları hakkında önemli bilgiler verdi. İyileşmeyen bu ayak yaralarının hastalarda kangrene ve hatta ölüme kadar gidebilen sorunlara yol açtığını belirten Dr. Kaya "Bu hastalarda kalp damarlarında da sıklıkla problem yaşanır. Benzer şekilde kalp dışındaki boyun, şah damarı, kollar böbrek ve diğer iç organa giden damarlarda darlık ve tıkanıklıklar gözlenmektedir. Temelinde damar sertliği olan bu durum 50 yaşın üzerinde her 100 kişiden 5 ila 15’inde görülmekte ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır" dedi. Periferik damar hastalığının kalp ve beyin dışındaki tüm kan damarların (atardamar) hastalıkları anlamına geldiğini anlatan Dr. Kaya "En sık neden ateroskleroz yani damar sertliğidir. Bacak damar hastalıklarında en yaygın şikayet yürümek, koşmak, merdiven çıkmakla meydana gelen ve dinlenme ile geçen ağrıdır. Zamanla ağrı istirahat sırasında bile hissedilir hale gelir. Sonrasında ise iyileşmeyen yaralar ve kangren görülür" diye konuştu. "Atardamarlar esnekliğini kaybedip kalınlaşır" Sağlıklı arterler yani atardamarların esnek, güçlü ve elastik olduğunu ifade eden Dr. Kaya zaman içinde arterin maruz kaldığı basıncın artması ve yağ birikmesiyle arter duvarlarının kalınlaşıp esnekliğini yitirdiğini hatta bazen kan akımı bozulup kesintiye uğradığını, bu duruma da "ateroskleroz" denildiğini dile getirdi. Aterosklerozun genelde bir kalp problemi olarak bilinse de kol ve bacaklara giden damarları tutarak periferik arter hastalığı olarak bilinen tabloya, kalp arterlerini tuttuğunda kalp krizine ve beyin damarlarını tuttuğunda inme ve felçlere, büyük damar tutulumlarında ise anevrizmalara yol açabileceğini vurguladı. Dr. Kaya damar sertliğine yol açan risk faktörlerini "sigara içmek, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, erkek olmak ve ailede bu hastalığa rastlanması" olarak sıraladı. Damar tıkanmasına yol açan faktörlerden sigaranın "engellenebilir" bir neden olduğunun altını çizdi. "İlk şikayetler ‘Vitrin hastalığı’ ile başlıyor" Halk arasında "vitrin" hastalığı olarak da bilinen, yürümekle ortaya çıkan baldır veya kalça ağrısının (kladikasyo) genellikle ilk gözlemlenen şikayet olduğunu belirten Dr. Kaya "Hastaların bu ağrısı belli bir süre dinlenmekle geçer ve aynı mesafeyi yürüdüğünde tekrar ağrı oluşur. Bu aşamada bacaklardaki damar darlıkları veya tıkanıklıkları dokuların beslenmesini bozacak kadar artmıştır ancak yara oluşmasına neden olacak kadar ciddi değildir. Ancak damarlardaki problemler arttıkça şikayetlerin şiddeti de artar ve artık istirahatte bile ağrı oluşmaya başlar" dedi. İstirahat sırasında bile geçmeyen ağrının ciddi sağlık sorunlarının habercisi olduğunu ifade eden Dr. Kaya bu hasta grubunda ayakta herhangi bir nedenle oluşabilecek yaranın, dokuların beslenmesi yetersiz olduğu için iyileşemeyeceğini, giderek büyüyeceğini ve eklenen enfeksiyonlar ile hastanın hayatını bile tehdit edecek seviyeye çıkabileceğini anlattı. Bu yüzden özellikle şeker hastalarının ve sigara içenlerin bacak damarlarının sağlığını kontrol ettirmeleri gerektiği uyarısında bulundu. "Hastaya göre tedavi yaklaşımı esastır" Bu damar hastalıklarının tanı sürecine değinen Dr. Kaya muayeneye ek olarak BT ve MR anjiografi yöntemlerinin, ayrıca hem tanı koyup hem de tedaviyi planlamayı sağlayan Dopler USG yönteminin uygulandığını ifade etti. Tedavide "hastaya göre" yaklaşımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Kaya şunları dile getirdi: "Yaşam ve beslenme şeklinin değiştirilmesi, düzenli egzersiz, ilaç tedavisi olmazsa olmazlardır. Damarın hangi seviyesinin etkilendiğine bağlı olarak cerrahi veya anjiyo ile tedavi seçenekleri mevcuttur. Anjiyo ile tedavilerin gelişen teknolojik imkanlarla birlikte başarıları oldukça artmıştır. Yürüme ile meydana gelen bacak ağrısının ortadan kaldırılması, istirahat ağrısının giderilmesi, yara iyileşmesinin sağlanabilmesi ve dolayısıyla ayağın kesilmeden kurtarılması anjiyografik yöntemler ile sağlanabilmektedir". Cerrahiye kıyasla riskleri daha düşük olan anjiyografik yöntemler ile iyileşmeyen ayak yaralarının iyileşmesinin sağlanabileceği ve ayağın kurtarılabileceğini söyledi.
Üniversite ile Adana Sanayi Odası arasında işbirliği prokotolü imzalandı
18 Şubat 2025 Salı - 13:05 Üniversite ile Adana Sanayi Odası arasında işbirliği prokotolü imzalandı Çukurova Üniversitesi Adana Meslek Yüksekokulu ve Adana Sanayi Odası iş birliğinde 2022 yılında hayata geçirilen 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim Protokolü kapsamında yürütülen faaliyetler çerçevesinde, 2026 yılında işletmelerde staj yapacak öğrenciler için işbaşı protokolü imzalandı. Bu yıl itibarıyla İşletmede Mesleki Eğitim Protokolü’ne dahil olan firma sayısı 67’ye ulaştı. Adana Sanayi Kampüsü’nde gerçekleştirilen etkinliğe Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Çukurova Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Akıllı, Prof. Dr. Ömer Korkut, Prof. Dr. Hacer Yıldızdaş, Rektör Başdanışmanı Doç. Dr. Metin Özkan, Genel Sekreter Kürşad Birinci, Adana Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Nuriye Say, Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Erdoğan Şire, Yönetim Kurulu Üyeleri İsa Tuzcu, Hulusi Akkoç, Genel Sekteri Veli Oğuz ve iş dünyası temsilcilerinin katıldı. Toplantının açılışında konuşan Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, mesleki eğitimin önemine vurgu yaptı. Prof. Dr. Beriş, iş dünyasının dinamiklerine uyum sağlayan, sahada yetkin bireylerin yetişmesinin sanayi ve üniversite iş birliği sayesinde mümkün olacağını belirterek şunları söyledi: "Sanayi ve üniversite arasında artık keskin ayrımlar kalmadı. Mavi yakalılar ve beyaz yakalılar arasındaki sınırlar giderek silikleşiyor. Günümüz dünyasında pratik bilgiye sahip olmak ve sahada deneyim kazanmak büyük önem taşıyor. Çukurova Üniversitesi olarak sanayinin ihtiyaçlarını dinleyerek ve öğretim elemanlarımızın bilgi birikimini reel sektörün faydasına sunarak yeni modeller geliştirmeye devam ediyoruz. Bu bağlamda, Adana Sanayi Odası ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde öğrencilerimizin yalnızca teorik bilgiyle değil, sahada kazanacakları deneyimle mezun olmalarını hedefliyoruz." Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç ise yaptığı konuşmada, sanayi ve mesleki eğitim arasındaki köprünün güçlendirilmesinin Adana’nın sanayi ekosistemine büyük katkılar sağlayacağını ifade etti. Başkan Kıvanç, protokolün sadece bir eğitim anlaşması olmadığını, aynı zamanda bölgenin ekonomik kalkınmasını destekleyen stratejik bir yatırım olduğunu vurguladı: "Adana Sanayi Odası ve Çukurova Üniversitesi Adana Meslek Yüksekokulu arasında büyük öneme sahip bir iş birliği protokolünü genişletmenin mutluluğunu yaşıyoruz. 2022 yılında başlattığımız ve pilot olarak uyguladığımız bu model, mesleki eğitimin uygulamalı olarak gerçekleşmesine önemli katkı sağlamıştı. Bugün bu modelin kapsamını genişletiyoruz ve daha fazla öğrencimizi sanayi ile buluşturacak yeni bir adım atıyoruz. Sanayimizin yetişmiş insan gücüne duyduğu ihtiyaç her geçen gün artıyor. Artık firmalar yalnızca teorik bilgiye sahip bireyleri değil, sahada yetkin, mesleki becerileri gelişmiş, yenilikçi ve uyum sağlayabilen profesyonelleri istihdam etmek istiyor. Bu noktada, üniversite-sanayi iş birliği, sadece öğrencilerimizin mesleki becerilerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda işletmelerimizin rekabet gücünü artıracaktır. Teoriyi bilmek güzeldir ama asıl öğrenme sahada başlar. Bugün imzaladığımız bu protokol sayesinde gençlerimiz, işletmelerde deneyim kazanarak hem mesleklerini en iyi şekilde öğrenme fırsatı bulacak hem de iş dünyasına daha donanımlı adım atacaklar." Adana Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Nuriye Say ise mesleki eğitimin ve sahada deneyim kazanmanın önemine değindi. Say, işletmede mesleki eğitim programının başarıyla uygulandığını ve bu modelin daha da geliştirileceğini ifade etti: "Adana Meslek Yüksekokulu olarak, işletmede mesleki eğitim programını üç yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, iş dünyası ile daha yakın ilişkiler kurarak öğrencilerimizin eğitimini sahada pekiştiriyoruz. Altı teknik programımızla mesleki eğitimde yeni bir model ortaya koyuyoruz. Sanayi Odası ile yürüttüğümüz bu ortaklık sayesinde öğrencilerimiz, firmalarla birebir çalışarak sektörün ihtiyaçlarını yerinde görme fırsatı yakalıyor. Bu yıl itibariyle 67 firmamız bu protokolü imzaladı. Amacımız, sadece Adana’ya değil, Türkiye’ye örnek olabilecek bir model oluşturarak mesleki eğitimi daha da güçlendirmek." Toplantının devamında, KSG Metal Genel Müdürü Şule Karalı ve Barış Mühendislik Yönetim Kurulu Başkanı Metin Karabacak deneyimlerini paylaştılar. İş dünyasının temsilcileri, mesleki eğitimin sahadaki önemine dikkat çekerek öğrencilere rehberlik etmeye hazır olduklarını dile getirdiler. Açılış konuşmalarının ardından, Çukurova Üniversitesi Adana Meslek Yüksekokulu, Adana Sanayi Odası ve firmalar arasında işbaşı eğitim protokolü imzalandı. Bu protokol sayesinde öğrenciler, mezuniyet öncesinde işletmelerde deneyim kazanarak mesleki donanımlarını artıracak ve iş dünyasına hazır hale gelecekler.
Uzm. Dr. Aşık: "Genç yaşta görülen bel ağrıları romatizma kaynaklı olabilir"
18 Şubat 2025 Salı - 10:18 Uzm. Dr. Aşık: "Genç yaşta görülen bel ağrıları romatizma kaynaklı olabilir" Romatoloji Uzmanı Dr. Mehmet Ali Aşık, bel ağrılarının nedeninin romatizma kaynaklı olabileceğini belirterek, "Omurga ya da bel romatizması olarak bilinen Ankilozan Spondilit, genellikle genç yaşlarda ortaya çıkan, omurgayı, eklemleri ve omurga ile kalça kemiği arasında bulunan sakroiliak eklemi etkileyen iltihaplı romatizmal bir hastalıktır. Genellikle 45 yaşın altında ve erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha sık görülür" dedi. Medical Park Adana Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mehmet Ali Aşık, halk arasında omurga ya da bel romatizması olarak bilinen Ankilozan Spondilit hakkında açıklamalarda bulundu. "Genetik geçişli bir hastalık" Hastalığın tanımını yapan Uzm. Dr. Aşık, "Omurga ya da bel romatizması olarak bilinen Ankilozan Spondilit, genellikle genç yaşlarda ortaya çıkan, omurgayı, eklemleri ve omurga ile kalça kemiği arasında bulunan sakroiliak eklemi etkileyen iltihaplı romatizmal bir hastalıktır. Genellikle 45 yaşın altında ve erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha sık görülür. Toplumdaki sıklığı ise yüzde 0.3-1.4 arasında değişmektedir. Ankilozan spondilit genetik geçişli bir hastalıktır. Birinci derece yakınlarında bu hastalık tanısı olan kişilerde hastalık görülme oranı yüksektir. HLA-B27 geni ile hastalık arasında ilişki bulunmaktadır. Bu geni taşıyan kişilerde hastalık çok daha sıktır" şeklinde konuştu. "Bel fıtığıyla karışabiliyor" Hastalardaki en sık şikayetin, sabahları olan bel ve sırt ağrısı olduğunu belirten Uzm. Dr. Aşık, "Genellikle bel fıtığıyla karışabilmekte ve hastalığın tanısında gecikmeye neden olmaktadır. Hastalıkların ayrımında inflamatuvar karakterde dediğimiz; istirahatle artan hareketle azalan, gece uykudan uyandırabilen ve sabah tutukluluğunun eşlik ettiği bel ağrısı öyküsü önemlidir" diye konuştu. "Sabahları sırt ağrısı olabilir" Uzm. Dr. Aşık, hastalığın başlıca belirtilerini şu şekilde sıraladı: "Sabahları olan bel boyun sırt ağrısı, istirahatle ağrıların artış göstermesi ve hareketle ağrıların azalması, sabahları topuklarda ağrı olması, eklemlerde ağrı ve şişlik, göğüs kafesinde ağrı ve şişlik, şikayetlerin 45 yaşından önce başlaması ve 3 aydan daha uzun sürmesi." "Ağrılar istirahatte artış gösterir ve hareketle azalır" Hastalığın ilk dönemlerinde bel ve sırt ağrısı dışında çok fazla belirti görülmediği için çoğu zaman dikkate alınmadığını söyleyen Uzm. Dr. Aşık, "Zamanla ağrıların şiddetinde artış görülür. Ağrılar istirahat halinde artış gösterir ve hareketle azalır. Sabah uyandıktan sonra özellikle bel, boyun ve sırt bölgesinde hissedilen ve otuz dakikayı aşan tutukluluk olur. Topuklar üzerine basmakla ağrı hissedilebilir. Göğüs kafesinde, diz, ayak bilekleri, kalça gibi eklemlerde ağrı ve şişlikler görülebilir" dedi. "Genetik geçişli bir hastalık olduğundan aile öyküsü sorgulanmalıdır" Bel romatizmasının ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle omurga ve eklemlerde geri dönüşümsüz hasara ve omurgada öne doğru eğilmeye yol açabileceğine değinen Aşık, "Ankilozan spondilit eklemler dışında göz (özellikle ön üveit), kalp kapak hastalığı, böbrek ve bağırsakları(iltihaplı bağırsak hastalığı) etkileyebilmektedir. Hastalığın tanısında inflamatuvar karakterde ağrı (istirahatle artan hareketle azalan ve 30 dakikadan uzun süren sabah tutukluğun eşlik ettiği ağrı) öyküsü önemlidir. Genetik geçişli bir hastalık olması nedeniyle aile öyküsü sorgulanmalıdır. Ayrıntılı anamnez ve fizik muayene sonrası istenecek tetkiklerle hastalık tanısı rahatlıkla konmaktadır" ifadelerini kullandı. "İlaç tedavisinin yanı sıra düzenli egzersiz de önemlidir" Hastalığın tedavi ile kontrol altına alınabileceğinden bahseden Uzm. Dr. Aşık, "Hastalığın tedavisinde anti-inflamatuvar dediğimiz inflamasyonu baskılayıcı ilaçlar (NSAİİ) kullanılmaktadır. Bu tedavilere yanıtsız olan hastalarda biyolojik ilaç olarak isimlendirilen tedaviler uygun hastalarda kullanılabilmektedir. Ayrıca ilaç tedavisinin yanı sıra düzenli egzersiz de önemlidir. Ankilozan Spondilit tedavi edilmezse ilerleyici bir hastalık olması nedeniyle düzenli takip önemlidir. Sabah tutukluluğun eşlik ettiği bel sırt ağrısı olan hastaların romatoloji hekimi tarafından ayrıntılı değerlendirilmesi gereklidir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.