Yerel Haberler
Adana
Sıcaklar etkisini artırmadan 3 kişi serinlemek isterken öldü 26 Nisan 2026 Pazar - 09:55:46 Adana’da havaların ısınmasıyla birlikte serinlemek amacıyla sulama kanalı ve göle giren 3 kişi boğularak hayatını kaybederken, kentte her yıl ortalama 25-30 kişinin serinlemek isterken hayatını kaybettiği öğrenildi. Adana’da havaların yavaş yavaş ısınmaya başlamasıyla birlikte serinlemek isteyen gençler Seyhan Nehri, sulama kanalları ve Seyhan Baraj Gölü’ne girmeye başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da serinlemek isterken ölüm vakaları kendini gösterdi. Henüz sıcaklar çok başlamamışken bir haftada 3 genç sulama kanalı ve gölde boğularak can verdi. Adana’da tablo ağır Adana’da özellikle yaz aylarında sulama kanalları, gölet ve barajlarda boğulma vakaları sık sık yaşanıyor. Verilere göre kentte son 10 yılda 250’den fazla kişi boğularak hayatını kaybetti. Bu da her yıl ortalama 25 ila 30 kişinin boğularak can verdiğini ortaya koyuyor. Adana Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri, sulama kanallarının güçlü akıntı ve ani derinlik değişimleri nedeniyle son derece tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, vatandaşları bu alanlardan uzak durması konusunda uyarıyor, ancak buna rağmen gençler özellikle sulama kanallarına girmeye devam ediyor. Ayrıca TÜİK verilerine göre Türkiye genelinde 2023 yılında bu sayı 572 olarak kayıtlara geçerken, bazı veriler son yıllarda bu rakamın yıllık ortalama 900 ila bin 200’ü bulabildiğine işaret ediyor.
Bir dönemin beyaz altını, pamukta hasat başladı
11 Eylül 2025 Perşembe - 11:52 Bir dönemin beyaz altını, pamukta hasat başladı Türkiye’nin önemli tarımsal üretim merkezlerinden Adana’da 124 bin 500 dönüm alanda ekilen pamuğun hasadı başladı. Ülke üretiminde 5. sırada yer alırken bir zamanların ‘beyaz altın’ olarak nitelendirilen pamukta yeni sezonun hasadı başladı. 2018 yılında kent genelinde 455 bin dönüm alanda ekilen pamuk, aradan geçen 7 yılda, Çukurova bölgesinde ürün çeşitliliğin artması, pamuk fiyatlarının düşmesi ve girdi maliyetlerinin artması sebebiyle bu sene 124 bin 500 dönüm alana geriledi. Kuraklık verimi vurdu Çukurova bölgesinde tarlasında pamuktan başka ürün yetişmeyecek çiftçiler pamuğu toprakla buluşturdu ancak bu sene yaşanan kuraklık verimi de etkiledi. Pamuktan bu sene dönüme ortalama 350-400 kilogram verim alınması bekleniyor. Hasat sırasında İhlas Haber Ajansı muhabirine konuşan Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Artık pamuk eskisi gibi Adana’da çok fazla ekilmiyor. Sadece diğer ürünlere elverişli olmayan çorak arazilerde çiftçimiz pamuğu ekiyor. Bazı tarlalarda çiftçimiz dönüme 300 kilogram pamuktan verim alacak. Adana’da pamuk denildiğinde eskiden romanlara, türkülere, filmlere konu olan ağalar gelirdi. Ovamızda ürün çeşitliliği arttığından dolayı artık onlar bitti" ifadelerini kullandı. "Son yılların en düşük ekim alanı" 2017 yılında verilen dönüme 80 kuruşluk destek ile pamuk üretiminin arttığına dikkat çeken Doğan, "2017 yılında 80 kuruşluk verilen destek ile o yıl 270 bin dönüm alanda ekilen pamuk 2018 yılında 455 bin dönüme çıktı. Ancak bu sefer de pamuk para etmeyince ekim alanları azaldı. Bu sene 124 bin 500 dönüm alanda pamuk ekimi var. Bu ekilen alanlarda ise çiftçimiz başka ürün yetiştiremediği için pamuk ekiyor. Tarlası boş kalsın istemiyor. Son yılların en düşük ekim alanı yaşanmakta" diye konuştu. Pamuğa dekar başına bin 98 lira destek verildiğine değinen Doğan, pamukta kilogram başına maliyetin 31 lira olduğunu, fiyatlarının açıklanmadığını ve açıklanacak fiyatın kilogram başına en az 35 lira olması gerektiğini söyledi.
Çölyak vücuttaki birçok organı etkileyebilir
11 Eylül 2025 Perşembe - 11:43 Çölyak vücuttaki birçok organı etkileyebilir Çölyak hastalığında disiplinli takip, doğru tanı ve bilinçli tedavinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Birol Özer, "Çölyak hastalığı denildiğinde toplumda hala büyük bir bilgi eksikliği var. Bu hastalık, sadece sindirim sistemini değil, vücuttaki pek çok organı da etkileyebilen ciddi bir tabloya dönüşebiliyor" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Merkez Müdürü ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı ile Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Birol Özer, toplumda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman göz ardı edilen ’çölyak hastalığı’ hakkında önemli uyarılarda bulundu. Birol Özer, çölyak hastalığının toplumda yüzde 1 sıklıkta sanılandan daha fazla görüldüğüne dikkati çekerken bu kişilerin bir kısmında ise hiçbir belirti görülmediğini vurguladı. "Herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir" Çölyak hastalığının yalnızca bağırsakları etkilemediğini belirten Prof.Dr. Özer, "İnce bağırsakta emilim bozukluklarına yol açan çölyak, uzun vadede karaciğerden kemik yapısına kadar pek çok sistemi etkileyebilir. Bu nedenle tanı almak ve tedaviye başlamak son derece kritik. Çocukluk çağından ileri yaşlara kadar herhangi bir zamanda çölyak hastalığı ortaya çıkabilir. Buğday tüketiminin yaygın olduğu bölgelerde çölyak daha sık görülüyor. Örneğin Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika ve Batı Asya’da yaygınken, Çin, Japonya ve bazı Afrika bölgelerinde neredeyse hiç yok. Çünkü bu toplumlar buğday temelli beslenmiyor" diye konuştu. Çocuklarda tanı zorlaşıyor Çocuklarda tanının daha da zorlaştığını vurgulayan Özer, "Özellikle anne sütüyle uzun süre beslenen çocuklarda buğdayla temas geç yaşta olduğu için belirtiler daha geç ortaya çıkıyor. Ancak çocuk 2 yaşına geldiğinde ve buğday ürünleriyle karşılaştığında ishal, gelişme geriliği gibi sorunlar baş gösterebilir. İnce bağırsağın iç yapısı hasar gördüğünde gıdaların emilimi azalıyor ve çocuklarda boy uzamaması, ergenliğe girmede gecikme gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bazı çocuklar kronik ishal ile geliyor, bunlar kolaylıkla tanı alabiliyor. Ama bazıları ise hiçbir zaman teşhis edilmiyor" ifadelerini kullandı. Yetişkinlerde siroz gelişebiliyor Yetişkinlerde hastalığın farklı belirtiler gösterdiğini dile getiren Özer, "Örneğin açıklanamayan karaciğer test bozuklukları söz konusuysa akla mutlaka çölyak gelmelidir. Hatta bazı hastalarda çölyak nedeniyle siroz gelişebiliyor. Ancak bu tür örnekler sizi korkutmasın. Her bağırsak şikayetinde hemen çölyak testi yaptırmak doğru değil. Sadece risk grubundaki bireylerin tarama yaptırması yeterli. Ailede çölyak varsa, şeker hastalığı ya da tiroid gibi otoimmün hastalıklar varsa, bu bireyler mutlaka test yaptırmalıdır. Çölyak hastalığı denildiğinde toplumda hala büyük bir bilgi eksikliği var. Oysa bu hastalık, sadece sindirim sistemini değil, vücuttaki pek çok organı da etkileyebilen ciddi bir tabloya dönüşebiliyor" dedi. Gizli çölyak hastalığına dikkat Çocuklukta teşhis konulup diyetle düzelen hastalar olduğuna dikkat çeken Birol Özer, şöyle devam etti: "Bu hastalarda glutene tekrar başlandığında hastalık bazen hiç nüksetmeyebiliyor. Bu gruba ‘gizli çölyak’ deniliyor. Ancak bu hastalarda da düzenli takip şart. Yüzde 20’sinde hastalık yeniden ortaya çıkabilir. Bu yüzden tamamen unutulmamalı. Toplumda şöyle bir yanılgı var; ‘Bana bir ilaç verilsin, her gün içeyim, iyileşeyim’ Ama çölyakta böyle bir tedavi şekli yok. Bu hastalığın tek etkili tedavisi diyet. Üstelik sıkı uyulması gereken bir diyet. Glutenli ürünlerden kaçınmak şart. Aksi takdirde hastalık iyileşmiyor. Bazı hastaların en büyük endişesi kanser riski. Eğer kişi diyete uymazsa, bağırsaklarda uzun vadede ülserleşme meydana gelebilir ve bu da ince bağırsak tipi lenf kanseri veya yemek borusu kanserine yol açabilir. Ama bu çok küçük bir hasta grubunda görülür. Diyete uyan bireyler için bu risk son derece düşüktür. Çölyak hastalığında disiplinli takip, doğru tanı ve bilinçli tedavi hayati önem taşır."
Adana’da yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan 11 katlı bina, damına iş makinesi çıkartılarak yıkılıyor
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:20 Adana’da yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan 11 katlı bina, damına iş makinesi çıkartılarak yıkılıyor Adana’da yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan ancak bir türlü tamamlanamayan 11 katlı binanın damına iş makinesi çıkartılarak yıkılması ilginç bir görüntü oluşturdu. Seyhan ilçesinde Kasım Gülek Bulvarı ile Hacı Ömer Sabancı Bulvarı’nın kesiştiği Hastaneler Kavşağı’nda, yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan fakat hukuki ve maddi sebeplerle yapımı bir türlü tamamlanamayan iki apartman, metruk hale geldi. Aradan geçen süreçte onlarca intihar girişiminin yaşandığı inşaat; alkol ve madde bağımlıları ile fuhuş yapanların da meskeni haline geldi. Apartmanların ilki bundan 3 yıl önce yıkıldı. Apartmanlardan ikincisinin yıkımına ise bir hafta önce başlandı. Apartman evlerin arasında olduğu için vinç yardımıyla damına iş makinesi çıkartılarak yıkımına başlandı. 11 katlı apartmanın 4-5 katının yıkımı tamamlandı. "Çevre güvenliğini alıp mini iş makinesiyle yıkıyoruz" İş makinesinin dama çıkartıldığını gören birçok vatandaş bu durumun güvenli olup olmadığını sorgularken, yıkım firmasının sahibi Seyfettin Can, "Tüm dünyada yıkımın tekniği vardır. Çok katlı binaları yüksek erişimli iş makineleriyle yıkmalıyız ancak onların ortama girmesi müsait değil. O makinelerin normal tonajı 60 ton geliyor. 60 tonluk iş makinesini her zaman her yere girdiremiyoruz. Bizler de o sebeple yukarıya mini makine katıyoruz ve çevre güvenliğini aldıktan sonra kat eksilterek yıkıyoruz. En sonda iş makinelerimizi gelip molozları alıyor" dedi. Bina yıkımında birçok husus olduğuna dikkat çeken Can, "Hem yıkan firma hem de işi veren firma sorumluluk altında. Bizler, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ‘Y1-Y2 ve Y3’ belgelerin alıyoruz. Bu belgeleri alan firma lisanslı oluyor. Lisanslı olmayan firma dışında yıkım yapılmaması gerek. Bizler bakanlığa teminat veriyoruz. Eğer yıkım sırasında 3. şahıslarla bir sorun olursa karşı taraf benden parayı alamazsa Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurabilir. Bakanlıkta bizim teminatımızı bozup zararı öder ve sözleşmemizi fesheder" diye bilgi verdi.
11 katlı bina damına iş makinası çıkartılarak yıkılıyor
11 Eylül 2025 Perşembe - 10:18 11 katlı bina damına iş makinası çıkartılarak yıkılıyor Adana’da yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan ancak bir türlü tamamlanamayan 11 katlı binanın, damına iş makinası çıkartılarak yıkılması ilginç bir görüntü oluşturdu. Seyhan ilçesinde Kasım Gülek Bulvarı ile Hacı Ömer Sabancı Bulvarı’nın kesiştiği Hastaneler Kavşağı’nda yaklaşık 33 yıl önce inşaatına başlanan fakat hukuki ve maddi sebeplerle yapımı bir türlü tamamlanamayan iki apartman, metruk hale geldi. Aradan geçen süreçte onlarca intihar girişiminin yaşandığı inşaat, alkol ve madde bağımlıları ile fuhuş yapanların da meskeni haline geldi. Apartmanların ilki bundan 3 yıl önce yıkıldı. Apartmanlardan ikincisinin yıkımına ise bir hafta önce başlandı. Apartman evlerin arasında olduğu için vinç yardımıyla damına iş makinesi çıkartılarak yıkımına başlandı. 11 katlı apartmanın 4-5 katının yıkımı tamamlandı. "Çevre güvenliğini alıp mini iş makinesiyle yıkıyoruz" İş makinasının dama çıkartıldığını gören bir çok vatandaş bu durumun güvenli olup olmadığını sorgularken, yıkım firmasının sahibi Seyfettin Can, "Tüm dünyada yıkımın tekniği vardır. Çok katlı binaları yüksek erişimli iş makineleriyle yıkmalıyız ancak onların ortama girmesi müsait değil. O makinelerin normal tonajı 60 ton geliyor. 60 tonluk iş makinesini her zaman her yere girdiremiyoruz. Bizlerde o sebeple yukarıya mini makine katıyoruz ve çevre güvenliğini aldıktan sonra kat eksilterek yıkıyoruz. En sonda iş makinelerimizi gelip molozları alıyor" dedi. Bina yıkımında birçok husus olduğuna dikkat çeken Can," Hem yıkan firma hem de işi veren firma sorumluluk altında. Bizler, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ‘Y1-Y2 ve Y3’ belgelerin alıyoruz. Bu belgeleri alan firma lisanslı oluyor. Lisanslı olmayan firma dışında yıkım yapılmaması gerek. Bizler bakanlığa teminat veriyoruz. Eğer yıkım sırasında 3.şahıslara bir sorun olursa karşı taraf benden parayı alamazsa Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurabilir. Bakanlıkta bizim teminatımızı bozup zararı öder ve sözleşmemizi fesheder" diye bilgi verdi. (FKE-HİV-
Psikolog Giriş: "Yeni annelerin yüzde 80’i lohusalık hüznü yaşar"
11 Eylül 2025 Perşembe - 09:54 Psikolog Giriş: "Yeni annelerin yüzde 80’i lohusalık hüznü yaşar" Klinik Psikolog Dilara Boyraz Giriş, yeni annelerin yüzde 80’inin lohusalık hüznü yaşadığını belirterek, "Lohusalık hüznü en fazla 2-3 hafta sürer ve kendiliğinden geçer" dedi. Yaklaşan bir bebeğin doğumunun genellikle heyecan ve coşkuyla beklenen bir dönem olduğunu belirten Acıbadem Adana Hastanesi Psikolog Dilara Boyraz Giriş, ebeveynliğin uyku eksikliği, bebek bakımı görevlerinde pratikleşme ve gündelik rutinlerin değişimi ve bu süreçteki duygusal sorunlar hakkında bilgi verdi. Yeni anne olan bir kadının aşırı mutlu hissedip sonra ağlayabileceğine değinen Psikolog Giriş, "Hamilelik ve doğum sonrası dönemde bir kadın fiziksel, hormonsal ve duygusal değişimler yaşar. Buna bağlı olarak anneliğin ilk birkaç günü veya haftasında, beden ve duygular yeni şartlara uyum sağlarken üzüntü hissetmek olağan bir durumdur. Bu duruma lohusalık hüznü de denilmektedir. Lohusalık hüznü en fazla 2 ila 3 hafta sürer ve kendiliğinden geçer. Aslında, yeni annelerin yüzde 80’i lohusalık hüznü yaşar, ancak bu birkaç ay sürmez ve anneyi üzgün, değersiz, çaresiz, umutsuz ve neşe hissedemez hale getirmez. Lohusalık hüznü doğum sonrası depresyonu değildir" diye konuştu. "Doğum sonrası depresyonun görülme oranı yüzde 20’dir" Anneliğin zaman zaman bunaltıcı ve korkutucu olabileceğinden bahseden Psikolog Giriş, yorgun, uykusuz, sinirli, yeni ve hiç bitmeyen sorumluluklardan bunalmış hissetmenin normal ve beklenen bir durum olduğunu söyledi. Giriş, doğum sonrası depresyonun ise farklı bir deneyim olduğuna dikkat çeken Giriş, "Doğum sonrası depresyon yeni annelerin yüzde 15-20’sini etkilemektedir. Özellikle yaygın risk faktörleri arasında anksiyete veya depresyon öyküsü, hormonsal dalgalanmalar, sosyal destek eksikliği, travmatik doğum deneyimleri, stresli yaşam olayları, maddi sıkıntı veya ilişki zorlukları, toplumsal beklentiler önemli risk faktörleridir" şeklinde konuştu. "Bu anneler duş alamaz, yemek yiyemez, uyuyamazlar" Psikolog Giriş, doğum sonrası depresyonun genellikle bebeğe karşı ilgisizlik, bağ kuramama, çocukla ilgili kaygı, kötü bir anne olma hissi, kendine veya bebeğe zarar verme korkusu, bebeklerinin onlarsız daha iyi olacağını düşünme, ağlama ve umutsuzluk ve değersizlik hisleriyle kendini gösterdiğini de anlattı. Bu durumun, annenin günlük yaşamını etkilediğini vurgulayan Giriş, "Bu anneler duş alamazlar, bitkin olsa bile uyuyamaz, yemek yiyemez, sohbet edemez, emzirmekte zorluk çekebilir, içine kapanabilir veya kendini izole edebilir. Bu, her yeni anne için zaman zaman söylenebilir, ancak özellikle doğum sonrası iki ila üç haftadan sonra her zaman geçerli değildir. Bununla beraber anksiyete bozuklukları da genellikle birlikte görülebilir" diyerek sözlerini sürdürdü. Giriş, bir annenin durumu kötüleşiyorsa ve belirtiler daha şiddetli, sık hale geliyorsa ve geçmiyorsa, yardım isteme zamanı geldiğinin altını çizdi. "Önyargılar ve beklentiler destek almayı zorlaştırmaktadır" Yeni annenin kendisi de dahil olmak üzere toplumda genellikle bir annenin ne hissetmesi ve yapması gerektiği konusunda gerçekçi olmayan beklentiler olduğunu hatırlatan Psikolog Giriş şunları dile getirdi: "Doğum sonrası depresyon ve anksiyete yaşayan kadınlar, ruh sağlığıyla ilgili damgalanma, yaşadıkları zorluklardan dolayı suçluluk veya utanç duyguları ve başkalarının yargılamasından ve yetersiz veya yeterince iyi görülmemekten korktukları için destek veya tedavi arama konusunda sıklıkla zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Suçluluk ve utanç duyguları nedeniyle depresyon belirtilerini bildirme ve doğum sonrası takip randevularında destek arama ihtimalleri daha düşüktür." Hamilelik ve doğum sonrası dönemin, bir kadının hayatında özellikle hassas bir dönem olabileceğini belirten Psikolog Giriş, "Bu nedenle nasıl ki yenidoğan bir bebeğin belirli rutinlerde kontrolleri oluyorsa doğum yapmış anneler için de eşlerinin, kadın doğum ve çocuk doktorlarının özellikle annelere dikkat etmeleri ve gözlemlemeleri gerekiyor" diyerek sözlerini tamamladı.