ÇEVRE - 22 Nisan 2026 Çarşamba 09:45

Van Gölü’nün mikrobiyalitleri Guinness için ön elemeyi geçti

A
A
A
Van Gölü’nün mikrobiyalitleri Guinness için ön elemeyi geçti

Dışişleri Bakanlığı Van Temsilcisi Büyükelçi Emre Zeki Karagöl, Van Gölü’nde bulunan ve ‘su altı peribacaları’ olarak adlandırılan dünyanın en büyük mikrobiyalitlerinin Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na girmesi için resmi sürecin başladığını duyurdu.


Dünyanın en büyük sodalı gölü olmasının yanı sıra 3 bin 712 kilometrekarelik yüzey alanıyla Türkiye’nin en büyük gölü unvanını elinde bulunduran Van Gölü, derinliklerinde sakladığı binlerce yıllık doğal mirasla dünya gündemine oturmaya hazırlanıyor. Gölün ekosisteminde hayati bir öneme sahip olan ve halk arasında ‘su altı peribacaları’ olarak nitelendirilen dev mikrobiyalitlerin tescillenmesi için diplomatik ve bilimsel bir atak başlatıldı.


Dışişleri Bakanlığı Van Temsilcisi Büyükelçi Emre Zeki Karagöl, Van Gölü’nün bu eşsiz jeolojik yapılarını küresel ölçekte tanıtmak amacıyla Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na resmi başvuruda bulunduklarını ve dosyanın ön eleme aşamasını başarıyla tamamladığını açıkladı. Bugüne kadar keşfedilen yaklaşık 40 metrelik dev mikrobiyalitler rekor iddiasını güçlendiriyor.



"Mikrobiyolit denizlerdeki mercana eş değer"


İHA muhabirine konuşan Dışişleri Bakanlığı Van Temsilcisi Büyükelçi Emre Zeki Karagöl, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nı (DAKA) ziyareti sırasında mikrobiyalitlerle ilgili çalışmalardan etkilendiğini belirtti. Büyükelçi Karagöl, "Van’a atanmamın akabinde, Dışişleri Bakanlığı temsilcisi olarak ilk ziyaret ettiğim kurumlardan biri Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’ydı. Burada gördüğüm bir kitapta Van Gölü’ne ilişkin çok güzel fotoğraflar vardı ve bunlardan bir tanesi de mikrobiyolitlerle alakalıydı. Biliyorsunuz mikrobiyolit, denizlerdeki mercana eş değer. Dünyanın en uzun ve en büyük mikrobiyolitlerinin, 40 metreye yakın boylarıyla Adilcevaz-Tatvan bölgesinde, Van Gölü’nde olduğu bilgisini aldım. Sonra Van Gölü konusundaki uzmanlarımızdan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. M. Namık Çağatay ile görüştüm. Onlar beni bilimsel akademik dergilere yönlendirdiler. Orada da 1990 yılından itibaren yapılan yayınlarda bu dev mikrobiyalitlerden bahsediliyordu" dedi.



"Ön elemeyi geçtik"


40 farklı ülkede basılan Dünya Rekorlar Kitabı ile yapılan görüşme süreciyle ilgili bilgi veren Karagöl, "Bu yayınlarla dev mikrobiyolitlerin varlığı kesinleştikten sonra, kişisel tarihimde önemli bir yeri olan, 1978 yılından beri bildiğim ve babamın bana zamanında doğum günü hediyesi olarak verdiği, 40 farklı ülkede basılan Dünya Rekorlar Kitabı ile temasa geçtim. Bana yaklaşık 8-9 sayfalık bir başvuru formu gönderdiler; formu doldurup kendilerine ilettim. Ön elemeyi geçtik; yani yaptığımız başvurunun incelemeye değer olduğu bilgisini bize yazdılar. Akabinde Dünya Rekorlar Kitabı, bilimsel olarak iddiamızın gerçekliğini araştırmaya başladı" diye konuştu.



"Van kahvaltısından sonra ikinci rekor hedefi"


Van’ın tanıtımı için bu girişimin büyük önem taşıdığını vurgulayan Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bana verilen bilgiye göre 3-4 aylık bir araştırma süreci olacak. Ondan sonra da bize ‘kitaba girmeye değer’ veya ‘hayır’ cevabını verecekler. Umarım kitaba gireceğiz. Eğer girebilirsek, Van’dan ikinci bir unsurun Rekorlar Kitabı’na dahil olmasından dolayı hep beraber mutlu olacağız. Biliyorsunuz, ilk unsur Van kahvaltısı idi. Başvurumun ve bütün girişimimin amacı; Van ve bölge kültürüne özgü bir unsurun dünya tarafından tanınması ve bilinmesidir."



Van Gölü’nün mikrobiyalitleri Guinness için ön elemeyi geçti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Temiz körfez için Gediz vurgusu İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, Körfez’de görülen deniz marullarının temizlenmesi için çalışmalarını sürdürürken, bilim insanları sorunun kaynağının kıyıda değil Gediz Havzası’nda başladığını vurguladı. Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor" derken, İZDENİZ-İZSU Körfez Ekoloji Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ergün Taşkın, kalıcı çözümün Gediz Havzası’nda aranması gerektiğini ifade etti. İzmir Körfezi’nde özellikle İnciraltı ve Bostanlı kıyılarında son günlerde gözlenen deniz marulu oluşumuna karşı İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri sahada çalışmalarını sürdürüyor. Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı ile İZDENİZ ekipleri koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında, kıyılarda biriken deniz marulları düzenli toplanarak hem çevresel etkiler hem de koku oluşumu azaltılıyor. Deniz marulu oluşumunun yalnızca kıyıda görülen yüzeysel bir mesele olmadığına dikkat çeken uzmanlar, Körfez’e taşınan kirliliğin önemli bir bölümünün Gediz Nehri Havzası’ndan geldiğine işaret ederek, Gediz Nehri’nin su kalitesinin iyileştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Saha çalışmalarında ise Mavişehir-Foça arasında 4 milyon metrekareyi aşan alanın deniz marulu ile kaplandığının tespit edildiğine dikkat çekiliyor. "Gediz Körfez’i kirletiyor" İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) her ay Gediz Nehri’nden örnekler alarak raporlar hazırlıyor. Çalışmanın bilimsel koordinasyonunu yürüten Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, "Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var" dedi. Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirten Kurucu, "Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor" dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, "Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı" dedi. Körfez’e taşınan yük: Gediz Havzası Deniz marulu oluşumunun yalnızca kıyıda görülen yüzeysel bir mesele olmadığına dikkat çeken İZSU-İZDENİZ İzmir Körfez Ekoloji Danışma Kurulu Üyesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ergün Taşkın, "Gediz Nehri başta olmak üzere Ağıl Deresi ile diğer dereler ve kanallar, Körfez’e en önemli besin ve kirlilik girdilerini taşımaktadır. Tarımsal, evsel ve endüstriyel kaynaklı yükler bu yollarla taşınarak ötrofikasyonu artırmakta ve deniz marulu çoğalmasını tetiklemektedir" diye konuştu. Koku ve oksijensizlik tehdidi Deniz marullarının çürüme sürecinin ciddi riskler barındırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Taşkın, "Deniz marulu hızlı büyür ancak kısa ömürlü olup öldüğünde parçalanır ve çürür. Bu süreçte bakteriyel ayrışma gerçekleşir, ortamdaki oksijen tüketilir. Böylece ortamda çamurlaşma başlar ve bunun sonucunda kötü koku oluşur. Bu durum su kalitesinin ciddi şekilde bozulmasına yol açar. Çürüme sırasında oluşan oksijensizlik yani hipoksi deniz canlıları için ciddi bir risktir. Balıklar ve diğer canlılar ortamı terk edebilir ya da ölebilir" diyerek ekosistem üzerindeki baskıya dikkat çekti. "Gediz temizlenmeden kalıcı çözüm mümkün değil" İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından yürütülen toplama çalışmalarının önemine değinen Prof. Dr. Ergün Taşkın, "Kıyılarda toplanması faydalı ancak geçici bir çözümdür. Bu uygulama çürümeyi ve kokuyu azaltır, fakat sorunun kaynağını ortadan kaldırmaz. Sorunun çözümüne ilişkin en kritik başlığın Gediz Havzası. Gediz temizlenmeden kalıcı çözüm bulmak mümkün değildir. Şehirsel, endüstriyel, tarımsal, liman gibi Gediz Havzası’ndan gelen kirlilik de kontrol altına alınmadan bu tür aşırı alg çoğalmalarının önüne geçilemez" diye konuştu.
Hatay İş hayali kuran 120 vatandaşı, numaralarını muhtarlardan alarak tuzağa düşürdüler Hatay’da polis ekipleri tarafından gerçekleştirilen operasyonda, 34 ilde iş hayali kuran 120 vatandaşın bilgilerini muhtarlardan alarak kamuda iş vaadiyle insanları arayan ve dolandıran karı koca çiftin, 3 buçuk milyon TL para temin ettiği belirlendi. "Nabız-Check-Up" ismi verilen operasyonda gözaltına alınan 8 şüpheli şahıstan 3’ü mahkemece tutuklandı ve bir yakını dolandırıcıların tuzağına düşerek 12 bin TL dolandırılan muhtar Celal Sarı, muhtarların vatandaşlar üzerindeki güvenlerini kullanan dolandırıcıların, insanları bu yöntemle tuzağa çektiğini söyledi. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü, Dolandırıcılık Büro Amirliği tarafından; İzmir, İstanbul, Diyarbakır, Kocaeli, Malatya, Bursa, Kayseri, Adana, Gaziantep, Ankara, Osmaniye, Antalya, Çanakkale, Samsun ve deprem bölgesi başta olmak üzere 34 ilde 120 vatandaşı iş vaadiyle 3 buçuk milyon TL dolandıran şahısların yakalanmasına yönelik çalışma gerçekleştirildi. Nitelikli şekilde muhtarları arayarak çevrelerinde işe ihtiyacı olan vatandaş olup, olmadığını soran ve ardından sağlık belgelerini tamamlamak için iş hayali kuran vatandaşlara "Check-Up" sağlık raporu adı altında ödeme yapmaları gerektiğini söyleyen karı ve koca dolandırıcı çiftin insanları bu yöntemle dolandırdığı tespit etti. Polis ekipleri, şüpheliler hakkında MASAK hareketlerini inceleyerek müracaatların bulunduğu illerde gerekli bilgi, belge ve kamera kayıtlarını tespit etti. Çalışmalar kapsamında olayla ilgili 8 şüpheli tespit edildi. Dosyanın sonlandırılması aşamasında; suça karıştıkları tespit edilen 8 şüphelinin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesi amacıyla, 16 Nisan günü Adana’da 7 eve eş zamanlı operasyon yapıldı. Operasyonda 8 şüpheli şahıs yakalanarak cumhuriyet savcısı talimatıyla gözaltına alındı ve gerekli işlemler için Hatay Asayiş Şube Müdürlüğüne intikal ettirildiler. Polis ekipleri tarafından 17 Nisan günü adli mercilere sevk edilen 8 şahıstan 3 ü savcılıkça serbest bırakılırken, mahkemeye sevk edilen 5 şahıstan 2’si adli kontrol ile serbest bırakıldı ve 3 kişi tutuklandı. Tutuklanan şahıslardan 1’inin 15 yıl kesinleşmiş hapis cezasının, 10 bin TL idari para cezasının ve 60 aranma kaydının olduğu anlaşıldı. Tutuklanan diğer şahsın ise farklı konulardan dolayı 13 aranma kaydının olduğu tespit edildi. Dolandırıcılar mahalle muhtarlarının numaralarına internet üzerinden ulaştılar Muhtar bir arkadaşının dolandırıcılarla kendi yakınını iletişime geçirdiğini ifade eden Emek Mahalle Muhtarı Celal Sarı, "Muhtar arkadaşlarımızdan biri bizi aradı. İşe ihtiyacı olan kadın biri varsa numarasını istediler. Ben de bir yakınımızın eşinin numarasını verdim. Dolandırıcı burada devlet hastanesinin eczane deposunda bir açık olduğunu söylemişlerdi. Açık olduğunu söyleyince biz de yakın akrabamızın numarasını verdik. Akrabamızın numarasını verdikten sonra dolandırıcılar evraklar için ilk önce 8 bin TL para istediler. Bunların sağlık raporları gibi belgeler için olduğunu ve bir an önce toplayıp evrakları göndermemizi istediler. Aradan 2 ila 3 saat geçtikten sonra 4 bin TL daha para istediler. Bizden tekrardan 4 bin TL para isteyince biz de durumdan şüphelenmeye başladık. Tekrardan 4 bin TL dolandırıcılara gönderdik. Yine aradan birkaç saat geçtikten sonra 2 bin TL daha para isteyince dolandırıldığımızı anladık. Öğrendiğimiz kadar bu şekilde dolandırıcılar, 120 mağduru dolandırdıklarını duyduk. Dolandırıcılar mahalle muhtarlarının numaralarına internet üzerinden ulaştılar. Muhtarların güvenlerini kullanarak dolandırıcılar insanları dolandırmışlar. Buradan Türk polis ekiplerine çok teşekkür ediyorum. Polis ekiplerimizden Allah razı olsun. Bizi hiçbir şekilde yalnız bırakmadılar. Bu işin de takipçisi oldular. Dolandırıcıların hepsini de yakaladılar ve hepsinin emeğine sağlık. Bu zamanda işe girmek isteyen insanların hayalleri var. İnsanların hayallerini bu şekilde suistimal eden kişiler var. Bunları kullanıp da insanları mağdur ediyorlar. İnsanlar, bu tür gelen aramalara ve söylemlere hiçbir şekilde kanmasınlar ve kandırılmasınlar. Bu dolandırıcılara inanmayın. Gerçekten bizim arkadaşımız mağdur oldu" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Diyarbakır’da 13 yeni Aile Sağlığı Merkezi hizmete açıldı Diyarbakır’da birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla 13 yeni Aile Sağlığı Merkezi (ASM), Sağlık Bakanlığının güncel yönetmeliğine ve deprem güvenliği başta olmak üzere afetlere dayanıklılık standartlarına uygun şekilde hizmete açıldı. Yeni merkezlerle birlikte vatandaşların koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaşırken, hizmet kalitesinin artırılması hedefleniyor. Modern fiziki altyapıya sahip olarak projelendirilen Aile Sağlığı Merkezlerinde, muayene odaları, bebek-çocuk izlem alanları, aşı uygulama birimleri ve danışmanlık hizmetleri güncel standartlara uygun şekilde planlandı. Engelli erişimine uygun olarak tasarlanan merkezlerde, hasta ve çalışan güvenliği ile hizmet sürekliliği ön planda tutuldu. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk, açılışı yapılan merkezlerle ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: ’’Birinci basamak sağlık hizmetleri, sağlık sistemimizin en önemli yapı taşlarından biridir. Hizmete açtığımız 13 yeni Aile Sağlığı Merkezimizle birlikte vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha kolay, hızlı ve nitelikli şekilde ulaşmasını hedefliyoruz. Yeni yönetmeliğe uygun olarak planlanan bu merkezlerimizde; yalnızca hizmet kalitesini değil, aynı zamanda deprem ve afetlere karşı dayanıklılığı da esas aldık. Açtığımız merkezlerde çoğunlukla, ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde hekim sayısının artırılabileceği şekilde projelendirilmiştir. Bu sayede artan nüfus ve hizmet ihtiyacına hızlı ve etkin şekilde cevap verebilecek esnek bir altyapı oluşturduk. Amacımız sadece yeni merkezler açmak değil, aynı zamanda güvenli, sürdürülebilir ve güçlü bir birinci basamak sağlık hizmeti altyapısı oluşturmaktır. Bu doğrultuda çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz’’ dedi. Açılan yeni Aile Sağlığı Merkezleri ile birlikte Diyarbakır genelinde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve toplum sağlığının korunmasına yönelik çalışmaların daha etkin bir şekilde sürdürülmesi hedefleniyor.
Bursa Kan donduran torun dehşetine rekor ceza Türkiye son dönemde ardı ardına gelen çocukların işlediği vahşet haberleriyle sarsılırken Bursa’da üç kişinin ölümüyle sonuçlanan gasp girişimi davasında rekor ceza çıktı. Bursa’nın ilk çocuk ağır ceza mahkemesi suça sürüklenen çocuklara (SSÇ) karşı "caydırıcılık" mesajı vererek iyi hal indirimlerini kapattığı emsal bir karara imza attı. Bursa’nın Orhaneli ilçesinde 11 Ekim 2024 tarihinde meydana gelen olayda, iddianamede yer alan bilgilere göre alkol ve uyuşturucu alan M.K. (17) ve arkadaşı U.U., "kısa yoldan zengin olma" hayaliyle M.K.’nin öz dedesi Mustafa Macar’ın evine av tüfekleriyle baskın yaptı. Olayda, dede Mustafa Macar ve yatalak eşi Cahide Aydın vahşice öldürülürken, arbede sırasında suç ortaklarından U.U. (17) da arkadaşı M.K.’nin av tüfeğinden çıkan fişekle hayatını kaybetti. Olayın ardından kaçan sanıkların, dikkat çekmemek için bir komşularına misafirliğe gittikleri ve ertesi gün maktullerin cesetleri bulunana kadar hiçbir yardım çağrısında bulunmadıkları da dosyaya yansıyan çarpıcı bilgiler arasında yer aldı. 3 kişiyi vahşice öldürdü, "pişman değilim" dedi Bursa Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşması, son zamanlarda çocukların işlediği dehşet verici olayın gölgesinde geçti. Mahkeme heyeti, artan "çocuk vahşeti" sarmalını ve suçun işlenişindeki soğukkanlılığı dikkate alarak sanıklara taviz vermedi. Bursa’daki suça sürüklenen çocuk tutuklu M.K.’nin son sözünde sarf ettiği, "Pişman değilim, bir daha olsa yine yaparım" ifadesi, yargılamanın en kan donduran anı olarak kayıtlara geçti. Rekor ceza: toplam 111 yıl Kentin ilk çocuk ağır ceza mahkemesi, ne Bursa’daki sanıklara ne de benzer suç profillerine geçit vermeyeceğini net bir şekilde gösterdi. Hiçbir iyi hal indirimi (TCK 62) uygulanmayan davada: Suça sürüklenen tutuklu çocuk M.K., 3 ayrı cinayet ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından toplamda 63 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cinayetler ve gasp olaylarıyla hiçbir ilgisinin olmadığını savunan diğer tutuklu suça sürüklenen çocuk A.E., son sözünde "Ben böyle biriyle arkadaşlık yaptığım için pişmanım" demesi de yetmedi. A.E. yaşlı çiftin vahşice öldürüldüğü sadece 2 cinayete iştirakten 48 yıl hapis cezası aldı. Yaş küçüklüğü yerine toplum vicdanı Hukukçular ve toplum bilimciler, Kahramanmaraş’taki okul saldırısı ve Bursa’daki torun dehşeti gibi olayların; kontrolsüz silaha erişim, alkol ve madde kullanımı ve dijital şiddetin bir sonucu olduğunu belirtiyor. Mahkemelerin verdiği bu ağır cezalar, suça sürüklenen çocuklara yönelik yargılamalarda artık "yaş küçük" kriterinin yerini "suçun vahameti ve toplum vicdanı" ilkesinin aldığını gösteriyor.
Ordu Ordu’da kraliçe arı hamlesi: Arıcılar hem üretecek hem satacak Türkiye’de en fazla bal üretiminin yapıldığı Ordu’da, arıcılığın geleceğini güçlendirmek için arıcılara ana (kraliçe) arı üretim eğitimi verildi. Arıcılar, aldıkları eğitim kapsamında hem kendi ana arılarını üretecek, hem de satışını yapabilecek. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ordu Arı Yetiştiricileri Birliği iş birliğinde düzenlenen program kapsamında 30 arıcıya ana arı üretim kursu verildi. Teorik ve uygulamalı olarak iki aşamada gerçekleştirilen eğitimlerde kursiyerler, ana arı yetiştiriciliğinin tüm süreçlerini sahada birebir öğrenme fırsatı buldu. Eğitimlerin tamamlanmasının ardından arıcılar, kendi ana arılarını üretebilecek ve gerekli izinleri almaları halinde ticari olarak ana arı satışı da yapabilecek. Eğitim programı ile Ordu’da ana arı üretiminin artması, arıcılık sektörünün daha da güçlenmesi hedefleniyor. "Amacımız ana arı üretimini de artırarak bu gücü daha ileriye taşımak" Ordu Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Akın Çiftçi, kursa 30 arıcının katıldığını belirterek, eğitimlerin hem teorik hem de uygulamalı olarak sürdüğünü söyledi. Ordu’nun arıcılıkta Türkiye’nin lider ili konumunda olduğuna dikkat çeken Çiftçi, "İlimizde yaklaşık 600 bin kovan, 3 binden fazla arıcı ve 18 bin tonun üzerinde bal üretimi bulunuyor. Amacımız ana arı üretimini de artırarak bu gücü daha ileriye taşımak. Kursiyerlerimiz edindikleri bilgilerle hem kendi ana arılarını üretecek hem de izin alarak ticari faaliyet gösterebilecek" dedi. Teorik ve uygulamalı eğitm Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Şeref Cınbırtoğlu ise eğitimlerin, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak yürütüldüğünü ifade etti. Türkiye genelinde benzer kursların düzenlendiğini kaydeden Cınbırtoğlu, "Ana arı yetiştiriciliği talimatnamesi kapsamında yürütülen kurslarımızda, arıcılarımıza yüksük yapımından ana arı transferine kadar tüm aşamalar hem teorik hem uygulamalı olarak öğretiliyor" diye konuştu. Kursiyerler de eğitimlerden duydukları memnuniyeti dile getirerek, aldıkları bilgiler sayesinde kendi ana arılarını üretebileceklerini ve bu durumun üretimlerine önemli katkı sağlayacağını ifade ettiler.