ÇEVRE - 19 Kasım 2025 Çarşamba 10:18

Kahverengi kokarcaya karşı zehirli mantarlarla biyolojik mücadele yürütülecek

A
A
A
Kahverengi kokarcaya karşı zehirli mantarlarla biyolojik mücadele yürütülecek

Kahverengi kokarcaya yönelik biyolojik mücadele kapsamında bilim insanları zehirli mantarların öldürücü etkisini kullanmak için çalışmalar yürütüyor.


Türkiye’de özellikle Karadeniz Bölgesi’nde her yıl milyar dolarlık ihracat geliri sağlanan fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine son yıllarda büyük zarar veren kahverengi kokarcaya karşı etkili mücadeleye yönelik arayışlar sürüyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr İsmail Demir, Doğu Karadeniz Bölgesi’nden elde ettikleri öldürücü etkisi yüksek mantarların bu böceğin mücadelesinde kullanımına yönelik çalışmalar sürdürdüklerini söyledi.


Prof. Dr İsmail Demir, "Laboratuvarda yaptığımız çalışmalarda oldukça yüksek öldürücü etki elde ettik. Hem yavru hem de ergin bireyler üzerinde yaptığımız deneylerin ardından, ilerleyen aylarda, özellikle böceğin baharda yeniden doğaya çıkmasıyla birlikte bu denemeleri sahada da gerçekleştireceğiz" dedi.


Ülkemizde 2017 yılında ilk kez tespit edilen kahverengi kokarca, son yıllarda Karadeniz Bölgesi’nde hızla artan popülasyonuyla ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Hopa’dan İstanbul’a kadar tüm sahil şeridinde yoğun şekilde görülen istilacı türün etkisinin bir süre daha devam etmesi bekleniyor. Kahverengi kokarcanın özellikle Karadeniz’in iklim koşullarını sevdiği ve geniş bir beslenme yelpazesine sahip olduğu belirtilerek en çok fındığa zarar vermesinin yanı sıra meyve ve sebzelerde de ciddi kayıplara neden oluyor.


Kahverengi kokarcanın tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını ancak etkili yöntemlerle baskı altına alınabileceğini vurgulayan Prof. Dr İsmail Demir, "Kokarca, maalesef ülkemize en son giriş yapan ancak oldukça etkili olan istilacı zararlılardan biridir. 2017 yılında ülkemizde ilk kez tespit edildikten sonra hızlı bir popülasyon artışı göstermiştir. Son yıllarda da bu artış hız kesmeden devam etmektedir. Karadeniz sahil şeridinde doğudan batıya, yani Hopa’dan İstanbul’a kadar tüm bölgede çok yoğun bir popülasyon seviyesine ulaşmıştır. Görünüşe göre bu yoğunluk bir süre daha devam edecek" diye konuştu.



"Böceğin baharda yeniden doğaya çıkmasıyla birlikte bu denemeleri sahada da gerçekleştireceğiz"


Kokarcaya karşı yaptıkları laboratuvar çalışmalarında olumlu sonuçlar aldıklarını kaydeden Demir, "Böceğin bölgede yoğunlaşması ve popülasyon artışının hız kazanmasıyla birlikte biz de konuyu çalışma alanımıza dahil ettik. Özellikle bazı girişimlerin ardından, şu anda yürütmekte olduğum ve KTÜ Bilimsel Araştırma Koordinatörlüğü tarafından desteklenen projede, bölgemizden izole ettiğimiz öldürücü etkisi yüksek mantarların bu böceğin mücadelesinde kullanımına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Laboratuvarda yaptığımız çalışmalarda oldukça yüksek öldürücü etki elde ettik. Hem yavru hem de ergin bireyler üzerinde yaptığımız deneylerin ardından, ilerleyen aylarda özellikle böceğin baharda yeniden doğaya çıkmasıyla birlikte bu denemeleri sahada da gerçekleştireceğiz. Umuyoruz ki bu çalışma sonucunda böceğin mücadelesinde kullanabileceğimiz yerel bir fungal biyopreparat geliştireceğiz. Amacımız doğadaki bir canlıyı tamamen yok etmek değil; eğer o canlı zararlı seviyesine ulaşmışsa popülasyonunu zarar eşiğinin altına çekmektir. Böyle istilacı türleri tamamen yok etmek zaten kolay değildir. Özellikle kahverengi kokarca, Karadeniz iklimini seven bir zararlıdır. Beslendiği bitki sayısı da oldukça fazladır. En çok fındığı tercih eder; bunun yanında şeftali, bölgede yoğun bulunan incir ve birçok sebzede ciddi zarara neden olmaktadır. Bu kadar geniş besin çeşitliliğine sahip bir zararlıyı yok etmek ya da tamamen baskı altına almak oldukça zordur. Biz de elbette canlıyı yok etmeyi değil, popülasyonunu zarar eşiğinin altına indirmeyi hedefliyoruz. Bunun için zamana ve farklı yöntemlerin birlikte uygulanmasına ihtiyaç vardır. Böceğin yaşam döngüsünde farklı evreler bulunduğundan hangi aşamada nasıl müdahale edileceği, hangi aşamada daha yüksek verim alınacağı doğru belirlenmelidir. Kışlak mücadelesi, doğaya çıkış dönemindeki mücadele, kimyasal mücadele ve biyolojik mücadele gibi çeşitli yöntemler vardır" şeklinde konuştu.



"Samuray arısı olarak bilinen türün mevcut popülasyonu baskılaması şu an için mümkün görünmemektedir"


Samuray arısı ile yürütülen biyolojik mücadele çalışmalarını da değerlendiren Demir, "Halk arasında ’Samuray arısı’ olarak bilinen türün mevcut popülasyonu baskılaması şu an için mümkün görünmemektedir; etkisi yeterli değildir. Kimyasallar da kullanılmaktadır ancak onların da yetersiz kaldığı görülmektedir. Zararlının bulunduğu her alanı ilaçlamak mümkün değildir, bunun için tüm Karadeniz sahilinin ilaçlanması gerekir. Bu nedenle daha toplu ve bölgesel baskılama yapılması gerekmektedir. Ayrıca kışlığa gelen bir böceği ilaçlamanın çok anlamı yoktur; çünkü kışlığa gelenlerin zaten yüzde 80-90’ı ölür. Kışlaklara mekanik müdahale, yani süpürmek ya da kışlak alanlarını ortadan kaldırmak faydalıdır. Kışlık dönemindeki ilaçlamalar daha çok toplumun endişesini azaltmaya yöneliktir. Esas müdahale böceğin doğaya çıktığı dönemlerde olmalıdır. Yapılan uygulamalardaki eksiklikler nedeniyle baskılamada hâlâ istenen başarı sağlanamamıştır. Popülasyon şu an çok yüksek olduğu için mevcut yöntemler tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle mikrobiyal mücadeleyi öne çıkarıyoruz. Yani böcekleri hastalandıran ve öldüren mikroorganizmaları kullanmak istiyoruz. Bu böceğin biyolojisi ve ağız yapısı, mantarların kullanılmasına oldukça uygundur. Ayrıca izole ettiğimiz mantarlar bölgemize ait olduğu için doğada kendi varlıklarını sürdürebilir ve kendilerini koruyabilirler" ifadelerini kullandı.



"İlaçlama yapıldıktan sonra ise bölgeye belli bir süre geçmeden girilmemelidir"


Yapılacak tarım ilaçlamalarının insan sağlığı açısından risk oluşabileceğine de dikkat çeken Prof. Dr. İsmail Demir, açıklamalarını şöyle sürdürdü:


"Kullanılacak ilaçların halk sağlığı açısından risk oluşturmaması gerektiğini kaydeden Demir, "Bu böceğe karşı kimyasal mücadele ve biyolojik mücadele birlikte değerlendirilmeli. Aslında biz kimyasal kullanmak istemiyoruz; bu nedenle biyolojik mücadeleye ağırlık veriyoruz. Biyolojik mücadeleyi öne çıkarmamızın sebebi, böcekleri öldüren kimyasalların hedef dışı canlıları ve bizleri de etkilemesidir. Dolayısıyla bu ciddi bir sorun oluşturuyor. Ancak bazen başka bir yöntem kalmadığında kimyasala başvurmak zorunda kalıyoruz. Etkili başka bir çözüm olmadığında mecburen kimyasal kullanımına yöneliyoruz. Kimyasal kullanırken, ne zaman ve nasıl uygulanacağını mutlaka bilmek gerekir. Hangi dozda kullanılacağı çok önemlidir ve tüm bunlara dikkat ederek uygulama yapılmalıdır. Aksi hâlde doğaya zehir vermiş oluruz ve kısa vadeli bir kazanç sağlamak isterken çok daha büyük zararlara yol açabiliriz. Ne yazık ki toplumda zaman zaman, özellikle tarım ilaçlarının kullanımıyla bağlantılı zehirlenmeler yaşanabiliyor. Bu nedenle dozun, kullanım zamanının, uygulanacak yöntemlerin ve hasat öncesi bekleme süresinin devletin yetkili kurumlarınca önerildiği şekilde uygulanması gerekmektedir. Ayrıca bu ilaçların halk sağlığı açısından risk oluşturmaması gerekir. Dozun doğru ayarlanması bu riski azaltabilir. İlaçlama yapıldıktan sonra ise bölgeye belli bir süre geçmeden girilmemelidir. Vatandaşların ve hedef dışı organizmaların, ilaçlama sonrasında hemen o bölgede bulunmaması büyük önem taşır."



Kahverengi kokarcaya karşı zehirli mantarlarla biyolojik mücadele yürütülecek

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Dışişleri Bakanlığı : "Türk deniz yetki alanlarını ihlal eden haritaların geçerliliği yoktur" Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan Balıkçılık Denetim Müdürlüğü’nün yetki sahibi olmadığı alanları paylaştığı haritalara ilişkin, "Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Akdeniz’de var olmayan, hayali deniz sınırları çizen ve buralarda Türk deniz yetki alanlarını ihlal eden haritaların geçerliliği yoktur" dedi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Yunanistan Balıkçılık Denetim Müdürlüğü’nün yetki sahibi olmadığı alanlarda balıkçılığa yasak bölgeler tesis ettiği belirtilerek, "Yunanistan Balıkçılık Denetim Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinde, Yunanistan’ın Ege’de ve Doğu Akdeniz’de yetki sahibi olmadığı bazı alanlarda balıkçılığa yasak bölgeler tesis ettiği ve uluslararası hukuka aykırı çeşitli haritalar yayımlandığı tespit edilmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Akdeniz’de var olmayan, hayali deniz sınırları çizen ve buralarda Türk deniz yetki alanlarını ihlal eden haritaların geçerliliği yoktur. Yunanistan’ın 6 deniz mili genişliğindeki karasularının ötesinde, yetki sahibi olmadığı yerler ile deniz alanlarında ve uluslararası sularda, balıkçılık faaliyetlerine getirdiği gayrihukuki kısıtlamalar Türkiye bakımından keza yok hükmündedir" ifadelerine yer verildi. "Dostane ilişkiler ve iyi komşuluk hakkında Atina Bildirgesi’ni hatırlatırız" Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı hareket ettiğini dile getirerek, "Türkiye, Türk balıkçılarının uluslararası hukuka ve tarihi haklara dayalı meşru faaliyetlerine getirilebilecek hiçbir tek taraflı ve gayrihukuki tasarrufu kabul etmeyecektir. Bu anlayışla, Türkiye’nin, 7 Aralık 2023 tarihli Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi çerçevesinde sorunların uluslararası hukuk, hakkaniyet ve iyi komşuluk temelinde çözümü için samimi ve kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği yönündeki tutumunu muhafaza ettiğini hatırlatırız" değerlendirmesi yapıldı.
Antalya ALKÜ, yeşil enerjide Türkiye’nin ilk üniversitesi oldu Elektrik tüketiminin tamamını yeşil enerji kaynaklarından sağlayan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) CK Enerji Akdeniz Elektrik tarafından verilen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) ile Türkiye’nin ilk üniversitesi oldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen 10. Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında, GES projesi ile Kamu Kategorisi’nde Türkiye üçüncüsü olan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi bu kez de CK Enerji Akdeniz Elektrik aracılığı ile Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) alan Türkiye’deki ilk üniversite oldu. Sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunmak, karbon salımını sıfırlamak için çevre dostu enerji kullanımına yönelik önemli bir adım atan ALKÜ, elektrik tüketimini yeşil enerji kaynaklarından sağladığını belgeledi. CK Enerji Akdeniz Elektrik aracılığı ile Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) alan ALKÜ, elektrik tüketiminden kaynaklı çevre etkisine nötrledi. 634 bin kwh’lik elektrik tüketimi yeşil enerjiden karşılandı Sertifika ile üniversitenin 2026 yılının ilk iki ayında gerçekleştirdiği toplamda 634 bin 479 kWh elektrik tüketiminin yeşil enerjiden karşılandığı belgelenmiş oldu. Böylece 272,8 CO emisyonunun önüne geçilirken, 12 bin 300 yetişkin ağaç dikilmesiyle eşdeğer bir karbon emisyonu nötrlemesi sağladı. Bu sonuç ile ALKÜ şehir merkezinde 58 adet otomobilin bir yıl boyunca trafikten çekilmesiyle aynı çevresel faydayı sağladı. Geleceğimiz için çalışmalarımız hızla sürdüreceğiz Törende konuşan ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, "Üniversite olarak yalnızca akademik başarılarla değil, çevresel sorumluluklarımızla da öncü olmayı hedefliyoruz. Yenilenebilir enerjiye yönelerek karbon ayak izimizi azaltmak ve sürdürülebilir bir gelecek için somut adımlar atmak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu sertifika, çevreye duyarlı yaklaşımımızın uluslararası düzeyde tescillenmesi açısından büyük önem taşıyor. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak adına çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bizlere bu konuda desteklerini esirgemeyen CK Enerji Akdeniz Elektrik ailesine ve Genel Müdürümüz Fahrettin Tunç’a, ALKÜ ailemizin her bir ferdine yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Gelecek nesillerin yaşam kalitesini etkileyen stratejik bir adım CK Enerji Akdeniz Elektrik Genel Müdürü Fahrettin Tunç da, "Yenilenebilir enerjiye geçiş, gelecek nesillerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen stratejik bir adım. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’nin I-REC sertifikasıyla elektrik tüketimini yeşil enerji kaynaklarıyla belgelendirmesi, sürdürülebilirlik adına son derece kıymetli bir örnek. Sürdürülebilir enerjiye erişimi kolaylaştırmak, iş ortaklarımızla birlikte temiz bir geleceğe katkı sağlamak en büyük önceliğimiz. CK Enerji Akdeniz Elektrik olarak, kurumların karbon ayak izini azaltmalarına katkı sunmaya ve temiz enerji dönüşümünü desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. Sertifika, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinde düzenlenen törenle takdim edildi. ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan, CK Enerji Akdeniz Elektrik Genel Müdürü Fahrettin Tunç’un katıldığı törende, yeşil enerji kullanımının sürdürülebilir bir gelecek için önemine işaret edildi.