EKONOMİ - 11 Şubat 2026 Çarşamba 13:41

Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı ocak ayında 31 bin 415 yolcuya hizmet verdi

A
A
A
Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı ocak ayında 31 bin 415 yolcuya hizmet verdi

Şırnak’ın Cizre ile İdil ilçeleri arasında kurulan ve 2013 yılında hizmet vermeye başlayan Şerafettin Elçi Havalimanı, 2026 yılı ocak ayında 31 bin 415 yolcuya hizmet verdi.


Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’nın 2026 yılı ocak ayına ait yolcu uçak, yolcu ve yük istatistiklerini paylaştı. İstatistiklere göre Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanında ocak ayında, iç hat yolcu trafiği 31 bin 415 oldu. Ocak ayında Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’na iniş-kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 413’a ulaştı. Yük trafiği ise ocak ayında toplamda 330 ton oldu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ordu Ordu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan 482 bin çağrı ’asılsız’ Ordu’da, 2026 yılı Şubat ayı 112 Acil Çağrı Hizmetleri İl Koordinasyon Toplantısı gerçekleşti. 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş, toplantıda yaptığı konuşmada, 2025’te alınan yaklaşık 800 bin çağrının 482 bin 122’sinin asılsız olduğunu söyledi. Valilik toplantı salonunda, Vali Muammer Erol başkanlığında; Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Celal Tezcan, İl Emniyet Müdürü Ahmet Acar, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman, 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş ile diğer komisyon üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda alınan kararlar ile 2026’da yapılması planlanan çalışmalar gözden geçirildi. Yılda iki kez gerçekleştirilen toplantıda, alınan kararların gözden geçirilmesinin ardından 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş tarafından, 112 Acil Çağrı Merkezince yürütülen çalışmalar hakkında sunum yaparak Vali Muammer Erol’a ve toplantıya katılanlara bilgi verdi. Çağrı verilerinin değerlendirilmesi ile devam eden toplantıda 2024 yılına göre 2025 yılında yapılan çağrıların azaldığına dikkat çeken Güleş, 2024 yılında 976 bin 300 çağrı karşılandığını bu rakamın 2025 yılında 799 bin 928 olarak gerçekleştiğini söyledi. Yine 2024 yılında 309 bin 245 çağrının asıllı, 667 bin 55 çağrının ise asılsız olduğuna dikkat çeken Güleş, 2025 yılında ise bu rakamın 317 bin 806 asıllı çağrı, 482 bin 122 çağrının ise asılsız çağrı olduğunu söyledi. Güleş, 2026 yılında planlanan çalışmalar hakkında da bilgi vererek, vatandaşların birden çok numara yerine 112 tek numarasını benimsenmesi, olay anında kargaşanın önüne geçilmesi ve çağrı merkezine yapılan asılsız aramaların azaltılmasına yönelik tanıtım faaliyetlerine devam edilmesi, acil çağrı hizmetlerinin etkili, verimli, kesintisiz ve koordinasyon içerisinde yürütülmesini sağlamak açısından çağrı alıcı ve yönlendirici personele yönelik eğitim faaliyetine devam edilmesi ve tüm personelin uyumu ve motivasyonu için ortak sosyal faaliyetler düzenlenesinin amaçlandığını ifade ederek sözlerini tamamladı. Toplantı, görüş ve önerilerin dile getirilmesi ile sona erdi.
Ankara ASO Başkanı Ardıç: "2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi" Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, "2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi. Bu tablo hem pazar çeşitliliğinin hem de katma değerli üretime geçişin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor" dedi. ASO 32 No’lu Taşocakçılığı Sanayi Meslek Komitesi ile Ankara Ticaret Odası (ATO) 30 No’lu Doğal Taş, Mermer ve Hazır Beton İmalatçıları Meslek Komitesi iş birliğinde ‘ASO-ATO Maden Zirvesi: Sektör Buluşması’ toplantısı düzenlendi. ASO ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda madencilik sektörüne yönelik kamu politikaları, güncel düzenlemeler ve uygulamalar hakkında plan ve programlar ele alındı. Toplantıda sektörde faaliyet gösteren işletmelerin karşılaştığı sorunlar, mevzuat kaynaklı uygulama farklılıkları, izin süreçleri ve sektörün geleceğine yönelik beklentiler masaya yatırıldı. Programda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, maden ve doğal taş sektörünün Türkiye ekonomisindeki stratejik önemine dikkat çekerek, sektörün sürdürülebilir büyümesi için politika yapıcılar, sanayi ve ticaret dünyası arasındaki koordinasyonun artırılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. ATO Başkanı Gürsel Baran ise, Türkiye’nin madencilik sektöründe 2025 yılı itibarıyla 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek ekonomiye katkı sağladığını ve bu rakamın giderek daha da artacağını vurguladı. "Madencilik artık yalnızca yer altı kaynaklarını üretime kazandırma faaliyeti değildir" Türkiye’nin önemli yer altı kaynaklarına sahip olduğunu ve özellikle 2040 yılına gelindiğinde bu yer altı kaynaklarının daha da önemli olacağını belirten Ardıç, "Madencilik artık yalnızca yer altı kaynaklarını üretime kazandırma faaliyeti değildir. Enerji dönüşümü; savunma sanayii, ileri imalat, elektronik ve batarya teknolojilerindeki ivme, ham maddeyi stratejik bir başlığa taşıyor. Veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacı da bu tabloyu daha da keskinleştiriyor. Sonuçta ham madde, ekonomik bir girdi olmaktan çıkıp güvenlik ve stratejik rekabet meselesine dönüştü. Yüksek teknoloji, dijital dönüşüm ve yapay zeka son dönemlerde hepimizin konuştuğu temel başlıklar ama bunları konuşurken, ayağımızın bastığı toprağı unutmamamız gerekiyor. Çünkü teknoloji sadece yazılımla, kodla üretilmiyor. O yazılımların çalışması için madenlere, metallere ve bu ham maddeleri işlemeye ihtiyacımız var. Sanayinin geleceği bulutta, yani bulut teknolojilerinde olabilir ama kökleri hala topraktadır. Uluslararası Enerji Ajansı projeksiyonları, bu dönüşümün ölçeğini çok net gösteriyor. Net Sıfır senaryosunda 2040’a kadar bakır talebi yüzde 50 artarken; nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri talebi yaklaşık iki katına, grafit talebi 4 katına yükseliyor. Lityum ise 8 kat büyüme ile öne çıkıyor. Aynı çalışma, 2040’a gelindiğinde enerji dönüşümü minerallerinin toplam pazar değerinin iki kattan fazla artarak 100 milyarlarca dolarlık bir ölçeğe taşındığını da ortaya koyuyor" diye konuştu. "Madencilikte rekabet artık sadece ‘rezerv’ rekabeti değil" Türkiye’nin dünyadaki bor rezervlerinin önemli bir kısmına sahip olduğunu ve bu rezervin gelecekte önemli alanlarda potansiyel kaynağı olduğunu ifade eden Ardıç, "Madencilikte rekabet artık sadece ‘rezerv’ rekabeti değil; izin süreçleri, çevre performansı, iş sağlığı güvenliği, şeffaflık, izlenebilirlik, zenginleştirme ve rafinasyon kapasitesi rekabetidir. Bu nedenle bugünkü zirvemizin ana başlığı olan ‘kamu politikaları, mevzuat ve uygulamalar’ tam da işin kalbine temas ediyor. Burada bir başka küresel gerçeğin de altını çizmek gerekir. Avrupa pazarı, kritik ham maddelerde bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. 2030 için yerli üretim, geri dönüşüm ve işleme kapasitesine yönelik hedefler koyuyor. Ülkemizin bu noktada çok güçlü bir örneği var. Eti Maden verilerine göre dünya bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahibiz. Bu rakam; camdan seramiğe, temizlikten tarıma, metalurjiden enerji teknolojilerine uzanan geniş bir sanayi ekosistemi potansiyeli demek. Öte yandan, madenciliğin ülkemiz ekonomisine döviz kazandıran önemli bir işlevi de var. 2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi. Bu tablo hem pazar çeşitliliğinin hem de katma değerli üretime geçişin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu. "Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyada ilk sıralarda yer alıyor" Türkiye’nin yer altı kaynaklarının zenginliğine dikkat çeken ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Türkiye, jeopolitik yapısı itibariyle yer altı zenginlikleri bakımından avantajlı bir ülke. Dünyada ticareti yapılan yaklaşık 90 maden türünün 70’inin yer aldığı ülkemizde, 60’ının da aktif olarak üretim ve ticareti gerçekleştiriliyor. Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Bor, mermer, trona, feldspat, barit, alçı taşı ve krom gibi birçok endüstriyel ve stratejik madende dünya ölçeğinde güçlü bir konuma sahibiz. Bor madeninde küresel ölçekte lider konumundayız. Bunun yanı sıra altın, gümüş, bakır, nikel, demir ve çinko gibi stratejik madenler açısından da önemli bir potansiyelimiz söz konusu. Madencilik sektörü, 2025 yılı itibarıyla 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek, ülkemiz ekonomisine katkı sağladı. Ekonomik büyüklüğü 2024 yılı itibariyle resmi verilere göre 400 milyar lirayı aşan, bugün ise 500 milyar lira seviyesine ulaştığı belirtilen sektör. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yaklaşık yüzde 1’ini oluşturuyor ve yaklaşık 150 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Yapılan hesaplamalar, Türkiye’nin ekonomiye kazandırılmayı bekleyen yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık yer altı kaynağına sahip olduğunu gösteriyor. Bu potansiyelin önemli bir kısmı henüz üretim aşamasına geçmemiş olsa da, bu veri, sektörün ulaşabileceği potansiyeli göstermek açısından önemli. Madencilik sektörünün GSYİH’deki payının düşük olmasının en önemli nedeni, madenlerimizin hammadde olarak ihraç edilmesi. Maden kaynaklarımızı mamul hale getirebilsek, katma değer kazandırıp ihracat gelirlerimizi artırabiliriz" dedi.