Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:50
Uzmanlar uyardı: ’’Ateş bir hastalık değil bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır’’
Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuklarda yüksek ateşe dikkat çekerek, ’’Ateş bir hastalık değil bir bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır. Belirli br dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor" dedi. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde gece pediatri polikliniği yapan Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuk ve yetişkinlerde ateş ve beraberinde getirdiği durumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ateşin, normal vücut sıcaklığının olması gerekenin üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Kılıç, normalde vücut sıcaklığının 35 veya 37 derece arasında sabit olduğunu bazı hastalıklarda vücut ateşinin yükselebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşin sebebi enfeksiyonlardır. Genelde viral enfeksiyonlar oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz grip, nezle, orta kulak iltihabı, boğaz iltihabı olabiliyor bazen idrar yolu iltihabı ve bulantı kusmayı da ishaldeki giden gastroenterite olabiliyor en sık sebep bunlardır. Bazen özel durumlarda sıcak çarpması çocukları arabanın içinde unutulabiliyor bunlar olabiliyor bazen de kafa travmasından sonra gelişebiliyor bazen romatizmal hastalıklar nadirdir ama görebiliyoruz bazen kötü hastalıklarda da görülebiliyor" diye konuştu. ’’Evde ateş ölçüm teknikleri bilinmeli’’ Ateş ölçüm teknikleri ile ilgilide bilgi veren Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşi ölçüm teknikleri normalde ağızdan ölçüm, kulaktan ölçüm, alından ve makattan ölçüm olarak yapılıyor ama en sık şu an günümüzde dijital termometrelerin yaygınlaşmasıyla beraber genelde kulaktan, alından ve koltuk altından ölçülüyor. Koltuk altından ölçtüğümüzde eğer 38 derecenin üzerinde ise bunu ateş kabul ediyoruz kulaktan ölçtüğümüzde eğer 38 buçuk derecenin üzerinde ise bunu da ateş kabul ediyoruz. Peki, ne yapmalıyız ateşi var çocuğun çocuk ama iyi genel durumu kötü değil yiyebiliyor, oynayabiliyor, susturula biliyor, avutula biliyorsa eğer çocuk biraz soyacağız ince kıyafetler giydireceğiz edeceğiz ev sıcak sıcaklığını düşüneceğiz sıvı alımını arttıracağız bunları uyguladık ama ateşi düşmüyor o zaman ne yapmamız lazım o zaman ateş hücreleri kullanabiliriz. 0-3 ay arası ateş düşürücü vermiyoruz çocukları eğer 0-3 ay arasında ateş varsa direk çocuk uzmanına başvuruyoruz bir hekime görünmek lazım" ifadelerini kullandı. ’’Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı’’ Ailelerin ateşten çok korktuğunu dile getiren Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Şimdi aileler ateşten çok korkuyor. Öncelikle ateş bir hastalık değil bir belirtidir. Eğer genel durumu kötüyse, uykuya meyili varsa, çocuk avutulamıyorsa, sürekli ağlıyorsa, dirençli bir ateşi varsa 39 derecenin üzerinde ise 3 ayın altındaysa, dirençli kusması, baş ağrısı varsa, döküntüleri varsa ilk yapımız gereken şey hastaneye başvurmaktır. Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı. Çocuk eğer büyükse banyoda oynayabiliyorsa suyu 30 derece ayarlanıp oynamasına müsaade edilebilir, vücudu silinebilir, küçük çocuklarda vücut silinebilir ama 30 derece civarı bir suyla yapılması önerilir. Soğuk suyla önerilmez soğuk suyla yapıldığında ateş hızı düşer evet ama daha da yükseğe çıkar daha sonrasında vücut reaksiyon gösterir. Öncelikle havale şanstır ailesel oluyor genelde çok yüksek ateşlerde görülebiliyor kimin başına geleceği belli olmuyor. Ne yapmak lazım eğer dikkat etmek lazım eğer olurda çocuk evde havale geçirirse gözlerde kayma, titreme, gözüm beyazı giderse, ağızda kitleme olursa, yan yatırmak lazım çocuğu ağzında bir şey varsa çıkartmak lazım yoksa gerek yok, eğer 5 dakikayı da geçerse nöbet 112’yi aramak lazım. Dediğim gibi ateş bir hastalık değil bir bulgudur vücudun savunma mekanizmasıdır belli dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:38
Uzmanlar Uyardı: ’’Ateş bir hastalık değil bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır’’
Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuklarda yüksek ateşe dikkat çekerek, ’’Ateş bir hastalık değil bir bulgudur, vücudun savunma mekanizmasıdır. Belirli br dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor" dedi. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde gece pediatri polikliniği yapan Çocuk Sağlığı Uzm. Dr. Mustafa Kılıç, çocuk ve yetişkinlerde ateş ve beraberinde getirdiği durumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ateşin, normal vücut sıcaklığının olması gerekenin üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Kılıç, normalde vücut sıcaklığının 35 veya 37 derece arasında sabit olduğunu bazı hastalıklarda vücut ateşinin yükselebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşin sebebi enfeksiyonlardır. Genelde viral enfeksiyonlar oluyor. Üst solunum yolu enfeksiyonu dediğimiz grip, nezle, orta kulak iltihabı, boğaz iltihabı olabiliyor bazen idrar yolu iltihabı ve bulantı kusmayı da ishaldeki giden gastroenterite olabiliyor en sık sebep bunlardır. Bazen özel durumlarda sıcak çarpması çocukları arabanın içinde unutulabiliyor bunlar olabiliyor bazen de kafa travmasından sonra gelişebiliyor bazen romatizmal hastalıklar nadirdir ama görebiliyoruz bazen kötü hastalıklarda da görülebiliyor" diye konuştu. ’’Evde ateş ölçüm teknikleri bilinmeli’’ Ateş ölçüm teknikleri ile ilgilide bilgi veren Uzm. Dr. Kılıç, "Ateşi ölçüm teknikleri normalde ağızdan ölçüm, kulaktan ölçüm, alından ve makattan ölçüm olarak yapılıyor ama en sık şu an günümüzde dijital termometrelerin yaygınlaşmasıyla beraber genelde kulaktan, alından ve koltuk altından ölçülüyor. Koltuk altından ölçtüğümüzde eğer 38 derecenin üzerinde ise bunu ateş kabul ediyoruz kulaktan ölçtüğümüzde eğer 38 buçuk derecenin üzerinde ise bunu da ateş kabul ediyoruz. Peki, ne yapmalıyız ateşi var çocuğun çocuk ama iyi genel durumu kötü değil yiyebiliyor, oynayabiliyor, susturula biliyor, avutula biliyorsa eğer çocuk biraz soyacağız ince kıyafetler giydireceğiz edeceğiz ev sıcak sıcaklığını düşüneceğiz sıvı alımını arttıracağız bunları uyguladık ama ateşi düşmüyor o zaman ne yapmamız lazım o zaman ateş hücreleri kullanabiliriz. 0-3 ay arası ateş düşürücü vermiyoruz çocukları eğer 0-3 ay arasında ateş varsa direk çocuk uzmanına başvuruyoruz bir hekime görünmek lazım" ifadelerini kullandı. ’’Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı’’ Ailelerin ateşten çok korktuğunu dile getiren Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Şimdi aileler ateşten çok korkuyor. Öncelikle ateş bir hastalık değil bir belirtidir. Eğer genel durumu kötüyse, uykuya meyili varsa, çocuk avutulamıyorsa, sürekli ağlıyorsa, dirençli bir ateşi varsa 39 derecenin üzerinde ise 3 ayın altındaysa, dirençli kusması, baş ağrısı varsa, döküntüleri varsa ilk yapımız gereken şey hastaneye başvurmaktır. Yüksek ateş esnasında ebeveynler sakinliğini korumalı. Çocuk eğer büyükse banyoda oynayabiliyorsa suyu 30 derece ayarlanıp oynamasına müsaade edilebilir, vücudu silinebilir, küçük çocuklarda vücut silinebilir ama 30 derece civarı bir suyla yapılması önerilir. Soğuk suyla önerilmez soğuk suyla yapıldığında ateş hızı düşer evet ama daha da yükseğe çıkar daha sonrasında vücut reaksiyon gösterir. Öncelikle havale şanstır ailesel oluyor genelde çok yüksek ateşlerde görülebiliyor kimin başına geleceği belli olmuyor. Ne yapmak lazım eğer dikkat etmek lazım eğer olurda çocuk evde havale geçirirse gözlerde kayma, titreme, gözüm beyazı giderse, ağızda kitleme olursa, yan yatırmak lazım çocuğu ağzında bir şey varsa çıkartmak lazım yoksa gerek yok, eğer 5 dakikayı da geçerse nöbet 112’yi aramak lazım. Dediğim gibi ateş bir hastalık değil bir bulgudur vücudun savunma mekanizmasıdır belli dereceye kadar müdahale edilmesi çok önerilmiyor"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:26
Bursa Hayat Hastanesi’nde anneler günü kutlaması
Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, Anneler Günü dolayısıyla hastanede yeni doğum yapan anneleri ziyaret ederek bu özel günlerini kutladı. Sevginin, sabrın ve fedakârlığın sembolü olan annelere duyulan minneti ifade eden Uzm. Dr. Özkul, annelere çeşitli hediyeler takdim etti. Hastanenin doğum servisinde gerçekleşen ziyarette, annelerle yakından ilgilenen Uzm. Dr. Ahmet Özkul, "Anneler, hayatımızın her anında karşılıksız sevginin ve özverinin en güzel temsilcisidir. Bugün burada yeni bir hayata merhaba diyen annelerimizi ziyaret etmek, onların sevinçlerine ortak olmak bizim için büyük bir mutluluk. Siz hayatsınız iyi ki varsınız. Tüm annelerimizin Anneler Günü’nü içtenlikle kutluyorum" dedi. Ziyaret boyunca hastanede duygusal anlar yaşanırken, yeni anneler gösterilen ilgi ve nazik jestlerden dolayı memnuniyetlerini dile getirdi. Ziyaretlerde Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul’a, Hastane Müdürü Nurten Molla, Başhemşire Yardımcıları Emine Tütüncü ve Melike Şen ile Doğum Servisi hemşireleri eşlik etti.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:19
Derik’te Dünya Çölyak Günü etkinliği
Mardin’in Derik ilçesinde Dünya Çölyak Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte, çölyak hastalığına dikkat çekilerek glütensiz beslenmenin önemi vurgulandı. Derik İlçe Sağlık Müdürlüğü koordinesinde düzenlenen program, Mardin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kadın Aile Destek Merkezi (KADEM) pastacılık kursiyerlerinin katkılarıyla gerçekleştirildi. Derik’in Küçükpınar Mahallesi’nde bulunan Kadın Aile Destek Merkezinde yapılan etkinlikte, kursiyerler tarafından glütensiz ürünler hazırlandı. Etkinlikte günün anlam ve önemine dair konuşmalar yapılırken, diyetisyen Bahar Kayra çölyak hastalığı hakkında katılımcılara bilgi verdi. Kayra, toplumda çölyak farkındalığının artırılması gerektiğini belirterek, glütensiz beslenmenin önemine dikkat çekti. Restoranlardan okul kantinlerine, gıda üreticilerinden kamu politikalarına kadar birçok alanda çölyak hastalarının desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kayra, "Etiketlerde netlik, glutensiz ürünlere erişim, sosyal anlayış ve kapsayıcılık çok kıymetli. Çölyak hastalığıyla mücadelede en büyük gücümüz farkındalık. Unutmayalım: Farkındalık hayat kurtarır" dedi. Programa İlçe Sağlık Müdürlüğü Diyetisyeni Bahar Kayra ve pastacılık kursiyerleri katıldı. Etkinlik, glütensiz tariflerin katılımcılara ikram edilmesiyle sona erdi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:55
Güvenli olmayan gıdalar nedeniyle her yıl 600 milyon insan hastalanıyor
Yakın Doğu Üniversitesi tarafından düzenlenen seminerde "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" ele alındı. Güvenli olmayan gıdalar nedeniyle yaşanan hastalıklara dikkat çekilen seminerde akıllı tarımın önemi vurgulandı. Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Araştırma Merkezi, düzenlenen "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" semineri ile gıda güvenliği ve kalitesini ele aldı. Tarladan sofraya uzanan süreçteki denetim ve yönetim uygulamalarının uluslararası boyutuyla ele alınmasının gerekliliği vurgulanan seminerde, katılımcılara güncel gelişmeler aktarıldı. Seminer kapsamında, dinleyicilere küresel düzeydeki gıda güvenliği standartlarını tanıma ve değerlendirme fırsatı da sunuldu. Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İrfan Günsel Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy’un sunumuyla gerçekleştirilen seminerde; gıda güvenliğinin yalnızca yerel ölçekte değerlendirilemeyecek kadar geniş kapsamlı bir konu olduğuna dikkat çekildi. Akademisyen ve öğrencilerin katılımıyla yapılan seminer, karşılıklı soru-cevap şeklinde son bulurken, seminerde Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı ve İrfan Günsel Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Özge Özden de yer aldı. Prof. Dr. Özge Özden, merkezin Kıbrıs’a özgü tarım değerlerinin korunması ve bilimsel temelde gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy ise sunumunda gıda güvenliği konusunda farklı ülkelerde uygulanan politikaları karşılaştırmalı olarak ele alarak, güvenli gıda üretiminin uluslararası iş birliği ve bilgi paylaşımı ile daha sürdürülebilir hale geleceğini ifade etti. Prof. Dr. Özge Özden: "Tarım, gıda ve kırsal kalkınma konularındaki paylaşımlarımız devam edecek" Prof. Dr. Özden, merkezin Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel’in babası İrfan Günsel’in Kıbrıs’a, Kıbrıs kültürüne, tarımına ve toprağa olan bağlılığını yaşatmak amacıyla kurulduğunu vurguladı. İrfan Günsel’in özellikle arıcılıkla ilgilendiğini anımsatan Prof. Dr. Özden, bu alanda inovatif projelerin konuşulacağı etkinliklerin de planlandığını söyledi. Tarım, gıda ve kırsal kalkınma konularında ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile araştırmalar yürüterek, yerel değerleri yaşatmak ve bunları toplumla paylaşarak yaygınlaştırmak amacında olduklarını belirten Prof. Dr. Özden, merkezin aynı zamanda KKTC’nin AB uyum sürecine katkı sunacak bilimsel üretim hedeflediğini de ifade etti. Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy: "Gıda güvenliği için yasal düzenlemeler de önemli" "Gıda Güvenliği Yönetiminin Uluslararası Boyutu" sunumunda küreselleşmenin ve teknolojik ilerlemelerin gıda güvenliği yönetimi üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde ele alan Prof. Dr. Beyza Hatice Ulusoy, özellikle soğuk zincir sistemleri ve lojistik altyapıdaki gelişmelerin bozulabilir ürünlerin güvenli taşınmasında büyük rol oynadığını söyledi. "Blockchain teknolojisi sayesinde, ürünün tarladan sofraya kadar olan yolculuğu artık şeffaf biçimde izlenebiliyor" diyen Prof. Dr. Ulusoy, dijitalleşmenin tüketiciye güven sağladığını ve üretim süreçlerini daha hesap verebilir hale getirdiğini kaydetti. Prof. Dr. Ulusoy, bununla birlikte, akıllı tarım uygulamalarının üretim verimliliğini arttırdığını ve küresel pazar erişimini kolaylaştırdığını da vurguladı. Gıda güvenliğinin sağlanmasında yalnızca teknolojik altyapının değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde uyumlu yasal düzenlemelerin de büyük bir rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Ulusoy, bu düzenlemelerin sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Avrupa Birliği’nin 178/2002 sayılı düzenlemesi ile Türkiye’deki 5996 sayılı yasanın bu alandaki örnek uygulamalar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Ulusoy, "Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon insan, güvenli olmayan gıdalar nedeniyle hastalanıyor" sözleriyle konunun toplumsal etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Ulusoy, sunumunda sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle doğrudan ilişkili olan gıda güvenliğinin, sağlıklı yaşam hakkının temel bir parçası olduğunu vurguladı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:54
Medical Point’te ’Kaizen’ etkinliği
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi bünyesinde, Kaizen ve Kalite İyileştirme ve Geliştirme Müdürlüğü koordinasyonuyla gerçekleştirilen özel bir ’Kaizen’ etkinliği düzenlendi. Etkinliğe hastane yöneticilerinin yanı sıra Sürdürülebilirlik Komitesi üyeleri de aktif katılım sağladı. Japon kökenli "Kaizen" yaklaşımı, sürekli iyileştirme felsefesine dayalı bir yönetim anlayışını temel alırken; bu etkinlikte yalın düşünce ve süreçlerde sadeleşme vurgusu ön plandaydı. Konuk olarak katılan Kaizen Enstitü Türkiye Genel Müdürü Dr. Muhsin Güneşlik, süreç iyileştirme uygulamalarına dair bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaşarak, küçük ama sürekli yapılan değişikliklerin sağlık hizmetlerinde nasıl büyük etkiler oluşturabileceğini somut örneklerle anlattı. Etkinliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Veysi Kubba, şunları kaydetti: "Sağlıkta sürdürülebilir başarı, sürekli iyileştirme anlayışını kurum kültürüne yerleştirmekten geçiyor. Kaizen yaklaşımıyla hem süreçlerimizi sadeleştiriyor hem de hasta ve çalışan memnuniyetini artırmayı hedefliyoruz. Bu anlayışın tüm kurum genelinde yaygınlaşmasını desteklemeye devam edeceğiz." İEÜ Medical Point Hastanesi, Kaizen ve Kalite İyileştirme ve Geliştirme Müdürlüğü koordinasyonunda, sürdürülebilir gelişimi destekleyen bu tür uygulamaları önümüzdeki dönemde de artırarak sürdürmeyi amaçlıyor.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:53
Vatandaşlar, ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu
Mersin’de vatandaşlar ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu. Toplum sağlığını önceleyen etkinliklerle vatandaşları aktif ve sağlıklı bir yaşama teşvik etmeyi sürdürdüğü belirtilen Mersin Büyükşehir Belediyesinin, her yıl dünya genelinde farkındalıkla kutlanan ’10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü’ kapsamında doğada keyifli bir etkinlik gerçekleştirildiği bildirildi.Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde Kuyuluk Tabiat Parkı’nda düzenlenen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde ilk olarak fiziksel aktiviteler yapan katılımcılar, daha sonra müzik eşliğinde eğlendi. Ormanda doğa yürüyüşüne de çıkan katılımcılar, hem fiziksel, hem de ruhsal anlamda yenilenme ve tazelenme imkanı buldu. "Koruyucu hekimliğe önem veriyoruz" Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Hülya Atila, Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezi, Tarsus Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Merkezi, Tarsus, Erdemli ve Mezitli emekli evi üyelerinin katıldığı güzel bir organizasyon gerçekleştirdiklerini söyledi. Sağlık İçin Hareket Et Günü’nün fiziksel hareketliliğe ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek için gerçekleştirilen bir gün olduğunu belirten Atila, "Sağlık için beslenmemize önem vermek, fiziksel aktivitelerimizi gerçekleştirmek, koruyucu hekimliğe önem vermenin bir parçası. Biz, koruyucu hekimliğe önem veriyoruz ve hastalıkların oluşmasını önlemek için de birçok aktivite düzenliyoruz. Hangi yaşta olursa olsun insanları buna özendirmek ve toplumu bilinçlendirmek için doğal bir ortamda, ormanlık alanda temiz havada günümüzü kutluyoruz" dedi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:49
Çocuk sağlığının geleceği masaya yatırıldı
Çocuk sağlığının ve hastalıklarının geleceği, hekimlerin problemleri ve çözüm yolları, bu yıl 60.’sı düzenlenen Türk Pediatri Kongresi’nde masaya yatırıldı. ‘Pediatri’nin Değişen ve Zorlaşan Yüzü’ temasıyla düzenlenen ve 2 binden fazla çocuk doktorunun katıldığı kongrenin farklı oturumlarında 300’ün üzerinde konuşmacı görev aldı. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, dünyanın her yerinde çocuklarla ilgili sorunlar yaşandığını belirterek, çocuklarda entelektüel gelişimin sağlanması, bağışıklık sisteminin gelişmesi ve tüm organların sağlıklı gelişimi açısından ilk 5 yaştaki beslenmenin çok mühim olduğunu söyledi. Kasapçopur, "Çocukları işlenmiş gıdalardan, sosyal medyadan, aşırı ilaç kullanımından korumak zorundayız. Çocukların ağrısız, acısız, özgürce hareket edebildiği, hayallerinin peşinden koşabildiği bir dünya oluşturmak zorundayız. Tek amacımız hastaları iyileştirmek ve çocukları güvenli bir geleceğe taşımak" diye konuştu. Yapay zeka konusuna da değinen Kasapçopur, hekimliğin insanın yapacağı bir meslek olduğunu belirterek, "Tanı koyma süreci ve diğer süreçler hepsi insanın yaşama geçireceği süreçler. Yapay zeka, insanın yerini tutacak, insanın yaptığı tanı koyma sürecini yapacak diğer süreçleri yapacak bir etkinliğe sahip değil. Ancak yapay zeka neler yapılabileceğine yönlendirebilir. Yapay zeka hiç bir zaman hekim olmayacak" dedi. Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Başer de obeziteye dikkat çekerek, obezite oranının yıllarca Avrupa’ya göre daha düşük olmasına rağmen son yıllarda yükselişe geçtiğini açıkladı. Başer, "Türkiye’de obezite diye tanımladığımız sorunun oranı yüzde 10-15 arasında. Bu da ABD’deki çocuklarla aynı düzeyde. 5 binden fazla çocuk üzerinde yaptığımız araştırma, batı tipi beslenmenin Avrupa ve ABD’dekilere oranla ülkemizde obezite oranlarını yükselişe geçirdiğini ortaya koyuyor" diye konuştu. Kongre Başkanı Prof. Dr. Nur Canpolat, değişen dünyanın çocuk hastalıklarına yansımasının konuşulacağını belirterek, "Dijital yaşamın çocuklarda sebep olduğu sorunları da ele alıyoruz. Hareketsiz yaşamın getirdiği duruş bozuklukları, obezite, fiziksel ve ruhsal problemlerini de masaya yatırıyoruz. İklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkisi de yine gündemimizde yer alıyor" dedi. Canpolat da, yapay zeka konusunda, "Yapay zeka insanın yerine geçemez. İyi, akıllı bir asistan yardımcı olabilir. Hekimin yerini asla alamaz. Bizim yapay zekadan ne kadar doğru, verimli yararlanabiliriz bunu anlamamız gerekir" dedi. Hava kirliliğinin artmasının çocukların astım hastalığı ve daha fazla gribal enfeksiyonlarla karşılaşması gibi sorunları bulunduğuna da dikkat çekilen kongrede, çocuklarda ilk başta gribal enfeksiyon gibi algılanan ateşli hastalıkların genetik kaynaklı yinelenen ateşli hastalıklar arasında olabileceği ve bunun da ciddi sonuçları doğurabileceğini ifade edildi. Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Çocuk sağlığı denildiğinde çocukla ilgili her türlü olay bu konu kapsamında olabilir. Şiddet, çocuk işçiler, taciz ve akran zorbalığı. Bu tür olaylara kurum olarak müdahale ederek süreçleri iyi yönde geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz" dedi. Prof. Dr. Kenan Barut, artan şiddet eğilimlerinin çocuklara yansımasının akran zorbalığı olarak görüldüğünü belirtirken bu konuda hekimlere, ailelere ve devlete önemli görevler düştüğünü söyledi. Prof. Dr. Barut, "Sosyal medyanın kullanılmaya başlamasıyla birlikte ekranlarda çok fazla gördüğümüz şiddet tutumlarının çocuklara bir yansıması var. Bizlere çok iş düşüyor. Çocuklarımıza eğitim vermek. Doğruyu, güzeli yansıtmak. Doğruyu güzeli onlara ne kadar yansıtabilirsek, topluma yansıması da o kadar iyi olur" dedi. Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, pestisitin sağlık üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çektiği konuşmasında, "Pestisit hemen kaybolmuyor, 20-30 yıl dünya üzerinde kalıyor. Bunu topraktan, toprağa değen sudan, gıdalardan alabiliyoruz. Bu da çocuklarda zeka ve dikkat eksikliği hatta otizim gibi sonuçlar doğurabiliyor" dedi. "Sağlık Bakanlığı Türk Pediatri Kurumu ile işbirliği yapıyor" Prof. Dr. Kenan Barut, çocuk hekim sayısının azalmasıyla ilgili problemin çözümü için Sağlık Bakanlığı’yla işbirliği yaptıklarını belirterek, "Doğuda bazı tıp fakültelerinin pediatri bölümleri kapanmanın eşiğinde. Bakanlık bizden dünyadaki modelleri incelememizi istedi. ABD ve Avrupa’yı araştırdık. Gördüğümüz kadarıyla homojenizasyonu sağlama durumundayız. İleride bu sorunlar giderildiğinde bu problemin de çözüleceğine inanıyorum" diye konuştu.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:23
Çanakkale’de organlarıyla 3 kişiye umut oldu
Çanakkale’de beyin ölümü gerçekleşen hastanın organları 3 kişiye umut oldu. Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde, beyin kanaması teşhisiyle 1 Mayıs tarihinden bu yana tedavi altında olan 64 yaşındaki erkek hasta, yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen kurtarılamayarak beyin ölümü gerçekleşti. Organ Nakli koordinatörleri Uz Dr Azem Ülkü ve Hemşire Gönül Pınarcıoğlu’nun görüşmeleri neticesinde aile organ bağışı yapma kararı aldı. Yapılan koordinasyonla hastanın karaciğeri ve iki böbreği organ nakli bekleyen hastalara umut olacak. Organ Nakli Koordinatörü Uzm. Dr. Azem Ülkü, "Merhum hastamızın ailesine, gösterdikleri bu örnek davranış için teşekkür ediyoruz. Bağışlanan organlar sayesinde üç hastamız yeniden yaşama tutunacak" dedi. Başhekim Op. Dr. Hasan Keser ise yaptığı açıklamada, "Organ bağışı, yaşamı sona ermiş bir insanın başka hayatlara can vermesi demektir. Merhum hastamızın ailesi, aldıkları bu anlamlı kararla üç hastaya umut olmuştur. Kendilerine minnettarız. Organ bağışının yaygınlaşması için toplum olarak daha duyarlı olmalıyız" ifadelerini kullandı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:59
Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi ek hizmet binasının temeli atıldı
Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde inşa edilecek olan Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi Ek Hizmet Binası’nın temel atma töreni gerçekleştirildi. Törende konuşan Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzm. Dr. Emrah Ceviz, duygusal bir anı yaşadığını belirtti. 45 yıl önce doğduğu hastanenin ek bina temel atma törenine katılmanın kendisi için büyük bir mutluluk olduğunu ifade eden Ceviz, 2026’nın ikinci yarısında hizmete açılacak hastanenin teknik özellikleri hakkında bilgi verdi. Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzm. Dr. Emrah Ceviz: "45 yıl önce doğduğum hastaneye Rabbim nasip etti. Şimdi ek bina açılışı için burada bulunuyoruz. 55 servis 20’si yoğun bakım yatağı tamamı nitelikli yataklardan oluşan 75 yatağıyla 36 poliklinik odasıyla 31 diyaliz ünitesiyle 243 kapalı açık engelli otoparkıyla Tavşan halkımızın hizmetine sunacağımız hastanemiz için çalışmalar son sürat devam ediyor. Bugün temel atma törenini yaptığımız hastanemiz inşallah 2026 yılının ikinci arasında itibariyle halkımızın hizmetine açılacaktır." Törende konuşan Kütahya Valisi Musa Işın, son 20 yılda Türkiye’nin sağlıkta gerçekleştirdiği büyük dönüşüme dikkat çekerek şunları söyledi: "Bir zamanlar sabahın erken saatlerinde hastane kapılarında kuyruklarda bekleyen vatandaşlarımız, artık beş yıldızlı otel konforunda hizmet veren hastanelerde ücretsiz sağlık hizmeti alabiliyor. 85 milyon vatandaşımıza ücretsiz sağlık hizmeti sunan dünyada başka bir ülke yok. Bu başarı, milletine kıymet veren bir anlayışın ve güçlü bir devletin ürünüdür." AK Parti Kütahya Milletvekili Mehmet Demir, törende yaptığı konuşmada sağlıkta devrim yapıldığını belirterek, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlıkta bir devrim yaptık. Şehir hastanelerinden aile hekimlerine, acil hizmetlerden evde bakıma kadar her alanda insanımızın hayatına dokunduk" dedi. Vali Musa Işın, sağlık altyapısının güçlenmesiyle birlikte artık Kütahya’dan dış illere hasta sevkinin ciddi oranda azaldığını, ileri düzey ameliyatların Kütahya’da başarıyla gerçekleştirildiğini de vurguladı. Vali Işın ayrıca, Tavşanlı’nın sadece bir ilçe değil, bölgesel ölçekte bir merkez olduğunu ve daha fazla yatırımı hak ettiğini belirtti. Törene; Kütahya Valisi Musa Işın, Milletvekilleri Adil Biçer ve Mehmet Demir, Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, KSBÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Tekin, Tavşanlı Kaymakamı Hayrettin Baskın, Tavşanlı Belediye Başkanı Ali Kemal Derin, AK Parti İl Başkanı Ceyda Çetin Erenler, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzman Doktor Emrah Ceviz, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, basın mensupları, protokol üyeleri, kamu kurum temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Konuşmaların ardından temel atma butonuna basılarak inşa süreci resmen başlatıldı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:53
"Aşırı düşünme ile başa çıkmak mümkün"
Aşırı düşünmenin, çağın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olduğunu ve zihinsel sağlığı ciddi şekilde etkilediğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, "Kişilerin, bir durumu ya da olayı gereğinden fazla analiz etmesi, düşüncelerini sürekli zihninde tekrar etmesi, aşırı düşünmenin başlıca belirtilerindendir. Aşırı düşünmenin zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için bireylerin, profesyonel yardım almayı ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerini kullanmayı düşünmeleri önerilir" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, aşırı düşünme (overthinking) hakkında bilgilendirmede bulundu. Son yıllarda zihinsel sağlık konularının giderek daha fazla dikkat çektiğini belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Özellikle aşırı düşünme (overthinking), birçoğumuzun yaşamını etkileyen, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir durum haline geldi. Kişilerin, bir durumu ya da olayı gereğinden fazla analiz etmesi, düşüncelerini sürekli zihninde tekrar etmesi, aşırı düşünmenin başlıca belirtilerindendir" açıklamasında bulundu. Aşırı düşünmenin, genellikle kaygı, stres ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklarla ilişkilendirildiğini söyleyen Uzm. Dr. Bahçe, "Bireyler, geçmişte yaşadıkları olumsuz deneyimler veya geleceğe dair belirsizlikler hakkında fazlaca endişelenebilirler. Bu durum, zihinsel yorgunluğa ve fiziksel rahatsızlıklara yol açabilir. Baş ağrısı, mide bulantıları ve uyku problemleri gibi somatik belirtiler, aşırı düşünmenin bedensel etkilerinden yalnızca birkaçıdır. Kişiler genellikle, çözüm bulmak için düşüncelerinin kontrolünü kaybeder ve daha fazla kaygıya yol açan bir döngüye girerler" şeklinde konuştu. "Psikolojik bozukluklarla ilişkili olabilir" Aşırı düşünmenin kökenlerinin genellikle psikolojik bozukluklarla ilişkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Anksiyete, depresyon ve obsesif-kompulsif bozukluklar gibi durumlar, kişinin zihnindeki düşüncelerin kontrolünü zorlaştırabilir. Ayrıca, mükemmeliyetçilik ve kontrol ihtiyacı gibi kişilik özellikleri, aşırı düşünmeye yol açan diğer önemli faktörler arasında yer alır. Genetik ve nörolojik faktörler de, bireyin aşırı düşünmeye yatkın olmasında etkili olabilir" dedi. "Sosyal ilişkilerde de sorunlara yol açabilir" Aşırı düşünmenin sadece bireysel sağlığı etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda sosyal ilişkilerde de sorunlara yol açabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Bahçe, "İnsanlar, sürekli analiz yaparak ve küçük detaylar üzerinde takılarak, ilişkilerinde güvensizlik ve yanlış anlamalar yaşayabilirler. Bu da, sosyal hayatı ve iş yaşamını olumsuz etkileyebilir. Kişinin zihinsel sağlığı bozulduğunda, genel verimliliği de düşer; odaklanma güçlüğü, iş veya okul performansının azalmasına neden olabilir" diye konuştu. "Aşırı düşünme ile başa çıkma yolları" Günümüzde, aşırı düşünme ile başa çıkma stratejileri üzerine birçok yöntem geliştirildiğini belirten Uzm. Dr. Bahçe, şu bilgileri paylaştı: "Mindfulness yani farkındalık teknikleri, aşırı düşünme ile mücadelede en etkili araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Kişilerin, anı yaşamalarını ve düşüncelerini yargılamadan gözlemlemelerini sağlayan mindfulness uygulamaları, zihni sakinleştirir ve düşünce döngülerini kontrol altına alır. Derin nefes alma egzersizleri, meditasyon ve yoga gibi uygulamalar da benzer şekilde zihinsel rahatlama sağlayabilir. Bir diğer etkili strateji ise ’düşünceyi erteleme’ yöntemidir. Bu teknik, belirli bir zaman diliminde endişe ve kaygıların üzerine yoğunlaşmayı ve geri kalan zaman diliminde bu düşüncelerden uzak durmayı hedefler. Ayrıca, bireylerin dikkat dağıtıcı aktivitelerle meşgul olmaları da aşırı düşünmenin önüne geçebilir. Yürüyüş yapmak, yeni hobiler edinmek veya üretici aktivitelerle ilgilenmek, zihnin meşgul olmasını sağlar ve düşünceleri yönlendirmek açısından faydalı olabilir." "Profesyonel yardım alınabilir" Profesyonel yardım almanın da aşırı düşünme ile başa çıkmada önemli bir adım olduğunu belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi psikoterapi yöntemleri, bireylerin olumsuz düşünce kalıplarını tanıyıp bunları daha sağlıklı düşüncelerle değiştirmelerine yardımcı olabilir. Uzman bir terapistin rehberliğinde uygulanan terapi, bireyin aşırı düşünme durumunu kontrol altına almasına yardımcı olabilir" dedi. "Çağımızın en yaygın psikolojik sorunlarından biridir" Aşırı düşünmenin çağımızın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olduğunu ve zihinsel sağlığı ciddi şekilde etkileyebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Bahçe, "Ancak farkındalık, bilişsel terapi ve sosyal destek gibi stratejilerle bu durumla başa çıkmak mümkündür. Aşırı düşünmenin zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için bireylerin, profesyonel yardım almayı ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerini kullanmayı düşünmeleri önerilir" ifadelerini kullandı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:38
Doğum gününde annesinin böbreğiyle hayata tutundu
Eskişehir’de yaşayan 28 yaşındaki Merve Altıntaş Türe, doğum gününde hayatının en büyük hediyesini annesinden aldı. Böbrek nakliyle hayata tutunan genç anne taburcu oldu. Diyaliz tedavisi sebebiyle anne olamayacağını düşünürken; sürpriz bir şekilde anne olan Merve Altıntaş Türe, ilk Anneler Günü’nü 6 aylık kızıyla ve annesiyle birlikte kutlayacak.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder