Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Saatlerce peşinden koştular: Kurbanlık dana ilçeyi birbirine kattı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 19 Mayıs mesajı!
İstanbul’da dev kruvaziyer yoğunluğu havadan görüntülendi
Otomobilin, ışıkta bekleyen 2 araca ok gibi saplandığı kaza kamerada
UEFA Avrupa Ligi kupası İstanbul’da sahibini buluyor
İçişleri Bakanlığı’nda 19 atama Resmi Gazete’de
Mersin’de 6 kişiyi katleden katil yakalanacağını anlayınca intihar etti
SAĞLIK
Sağlık raporlarında yeni dönem
19 Mayıs 2026 Salı - 10:51:24
‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. ‘Sağlık Raporları Yönetmeliği’ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile sağlık raporlarının düzenlenme süreçlerine ilişkin kurallar belirlenirken sahada uygulama birliği hayata geçirildi. Yönetmelik kapsamında tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamaların sona erdirildiği yönetmeliğe göre başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak. Ayrıca düzenleme ile; ‘tek hekim raporları’ öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımı ile ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak. Bu kapsamda; Kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa E-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ düzenlenebilecek. Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak. Lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden ‘Sağlık Durum Belgesi’ alması mümkün olabilecek. Düzenlemede 2 temel sağlık kurulu tanımlandı Yönetmelikte ‘durum bildirir sağlık kurulu raporu’ süreçleri de yeniden tanımlandı; tam teşekküllü sağlık kurulu ve 3 hekimli sağlık kurulu olmak üzere 2 temel sağlık kurulu oluşturuldu. Bu kapsamda; vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı; Bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların 3 hekim tarafından düzenlenebilmesine de imkan tanındı. Hastanelerde ‘rapor başvuru merkezi’ kurulacak Ayrıca, 2’nci ve 3’üncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlandı ve kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi. Bu amaçla; sağlık kurumlarında ‘Rapor Başvuru Merkezleri’ oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek. Sağlık kurulu rapor süreçleri kolaylaştırıldı Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin de önüne geçildi. Raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlanmış ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı. Düzenlemeyle ayrıca; 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin de önü açıldı.
19 Mayıs 2026 Salı - 10:43
Nazilli’de sağlık çalışanlarına "Kronik Hastalıklar" eğitimi verildi
Aydın’ın Nazilli ilçesinde düzenlenen eğitimde, farklı ilçelerde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına kronik hastalıkların tanı ve tedavisine yönelik güncel bilgiler aktarıldı. Aydın’ın Nazilli ilçesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla aile sağlığı çalışanlarına yönelik "Kronik Hastalıklar Eğitim Programı (HYP)" düzenlendi. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından, Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi eğitim salonunda gerçekleştirilen eğitimler, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Aile Hekimliği Eğitim ve İzleme Daire Başkanlığı koordinesinde yapıldı. 11-18 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzenlenen program kapsamında, Nazilli, Bozdoğan, Yenipazar, Kuyucak, Karacasu ve Buharkent ilçelerinde görev yapan aile sağlığı çalışanlarına eğitim verildi. Eğitimler, Aile Hekimi Uzmanı Dr. Maide Akay Çiftçi tarafından "Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar" başlığı altında gerçekleştirilirken, kronik hastalıkların tanı, takip ve tedavi süreçlerine ilişkin güncel bilgiler paylaşıldı. Programla, ebe ve hemşirelerin bilgi düzeylerinin artırılması ve uygulamaya yönelik becerilerinin geliştirilmesi hedeflendi. Öte yandan, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Şule Akbaş da eğitimlere katılarak Sağlıklı Hayat Merkezleri hakkında sahadan gelen soruları yanıtladı. Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görev yapan fizyoterapist, sosyal çalışmacı ve çocuk gelişimcisi personeller de katılımcılara çeşitli konularda bilgilendirme yaptı.
19 Mayıs 2026 Salı - 09:30
Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz: "Mantar tüketirken sağlığınızdan olmayın"
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bahar yağışlarıyla birlikte doğada mantar oluşumunun arttığını belirterek kontrolsüz yabani mantar tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulundu. Gündüz, Türkiye’nin iklim yapısı ve bitki örtüsü nedeniyle yabani mantarların yetişmesi açısından oldukça uygun bir ülke olduğunu ifade ederek yağışların arttığı ilkbahar ve sonbahar aylarında mantar zehirlenmesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekti. Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin tüketilen mantarın türüne göre değişebildiğini kaydeden Prof. Dr. Abdülkadir Gündüz, bazı türlerde şikâyetlerin ilk birkaç saat içinde ortaya çıktığını, bazı ölümcül türlerde ise belirtilerin 6 ila 24 saat sonra başlayabildiğini söyledi. Zehirlenme durumlarında geç başlayan belirtilerin daha tehlikeli olabileceğini vurgulayan Gündüz, "Özellikle geç başlayan bulgular ciddi karaciğer hasarıyla ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise belirtiler geçici olarak düzelebilir ancak bu yalancı iyilik hali sonrasında ağır organ yetmezlikleri gelişebilir" dedi. "Ölüm meleği mantarı" Gündüz, ölümcül zehirlenmelere en sık "ölüm meleği mantarı" olarak bilinen ’Amanita phalloides’ türü mantarın neden olduğunu ve bu türün zehirsiz mantarlarla çok kolay karıştırılabildiğini belirterek doğadan bilinçsiz mantar toplama, halk arasındaki yanlış inanışlar ve mantarların görüntüsüne bakılarak ayırt edilmeye çalışılmasının riski artırdığını kaydetti. "Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum" "Ülkemizde mantar zehirlenmeleri sık karşılaştığımız bir durum. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görüyoruz. İlkbahar aylarında fazla görülmesinin en önemli nedeni, yağış ve nem oranının yükselmesidir. Bu ortam, mantar yetişmesi için uygun bir iklim oluşturuyor. Orman altlarında ve meralarda ciddi şekilde mantar yetişmesi oluyor. İnsanlarımız da kültürel olarak komşuları ve akrabalarıyla mantar toplama alışkanlığına sahip. Dolayısıyla ortak toplanan mantarlar nedeniyle, aile bireyleri ya da komşular arasında özellikle kümelenme şeklinde zehirlenmelerle karşılaşıyoruz. Mesela bir aileden 4-5 kişi aynı anda zehirlenmiş olabiliyor. Çünkü beraber mantar toplamışlar, eve getirmişler ve akşam pişirip yemişler. Bu durum toplu, aile içi kümelenme şeklinde zehirlenme olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür zehirlenmeleri özellikle sonbahar ve ilkbaharda sık görüyoruz" dedi. "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor" diyen Gündüz, "Mantar zehirlenmelerinde belirtilerin başlaması, mantarın türüne göre değişebiliyor. Birkaç saat içinde belirti veren mantar türleri olduğu gibi, 6 saat ya da 24 saat sonra belirti veren türler de var. Erken belirti verenler genellikle daha az tehlikeli olsa da geç dönemde belirti veren mantar zehirlenmeleri daha tehlikeli olabiliyor. Bunlar karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi sorunlarla karşımıza gelebiliyor. İlk dönemde zehirlenme belirtileri normale dönebiliyor, kişi kendini iyi hissedebiliyor; ancak sonrasında tekrar kötüleşme görülebiliyor. Özellikle zehirli türlerde bu durum daha sık yaşanıyor. Geç dönem belirti veren mantar zehirlenmelerinde daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha ölümcül sonuçlarla karşımıza çıkabiliyor. Ormanlık ve yeşillik alanların daha fazla olduğu bölgelerde risk artıyor. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Karadeniz Bölgesi ilkbahar ve sonbaharda çok yağış alıyor. Yaylalar ve orman altları oldukça nemli oluyor. Bu nemli ve yağışlı ortam, mantarlar için çok uygun bir yetişme alanı oluşturuyor. Bölgemizde ciddi bir mantar çeşitliliği bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yüz yıllardır süregelen bir mantar toplama kültürü ve etkinliği var. Ancak mantarların toplanması uzmanlık gerektiriyor. Çünkü zehirli mantarı ayırt etmek bazen uzmanların bile zorlandığı bir durum olabiliyor. Bu nedenle doğadan topladığımız mantarları uzman kontrolünden geçirmeden tüketirsek ciddi zehirlenme riskiyle karşılaşabiliriz. Özellikle Amanita phalloides olarak bilinen "ölüm meleği" türü mantar, masum ve zehirsiz mantarlarla karışma riski çok yüksek olan bir türdür. Karadeniz Bölgesi’nde de bulunabilen bir mantardır. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerekiyor. Uzman kontrolü olmadan doğadan toplanıp tüketilen mantarların tamamı zehirlenme riski taşır. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
19 Mayıs 2026 Salı - 09:21
Kronik hastalıkların ilacı fiziksel aktivite
Fiziksel aktivitenin, iskelet kaslarının kasılması sonucu enerji harcanmasına neden olan her türlü vücut hareketi olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, düzenli fiziksel aktivitenin kronik hastalıkların hem önlenmesinde hem de mevcut hastalıkların yönetiminde en güçlü ilaçsız müdahale yöntemlerinden biri olduğunu belirtti. Modern yaşamın ve teknolojik gelişmelerin getirdiği hareketsizlik (sedanter yaşam), dünya genelinde birçok kronik hastalığın temel tetikleyicilerinden biri haline gelirken, kronik hastalıklar terimi çoğu zaman kardiyovasküler hastalıklar, kanser, kronik solunum hastalıkları ve diyabet için kullanılıyor. Bu dört hastalık grubunun erken ölüm sebeplerinin büyük kısmını oluşturduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, kronik hastalıkların ortak risk faktörlerinden birisi olan fiziksel hareketsizliğin, dünya genelinde ölüme neden olan risk faktörlerinin sıralamasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti. "Hareketsiz yaşam ve fiziksel aktivite yetersizliği önemli bir halk sağlığı sorunu" Sağlık Bakanlığı tarafından 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye genelinde kadınların yüzde 87’si, erkeklerin yüzde 77’sinin yeterli ölçüde fiziksel aktivite yapmadığının belirlendiğini, hareketsiz yaşamın ve fiziksel aktivite yetersizliğinin ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli yapılan fiziksel aktivitenin kronik hastalıklara karşı sağladığı temel faydalar ve etkileri vardır. Kalp ve damar sağlığı için düzenli fiziksel aktivite, kalp hastalığı, inme ve yüksek tansiyon riskini önemli ölçüde düşürür. Bazı çalışmalar kardiyovasküler hastalık riskinde yüzde 49’a varan bir azalma olduğunu göstermektedir. Kolesterol kontrolü yapmak, kötü kolesterolü (LDL) düşürürken, iyi kolesterolü (HDL) arttırarak damar sertliğini önler. Orta şiddette fiziksel aktiviteler, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan hipertansiyona karşı koruyucudur. Kan şekeri kontrolü, egzersiz, hücrelerin insülin duyarlılığını artırarak kan şekerini düzenler ve Tip 2 diyabet riskini azaltabilir" dedi. Hareketsiz yaşamın getirdiği sağlık sorunlarının her geçen yıl artarak devam ettiğini, aktiviteyi yaşam biçimi haline getirmenin çok önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Metabolizma hızını artırmak, aşırı kilo alımını önlemek ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların temelini kurutmaya destek olur. Düzenli fiziksel aktivitenin, başta meme, kolon, mesane ve akciğer olmak üzere en az sekiz farklı kanser türünün görülme sıklığını azalttığı da gösterilmiştir. Dünya üzerindeki kanser olgularının yüzde 25’inin sedanter yaşam tarzı ve aşırı kilodan kaynaklandığı bilinmektedir. Hareketlilik, kemik yoğunluğunu artırarak özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik erimesini önler. Kas kuvvetini koruyarak yaşlılarda düşme ve buna bağlı kırık riskini azaltır. Depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletir, stresi azaltır ve genel ruh halini iyileştirir. Beyne giden kan akışını artırarak bilişsel fonksiyonları korur ve erken bunama riskini düşürür. Ayrıca akciğer hastalıklarında fiziksel aktivite ve egzersiz uygulamaları hastalığın ilerlemesi ve alevlenmelerin önlenmesi, hastaneye yatış sıklığının azaltılması ve kardiyopulmoner kapasitenin artırılmasında önemli yaklaşımlardır" şeklinde konuştu. "Düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkilerinden faydalanmak için rutin oluşturun" Fiziksel aktivitenin, kronik hastalıkların yönetiminde yalnızca destekleyici bir unsur değil, tedavi protokollerinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Düzenli egzersiz, kardiyovasküler kapasiteyi artırarak, metabolik dengeyi sağlayarak ve inflamatuar süreçleri kontrol altına alarak hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirmekte, komplikasyon riskini minimize etmektedir. Haftada en az 150-300 dakika tempolu yürüyüş, orta yoğunlukta aerobik aktivite veya haftada 75-150 dakika koşu, yine haftada en az 2 gün tüm ana kas gruplarını içeren kuvvet antrenmanları yapmak önemlidir. Hastaların fiziksel bağımsızlığını koruyarak yaşam kalitesini artırması ve psikolojik iyilik halini desteklemesi, aktivitenin bütüncül sağlık üzerindeki kritik rolünü kanıtlamaktadır. Bu nedenle, kronik hastalıklarla mücadele bireye özgü, sürdürülebilir ve multidisipliner bir yaklaşımla planlanan fiziksel aktivite programlarının yaygınlaştırılması hem toplum sağlığının iyileştirilmesi hem de sağlık sistemleri üzerindeki yükün azaltılması açısından stratejik bir öneme sahiptir" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
3
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:53
Vatandaşlar, ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu
Mersin’de vatandaşlar ’Sağlık İçin Hareket Et Günü’nde doğada buluştu. Toplum sağlığını önceleyen etkinliklerle vatandaşları aktif ve sağlıklı bir yaşama teşvik etmeyi sürdürdüğü belirtilen Mersin Büyükşehir Belediyesinin, her yıl dünya genelinde farkındalıkla kutlanan ’10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü’ kapsamında doğada keyifli bir etkinlik gerçekleştirildiği bildirildi.Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde Kuyuluk Tabiat Parkı’nda düzenlenen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde ilk olarak fiziksel aktiviteler yapan katılımcılar, daha sonra müzik eşliğinde eğlendi. Ormanda doğa yürüyüşüne de çıkan katılımcılar, hem fiziksel, hem de ruhsal anlamda yenilenme ve tazelenme imkanı buldu. "Koruyucu hekimliğe önem veriyoruz" Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Hülya Atila, Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezi, Tarsus Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Merkezi, Tarsus, Erdemli ve Mezitli emekli evi üyelerinin katıldığı güzel bir organizasyon gerçekleştirdiklerini söyledi. Sağlık İçin Hareket Et Günü’nün fiziksel hareketliliğe ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek için gerçekleştirilen bir gün olduğunu belirten Atila, "Sağlık için beslenmemize önem vermek, fiziksel aktivitelerimizi gerçekleştirmek, koruyucu hekimliğe önem vermenin bir parçası. Biz, koruyucu hekimliğe önem veriyoruz ve hastalıkların oluşmasını önlemek için de birçok aktivite düzenliyoruz. Hangi yaşta olursa olsun insanları buna özendirmek ve toplumu bilinçlendirmek için doğal bir ortamda, ormanlık alanda temiz havada günümüzü kutluyoruz" dedi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:49
Çocuk sağlığının geleceği masaya yatırıldı
Çocuk sağlığının ve hastalıklarının geleceği, hekimlerin problemleri ve çözüm yolları, bu yıl 60.’sı düzenlenen Türk Pediatri Kongresi’nde masaya yatırıldı. ‘Pediatri’nin Değişen ve Zorlaşan Yüzü’ temasıyla düzenlenen ve 2 binden fazla çocuk doktorunun katıldığı kongrenin farklı oturumlarında 300’ün üzerinde konuşmacı görev aldı. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, dünyanın her yerinde çocuklarla ilgili sorunlar yaşandığını belirterek, çocuklarda entelektüel gelişimin sağlanması, bağışıklık sisteminin gelişmesi ve tüm organların sağlıklı gelişimi açısından ilk 5 yaştaki beslenmenin çok mühim olduğunu söyledi. Kasapçopur, "Çocukları işlenmiş gıdalardan, sosyal medyadan, aşırı ilaç kullanımından korumak zorundayız. Çocukların ağrısız, acısız, özgürce hareket edebildiği, hayallerinin peşinden koşabildiği bir dünya oluşturmak zorundayız. Tek amacımız hastaları iyileştirmek ve çocukları güvenli bir geleceğe taşımak" diye konuştu. Yapay zeka konusuna da değinen Kasapçopur, hekimliğin insanın yapacağı bir meslek olduğunu belirterek, "Tanı koyma süreci ve diğer süreçler hepsi insanın yaşama geçireceği süreçler. Yapay zeka, insanın yerini tutacak, insanın yaptığı tanı koyma sürecini yapacak diğer süreçleri yapacak bir etkinliğe sahip değil. Ancak yapay zeka neler yapılabileceğine yönlendirebilir. Yapay zeka hiç bir zaman hekim olmayacak" dedi. Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Başer de obeziteye dikkat çekerek, obezite oranının yıllarca Avrupa’ya göre daha düşük olmasına rağmen son yıllarda yükselişe geçtiğini açıkladı. Başer, "Türkiye’de obezite diye tanımladığımız sorunun oranı yüzde 10-15 arasında. Bu da ABD’deki çocuklarla aynı düzeyde. 5 binden fazla çocuk üzerinde yaptığımız araştırma, batı tipi beslenmenin Avrupa ve ABD’dekilere oranla ülkemizde obezite oranlarını yükselişe geçirdiğini ortaya koyuyor" diye konuştu. Kongre Başkanı Prof. Dr. Nur Canpolat, değişen dünyanın çocuk hastalıklarına yansımasının konuşulacağını belirterek, "Dijital yaşamın çocuklarda sebep olduğu sorunları da ele alıyoruz. Hareketsiz yaşamın getirdiği duruş bozuklukları, obezite, fiziksel ve ruhsal problemlerini de masaya yatırıyoruz. İklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkisi de yine gündemimizde yer alıyor" dedi. Canpolat da, yapay zeka konusunda, "Yapay zeka insanın yerine geçemez. İyi, akıllı bir asistan yardımcı olabilir. Hekimin yerini asla alamaz. Bizim yapay zekadan ne kadar doğru, verimli yararlanabiliriz bunu anlamamız gerekir" dedi. Hava kirliliğinin artmasının çocukların astım hastalığı ve daha fazla gribal enfeksiyonlarla karşılaşması gibi sorunları bulunduğuna da dikkat çekilen kongrede, çocuklarda ilk başta gribal enfeksiyon gibi algılanan ateşli hastalıkların genetik kaynaklı yinelenen ateşli hastalıklar arasında olabileceği ve bunun da ciddi sonuçları doğurabileceğini ifade edildi. Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Çocuk sağlığı denildiğinde çocukla ilgili her türlü olay bu konu kapsamında olabilir. Şiddet, çocuk işçiler, taciz ve akran zorbalığı. Bu tür olaylara kurum olarak müdahale ederek süreçleri iyi yönde geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz" dedi. Prof. Dr. Kenan Barut, artan şiddet eğilimlerinin çocuklara yansımasının akran zorbalığı olarak görüldüğünü belirtirken bu konuda hekimlere, ailelere ve devlete önemli görevler düştüğünü söyledi. Prof. Dr. Barut, "Sosyal medyanın kullanılmaya başlamasıyla birlikte ekranlarda çok fazla gördüğümüz şiddet tutumlarının çocuklara bir yansıması var. Bizlere çok iş düşüyor. Çocuklarımıza eğitim vermek. Doğruyu, güzeli yansıtmak. Doğruyu güzeli onlara ne kadar yansıtabilirsek, topluma yansıması da o kadar iyi olur" dedi. Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, pestisitin sağlık üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çektiği konuşmasında, "Pestisit hemen kaybolmuyor, 20-30 yıl dünya üzerinde kalıyor. Bunu topraktan, toprağa değen sudan, gıdalardan alabiliyoruz. Bu da çocuklarda zeka ve dikkat eksikliği hatta otizim gibi sonuçlar doğurabiliyor" dedi. "Sağlık Bakanlığı Türk Pediatri Kurumu ile işbirliği yapıyor" Prof. Dr. Kenan Barut, çocuk hekim sayısının azalmasıyla ilgili problemin çözümü için Sağlık Bakanlığı’yla işbirliği yaptıklarını belirterek, "Doğuda bazı tıp fakültelerinin pediatri bölümleri kapanmanın eşiğinde. Bakanlık bizden dünyadaki modelleri incelememizi istedi. ABD ve Avrupa’yı araştırdık. Gördüğümüz kadarıyla homojenizasyonu sağlama durumundayız. İleride bu sorunlar giderildiğinde bu problemin de çözüleceğine inanıyorum" diye konuştu.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:23
Çanakkale’de organlarıyla 3 kişiye umut oldu
Çanakkale’de beyin ölümü gerçekleşen hastanın organları 3 kişiye umut oldu. Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde, beyin kanaması teşhisiyle 1 Mayıs tarihinden bu yana tedavi altında olan 64 yaşındaki erkek hasta, yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen kurtarılamayarak beyin ölümü gerçekleşti. Organ Nakli koordinatörleri Uz Dr Azem Ülkü ve Hemşire Gönül Pınarcıoğlu’nun görüşmeleri neticesinde aile organ bağışı yapma kararı aldı. Yapılan koordinasyonla hastanın karaciğeri ve iki böbreği organ nakli bekleyen hastalara umut olacak. Organ Nakli Koordinatörü Uzm. Dr. Azem Ülkü, "Merhum hastamızın ailesine, gösterdikleri bu örnek davranış için teşekkür ediyoruz. Bağışlanan organlar sayesinde üç hastamız yeniden yaşama tutunacak" dedi. Başhekim Op. Dr. Hasan Keser ise yaptığı açıklamada, "Organ bağışı, yaşamı sona ermiş bir insanın başka hayatlara can vermesi demektir. Merhum hastamızın ailesi, aldıkları bu anlamlı kararla üç hastaya umut olmuştur. Kendilerine minnettarız. Organ bağışının yaygınlaşması için toplum olarak daha duyarlı olmalıyız" ifadelerini kullandı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:59
Tavşanlı Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi ek hizmet binasının temeli atıldı
Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde inşa edilecek olan Doç. Dr. Mustafa Kalemli Devlet Hastanesi Ek Hizmet Binası’nın temel atma töreni gerçekleştirildi. Törende konuşan Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzm. Dr. Emrah Ceviz, duygusal bir anı yaşadığını belirtti. 45 yıl önce doğduğu hastanenin ek bina temel atma törenine katılmanın kendisi için büyük bir mutluluk olduğunu ifade eden Ceviz, 2026’nın ikinci yarısında hizmete açılacak hastanenin teknik özellikleri hakkında bilgi verdi. Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzm. Dr. Emrah Ceviz: "45 yıl önce doğduğum hastaneye Rabbim nasip etti. Şimdi ek bina açılışı için burada bulunuyoruz. 55 servis 20’si yoğun bakım yatağı tamamı nitelikli yataklardan oluşan 75 yatağıyla 36 poliklinik odasıyla 31 diyaliz ünitesiyle 243 kapalı açık engelli otoparkıyla Tavşan halkımızın hizmetine sunacağımız hastanemiz için çalışmalar son sürat devam ediyor. Bugün temel atma törenini yaptığımız hastanemiz inşallah 2026 yılının ikinci arasında itibariyle halkımızın hizmetine açılacaktır." Törende konuşan Kütahya Valisi Musa Işın, son 20 yılda Türkiye’nin sağlıkta gerçekleştirdiği büyük dönüşüme dikkat çekerek şunları söyledi: "Bir zamanlar sabahın erken saatlerinde hastane kapılarında kuyruklarda bekleyen vatandaşlarımız, artık beş yıldızlı otel konforunda hizmet veren hastanelerde ücretsiz sağlık hizmeti alabiliyor. 85 milyon vatandaşımıza ücretsiz sağlık hizmeti sunan dünyada başka bir ülke yok. Bu başarı, milletine kıymet veren bir anlayışın ve güçlü bir devletin ürünüdür." AK Parti Kütahya Milletvekili Mehmet Demir, törende yaptığı konuşmada sağlıkta devrim yapıldığını belirterek, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde sağlıkta bir devrim yaptık. Şehir hastanelerinden aile hekimlerine, acil hizmetlerden evde bakıma kadar her alanda insanımızın hayatına dokunduk" dedi. Vali Musa Işın, sağlık altyapısının güçlenmesiyle birlikte artık Kütahya’dan dış illere hasta sevkinin ciddi oranda azaldığını, ileri düzey ameliyatların Kütahya’da başarıyla gerçekleştirildiğini de vurguladı. Vali Işın ayrıca, Tavşanlı’nın sadece bir ilçe değil, bölgesel ölçekte bir merkez olduğunu ve daha fazla yatırımı hak ettiğini belirtti. Törene; Kütahya Valisi Musa Işın, Milletvekilleri Adil Biçer ve Mehmet Demir, Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, KSBÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Tekin, Tavşanlı Kaymakamı Hayrettin Baskın, Tavşanlı Belediye Başkanı Ali Kemal Derin, AK Parti İl Başkanı Ceyda Çetin Erenler, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Uzman Doktor Emrah Ceviz, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, basın mensupları, protokol üyeleri, kamu kurum temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Konuşmaların ardından temel atma butonuna basılarak inşa süreci resmen başlatıldı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:53
"Aşırı düşünme ile başa çıkmak mümkün"
Aşırı düşünmenin, çağın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olduğunu ve zihinsel sağlığı ciddi şekilde etkilediğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, "Kişilerin, bir durumu ya da olayı gereğinden fazla analiz etmesi, düşüncelerini sürekli zihninde tekrar etmesi, aşırı düşünmenin başlıca belirtilerindendir. Aşırı düşünmenin zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için bireylerin, profesyonel yardım almayı ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerini kullanmayı düşünmeleri önerilir" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Zekeriya Bahçe, aşırı düşünme (overthinking) hakkında bilgilendirmede bulundu. Son yıllarda zihinsel sağlık konularının giderek daha fazla dikkat çektiğini belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Özellikle aşırı düşünme (overthinking), birçoğumuzun yaşamını etkileyen, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir durum haline geldi. Kişilerin, bir durumu ya da olayı gereğinden fazla analiz etmesi, düşüncelerini sürekli zihninde tekrar etmesi, aşırı düşünmenin başlıca belirtilerindendir" açıklamasında bulundu. Aşırı düşünmenin, genellikle kaygı, stres ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklarla ilişkilendirildiğini söyleyen Uzm. Dr. Bahçe, "Bireyler, geçmişte yaşadıkları olumsuz deneyimler veya geleceğe dair belirsizlikler hakkında fazlaca endişelenebilirler. Bu durum, zihinsel yorgunluğa ve fiziksel rahatsızlıklara yol açabilir. Baş ağrısı, mide bulantıları ve uyku problemleri gibi somatik belirtiler, aşırı düşünmenin bedensel etkilerinden yalnızca birkaçıdır. Kişiler genellikle, çözüm bulmak için düşüncelerinin kontrolünü kaybeder ve daha fazla kaygıya yol açan bir döngüye girerler" şeklinde konuştu. "Psikolojik bozukluklarla ilişkili olabilir" Aşırı düşünmenin kökenlerinin genellikle psikolojik bozukluklarla ilişkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Anksiyete, depresyon ve obsesif-kompulsif bozukluklar gibi durumlar, kişinin zihnindeki düşüncelerin kontrolünü zorlaştırabilir. Ayrıca, mükemmeliyetçilik ve kontrol ihtiyacı gibi kişilik özellikleri, aşırı düşünmeye yol açan diğer önemli faktörler arasında yer alır. Genetik ve nörolojik faktörler de, bireyin aşırı düşünmeye yatkın olmasında etkili olabilir" dedi. "Sosyal ilişkilerde de sorunlara yol açabilir" Aşırı düşünmenin sadece bireysel sağlığı etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda sosyal ilişkilerde de sorunlara yol açabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Bahçe, "İnsanlar, sürekli analiz yaparak ve küçük detaylar üzerinde takılarak, ilişkilerinde güvensizlik ve yanlış anlamalar yaşayabilirler. Bu da, sosyal hayatı ve iş yaşamını olumsuz etkileyebilir. Kişinin zihinsel sağlığı bozulduğunda, genel verimliliği de düşer; odaklanma güçlüğü, iş veya okul performansının azalmasına neden olabilir" diye konuştu. "Aşırı düşünme ile başa çıkma yolları" Günümüzde, aşırı düşünme ile başa çıkma stratejileri üzerine birçok yöntem geliştirildiğini belirten Uzm. Dr. Bahçe, şu bilgileri paylaştı: "Mindfulness yani farkındalık teknikleri, aşırı düşünme ile mücadelede en etkili araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Kişilerin, anı yaşamalarını ve düşüncelerini yargılamadan gözlemlemelerini sağlayan mindfulness uygulamaları, zihni sakinleştirir ve düşünce döngülerini kontrol altına alır. Derin nefes alma egzersizleri, meditasyon ve yoga gibi uygulamalar da benzer şekilde zihinsel rahatlama sağlayabilir. Bir diğer etkili strateji ise ’düşünceyi erteleme’ yöntemidir. Bu teknik, belirli bir zaman diliminde endişe ve kaygıların üzerine yoğunlaşmayı ve geri kalan zaman diliminde bu düşüncelerden uzak durmayı hedefler. Ayrıca, bireylerin dikkat dağıtıcı aktivitelerle meşgul olmaları da aşırı düşünmenin önüne geçebilir. Yürüyüş yapmak, yeni hobiler edinmek veya üretici aktivitelerle ilgilenmek, zihnin meşgul olmasını sağlar ve düşünceleri yönlendirmek açısından faydalı olabilir." "Profesyonel yardım alınabilir" Profesyonel yardım almanın da aşırı düşünme ile başa çıkmada önemli bir adım olduğunu belirten Uzm. Dr. Bahçe, "Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi psikoterapi yöntemleri, bireylerin olumsuz düşünce kalıplarını tanıyıp bunları daha sağlıklı düşüncelerle değiştirmelerine yardımcı olabilir. Uzman bir terapistin rehberliğinde uygulanan terapi, bireyin aşırı düşünme durumunu kontrol altına almasına yardımcı olabilir" dedi. "Çağımızın en yaygın psikolojik sorunlarından biridir" Aşırı düşünmenin çağımızın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olduğunu ve zihinsel sağlığı ciddi şekilde etkileyebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Bahçe, "Ancak farkındalık, bilişsel terapi ve sosyal destek gibi stratejilerle bu durumla başa çıkmak mümkündür. Aşırı düşünmenin zihinsel ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için bireylerin, profesyonel yardım almayı ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerini kullanmayı düşünmeleri önerilir" ifadelerini kullandı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:38
Doğum gününde annesinin böbreğiyle hayata tutundu
Eskişehir’de yaşayan 28 yaşındaki Merve Altıntaş Türe, doğum gününde hayatının en büyük hediyesini annesinden aldı. Böbrek nakliyle hayata tutunan genç anne taburcu oldu. Diyaliz tedavisi sebebiyle anne olamayacağını düşünürken; sürpriz bir şekilde anne olan Merve Altıntaş Türe, ilk Anneler Günü’nü 6 aylık kızıyla ve annesiyle birlikte kutlayacak.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:38
SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dağlı: "Annelerimiz toplumun en değerli hazinesidir"
SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, "Anneler Günü" dolayısıyla yayımladığı mesajında "Annelerimiz toplumun en değerli hazinesidir" dedi. Annelerin fedakârlık ve özveriyle dolu yaşamlarının her zaman takdir edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, annelerin güçlü ve örnek duruşlarıyla topluma ilham verdiklerine ve Cumhuriyetimize sahip çıkacak evlatların yetiştirilmesinde önemli bir rol üstlendiklerine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı mesajında, "Evlatlarının hayatlarının daha iyi olması için büyük çaba harcayan annelerimiz, şefkat dolu yürekleri ile merhametli olmayı, dürüst olmayı, doğruluktan şaşmadan güzel ahlaklı olmayı öğreterek bizlere her zaman yol gösterici olmuşlardır. Annelerimizin fedakarlıkları göz ardı edilemez. Onlar sadece bir gün değil, her an değer görmeyi hak ediyorlar. Tüm annelerimizin Anneler Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı, mutlu ve huzur dolu bir yaşam diliyorum" ifadelerine yer verdi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:19
İnsülin direnci çağın vebası olarak kabul ediliyor
Denizli Özel Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, vücudun yağ depolaması artıran insülin direnci hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Uzman Dr. Mehmet Acımış, "40 yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır. İnsülin direnciniz varsa, kalp krizi, prostat, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer kanserlere yol açabilir" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, insülin dirençli hastalar hakkında önemli bilgiler verdi. Yenilen gıdalardaki şekerin hücre içerisine geçişi, enerji olarak kullanılması ve kan şekerimizin düzenlenmesi, pankreastan salgılanan insülin hormonu aracılığıyla gerçekleştiğini belirtti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, ailesinde şeker hastası olan, fiziksel aktivitesi kısıtlı olanlar, bel çevresinde yağlanma, obezite, aşırı karbonhidrat tüketen, ileri yaş, uykusuzluk, stres, kortizom gibi ilaç kullanan riskli kişilerde kan şekerin normal seviyelerde tutulabilmesi için yüksek miktarda insüline ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Laboratuvar sonuçlarına göre tanı konulduğunu belirten Uzman Dr. Acımış, "İnsülin duyarsızlığı olan kişilerde şekerin hücre içerisine girişi zorlaşmakta, kanda şeker yükselmekte, önceleri gizli şeker, zamanla da erişkin tip şeker hastalığı gelişmektedir. Tanısı laboratuvar sonuçlarına göre konulur. Açlık kan şekeriyle, açlık insülünizi çarpıp 405’e böldüğünüzde çıkan sonuç 2,5’ün üzerinde ise insülin direnci varlığınız ortaya konulur. İnsülin direnci kan şekerinizi ne miktarda insülinle dengelediğiniz konusudur" dedi. "40 Yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır" İnsülin direncinin sadece şeker hastalığı değil aynı zamanda kalp krizi, bazı kanserlere ve bir dizi hastalıkların gelişimini de tetiklediğini belirten Uzman Dr. Acımış, "40 yaş üstünde her 3 kişiden birinde insülin direnci vardır. İnsülin direnci sadece şeker hastalığı değil, aynı zamanda bir dizi hastalığın gelişimini de tetiklemektedir. İnsülin direnciniz varsa, yüksek tansiyon, kan yağı yüksekliği, kalp krizi gibi kalp damar hastalığı, felç, bunama gibi beyin damar hastalığı, rahim, meme, prostat, pankreas, kalın bağırsak, karaciğer kanserleri, obezite, karaciğerde yağlanma, safra kesesinde taş ve gut gibi önemli hastalıkların gelişimine zemin teşkil edebilir" diye konuştu. İnsülin direncini önlemek için sağlıklı yaşam tarzını benimsemek gerekiyor İnsülin direncinin fark edilmesi halinde önlenebilir bir hastalık olduğunu ve bunun için ise sağlıklı beslenmek gerektiğini dile getiren Uzman Dr. Acımış, "Bu hastalar kolay kilo alıp zor kilo veren bel çevresi geniş olur. Sabahları yorgun kalkan, aşırı yemek yiyen, tatlı krizine giren, yemek sonrası uyku, odaklanma sorunu yaşarlar. Şeker düşüklüğü eşlik ediyorsa terleme, sinirlilik, çarpıntısı olur. Kadın hastalarda tüylenme, adet düzensizliği, gebe kalamama gibi sıkıntılardan başvurabilirler. İnsülin direnci fark edilmesi halinde önlenebilir bir hastalıktır. Yaşam tarzı değişikliği, kilo verdirilmesi, fiziksel aktivitelerin artırılması, beslenmenin düzeltilmesi ve tıbbi tedavi ile yönetilebilir bir hastalıktır. Fark edilmezse beklenilen yaşamda kısalma ve yaşam standardınızı düşürme potansiyeli sahiptir. İnsülin direnci Çağın vebası olarak kabul edilmektedir." ifadelerini kullandı. İnsülin direnci ile ilgili risk analizi yaptırmak için bilgiler veren Uzman Dr. Acımış, "Bel çevreniz kadın ise 88, erkek ise 102 santimin üzerinde ise tansiyonunuz 135’e 85 milimetre civarının üzerinde ise kan şekeriniz 100 miligram üstünde ise trigliserid 150 miligram üzerinde ise iyi cins kolesterol kadınlarda 50 beylerde 40 miligramın altında ise insülin direnci ile ilgili risk analizi yaptırtmanız gerekiyor" dedi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:11
Uzmanlar: "Akılcı ilaç kullanımı ülke ekonomisine katkıdır"
Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, lise öğrencilerine akılcı ilaç kullanımı ile ilgili hassas ve pratik bilgiler verdi. Özellikle antibiyotik kullanımında uyulacak kuralları sıkça dile getirdi. Atatürk Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi ve Cansağlığı Vakfı, akıllı ilaç kullanımına dikkat çekmek ve bu anlamda farkındalık oluşturmak için Erzurum İbrahim Hakkı Fen Lisesi öğrencilerine yönelik bir program düzenledi. Programda konuşan Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, dünyada akıllı ilaç kullanımı ile ilgili olarak yapılan ilk tespitlerde; klinik ihtiyaçlara göre uygun biçimde, kişisel ihtiyaçları karşılayacak, uygun dozda, yeterli zaman diliminde, topluma en düşük maliyetle kolayca almaları için uyulması gereken kurallar olarak ortaya çıktığını ifade ederek, "Burada en başta sağlık hizmeti kalitesini arttırmak geliyor. Tedavi maliyetlerini azaltmak ve ilaç tüketimini engellemekte var. İlaç kullanımında özensiz davranılmaması gerek" diye konuştu. "Antibiyotik kullanımı önemli" Antibiyotik kullanımına dikkat çeken Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, "Mutlaka gününde, saatinde ve doktorun verdiği günlük dozda kullanmanız gerekiyor. Siz özensiz davranırsanız, ilacı sabah aldınız, akşam dozuna atlarsanız, sonrasında tekrardan sabah aldınız, yine akşam da düzensiz bir şekilde dozları almaya devam ederseniz, bu antibiyotik tedavisinin size hiçbir yararı olmaz. Antibiyotik tedavisinde temel uygun dozda, uygun zaman aralığında ilacı tedavi bitene kadar sürdürmektir. Antibiyotik kutuları ağrı kesici tabletler gibi değildir. Antibiyotik kutuları bir tedavi prosedürüdür. Orada tabletler bitene kadar siz ilacı içmek yükümlülüğündesiniz" şeklinde konuştu. "İlaç kullanımında doktor ve eczacı önemli" İlaç kullanımı ile alakalı öğrencileri bilgilendiren Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü "İlaçta çiğneme, bölme ve kırma. Bunlar uygulama yoluna giriyor bir nevi. Bazı ilaç türleri var. Kırılmaması gerekiyor. Bazı ilaç türleri var çiğnenmemesi gerekiyor. Bazıları da var bölüp içmeniz gerekiyor. Bunu da yine doktorunuzun size önerdiği şekilde yapmanız gerekiyor. Ama doktor ya da eczacınıza danışmadan kesinlikle bir ilacı bölüp çiğneyip ya da kırarak içmemeniz gerekiyor. Bunu danışarak yapmanız gerekiyor. Yine uygulama süresi, uygulama dozu ve doz aralıklarında hata yaparsanız akılcı olmayan ilaç kullanımına girmiş oluyorsunuz. Ve süresi geçmiş ilaçların kullanılması, ilaçlar evde kullanılmadığı sürece depo ediliyor. İstifleniyor evlerde. Özellikle buzdolabının kapağında. Ki bu çok yanlış bir hareket. Çoğu ilacı özellikle şurupları ailelerimiz buzdolabının kapağında saklıyorlar. İlaçlar eczaneden aldığınızda buzdolabından mı size veriliyor? Yok. Siz ilaçlarınızı belli ilaçlar dışında insülin kalemleri vesaire onları söylemiyorum. Ama genel olarak tablet ve şuruplar oda sıcaklığında saklanması gereken ilaçlar. Bunu nereden bileceğiz diye sorarsanız ilaçların kutusunda, kutunun üzerinde saklama şartları yazar. Doktor tavsiyesi dışında doktor, eczacı tavsiyesi dışında kullanılmaması gereken ilaçlar" "Bitkisel ürünler destekleyici tedavidir" Bilinçsiz gıda takviyesi ve bitkisel ürünlerin kullanımında da sıkça yapılan yanlışların olduğuna dikkat çeken Eczacılık Fakültesi Araştırma Görevlisi Aylin Aydın, " Burası çok önemli. Bilinçsiz gıda takviyesi ve bitkisel Bunlar neler? Vitaminler, magnezyum preparatları ve günümüzde çok görüyoruz. Sosyal medyada başka platformlarda magnezyum al, D vitamini al, C vitamini al çok faydalı deniliyor. Magnezyumda faydalı, demirde, C vitamine de. Burada dikkat etmeniz gereken doktor muayenesi olmadan, kan tahlillerinize bakmadan gıda ya da besin takviyesi alamazsınız. Belki C vitamini sizde çok yüksek. D vitamini çok yüksek. Bitkisel ürünler de yine komşudan duyduğunuz, aktardan duydunuz. Bu besin diyabete iyi geliyormuş. Bu besin kolesterolü çok iyi geliyormuş. Bu besin tansiyonuma çok iyi geliyormuş. Böyle şeyler yok arkadaşlar. İlaç farklı bir şey, takviye edici ek destek farklı bir şey. İlaç tamamen hastalığa yönelik. Bitkisel ürünler destekleyici tedavi olarak geçer. Tamamlayıcı tedavi kesinlikle değildir. Yine doktorunuza ve eczacınıza danışmadan kesinlikle kullanmayın. "Dünyada ilaç ve askeri harcama zirvede" Viral kaynaklı hastalıklara antibiyotiğin hiçbir tedavisi olmadığını ifade eden Aydın, "Diyelim ki viral bir enfeksiyonunuz var. Grip oldunuz. Çok halsiz hissediyorsunuz. Ne yapacaksınız? Ya ben doktora gideyim de bir antibiyotik yazdırayım kendime. Tamamen yanlış. Viral kaynaklıysa siz onu ya antiviral ilaç alarak tedavi etmeniz gerekiyor ya da C vitamini takviyesi yaparak onu tedavi etmeniz gerekiyor. Bazen başınız ağırabilirç İlk önce bir su için, camı açın, bir hava alın. Çalışma potansiyeli çok yüksek gençlersiniz. Test çözerken başınız çok eğik duruyor. Belki o yüzden bile başınız ağrıyabilir. İlk önce bir kalkın. Camları açın. Bir ensenize soğuk su vurun. Ardından su için bolca, on dakika mola verin. Bakın gerçekten başınızın ağrısı gidecek. Anneler telefonlara çok takar ya. Çok telefona da bakmayın. Başınızın ağrımasının en büyük sebebi de o. Telefona bakınca ağrımasının sebebi de telefondaki ışınlar direkt gözünüze denk geliyor Ve göz bunu algılamak için göz de bir organ. Nasıl kalp gibi kalp nasıl ki? Kan pompalıyor. Gözde sizin sürekli görmeniz için orada bir işlev de. Vücudunuzdaki bakteriler kullandığınız ilaca karşı direnç geliştirme potansiyeline sahip. Çok direnç geliştirme potansiyeline sahip. O yüzden antibiyotik tedavisi aldığınızda sizden ricam mutlaka kutu bitene kadar tedavinizi bitirmeniz. Yine gereksiz tedavi maliyeti, işten geri kalma ve kazanç kaybı gibi ekonomik zararlar. Gençler dünya ekonomisini eline almış iki büyük etken var. Birincisi ilaç diğeri askeriye. Askeri malzemeler. Diğeri de ilaç. Dünyanın ekonomisi bunlar üzerinden dönüyor. En büyük ekonomiler bunlar üzerinden dönüyor. Ve siz ne kadar fazla ilaç alırsanız, ne kadar fazla sormadan, doktora, eczacıya danışmadan bu işlemleri yaparsanız inanılmaz derecede ülke ekonomisine zarar veriyorsunuz. Antibiyotikler en çok satılan ilaç grupları arasında. İnanılmaz derecede tüketiliyor. Gerek var mı? Bence yok. Antibiyotik ve ağrı kesiciler sizin yaş grubunuza hitap ettiği için çok dikkatli kullanmanız gerekiyor. Antibiyotik direnci gelişirse biz bunun önünü alamayız. Yeni bir molekül oluşturmamız lazım. Yeni bir molekül sentezlememiz lazım. O yüzden antibiyotikleri kutunuz bitene kadar düzenli bir şekilde kullanın" dedi. "Öğrenciler bizim birer gönüllü elçimiz" Atatürk Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi Koordinatörü Yusuf Bayraktar, "Akılcı ilaç kullanımı konusunda bir etkinlik düzenliyoruz. Can Sağlığı Vakfı’yla ortak olarak yapıyoruz bu etkinliği. Lise öğrencilerine akılcı ilaç kullanımının önemini anlatmak istiyoruz. Buradaki muhataplarımız her ne kadar öğrenciler olsa da aslında buradaki öğrenciler bizim için birer bilim elçileri. Biz onları bilim elçileri olarak bir tanıtıyoruz. Neden bilim elçileri diyoruz? Çünkü öğrencilere anlattığımız bilgileri, bilimsel bilgileri ailelerine ulaştırma hedefliyoruz aslında bugünkü etkinliğimizde. Dolayısıyla bununla ilgili dokümanlar hazırladık. Hazırladığımız dökümanlarda akılcı ilaç kullanımının önemini anlattık. Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da velilere hitaben, akılcı ilaç kullanımının önemin bir mektup hazırladı onları öğrencilerimiz aracılığıyla elçilerimiz aracılığıyla ailelerine ulaştırmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Atatürk Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisi Emine Kılıç şöyle konuştu "Aynı zamanda Can Sağlığı Vakfının il temsilcisiyim. Buradaki amacımız ilacın akıllı kullanımıyla alakalı. Lise zamanlarında öğrencilerin en yaptığı şey ki düzensiz ve bilinçsiz ilaç kullanımı. Burada eczacılık fakültesinden gelen hocamızla beraber o onun anlattığı değerli bilgilerden yola çıkarak ilacın aslında nasıl düzenli kullanılması gerektiğini, antibiyotik dirençliliğini anlatacağız öğrencilere. Bu yüzden burada toplanmış bulunmaktayız"
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:10
Erzurum’da 318 işletme denetlendi
Erzurum’da yem, gıda ve gıda ile temas eden madde malzeme üreten işletmelere yönelik denetimler aralıksız sürüyor. 02 Mayıs-09 Mayıs 2025 tarihleri arasında; 318 denetim yapıldı. Denetimlerde olumsuzluk tespit edilen hususlarda işletmelere 2 idari yaptırım kararı uygulandı. Analize dayalı yapılan çalışmalarda 23 adet numune alındı. Erzurum Valiliği tarafından yapılan açıklamada, tüketicilerin her an ulaşabilecekleri Alo 174 Gıda hattı ile gelen 13 başvuru değerlendirildiği ifade edildi.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:06
Kur’an kurslarında "Teknoloji Bağımlılığı" ve "Madde Bağımlılığı" eğitimi verildi
Erzincan’da faaliyet gösteren Kur’an kurslarında "2025 Aile Yılı" faaliyetleri kapsamında Teknoloji Bağımlılığı" ve "Madde Bağımlılığı" eğitimi verildi. ‘’2025 Aile Yılı’’ faaliyetleri kapsamında Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Ruh Sağlığı Birimi tarafından Erzincan İl Müftülüğüne bağlı 11 Kur’an kursunda 4-6 yaş grubundaki 294 çocuk kursiyere, 5 Kur’an kursunda ise 132 hafızlık kursiyerine ‘’Teknoloji Bağımlılığı’’ konusunda eğitim verildi. Öte yandan faaliyetleri kapsamında 6 Kur’an kursunda 125 yetişkin kadın kursiyere ‘’Madde Bağımlılığı’’ konularında bilgi aktarıldı.
10 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:06
"Metal aksesuar ve tekstil boyasına dikkat: Egzamanın gizli tetikleyicileri"
"Günümüzde her yaş grubunda sıkça rastlanan egzama, yalnızca geçici bir kaşıntı ya da kızarıklık olarak görülse de doğru tanı ve tedavi süreci yönetilmezse kronikleşerek yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebiliyor" diyen Dr. Nermin Bahat, "Metal aksesuar ve tekstil boyasına dikkat edin. Egzamanın gizli tetikleyicileri olabilirler" uyarısında bulundu. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nermin Bahat, egzamanın genellikle bağışıklık sisteminin verdiği tepkiler sonucu ortaya çıktığını ve çevresel ya da kimyasal etkenlerle şiddetlenebileceğini söyledi. Dr.Bahat, "Egzama; cildin koruyucu bariyer yapısının bozulmasıyla oluşur. Bu, alerjen maddelere karşı cildin aşırı tepki vermesine neden olur" diyerek özellikle deterjan, sabun, tekstil boyaları, metal aksesuarlar ve kozmetik ürünlerin tetikleyici olabileceğini vurguladı. Egzamada en sık görülen belirtiler Egzamanın belirtilerinin kişiden kişiye değişebildiğini ama genellikle yoğun kaşıntı, ciltte pullanma, çatlama ve zaman zaman ağrılı yaralarla kendini gösterdiğini aktaran Dr. Bahat, "Sürekli kaşıma hissi uyandıran egzama, uykusuzluk, stres ve sosyal yaşamdan çekilme gibi ciddi psikolojik etkilere de yol açabiliyor" şeklinde konuştu. Yanlış ürünler egzamayı derinleştirebilir Hastanemize egzama şikâyetiyle başvuran birçok hastada, uygunsuz kozmetik ürünlerin ya da kulaktan dolma tedavilerin hastalığı daha da kötüleştirdiğini gözlemlediklerini belirten Dr. Bahat, "Hastalar, ciltleri kurudukça daha fazla yıkama ya da farklı kremler deneme eğiliminde oluyor. Ancak bu müdahaleler cilt dengesini bozarak egzamayı yaygınlaştırabiliyor" dedi. Egzama tedavisinde standart bir formül bulunmadığını ifade eden Dr. Bahat, "Her hastanın yaşam tarzı, cilt tipi ve altta yatan nedenlere göre ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Tedavide öncelikli olarak cildi nemlendirmek, kaşıntıyı kontrol altına almak ve varsa enfeksiyonu ortadan kaldırmak gerekir. Gerekli durumlarda topikal kortizonlar, bağışıklık düzenleyici kremler ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir" önerisinde bulundu. Egzama ile yaşam: Erken tanı ile kontrol altına alınabilir Egzamanın bazı kişilerde yıllarca sürebileceğini fakat doğru bakım ve hekim desteğiyle şikâyetlerin en aza indirilebileceğini belirten Dr. Bahat, "Egzama ile yaşamayı öğrenmek, tetikleyicileri tanımak ve cilt bakımını ihmal etmemek bu hastalıkla başa çıkmanın temelidir" ifadelerini kullandı. Egzamanın genellikle hafif belirtilerle başladığını, fakat zamanında önlem alınmadığında şiddetli formlara dönüşebileceğini vurgulayan Dr. Bahat, "Toplumda ’geçer’ diye ertelenen birçok cilt sorunu egzama gibi kronikleşebilir. Özellikle geçmeyen kaşıntı, tekrarlayan döküntü veya cilt çatlakları olan bireyler mutlaka bir dermatoloji uzmanına muayene olmalıdır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder