Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hakan Safi: "Fenerbahçe’nin şanlı tarihini tekrar geri getireceğiz"
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:55
Silvan Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi hizmeti
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:09
Uzman Dr. Derya Bekteş’ten Bahar alerjisinden korunma yöntemleri
Bahar alerjisine alınabilecek önlemlere değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Derya Bekteş, Polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınılmasını, halı ve perdelerin sık sık temizlenmesini belirtirken, bahar alerjisinin kendiliğinden geçmeyeceğini ve doktora danışılması gerektiğini söyledi. Bahar aylarında etrafa yayılan çim, ot ve ağaç polenlerinin burun, göz ve akciğer gibi mukoza zarlarıyla etkileşime girerek bazı çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Derya Bekteş bahar alerjisiyle ilgili anne babaları aydınlatacak bilgiler verdi. Saman alerjisi de denilen bu durumun, vücudun çevresindeki zararsız maddelere karşı gösterdiği aşırı tepki olduğunu dile getiren Dr. Bekteş ailede alerjik astım veya egzama öyküsü bulunmasının, çocukta besin alerjisi veya atopik dermatit varlığının ve öncesinde geçirilen solunum yolu veya virüs kaynaklı hastalıkların alerji riskini artırabileceğini söyledi. "Griple karıştırılıyor ama ateşe neden olmuyor" Dr. Bekteş bahar alerjisinin genellikle burun akıntısı, tıkanıklığı, hapşırık, burun ve boğaz kaşıntısı, gözlerde sulanma, kaşıntı, kızarıklık ve morluk, öksürük, geniz akıntısı, halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı, uyku sorunları, irritabilite ve ciltte kaşıntı ile döküntü gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade etti. Alerjik rinitin grip ile sıkça karıştırıldığını ancak gripten farklı olarak ateş yapmadığını ve belirtilerinin haftalarca sürdüğünü anlattı. Bebeklerin anneden geçen antikorlarla ilk aylarda alerjiye karşı dirençli olsa da genetik ve çevresel faktörlerle bahar alerjisi görülebileceğini belirten Dr. Bekteş bebeklerde huzursuzluk ve beslenme sorunları gibi yakınmalar oluşabileceğini dile getirdi. "Alerji belirtileri okul başarısını bile etkileyebilir" Çocuğun günlük yaşamını etkileyen birden çok belirti varsa doktora başvurulması gerektiğine işaret eden Dr. Bekteş, "Kontrol altına alınamayan alerji belirtileri uyku kalitesini bozarak yorgunluğa ve dikkat dağınıklığına neden olabilir, okul başarısını olumsuz etkileyebilir; alerji tedavisi çocuğun genel sağlığı için önemlidir. Bahar alerjisi genellikle kendiliğinden geçmez, her bahar tekrar edebilir ve tedavi edilmediği takdirde yaşam kalitesini düşürebilir, hatta astım gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bazı çocuklarda alerji belirtileri zamanla hafifleyebilir ancak alerji kendiliğinden geçmez. Hatta bazı durumlarda alerji ilerleyebilir ve yeni alerjiler ortaya çıkabilir; bu nedenle tedavi çok önemlidir" diye konuştu. Belirtiler sürekliyse ve çocuğun yaşam kalitesini etkiliyorsa alerji testinin faydalı olacağını vurgulayan Dr. Bekteş test sonuçlarının çocuğun öyküsü ve fizik muayenesi ile birlikte değerlendirilmesi ve mutlaka hekim önerisiyle yapılması gerektiğini söyledi. "Evdeki halı ve perdeler kaldırılmalı" Alınabilecek önlemlere değinen Dr. Bekteş, "Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınılmalı, ev ve araba pencereleri kapalı tutulmalı, klima ve HEPA filtreli hava temizleyici kullanılmalı, dışarıdan gelindiğinde kıyafetler değiştirilmeli ve duş alınmalı, çamaşırlar dışarıda kurutulmamalı, evdeki halı ve perde gibi eşyalar sık sık temizlenmeli veya kaldırılmalıdır. Evde toz alma ve temizlik işlemleri sık sık nemli bezle yapılmalı, kuru bez kullanımından kaçınılmalıdır. HEPA filtreli vakumlu temizleyiciler halı ve diğer yüzeylerdeki polenleri etkili bir şekilde temizler" tavsiyesinde bulundu. Sigara dumanının alerjik reaksiyonları tetiklediği ve solunum yollarını tahriş ettiğini anlatan Dr. Bekteş "Çocuğun bulunduğu ortamlarda sigara içilmemelidir. Anne karnında veya doğum sonrası sigara dumanına maruz kalmak alerji riskini artırır. Evdeki nem oranı yüzde 30-50 arasında tutularak küf oluşumu engellenmelidir ve ev içinde alerji yapma potansiyeli düşük bitkiler tercih edilmelidir" dedi. "Hekim önerisiyle alerji aşısı uygulanabilir" Çeşitli ilaç ve göz damlalarının ancak doktor kontrolünde kullanılabileceğinin altını çizen Dr. Bekteş tuzlu su içeren burun spreylerinin kullanılabileceğini ve bol sıvı tüketmeye özen göstermek gerektiğini söyledi. Bitkisel ilaçların zararlı olabileceğini ve bu nedenle reçetesiz ilaçları doktora danışmak gerektiğini sözlerine ekledi. Dr. Bekteş alerji aşısının (immünoterapi), alerjik rinit ve alerjik astımı olan ve ilaçlarla yeterli kontrol sağlanamayan çocuklarda mutlaka hekim önerisiyle uygulanmasını önerdi. Çocuğumuzun belirtilerini dikkatle gözlemleyerek ve önlem alarak bu sürecin daha rahat geçirilebileceğine işaret eden Dr. Bekteş sözlerini şöyle tamamladı: "Hekiminizin önerdiği tedavi planına sadık kalmak çok önemi. Evde temizliğe özen gösterilmeli ve çocuğun açık havada oynadığı saatlere dikkat edilmeli. Okul yönetimiyle iletişim halinde olunmalı Ayrıca, stresin alerjiyi artırabileceğini unutmayalım ve çocuğun stres yönetimine destek olunmalı. Her çocuğun farklı tepki verdiğini de unutmayalım. Bu yüzden alerji belirtisi gördüğünüzde hemen bir çocuk doktoruna veya alerji uzmanına danışın."
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:04
Şırnak İl Sağlık Müdürü Sili göreve başladı
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Sait Değer’in Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü görevinden istifa etmesinin ardından yerine Sağlık Müdürü olarak atanan Opr. Dr. Murat Sili göreve başladı. Şırnak İl Sağlık Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Sait Değer’in istifasının ardından yerine Manavgat Devlet Hastanesi Beyin ve Sinir Hastalıkları Doktoru Murat Sili atandı. Göreve başlayan Sili, "Geçmiş yıllarda Şırnak ilimizde görev almam sebebiyle bölge halkını biliyorum. Görev sürem boyunca gerek kurumda gerekse sahada vatandaşlarımızın sağlık alanındaki ihtiyaçlarını ve taleplerini karşılamak için birlikte çalışacağız" ifadelerini kullandı.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:42
Bakan Memişoğlu: "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu. Kilo demek hastalık demek, ileride hastalanacağız demek. Genç yaştaki çocuklarımız kilolu, vücut dirençleri yüksek ve o yüzden hastalanmıyorlar ama yaşlanmaya başlayınca o kilo; eklem ve kalp hastalıkları haline gelecek" dedi. Bakan Memişoğlu, bakanlık binasında düzenlenen Ebe ve Hemşireler Günü programına katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından günün önemine dair kısa film gösterimi gerçekleştirildi. Bakan Memişoğlu, hemşirelik ve ebeliğin sadece bir meslek olmadığına dikkati çekerek, deprem ve Covid-19 döneminde sergilenen özverili çalışmalarından dolayı Türk milleti adına teşekkürlerini iletti. "Türkiye sağlıkta yeni bir aşamaya geçecektir" Bakan Memişoğlu, Türkiye’de halihazırda 265 bin 305 hemşire ve 61 bin 756 ebenin aktif görev yaptığını ifade ederek, "Bunlarla dünyaya örnek olan bir sağlık hizmeti veriyoruz. Bu, Covid döneminde, depremde, dünyada ispat edilmiş iyi bir sağlık hizmeti sunan ülke olmamızdan ve şu anda da dünyanın her yerinden insanların gelerek, Türkiye’de sağlık hizmeti almasından anlaşılıyor. Artık Türkiye sağlıkta yeni bir aşamaya geçecektir. Bu aşama sadece hizmet değil, aynı zamanda bunun koruyucu temel sağlığını çok da ön plana tutarak, aynı zamanda üreterek sağlıklı Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştirme mükellefiyetimiz var. Koruyan, geliştiren, üreten sağlık modelimizle esasında yeni bir başarı hikayesi yazmak durumundayız. Ben eminim 1,5 milyonluk sağlık ordusu bunu yapabilecek iradeye ve bilgiye sahip. Hep beraber bunu başarabileceğiz" diye konuştu. Bakan Memişoğlu, tedavi hemşireliğinin yanı sıra bakım hemşireliği ve koruyucu hemşireliği gibi 13 sertifika programıyla Türkiye’nin hemşirelikte dünya üzerinde yeni ufuklar açabilecek altyapı ve insan gücüne sahip bir ülke olduğunu söyledi. "Doğumhanelerin standartlarını oluşturduk" Normal doğumu teşvik etmek amacıyla bir kampanya başlatıldığını ve bu kampanyada ebelere de yetki verildiğini ifade eden Memişoğlu, "Bugün doğumhanelerin standartlarını oluşturduk. Aynı zamanda da 257 tane ebe okuluyla insanlarımıza, anne adaylarımıza doğumun doğal olanının yapılması için yardım edeceğimizi anlatıyoruz. Çok yakın zamanda bununla ilgili de bir mobil uygulamaya geçeceğiz" dedi. "Türkiye sağlıkta artık bir dünya markası" Türkiye’nin sağlık insan gücüyle artık bir dünya markası olduğunun altını çizen Bakan Memişoğlu, "Bugün Avrupa’nın veya gelişmiş ülkelerin hemşire sayısının neredeyse yarısında olan hemşire sayısına rağmen, Türkiye sağlıkta çok iyi yerlerde. Hekimler de keza öyle, sayısına baktığın zaman OECD ortalamasının hala altındayız. Buna rağmen bu kadar iyi sağlık hizmeti verebiliyorsak, kendimizi geliştirdiğimizde çok daha iyi sağlık hizmeti vereceğiz. Daha iyi sağlık teknolojisi bilgisi üreteceğiz. Aynı zamanda da koruyucu sağlık hizmetlerini geliştireceğiz" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu" Vatandaşların sağlığı için 10 milyon kişiye ulaşma hedefiyle hayata geçirilen Vücut Kitle İndeksi ölçümlerinin detaylarına ilişkin soruya Bakan Memişoğlu, şu cevabı verdi: "Detaylar anlatılacak ama biz önce sağlıklı kalmayı hedefliyoruz. Toplumumuzun sağlıklı kalmasını hedefletiyoruz. Bedenimiz bize emanet, ona iyi bakmayı öğreteceğiz. Tabii ki hastalanınca biz bakacağız ama önemli olan bugün toplumumuzun riski olan kilo, bağımlılık ve hareketsizlik gibi unsurları minimize etmek istiyoruz. Doğumun da her zaman söylediğimiz gibi doğalı olan normal doğumu teşvik etmek istiyoruz. Toplumumuzun yüzde 50’si kilolu, kilo demek hastalık demek, ileride hastalanacağız demek. Genç yaştaki çocuklarımız kilolu, vücut dirençleri yüksek ve o yüzden hastalanmıyorlar ama yaşlanmaya başlayınca o kilo; eklem, kalp hastalıkları haline gelecek. Bugün dünyada senede 17 milyon insan sadece dolaşım hastalıklarından ölüyor. Biz öncelikle toplumumuzu sağlıklı kılmayı hedefledik." Programın sonunda ise Bakan Memişoğlu, hemşireler ve ebelerle günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdi.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 14:01
Çarşamba’da şap hastalığı taraması
Samsun’un Çarşamba ilçesinde hayvancılık işletmelerine yönelik şap hastalığı tarama çalışması gerçekleştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talimatıyla başlatılan çalışmalar kapsamında, Çarşamba İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri ilçedeki hayvancılık işletmelerini tek tek ziyaret ederek şap hastalığına karşı tarama yaptı. Çarşamba İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde yürütülen denetimlerde herhangi bir olumsuz bulguya rastlanmazken, şap hastalığına karşı kontrollerin titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Yetkililer, hayvan sağlığını korumaya yönelik çalışmaların aralıksız devam edeceğini vurguladı.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:17
Edirne’de sağlık kahramanları unutulmadı
Edirne’de, Hemşireler Haftası ve Ebeler Günü dolayısıyla tören düzenlendi. Edirne’de Atatürk Heykeli önünde yoğun katılımla gerçekleştirilen Hemşireler Haftası ve Ebeler Günü töreni, çelenklerin sunumu ile başladı. Çelenk sunumunun ardından bando eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Törene katılan Edirne İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. M. İshak Yıldırım, günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı. 5 Mayıs’ın Ebeler Günü, 12 Mayıs’ın ise Hemşireler Günü olarak kutlandığını hatırlatan Yıldırım, sağlık sisteminin en önemli yapı taşlarından birinin ebe ve hemşireler olduğunu vurguladı. Ebe ve hemşirelerin sadece bilgileriyle değil, yürekleriyle, fedakarlıklarıyla, özverileriyle, yılmadan, usanmadan çalıştığını söyleyen Yıldırım, "Dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağımız kadar değerli hemşirelere sahibiz" diyerek tüm hemşirelerin bu özel gününü kutladı. Törende konuşan Trakya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dekan V. Prof. Dr. Özgür Erol, hemşireliğin bilginin, sabrın, şefkatin ve insan sevgisinin birleştiği en kutsal mesleklerden birisi olduğunu söyledi. Hemşirelik Haftası’nın yalnızca bir kutlama değil, mesleğin taşıdığı anlam ve değerleri hatırlamak, yeniden hissetmek, bir araya gelmek, gücünün farkına varmak ve geleceğe güvenle bakmak adına çok önemli ve değerli olduğunu belirten Erol, "Hemşireler, her şartta insan sağlığına önem ve değer veren bir meslek grubudur. Sağlık sisteminin bir üyesi olarak, salgın, deprem, sel gibi tüm olağanüstü durumlarda ve zor şartlarda ellerinden gelenin fazlasını yaparak toplumun güvenini defalarca kazanmışlardır. Uluslararası Hemşireler Birliği, 2025 yılı temasında sağlık hizmetlerinin genel işleyişi açısından sağlıklı ve güvenli bir hemşirelik iş gücünün ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır" ifadelerine yer verdi. Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğrencisi İdal Usta da günün anlam ve önemini belirten şiirini okudu. Düzenlenen tören toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:17
Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi
Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programının Mardin’deki saha uygulaması, Selahaddin Eyyübi İlkokulunda gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde, Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğünün hazırladığı rehber doğrultusunda öğrencilere teorik sağlık eğitimleri verildi. Etkinlikte konuşan Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programının, İstanbul ve Ankara’dan sonra Mardin’de başlatmanın çok kıymetli olduğunu belirtti. Atak, "Sağlık Bakanlığı olarak uzun bir süredir aslında Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programını hazırlanıyorduk. Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu İstanbul’da İl Sağlık Müdürü iken bu programı başlatmıştı. Bütün okullarda çocukları, sağlık çalışanlarına bir araya getirerek buluşmasına fırsat verecek bir süreç vardı. Geçtiğimiz ay Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalandı. Ve bundan sonraki süreçte de tüm Türkiye’de Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek diyerek bütün okullarımızda, milli eğitim ve il sağlık müdürlüklerinin müşterek organizasyonuyla da biz iyi bir program hazırlamaya gayret ediyoruz" dedi. Buradaki amaçlarının sağlık okuryazarlığına katkı sağlamak olduğunu belirten Atak, şöyle devam etti: ’’Çocukların özellikle davranış değişikliği yapması ve çocukların bilgiyi öğrenmesi kendi hayatına tatbik etmesi nispeten daha kolay. Biz de tüm okullarımıza Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programlı uygularken de çocuklarımızın sağlıkla ilgili bilgilerini arttırmaya, sağlıkla ilgili farkındalıklarını artırmayı hedefliyoruz. Bizim buradaki temel hayallerimizden biri her bir çocuğun mümkün mertebe sağlık elçisi olarak toplumun her noktasına gitmesine fırsat tanımak. Dolayısıyla biz eğitimleri verirken bu çocuklarımıza birer sağlık elçisi olarak topluma tekrardan kazandırmayı hayal ediyoruz. Bu çocuklar öğrenmiş oldukları bilgileri de hem kendi hayatlarına hem de aileleri ve çevrelerinde savunuculuğu yapacak şekilde bizim değerli çalışma arkadaşlarımız olarak bu süreci yürütmüş olacaklar. İlk önce İstanbul, Ankara ve şimdi de Mardin’de kıymetli İl Sağlık Müdürümüz ve ekibiyle birlikte bu süreci elimizden geldiğince tabii kıymetli milli eğitim müdürlüğü ve öğretmenlerimizle birlikte yaygınlaştırmamaya çalışacağız." "Yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyoruz" İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz ise sağlıklı nesillerin sağlıklı bir toplumun temel taşı olduğunu söyledi. Yavuz, "Bugün burada, çocuklarımızı yalnızca kendi sağlıklarını koruyan bireyler olarak değil, aynı zamanda ailelerine ve çevrelerine örnek olacak birer sağlık elçisi olarak yetiştiriyoruz. Onlara kazandırdığımız bu bilinç sayesinde, temizlikten beslenmeye, hijyenden ağız ve diş sağlığına kadar pek çok konuda edindikleri bilgileri, evlerinde ve çevrelerinde yayarak toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlayacaklar. ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı ile aslında yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyor, hep birlikte daha sağlıklı bir geleceğe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz. Bu sürecin Türkiye genelinde kalıcı ve güçlü etkiler olacağına yürekten inanıyorum. Toplumda birer sağlık elçisi olacak çocuklar için de etkinlik alanımızda kurulan 8 sağlık istasyonumuz yer almaktadır. Aile hekimliği, ağız ve diş sağlığı, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kişisel hijyen ve bulaşıcı hastalıklardan korunma, UMKE, evde sağlık hizmetleri ve 112 istasyonlarımızda çocuklarımız bilgi ediniyor. İnşallah hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok kıymetli bir nesil yetiştireceğiz" diye konuştu. Program sonunda etkinliğe katılan öğrencilere "Sağlık Elçisi" belgesi verildi.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:17
Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden ’yaza merhaba’ etkinliği
Medical Point Gaziantep Hastanesi, Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ercan Servet’in ev sahipliğinde hastane doktorları için özel ’yaza merhaba’ etkinliği düzenledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi "Yaza Merhaba" etkinliği düzenledi. Etkinlikte, katılımcılara stresli iş temposundan uzaklaşma fırsatı sunarak, eğlenceli anlar yaşattı. Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba, "Bugün burada, Medical Point Gaziantep Hastanesi ailesi olarak bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu güzel etkinliğin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Özellikle Op. Dr. Ercan Servet’in babası, değerli iş insanı Mehmet Servet’e ayrı bir teşekkür borçluyuz. Kendisinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu organizasyon, katılımcılarımıza unutulmaz anlar yaşatırken, hastanemiz doktorlarının moral bulmalarına da katkı sağladı. Mehmet Bey’in gösterdiği misafirperverlik için bir kez daha teşekkür ederim" dedi. Etkinlikte, Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba, Op. Dr. Ercan Servet’in ailesine, Gaziantep’in simgesi haline gelmiş bakır bir set, takdim etti. Kubba, Op. Dr. Ercan Servet’e de teşekkür plaketi takdim etti.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:11
Mardin’de ’Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek’ Projesi
Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programının Mardin’deki saha uygulaması, Selahaddin Eyyübi İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde, Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rehber doğrultusunda öğrencilere teorik sağlık eğitimleri verildi. Etkinlikte konuşan Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, "Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek" programının, İstanbul ve Ankara’dan sonra Mardin’de başlatmanın çok kıymetli olduğunu belirtti. Atak, "Sağlık Bakanlığı olarak uzun bir süredir aslında Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programını hazırlanıyorduk. Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu İstanbul’da İl Sağlık Müdürü iken bu programı başlatmıştı. Bütün okullarda çocukları, sağlık çalışanlarına bir araya getirerek buluşmasına fırsat verecek bir süreç vardı. Geçtiğimiz ay Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında iş birliği protokolü imzalandı. Ve bundan sonraki süreçte de tüm Türkiye’de Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek diyerek bütün okullarımızda, milli eğitim ve il sağlık müdürlüklerinin müşterek organizasyonuyla da biz iyi bir program hazırlamaya gayret ediyoruz" dedi. Buradaki amaçlarının sağlık okuryazarlığına katkı sağlamak olduğunu belirten Atak, şöyle devam etti: ’’Çocukların özellikle davranış değişikliği yapması ve çocukların bilgiyi öğrenmesi kendi hayatına tatbik etmesi nispeten daha kolay. Biz de tüm okullarımıza Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek programlı uygularken de çocuklarımızın sağlıkla ilgili bilgilerini arttırmaya, sağlıkla ilgili farkındalıklarını artırmayı hedefliyoruz. Bizim buradaki temel hayallerimizden biri her bir çocuğun mümkün mertebe sağlık elçisi olarak toplumun her noktasına gitmesine fırsat tanımak. Dolayısıyla biz eğitimleri verirken bu çocuklarımıza birer sağlık elçisi olarak topluma tekrardan kazandırmayı hayal ediyoruz. Bu çocuklar öğrenmiş oldukları bilgileri de hem kendi hayatlarına hem de aileleri ve çevrelerinde savunuculuğu yapacak şekilde bizim değerli çalışma arkadaşlarımız olarak bu süreci yürütmüş olacaklar. İlk önce İstanbul, Ankara ve şimdi de Mardin’de kıymetli İl Sağlık Müdürümüz ve ekibiyle birlikte bu süreci elimizden geldiğince tabii kıymetli milli eğitim müdürlüğü ve öğretmenlerimizle birlikte yaygınlaştırmamaya çalışacağız." "Yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyoruz" İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz ise sağlıklı nesillerin sağlıklı bir toplumun temel taşı olduğunu söyledi. Yavuz, ’’Bugün burada, çocuklarımızı yalnızca kendi sağlıklarını koruyan bireyler olarak değil, aynı zamanda ailelerine ve çevrelerine örnek olacak birer sağlık elçisi olarak yetiştiriyoruz. Onlara kazandırdığımız bu bilinç sayesinde, temizlikten beslenmeye, hijyenden ağız ve diş sağlığına kadar pek çok konuda edindikleri bilgileri, evlerinde ve çevrelerinde yayarak toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlayacaklar. ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ programı ile aslında yarının bilinçli bireylerini bugünden hazırlıyor, hep birlikte daha sağlıklı bir geleceğe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz. Bu sürecin Türkiye genelinde kalıcı ve güçlü etkiler olacağına yürekten inanıyorum. Toplumda birer sağlık elçisi olacak çocuklar için de etkinlik alanımızda kurulan 8 sağlık istasyonumuz yer almaktadır. Aile hekimliği, ağız ve diş sağlığı, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kişisel hijyen ve bulaşıcı hastalıklardan korunma, UMKE, evde sağlık hizmetleri ve 112 istasyonlarımızda çocuklarımız bilgi ediniyor. İnşallah hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı için çok kıymetli bir nesil yetiştireceğiz’’ diye konuştu. Program sonunda etkinliğe katılan öğrencilere "Sağlık Elçisi" belgesi verildi.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:02
ESOGÜ Hastanesi’nde geri dönüşüm bitkisel atık ile ilgili etkinlik düzenlendi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde Tıp Fakültesi 1’inci Sınıf sosyal sorumluluk proje ekipleri tarafından "Geri Dönüşüm Bitkisel Atık" etkinliği düzenlendi. Hastane poliklinikler girişinde düzenlenen bilgilendirme etkinliği Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız, Hastane Başmüdürü Ayşe Kırcı, Çevre ve Denetim Sorumlusu Fatma Övenler, Mutfak Sorumlusu Nurdoğan Erafacan Gül ve Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Esin Gökalp’ın katılımıyla gerçekleşti. "Kanser ve mide rahatsızlıklarının artmasına sebep oluyor" Geri dönüşümün etkileri hakkında konuşan Prof. Dr. Pınar Yıldız, "Bitkisel atık yağlar çevre ve insan sağlığına önemli ölçüde zarar vermektedir. Lavabolara dökülen atık yağlar yer altı sularımıza, deniz ve göllerimize karışarak temiz su kaynaklarımızı yok etmektedir. Kanalizasyonlara karışan atık yağlar giderlerin tıkanmasına sebep olmaktadır. Lisanssız ve illegal toplayıcılara satılan atık yağlar temiz yağlara karıştırılarak yeniden piyasaya sürülmektedir. Bu da kanser ve mide rahatsızlıklarının artmasına sebep olmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yayımlanan 06.06.2015 tarih ve 29378 sayılı Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre bitkisel atık yağların dökülmesi, çöpe atılması ve satılması yasaklanmıştır. Bitkisel atık yağların ayrı kaplarda biriktirilerek sadece lisanslı firmalara teslim edilmesi zorunludur. Lisanslı toplayıcılar tarafından toplanan bitkisel atık yağlar, çevreci yakıt olan biodizel yapımında kullanılmaktadır" dedi.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:58
Diyabetik ayağa ozon tedavisi
İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin özellikle iyileşmesi zor kronik yaralarda kullanılabileceğini söyleyerek, "Yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçirir" dedi. Ozon tedavisinin enfeksiyon riski yüksek durumlarda ve iyileşmesi geciken yaralarda büyük katkı sağladığını söyleyen Dr. Mehmet Kınacı, "Diyabetik ayak, şeker hastalığına bağlı olarak ayakta yara çıkması durumudur. Şeker hastalığı sinirleri ve damarları etkileyerek ayakta his kaybına ve iyileşmeyen yaralara neden olabilir. Bu yaralar zamanla enfeksiyon kapabilir, bu yüzden erken müdahale çok önemlidir. Ozon tedavisi, özellikle diyabetik ayak gibi iyileşmesi zor, kronik yaralarda çok etkili bir tamamlayıcı tedavidir. Biz bu tedaviyi en sık diyabetik ayak yaralarında kullanıyoruz ancak sadece bununla sınırlı değil. Ameliyat sonrası yara iyileşmelerinde, enfeksiyon riskinin yüksek olduğu durumlarda ve iyileşmesi geciken yaralarda da ozon terapi tedavi sürecine büyük katkı sağlıyor. Ozon, üç oksijen atomundan oluşan güçlü bir oksidandır. Yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçirir. Aynı zamanda oksijenlenmeyi artırarak hücrelerin yenilenmesini sağlar" dedi. Kınacı, tedavinin yara boyutuna ve enfeksiyon düzeyine göre değiştiğini söyleyerek, "Hastada Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz eksikliği gibi bir kontrendikasyon yoksa ozon tedavisini elbette uygulayabiliriz. Ozon tedavisi, enfeksiyonlu, iyileşmeyen, antibiyotiklere dirençli yaralarda çok başarılı sonuçlar veriyor. Klasik tedaviler ile birlikte hastaya uygun doz ve sürede uyguluyoruz. Uygulanan tedavi ise yaranın boyutuna ve enfeksiyon düzeyine göre değişir. Ancak birçok hastada birkaç seans sonunda bile kızarıklıkta azalma, koku kaybı, dokuda canlanma gibi olumlu etkiler gözlemlenir. Tedavi genellikle haftada birkaç kez uygulanır. Biz ozon uygulamalarında hızlı etki oluşturmak için sistemik etkili yöntemlerle, açık yara üzerine torbalama yöntemini birlikte kullanıyoruz. Toplamda 14 farklı yöntemle ozon tedavisi uygulayabiliyoruz. Her hastaya özel bir tedavi planı oluşturuyoruz. Bu kombinasyon, hem lokal iyileşmeyi hızlandırıyor hem de genel bağışıklık sistemini destekliyor. Diyabetik ayak ciddi bir sorundur ve geç kalındığında uzuv kaybına kadar gidebilir. Erken müdahale çok önemlidir. Ozon tedavisi, klasik tedavilere destek olarak ayağın kurtarılmasına yardımcı olabilir. Bilinçli olmak ve zamanında harekete geçmek, bazen bir ayağı, bazen de hayatı kurtarır" ifadelerini kullandı.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:49
Burhaniye’ de Çölyak Farkındalık Konferansı düzenlendi
Burhaniye’ de, Edremit Körfezi Çölyak Derneğinin öncülüğünde Çölyak Farkındalık Konferansı düzenlendi. Reha Yurdakul Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çağlar, Çölyak Hastalığı ile ilgili bilgilendirme yaptı. Burhaniye Reha Yurdakul Kültür Merkezi, önemli bir farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çağlar’ın sunumuyla düzenlenen Çölyak Hastalığı Bilgilendirme Konferansı, çölyak hastalığı ve glüten hassasiyetine ilişkin önemli bilgiler sundu. Edremit Körfezi Çölyak Derneği Başkanı Betül Özdemir Kaya’nın öncülüğünde yapılan konferansa, Belediye Başkan Yardımcısı Ayten Tuna, Edremit Belediye Başkan Yardımcısı Metin Tunçer ve çölyaklı vatandaşlar katılım sağladı. Dernek Başkanı Betül Özdemir Kaya, 18 yıl önce çölyak teşhis konduğunu anlatırken, vatandaşlara faydalı olmak için etkinlikler düzenlediklerini söyledi ve Prof.Dr.Erkan Çağlar’a teşekkür etti. Prof. Dr. Çağlar, çölyak hastalığı, glüten intoleransı ve yaşamı kolaylaştıracak doğru beslenme yöntemleri üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi; etkinlikte çölyak hastalığı konusunda farkındalık oluşturuldu. Prof.Dr. Erkan Çağlar, konferansın sonunda çölyakllıların sorularını yanıtladı. Dernek Başkanı Betül Özdemir Kaya, Prof.Dr.Erkan Çağlar’a teşekkür plaketi takdim etti.
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:43
"Ani baş dönmesi, inme işareti olabilir"
Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, ani baş dönmesinin inme işareti olabileceğini söyledi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, 10 Mayıs Dünya İnme Önleme Günü dolayısıyla inme hakkında bilgilendirmelerde bulundu. İnme veya diğer adıyla felcin beyne giden hayati derecede önemli kan ve oksijen akışının ani bir şekilde kesilmesi veya azalmasıyla meydana gelen klinik bir tablo olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, "Beynin bir bölümüne iletilen kan akışının azaldığı ya da kesintiye uğradığı durumlarda felç kendini gösterir. Bu durumda beyin hücreleri dakikalar içinde hayatını kaybetmeye başlar. Felç acil bir durumdur ve acil tedavi çok büyük öneme sahiptir. Erken müdahale, beyin hasarını ve diğer riskleri azaltabilir ya da engelleyebilir" dedi. "Ani baş dönmesi ve denge kaybı yaşamak mümkün" İnmenin iskemik inme ve hemorajik inme olarak iki türü bulunduğundan bahseden Uzm. Dr. Hikmet Dolu, "İskemik inme en sıklıkla görülen inme türüdür. Beynin kan damarlarındaki daralmadan veya tıkanmadan dolayı meydana gelmektedir. Hemorajik inme ise, beyindeki bir kan damarının yırtılması durumunda meydana gelmektedir. Siz ya da yakınınızdaki bir kişi inme geçiriyorsa, semptomların başladığı ana dikkat etmek çok önemlidir. Çünkü bazı tedavi teknikleri, felcin hemen ardından uygulandığında etkili olabilmektedir. Konuşmakta ve diğer insanların söylediklerini anlamakta zorluk çekmek, yüz, kol ya da bacakta meydana gelen felç yahut uyuşma, ani olarak bir ya da iki gözde ortaya çıkan bulanıklık ya da karartılı görme yaşanılabilir. Kişi etrafındakileri çift görebilir. Kusma, baş dönmesi ya da bilinç kaybının eşlik edebileceği ani ve şiddetli baş ağrısı oluşabilir. Ani baş dönmesi ve denge kaybı yaşamak mümkündür" diye konuştu. "Kadınlarda felçten dolayı gerçekleşen ölüm oranları erkeklere kıyasla daha fazla" 55 yaş üstündeki bireylerin, genç bireylere oranla felç geçirme ihtimalinin daha yüksek olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Dolu, "Erkeklerdeki felç ihtimali, kadınlara kıyasla daha yüksek olsa da kadınlarda felçten dolayı gerçekleşen ölüm oranları erkeklere kıyasla daha fazladır. Yaşam tarzı, fazla kilolu veya obez olmak, fiziksel hareketsizlik, uyuşturucu kullanımı, yüksek tansiyon, sigara içimi veya pasif içicilik, yüksek kolesterol, diyabet (şeker), uyku apnesi, kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon gibi kardiyovasküler rahatsızlıklar, kişisel ya da ailevi inme öyküsü, kalp krizi, geçici iskemik atak geçmişi, korona enfeksiyonu, doğum kontrol hapları, hormon tedavileri inmeyi etkileyebilmektedir" şeklinde konuştu. Felcin beynin kan akışından ne kadar zaman mahrum kaldığına ve hangi bölümün etkilendiğine bağlı şekilde bazı bölgelerde geçici ya da kalıcı sakatlıklara sebep olabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Hikmet Dolu, komplikasyonların felç, kas hareketi kaybı, konuşma güçlüğü, yutma güçlüğü, hafıza kaybı veya düşünme güçlüğü, duygusal problemler, ağrı davranış değişikliklerini içerebileceğini belirtti. "Tedavisi mümkün" Uzm. Dr. Hikmet Dolu, inmeyi önlemek için neler yapabileceği konusunda şu bilgileri paylaştı: "İnmeye sebep olabilecek risk etkenlerinin farkında olmak, hekimin önerilerine uymak ve sağlıklı bir hayat tarzını benimsemek, hipertansiyonu kontrol etmek, kolesterol ve doymuş yağ miktarını düşürmek, tütün kullanımını bırakmak, sağlıklı kiloyu korumak, meyve ve sebzesi zengin bir diyet uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, alkol kullanımını sınırlandırmak veya ortadan kaldırmak, diyabeti yönetmek inmeyi engellemek için atılabilecek en iyi adımlardır. Felç için acil tedavi teknikleri, felcin türüne göre farklılık göstermektedir. İskemik felci tedavi etmek amacıyla, kan akışı beyne hızlı bir biçimde sağlanmalıdır. İlaçların olabildiğince erken verilmesi önemlidir. Hızlı tedavi yalnızca sadece hayatta kalma oranını artırmakla kalmaz, meydana gelebilecek risklerin de azaltılmasını sağlar. Bazen iskemik inmeleri doğrudan tıkalı kan damarın içerisinde tedavi etme yöntemine başvurulur. Endovasküler tedavi sonuçlarına bakıldığında bu yöntem, büyük oranda iyileşme göstermiş ve uzun sürede potansiyel sakatlıkları azaltmıştır. Acil prosedürler olabildiğince kısa zaman içinde gerçekleştirilmelidir. Karotis endarterektomi yöntemi, karotis arteri tıkayan plağı ortadan kaldırarak iskemik felç riskini düşürür. Anjiyoplastide kasıklarda bulunan bir atar damardan karotis atar damarına bir kateter iletilir. Bu işlemin ardından daralmış olan atar damarı genişletmek amacıyla bir stent yerleştirilebilir. Kanama bölgesi genişse, hekim kanı almak ve beyninizdeki basıncı düşürmek için cerrahi operasyon yapmayı isteyebilir. Felç geçiren kişiler bir rehabilitasyon programına dahil edilir. Buradaki tedavi programı hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve felçten kaynaklanan sakatlığın düzeyine bağlı olarak şekillenmektedir."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder