SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28 Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29 Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
ANKA’da hemşirelere özel kutlama
13 Mayıs 2025 Salı - 09:20 ANKA’da hemşirelere özel kutlama Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde 12 Mayıs Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kutlandı. Hastane Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç ve Başhekim Dr. Fırat Dalgıçer, büyük özveri ve azimle çalışan hemşirelere tek tek teşekkür ederek, çiçek ve teşekkür belgesi takdim etti. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde 12 Mayıs Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası nedeniyle etkinlik düzenlendi. Tüm hemşirelerin ve hastanede çalışanlarının katıldığı etkinlikte pasta kesilip, hemşirelere özverili çalışmaları için teşekkür belgesi verildi. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç, "Hemşireler ortaya koydukları disiplinli, özverili, sabırlı, hoşgörülü tutumları ile sağlık ekibinin her zaman temel taşlarından biri olmuştur. Günün 24 saati insanların sağlığı için kendi yaşamlarından da ödün vererek, fedakarca hizmet eden hemşirelerimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Ülkemizdeki ve dünyadaki tüm hemşirelerin günü kutlu olsun" dedi. Mesleğini merhamet, şefkat ve özveriyle yapan tüm hemşirelerin gününü kutladıklarını dile getiren Genel Müdür Yardımcısı ve Başhekim Fırat Dalgıçer de, "Zor günlerde kahramanca ve fedakarca bazen kendi sağlıklarını bile hiçe sayarak görevini yapan tüm milletimize, şifa dağıtan sağlık çalışanlarımıza gönülden teşekkür ederiz. İyi ki varlar" diye konuştu. Hastanede görev yapan hemşireler ise hatırlanmanın çok güzel olduğunu belirterek hastane yönetimine bu güzel gün için teşekkür etti.
‘Tiroit kanserindeki artışın tek sebebi Çernobil değil’
13 Mayıs 2025 Salı - 09:09 ‘Tiroit kanserindeki artışın tek sebebi Çernobil değil’ Son yıllarda tiroit kanserinde gözlemlenen artışın, özellikle Çernobil felaketi ile ilişkilendirildiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Alan, "Çernobil felaketinin tiroit kanseri artışında önemli bir faktör olduğu kabul edilmekle birlikte, Türkiye’deki artış tamamen buna bağlanmamalıdır. Aile öyküsü, genetik yatkınlık, iyot eksikliği ve bazı çevresel faktörler de risk faktörleri arasında yer almaktadır. Özellikle ailesinde tiroit kanseri öyküsü olan bireylerin düzenli tarama yaptırması önemlidir" dedi. Son yıllarda tiroit kanserinde gözlemlenen artışın özellikle Çernobil felaketi ile ilişkilendirildiğini ve bu konuda birçok spekülasyon yapıldığını dile getiren Medical Park Ordu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Alan, dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarıda bulundu. "Çernobil felaketi sonrası tiroit kanseri artışı" Çernobil nükleer kazasının 26 Nisan 1986’da Ukrayna’da gerçekleştiğini ve atmosfere büyük miktarda radyonüklid yayıldığını hatırlatan Uzm. Dr. Alan, "Bu felaketten sonra özellikle Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya gibi komşu ülkelerde tiroit kanseri vakalarında belirgin bir artış yaşanmıştır. Bu artışın temel nedeni, radyoaktif iyot maruziyetidir. Radyasyona en fazla maruz kalan çocuk ve gençlerde, kazadan sonraki yıllarda tiroit kanseri görülme sıklığında ciddi bir yükselme olmuştur" şeklinde konuştu. Karadeniz Bölgesi’nde tiroit kanseri oranları Karadeniz Bölgesi’nin Çernobil kazasından sonra Türkiye’de tiroit kanseri vakalarının en sık raporlandığı bölgelerden biri olarak dikkat çektiğini ve kazanın ardından artan kanser vakaları uzun yıllar tartışıldığını belirten Uzm. Dr. Alan, "Özellikle Rize, Trabzon, Ordu ve çevresinde tiroit kanseri vakalarının artışı, halk sağlığı uzmanları ve onkologlar tarafından uzun yıllar incelenmiştir. Ancak son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar, tiroit kanseri insidansındaki artışın sadece Çernobil’e bağlı olmadığını göstermektedir. Bu artışın erken teşhis imkanlarının artması, farkındalık düzeyinin yükselmesi ve ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması ile de ilişkili olduğunu vurgulanmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Radyasyon dışında risk faktörlerine dikkat" Tiroit kanserinin tek nedeni radyasyon olmadığına değinen Uzm. Dr. Alan, "Aile öyküsü, genetik yatkınlık, iyot eksikliği ve bazı çevresel faktörler de risk faktörleri arasında yer almaktadır. Özellikle ailesinde tiroit kanseri öyküsü olan bireylerin düzenli tarama yaptırması önemlidir" diye konuştu. "Erken teşhis hayat kurtarır" Çernobil felaketinin tiroit kanseri artışında önemli bir faktör olduğu kabul edilmekle birlikte, Türkiye’deki artışın tamamen buna bağlanamayacağını ifade eden Uzm. Dr. Alan, "Erken tanı imkanları ve bilinç düzeyindeki artış da önemli etkenler arasındadır. Radyasyon maruziyetinden korunmak ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamak, risk yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır" açıklamasında bulundu.
Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 18:18 Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, uzun süredir bel fıtığı nedeniyle ağrı ve yürüme güçlüğü yaşayan kamu çalışanı Ömer Gürbüz’ü tam kapalı endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. Yaklaşık 7-8 yıldır bel fıtığı şikayetleri bulunan ve son bir yılda bu durumun yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirten 35 yaşındaki Ömer Gürbüz, farklı tedavi yöntemleri denemesine rağmen sonuç alamadı. Kalçasından ayak tabanına kadar yayılan şiddetli ağrılar nedeniyle yürüme zorluğu yaşayan Gürbüz, son dönemde sol ayağında his kaybı ve güçsüzlük de yaşamaya başladı. Daha önce fizik tedavi, egzersiz, radyo frekans ve ozon gibi yöntemleri deneyen Gürbüz, ağrılarında bir düzelme olmayınca bir yıl önce tanıştığı Doç. Dr. Gökhan Gürkan’a yeniden başvurdu. Yapılan detaylı tetkikler sonucunda belinde ciddi boyutta bir fıtık tespit edildi ve ameliyat kararı alındı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, hastayı tam kapalı endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. "Ameliyattan iki saat sonra yürüyebildi" Hastanın kendilerine sol bacağında ağrı şikayetiyle başvurduğunu dile getiren Doç. Dr. Gürkan, "Daha önce bel fıtığı olduğu biliniyordu ama ağrılarının sporla, egzersizle geçeceğini düşünmüştü. Ancak şikayetleri artınca tekrar değerlendirdik ve MR’ında büyük bir fıtık tespit ettik. Daha önce çeşitli tedaviler denemiş ama fayda görmemiş. Sol ayağının üzerine basamama, ayakta güçsüzlük ve uyuşma şikayetleri de gelişince kendisine ameliyat önerdik. Bu ameliyatı kapalı, endoskopik yöntemle gerçekleştirebileceğimizi belirttik. Bu yöntemin en büyük avantajı küçük bir kesiyle yapılması, vücut dokularına zarar vermemesi ve hastanın kısa sürede ayağa kalkabilmesi. Ömer Bey ameliyattan sadece iki saat sonra yürüyebildi" dedi. Doç. Dr. Gökhan Gürkan, bel ve bacak ağrısı, uyuşma, yürüme güçlüğü gibi şikayetleri olan hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına danışması gerektiğini belirterek, "Bu ameliyat uzman hekimler ve uygun merkezlerde uygulanmalıdır. Gecikmeden doğru tedaviye ulaşmak, hastanın yaşam kalitesini hızla artırır. Kapalı yöntemle bel fıtıkları artık çok daha konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor" dedi. "Şükürler olsun artık o rahatsız eden ağrı hissi yok" Ameliyatın ardından yaşadığı değişimi anlatan Ömer Gürbüz, "Yaklaşık 10-12 saat oldu ameliyat olalı. Şu an kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. Sol ayağımı çok iyi basabiliyorum artık. Bir yıl boyunca hep ağrıyla yaşadım, şimdi rahatlıkla yürüyebiliyorum. Sanki sol ayağım yeniden eklenmiş gibi. Şükürler olsun, artık o rahatsız eden ağrı hissi yok" diye konuştu.
Lokman Hekim Hastanesinde Hemşireler Günü kutlaması
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 17:55 Lokman Hekim Hastanesinde Hemşireler Günü kutlaması Lokman Hekim Van Hastaneleri, 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutladı. Hastanede düzenlenen etkinliğe Lokman Hekim Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, Lokman Hekim Van Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Veli Avcı, Lokman Hekim Hayat Hastanesi Başhekimi Barış Hanevdeloğulları, Lokman Hekim Van Hastanesi Başhemşiresi Gamze Gençer Baran ve Lokman Hekim Hayat Hastanesi Başhemşiresi Yağmur Kaçan ve hemşireler katıldı. Burada hemşirelerin gününü kutlayan Müdür Doğan, sağlık personelinin önemli bir parçası olan hemşirelerin, hasta bakımındaki kritik rolüne dikkat çekti. Doğan, "Hemşireler; hastanelerde, polikliniklerde, yoğun bakım ünitelerinde ve evde hasta bakımı gibi çeşitli ortamlarda, hastalara şifa sürecinde destek oluyor. Bu süreçte sadece tıbbi ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp aynı zamanda hastalara manevi destek de sunuyorlar. Örneğin, kronik hastalığı olan bir hastanın düzenli ilaç takibini sağlamak, ameliyat sonrası bir hastanın ağrılarını dindirmek veya psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bir hastaya moral vermek gibi görevler hemşirelerin sorumluluğunda bulunuyor. Görevli hemşireler, hasta memnuniyetini ön planda tutarak, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Ben bu vesileyle tüm hemşirelerin gününü kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum" dedi.
"Erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyon ömür boyu kontrol altında tutulabilir"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 17:36 "Erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyon ömür boyu kontrol altında tutulabilir" Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, pek çok hastada hipertansiyona yol açan belirgin bir neden bulunamadığına dikkat çekerek, erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyonun ömür boyu kontrol altında tutulabileceğini dile getirdi. Tedavi edilmeyen hipertansiyonun kalp krizi ve felç gibi hayati durumlara yol açabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray; erken tespit, önlem ve düzgün takiple hipertansiyonun ömür boyu kontrol altında tutulabileceğini belirtti. Kalbin vücuda kan pompalarken damar çeperine uyguladığı basınç olarak tanımlanan tansiyonun, sağlıklı bireylerde 140/90 mmHg’ nin altında seyrettiğini belirten Kaplangöray, tansiyon değerlerinin bu seviyeleri aşması durumunda ise hipertansiyon tanısı konulması gerektiğini söyledi. Kaplangöray, tedavi edilmeyen hipertansiyonun damarlara zarar vererek kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları gibi hayati risklere yol açabileceğini vurguladı. "Çoğu zaman belirti vermediği için kişiler kendilerinde böyle bir sorun olduğunu fark edemiyor" Yüksek tansiyonun çok sık görülen bir sorun olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, "Araştırmalar, ülkemizde her 3 yetişkinden birinin yüksek tansiyon sorunu olduğunu gösteriyor. Risk faktörlerinden biri, yaştır. 35-56 yaş arası yetişkinliklerde yüksek tansiyon oranı daha da yükseliyor. Kadınlarda bu oranın erkeklere göre daha yüksek olduğu biliniyor. Çoğu zaman belirti vermediği için kişiler kendilerinde böyle bir sorun olduğunu fark edemiyor. O nedenle periyodik tansiyon ölçümü yapmak, yüksek tansiyon olup olmadığını anlamak için çok önemli" dedi. Sessiz düşman olarak biliniyor Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlediği için "sessiz düşman" olarak tanımlanak uygun olacağına işaret eden Doç. Dr. Kaplangöray "Baş ağrısı, çarpıntı, halsizlik, kulak çınlaması, burun kanaması yapabilir. Ama çoğu zaman hiçbir belirti vermez. Yani kişi kendini iyi hisseder ama tansiyonu yüksektir. Dolayısıyla belli aralıklarla tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Obezite, düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta hipertansiyon öyküsü gibi risk faktörleri olan bireylerin düzenli tansiyon ölçümü yapması ve gerekirse doktora başvurması önemlidir" şeklinde konuştu. "Hastaların yüzde 95’inde neden bilinmiyor" Hastaların yaklaşık yüzde 95’inde hipertansiyona yol açan belirgin bir neden bulunamadığını dile getiren Doç. Dr. Kaplangöray "Bu durum ‘esansiyel hipertansiyon’ olarak tanımlanır. Bu tip hipertansiyonun gelişiminde genetik yatkınlık, yüksek tuz tüketimi, obezite, sigara ve alkol kullanımı, stres ve düzensiz beslenme önemli rol oynar. Kalan yüzde 5’lik dilimde ise böbrek hastalıkları, tiroid ve böbrek üstü bezi sorunları, doğuştan gelen damar darlıkları ya da bazı ilaçların neden olduğu ‘sekonder hipertansiyon’ söz konusudur. Yüksek tuz tüketimi, obezite, sigara ve alkol kullanımı, stres ve düzensiz beslenme önemli rol oynar" ifadelerine yer verdi. "Tanı konulması için düzenli ölçüm gerekir" Hipertansiyon tanısının en basit ve etkili yolunun doğru yöntemle yapılan tansiyon ölçümü olduğunu aktaran Doç. Dr. Kaplangöray, tansiyonun ölçümünde oskültatuvar ve osilometrik tekniklerin kullanıldığını ifade etti. Oskültatuvar yöntemin, steteskop ve tansiyon aletiyle sağlık personeli tarafından uygulanan klasik ve güvenilir bir yöntem olduğunu; osilometrik yöntemin ise evde kullanıma uygun otomatik cihazlar ile yapıldığını söyledi. Ancak kalpte ritim bozukluğu gibi durumlarda manuel yöntemlerin daha doğru sonuçlar vereceğini de ekledi. Ölçümlerin farklı ortam ve cihazlarla yapılabileceğine değinen Doç. Dr. Kaplangöray doğru sonuç alınması için kişinin ölçümden önce en az beş dakika dinlenmiş olması, son yarım saatte sigara veya kahve tüketmemesi, ölçüm sırasında ayakların yere basması ve kolun kalp hizasında olması gerektiğini anlattı. ‘Beyaz önlük’ hipertansiyonu olarak bilinen durumun doktor muayenesinde ya da hastanede yapılan ölçümlerde yüksek değerlerin çıkması şeklinde geliştiğinden bahseden Doç. Dr. Kaplangöray, bu durumun gerçek hipertansiyondan ayırt edilmesi için evde düzenli ölçüm ya da 24 saatlik tansiyon holteri ile değerlendirme yapılması gerektiğini aktardı.
Aşırı tuz tüketimi kalp, böbrek ve kemik sağlığını tehdit ediyor
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:48 Aşırı tuz tüketimi kalp, böbrek ve kemik sağlığını tehdit ediyor Her yıl 1,89 milyon ölümün fazla sodyum tüketimiyle ilişkili olduğu belirtilirken, uzmanlar günde 1 çay kaşığı tuzun yeterli olduğunu vurguluyor. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyondan inme riskine kadar birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Sofra tuzu olarak bilinen sodyum klorür, besinlere lezzet katmasının yanı sıra bir gıda koruyucu olarak da kullanılıyor. Ancak Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12-18 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası" dolayısıyla yaptığı açıklamada, aşırı tuz tüketiminin hayati tehlike oluşturduğuna dikkat çekti. Günlük sodyum ihtiyacının yaklaşık 500 mg olduğunu belirten Dr. Çakmak, yetişkinlerin günde 2 bin 300 miligramdan (yaklaşık 1 çay kaşığı tuz) fazla sodyum almamaları gerektiğini ifade etti. Vücutta sinir iletimi, kas fonksiyonları ve sıvı dengesi için gerekli olan sodyumun fazlası, sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Aşırı tuz tüketiminin neden olabileceği hastalıklar ise; kalp kası büyümesi, baş ağrısı, böbrek hastalığı, osteoporoz, inme, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve böbrek taşı olarak sıralanıyor. "Yemek pişirirken ve sofrada ekstra tuz eklemekten kaçının" Dr. Çakmak, fazla tuz tüketildiğinde vücudun bu yüksek sodyum seviyesini dengelemek için su tuttuğunu, bunun da kan hacmini ve basıncını artırarak hipertansiyona yol açtığını belirtti. Hipertansiyonun ise kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini vurguladı. Tuz tüketimini azaltmak isteyenlere çeşitli önerilerde bulunan Çakmak, yemek pişirirken ve sofrada ekstra tuz eklemekten kaçınılması gerektiğini, işlenmiş ve hazır gıdaların sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Ketçap, soya sosu, turşu gibi ürünlerde gizli tuz bulunduğunu belirten Dr. Çakmak, düşük sodyumlu veya tuzsuz ürünlerin tercih edilmesini önerdi. "Yemeklerin tuzsuz hazırlanmasını talep edin" Dışarıda yemek yerken de dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Dr. Çakmak, "Yemeklerin tuzsuz hazırlanmasını talep edin, salata soslarını ayrı isteyin. Eğer bir öğünde fazla tuz aldıysanız, günün kalanında düşük tuzlu besinler tüketmeye özen gösterin" şeklinde konuştu.
Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazırlık eğitiminin ikinci etabı başladı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:43 Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazırlık eğitiminin ikinci etabı başladı Eskişehir’de ebelik mesleği ve sağlık hizmetleri açısından önemli bir yere sahip olan, gelişen bilgi ve teknolojiler doğrultusunda güncellenerek inovatif yaklaşımlarla hayata geçirilen "Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazır Oluşluk Eğitimi" programının ikinci etabı başladı. Sağlık Bakanlığı tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla yürütülen Normal Doğum Eylem Planı kapsamında gerçekleştirilen eğitim programı, Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı ile Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü iş birliğinde düzenleniyor. Eğitimin ikinci etabı, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici’nin açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmasında ebelik mesleğinin gebe, anne, bebek, aile ve toplum sağlığı açısından taşıdığı önemi vurgulayan Doç. Dr. Bildirici, ebelerin yalnızca normal doğum süreçlerinde değil, afet şartlarında da kritik roller üstlendiklerine dikkat çekti. Bu kapsamlı eğitim programının sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirtti. Eğitimin ilk etabı 7-11 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve 40 ebe katılım sağlamıştı. İkinci etap ise 12-16 Mayıs 2025 tarihleri arasında Yunus Emre Devlet Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenecek. Bu aşamada kamu hastaneleri, özel hastaneler ve üniversite hastanesinden gelen toplam 55 ebe eğitim programına katılım sağlayacak. Program kapsamında, normal doğum süreçlerine ilişkin bilgi ve becerilerin geliştirilmesi hedeflenirken, afetlere hazırlık konusunda da kritik bilgiler paylaşılacak. Ayrıca, simülasyona dayalı pratik uygulamalarla teorik bilgilerin pekiştirilmesi sağlanacak.
Kopan kulak memesi süpermikrocerrahi ile yerine dikildi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:33 Kopan kulak memesi süpermikrocerrahi ile yerine dikildi Gaziantep’te bir vatandaşın kopan kulak memesi, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yapılan süpermikrocerrahi operasyonuyla tekrar yerine dikildi. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde süpermikrocerrahi operasyonuyla önemli bir sağlık başarısına imza atıldı. 40 yaşındaki erkek hasta Fadil Karakan, kulak memesinin tamamen kopması nedeniyle hastaneye başvurdu. Plastik Cerrahi ve Mikrocerrahi ekibinin hızlı değerlendirmesi sonrası, 2 saat süren başarılı bir operasyonla kulak memesi yerine dikildi. Operasyonu gerçekleştiren Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanları Op. Dr. Serkan Tokgönül, Op. Dr. Hüseyin Demir ve Op. Dr. Ahmet Coşar, süpermikrocerrahi yöntemiyle milimetreden küçük damarların onarıldığını, bu sayede dokunun yeniden kanlanmasının sağlandığını belirtti. Mikrocerrahi ekibi sorumlusu Dr. Tokgönül cerrahi ekip, operasyon sonrası kulak memesinin canlılığını koruduğunu ve hastanın durumunun iyi olduğunu ifade etti. "İleri düzey cerrahi işlemler konusunda güçlü bir altyapıya ve deneyimli ekiplere sahibiz" Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Mehmet Doğan, operasyonun hem teknik açıdan hem de hasta memnuniyeti yönünden önemli bir başarı olduğunu vurgulayarak, "Hastanemiz ileri düzey cerrahi işlemler konusunda güçlü bir altyapıya ve deneyimli ekiplere sahiptir. Bu tür vakalar, multidisipliner yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koyuyor" dedi. "Hem sağlık açısından hem de estetik açıdan gayet memnunum" Operasyon sonrası duygularını paylaşan hasta Fadil Karakan, "Kulağımın ilk kopan parçasını bulduğumuzda çok tedirgin olduk. Bir daha eskisi gibi olmaz diye düşündük. Çok şükür, şu anda eski görüntüsüne kavuştu ve gayet mutluyum" diyerek memnuniyetini dile getirdi.