Son Dakika
|
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Beşiktaş’ta ikinci Sergen Yalçın dönemi sona erdi
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Çağla Tuğaltay cinayetinde flaş gelişme: Ölen komşusunun mezarı açıldı
Bakan Fidan: "Almanya'yla iş birliğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz"
Türk Telekom CEO’su Şahin: "Yerli ve milli haberleşme cihazı üretimi kırmızı çizgimizdir"
Pakistan İçişleri Bakanı Naqvi, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile bir araya geldi
Mersin’de 4 kişinin öldüğü silahlı saldırı anı kamerada
Beşiktaş’ta 39 maçlık ikinci Sergen Yalçın dönemi
Shakira, İspanya’da vergi savaşını kazandı
SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54
Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın"
Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05
"Sessiz katil" hipertansiyona dikkat
Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
18 Mayıs 2026 Pazartesi- 10:35
Şeker sanıp yuttu, pil olduğu filmde ortaya çıktı: "Ölüme kadar götürebiliyor"
3
17 Mayıs 2026 Pazar- 11:12
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 14:04
Çıtlık Mahallesinin içme suyu hatları yenileniyor
MUSKİ Genel Müdürlüğü Ula Çıtlık Mahallesinde kullanım ömrünü tamamlayan ve bu nedenle sık sık arızalanan içme suyu hatlarında başlattığı 3 bin 300 metrelik yenileme çalışmasının 2 bin 300 metrelik kısmını tamamladı. İçme suyu altyapısının modernleşmesi ve hat arızalarından kaynaklı kesintilerin önüne geçilmesi için yenileme çalışmalarını sürdüren MUSKİ ekipleri bu kapsamda son olarak Ula Çıtlık Mahallesinde önemli bir çalışma gerçekleştiriyor. Abone hatları yenileniyor MUSKİ Genel Müdürlüğünden edinilen bilgiye göre mahallede bulunan hatların kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle bölgede sık sık patlaklar meydana geliyor, bunun yanı sıra hatların şahıs mülkiyetlerinden geçmesi de ekipleri bu patlaklara müdahaleyi zorlaştırıyordu. Bunun üzerine MUSKİ ekiplerince bölgede yapılan araştırma neticesinde hatların yenilenmesine yönelik proje hazırlandı. Proje kapsamında Çıtlık Mahallesi Haşim Bahçesi mevkiinde şahıs arazisinde kalan 2 bin 300 metrelik içme suyu hattı yeni borularla değiştirilerek kamusal alana taşındı. Geri kalan 1000 metrelik yenileme çalışmaları sürerken abone hatlarının yenileme çalışmaları sürüyor. Kavasoğlu, "Patlaklardan dolayı çok sıkıntı çekiyorduk" Konu hakkında açıklamalarda bulunan Çıtlık Mahalle Muhtarı Mehmet Kavasoğlu, sürekli yaşanan patlaklar nedeniyle büyük sıkıntı yaşadıklarını ifade ederken çalışma nedeniyle Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teşekkür etti. Kavasoğlu, "Yaklaşık 78 yılında yapılan içme suyu şebekesi hattının yenilenme çalışması yapılıyor. Mahallemizde sık sık patlak yaşanıyordu. MUSKİ Genel Müdürümüz ekonomik durum elverdiği ölçüde en kısa zamanda hatları yenileyeceklerini söyledi. Saha ekipleri de buradaki aciliyeti dile getirdikten sonra yapılmasına karar verildi. Bunun için Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras beye çok teşekkür ediyoruz" dedi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:56
Türkiye’de RSV’nin ekonomik yüküne ilişkin yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı
Bebeklerde yaşamı tehdit eden şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan Respiratuar Sinsityal Virüs’ün (RSV) yol açtığı ekonomik yükü konu alan araştırma raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Rapora göre; RSV’nin sağlıktaki maliyetinin 24 milyar TL’yi aştığı belirtildi. "Türkiye’de Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV) Enfeksiyonu Ekonomik Yük Çalışması" raporu çarpıcı sonuçları ortaya koydu. Bebeklerde yaşamı tehdit eden şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan RSV’yi konu alan raporun sonuçlarını Başkent Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Simten Malhan bugün bir basın toplantısında açıkladı. Basın toplantısına katılan Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ateş Kara da RSV hakkında önemli bilgiler paylaştı. Araştırma sonuçları: ‘‘Bebeklerin neredeyse tamamı ilk iki yıl içinde RSV’ye yakalanıyor’’ Türkiye için 0-5 yaş arası çocuklarda önemli bir hastalık yükü oluşturan RSV enfeksiyonunun ekonomik yüküne dair araştırma Türkiye’de ilk kez yapıldı. Rapordan çıkan verilere göre; süt çocuklarının yaklaşık yüzde 50’si yaşamlarının ilk RSV sezonunda enfekte olurken, yaklaşık yüzde 95’i yaşamlarının ilk iki yılı içerisinde RSV ile enfekte oluyor. RSV’ye karşı gelişen bağışıklığın kalıcı olmaması nedeniyle enfeksiyon tekrarlayabiliyor; astım ataklarının şiddetlenmesi ve KOAH gibi uzun vadeli solunum sorunlarına yol açabiliyor. TÜİK doğum istatistikleri, Uzman Paneli görüşleri ve bilimsel kaynaklar ışığında yapılan çalışmada, 2019-2023 yılları arasında doğan toplam 0-5 yaş arası 5 milyonu aşkın çocuktan 894 binden fazlasının RSV’ye yakalandığı tahmin ediliyor. Çalışmaya göre RSV’ye yakalanan çocukların 791 bin kadarı ayakta tedavi görürken, 102 bin kadarı hastanede yatarak; 12 bine yakını da yoğun bakımda tedavi görüyor. 952 bebeğin ise bu virüsle bağlantılı olarak hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. RSV’nin sağlık hizmetlerindeki yükü Raporda, Hastalık Maliyeti Metodolojisi (COI) kapsamında RSV’nin önemli bir hastalık ve manevi yük olmasının yanı sıra ekonomik olarak da ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çekiliyor. Çalışma kapsamında yapılan analizlere göre; 0-5 yaş grubundaki 894 bin 426 hastanın toplam ekonomik yükü 24,2 milyar TL olarak hesaplanıyor. Bu toplam yük, 2023 toplam sağlık harcamasının yüzde 1,95’ini ve 2023 SGK sağlık harcamasının yüzde 4,62’sini oluşturuyor. "Rapor RSV yükünü bilimsel ve rakamsal olarak gözler önüne serdi" Başkent Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi İyi Klinik Uygulamalar Mükemmeliyet Merkezi Proje Direktörü Prof. Dr. Simten Malhan, RSV’nin özellikle bebekler, yaşlılar ve bağışıklığı zayıf bireylerde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtığını belirterek, "RSV, çocukluk çağı alt solunum yolu enfeksiyonlarının ve hastane yatışlarının en yaygın nedeni. Acil servis yoğunluğu, hastane yatışları, sağlık çalışanları üzerindeki baskı ve ailelerin yaşadığı maddi-manevi zorluklar, virüsün sağlık sistemleri ve toplum üzerinde oluşturduğu yüklerin başında geliyor. Alanında önde gelen uzmanların katkılarıyla hazırlanan ve Türkiye’de ilk olan ‘Türkiye’de Respiratuar Sinsityal Virüs Epidemiyolojisi, Tanı ve Tedavisi, Ekonomik Yükü’ raporunun bu yükü bilimsel ve rakamsal olarak gözler önüne sergilediğini vurgulayan Prof. Dr. Malhan, RSV’nin dünya genelinde benzer sıklıkta görüldüğünü, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde bu yükün daha da ağır olduğunu ifade etti. ‘‘Küçük çocukları etkileyen RSV’nin sağlıkta maliyeti 24 milyarı aşıyor’’ RSV’nin ekonomik yüküne ilişkin de konuşan Malhan, ‘‘Bebeklerde görülen RSV ile ilgili ulusal bir ekonomik yük çalışması yaptık. Dolayısıyla bu durumda ebeveynler etkilenecek. Ebeveynlerin de direkt tıbbi harcamaların dışında yapmış olduğu harcama oluyor. Ebeveynlerin ekonomiden geri çekilmesi hastalık süresi içinde raporlu sayılması ve iş gücü kaybının olması bir yük oluşturuyor. Yaklaşık tüm RSV hastaları için bizim tahmin ettiğimiz sayı 892 bin bebek için 2 buçuk milyarlı bir yük oluşuyor. Tahminimizden çok daha büyük maliyetlerde karşı karşıyayız. 24 milyarlık bir maliyetle karşı karşıyayız. Küçük çocukları etkileyen RSV’nin sağlıkta maliyeti 24 milyarı aşıyor’’ diye konuştu. Toplantıda RSV’ye ilişkin bilgiler paylaşan Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ateş Kara ile birlikte tüm bebekleri kapsayan korunma stratejilerinin gerekliliğine dikkat çeken Malhan, "RSV’ye karşı geliştirilecek bütüncül ve yenilikçi çözümlerle sağlık sistemindeki yük ve ailelerin yaşadığı zorluklar önemli ölçüde azaltabilir. Sağlığa ayrılmış çok daha kıt kaynakların korunma ve önleme stratejileriyle çok daha etkili şekilde kullanılabilir" dedi. "RSV’ye karşı farkındalık ve korunma kritik önem taşıyor" Hacettepe Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ateş Kara da RSV hakkında önemli bilgiler paylaştı: "RSV, 2 yaşına kadar bebeklerin neredeyse tamamını enfekte eden yaygın ve bulaşıcı bir virüs. En önemli nokta şu ki, sağlıklı doğan veya risk faktörleri ile doğan, miadında doğan veya prematüre doğan, sezonda veya öncesinde doğan tüm bebekler RSV riski ile karşı karşıya. Hangi bebeğin ağır etkileneceğini öngöremediğimiz ve RSV hastalığına karşı spesifik bir tedavi bulunmadığı için, RSV’ye karşı farkındalık, korunma ve hijyen gibi önleyici tedbirler kritik önem taşıyor."
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:31
BUÜ’de "Hemşireler Haftası" kutlandı
Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Hastanesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşireler Haftası nedeniyle geniş katılımlı bir etkinlik organize etti. Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel, BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, Başhemşire Fatma Düzgün, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci katıldı. "Güçlü bir hastanemiz var" Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, "Güçlü bir hastanemiz, güçlü bir hemşire kadromuz var. Hastanemiz, bizim doğrudan toplumla olan organik temasımızın vuku bulduğu çok kritik bir yer. Bu kurum, 50 küsur yıllık tarihinde toplumla olan temasından yüzünün akıyla çıktıysa, Güney Marmara’nın tamamında bir hastaneye gitmek söz konusu olduğunda ilk akla gelen kurum olduysa, bu sadece fiziki şartlardan kaynaklanmıyor demektir. Öğretim üyelerimizden hemşirelerimize, hasta bakıcılarımızdan bütün sağlık personelimize kadar takım ruhunun bugüne kadar taşınmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden hepinize teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Dünyanın en güvenilir mesleği" BUÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel ise, "Yapılan çalışmalar hemşireliğin, dünya genelinde en güvenilir meslekler arasında birinci sırada yer aldığını göstermektedir. 2025 ICN temasının mesajı yalnızca sorunları ortaya koymak değil, aynı zamanda daha sağlıklı, daha sürdürülebilir bir hemşirelik mesleği oluturmaktadır. Hemşire refahına öncelik verildiğinde toplumların sağlıklarına yönelik, kaliteli bakımların da sürdürülebilirliği ve devamı sağlanabilecektir. Hepimize sağlıklı, huzur, mutluluk dolu bir gelecek diliyor, yine hemşirelik haftanızı tekrardan kutluyorum" açıklamasında bulundu. "Takım ruhu" vurgusu BUÜ Hastane Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam da sağlık hizmetinin meşakkatli ve insanı yoran bir iş olduğuna vurgu yaptı. Ancak sağlık hizmetinin takım ruhuyla yapıldığında keyifli bir hizmet olduğuna işaret eden Prof. Dr. Halil Sağlam, "İşte hemşireler, bu takımın öğelerinin birbiriyle temasını en güzel şekilde idare eden, takımın diğer üyelerini birleştiren merkezi bir yerde rol alarak işleri kolaylaştırıyorlar. Bundan dolayı hemşireler gerçekten çok kıymetliler. Takımın adeta gizli organizatörleri olarak çalışıyorlar" şeklinde konuştu. Başhemşireden meslektaşlarına teşekkür BUÜ Hastane Başhemşiresi Uzman Hemşire Fatma Düzgün ise, "Gururla söylemek istiyorum, kurumumuzda eğitimli, yetkin ve motive bir hemşire kadromuz bulunmakta ve kurumumuzun ortak hedefleri doğrultusunda profesyonellik çerçevesinde çalışmaktadırlar. Kurumumuzda yaşanan kritik tüm süreçlerde hızlı organize olan, çözümler üreterek yapıcı davranışları ile liderlik yapmaktadırlar. Tüm meslektaşlarımın saygıyla selamlıyor, emekleriniz, sabrınız, cesaretiniz ve insan hayatına kattığınız değerden dolayı her birinize teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Açılış töreninin ardından BUÜ Hastanesi’nden emekli hemşirelere teşekkür plaketleri sunuldu. Program, Eğitim Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Hazel Duru’nun gerçekleştirdiği "Kuşaklar Arası Farklılıkları Anlamak" isimli panel ile sona erdi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:21
Sağlık-Sen ‘Sağlıkta Görünmeyen Emek: Ebe ve Hemşirelerin Sesi’ temalı toplantı düzenledi
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) tarafından Dünya Ebeler Günü ve Hemşirelik Haftası dolayısıyla ‘Sağlıkta Görünmeyen Emek: Ebe ve Hemşirelerin Sesi’ toplantısı düzenlendi. Memur-Sen Konfederasyonuna bağlı Sağlık-Sen tarafından 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası çerçevesinde "Sağlıkta Görünmeyen Emek: Ebe ve Hemşirelerin Sesi" temalı toplantı düzenlendi. Memur-Sen Genel Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıda hemşire ve ebelerin sorunları ve talepleri dile getirildi. Sağlık-Sen Başkanı Mahmut Faruk Doğan, tüm hemşire ve ebelerin 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası’nı kutladı. Hemşirelerin ve ebelerin sağlık ordusunun vazgeçilmez parçaları olduğunu vurgulayan Doğan, daha önce Hemşirelik Mesleğine İnovatif Yaklaşımlar Çalıştayı düzenlediklerini hatırlatarak, "Alanının uzmanları ve mesleği bizzat icra eden hemşirelerle sorunları tüm yönleriyle masaya yatırdık. Hemşirelerimizin sorunları ilk kez bu kadar kapsamlı, gerçekçi ve çözüm odaklı bir yaklaşımla ortaya konuldu" dedi. "Hemşireler hastanelerde kendi işlerinin dışında birçok işi de yapmak zorunda kalmakta" Hemşirelik eğitiminin temel sorunlarının mesleğin temellerini sarstığını savunan Doğan, "Kontenjanların plansız artırılmasıyla sınıflar dolup taşmakta, öğretim elemanı eksikliği eğitimin niteliğini düşürmektedir. Mevzuat alanında yıllardır güncellenmeyen yasalar, hemşirelerimizin görev ve yetkilerini kısıtlayarak onları adeta görünmez kılmaktadır. Kağıt üzerindeki tanımlar ile sahadaki gerçekler uyuşmamakta; hemşireler hastanelerde kendi işlerinin dışında birçok işi de yapmak zorunda kalmaktadır. Saha uygulamalarında hemşire başına düşen hasta sayısı uluslararası standartların çok üzerindedir" ifadelerini kullandı. "Atama bekleyen hemşirelerin ataması yapılmalı" Doğan, hastanelerde hemşirelerin eksik personelle çalıştığını savunarak, taleplerini şu şekilde sıraladı: "Atama bekleyen hemşirelerin ataması yapılmalı, istihdam düzenli ve planlı bir biçimde gerçekleştirilmelidir. Kariyer basamakları konusunda çağrı yapıyoruz; uzman hemşirelik tanınsın, liyakat esaslı terfi sistemi gelsin, hemşireler hak ettikleri unvanlara kavuşsun. Ücretler meselesine gelince adil bir ücret politikasını hayata geçirmek zorundayız. Hemşiremizin alın teri karşılıksız kalmayacak, performans sistemi adaletsizlik üretmeyecek şekilde yeniden tasarlanmalıdır. Hemşireler, ebeler yaptığı her işlemin, her bakımın karşılığını maddi ve manevi olarak alabilmelidir. Temel maaşlarımız insanca yaşam seviyesine çekilmeli. Kira, gıda, ulaşım gibi temel harcamaları karşılayabilecek bir düzeyde olmalı. Ebe ve hemşirelere özel aile destek ödemesi verilmeli. Kreş desteği ya da çocuk yardımı yapılmalı. Gece nöbetleri, hafta sonu çalışmaları özel olarak ücretlendirilmeli. Nöbet ücretlerine en az yüzde 100 artış yapılmalı. Aldığımız tüm ücretler emekliliğe yansıtılmalı."
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:05
Ambulansların yeni kahramanları: 16 kadın sürücü
SAMSUN (İHA) – Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen ambulans sürüş eğitiminde 16 kadın sağlık çalışanı, hayat kurtarmak için direksiyon başına geçti. Zorlu parkurlarda ter döken kursiyer kadınlar, artık acil sağlık hizmetlerinde aktif olarak ambulans kullanmaya hazır hale geldi. Tekkeköy Lojistik Depo Tır Parkı alanında gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlerde, kadın kursiyerler siren sesleri eşliğinde dar alanda manevra, acil fren, engel aşma ve viraj hâkimiyeti gibi etaplarda sürüş tekniklerini test etti. 12-15 Mayıs tarihleri arasında sürecek olan eğitim, 6 eğitmen ve 1 ASGE eğitim koordinatörünün gözetiminde yürütüldü. "Eğitimler bize artı katıyor" Kursiyerlerden Öznur Kiremitçi, "Eğitmenlerimiz sürüşlerimize katkı sağlamak için büyük çaba gösteriyor. Kadın ve erkek ayırt etmeksizin hepimiz bu görevi layıkıyla yapıyoruz. Eğitimlerin bize büyük artısı oluyor" dedi. Kursiyer Nurdan Kabakçıoğlu, "Ambulans kullanmak çok farklı bir deneyim. Sadece kendimiz değiliz, içeride hastalar ve ekip arkadaşlarımız da var. Trafikte ambulansa yol vermeyenler büyük bir sorun oluşturuyor. Vatandaşlar bunu kendi yakınları üzerinden düşünerek hareket etmeli" ifadelerini kullandı. Bir diğer kursiyer Özlem Çağlar da "Bu parkura ilk kez girdim, çok heyecan vericiydi" diye konuştu. "Kadınlarımız artık sahada ön safta" Eğitimin 3. gününde uygulamalı sürüşleri yerinde izleyen Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras, "Buradaki kadın kursiyerlerimiz eğitimlerini başarıyla tamamladığında artık sahada aktif şekilde ambulans kullanabilecek. Ambulansa yol verilmesi hayati önem taşıyor. Fermuar sistemini uygulamamız gerekiyor. Kadınlarımızın sağlık hizmetlerinde ön saflarda yer alması gurur verici. Bizim için hız çok önemli ama aynı zamanda hasta ve ekip güvenliği de birincil önceliğimiz" şeklinde konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:56
"Denetlenmeyen sosyal medya ve e-ticaret kanalları sahte ve kontrolsüz ürünleri çoğalttı"
Aydın’ın Efeler ilçesinde 14 Mayıs Eczacılık Bayramı 21. Bölge Aydın Eczacı Odası tarafından düzenlenen programla kutlandı. Aydın Eczacı Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sefa Kararslan, "Gelişen teknoloji ve erişim olanakları sayesinde hemen her ürüne, çok hızlı ulaşılıyor. Ancak bu ürünlerin güvenilir olup olmadığı çoğunlukla sorgulanmıyor. Özellikle pandemi döneminin etkisiyle sosyal medya ve e-ticaret kanalları yaygınlaştı. Bu alanın yeterince denetlenememesi ise sahte ve kontrolsüz ürünlerin piyasada hızla çoğalmasına neden oldu" dedi. 14 Mayıs Eczacılık Bayramı dolayısıyla sabah saatlerinde Aydın Valiliği önünde Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan öncülüğünde toplanan eczacılar Atatürk anıtına çelenk sundu. Ardınan eczacılar, geleneksel hale gelen Eczacılık kahvaltında bir araya geldi. Programda konuşan Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, "Ülkemizde modern eczacılığın temellerini oluşturan ilk eczacılık sınıfının kurulduğu ve ilk eczacılık dersinin verildiği tarih olan 14 Mayıs 1839’dan bugüne tam 186 yıl geçti. Bizler için çok önemli olan bugünü 50 bini aşkın meslektaşımız ile birlikte kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Bilimsel birikimimizin rehberliğinde; hastalarımızın sağlığını korumaya, ilaç tedavilerine destek olmaya ve şifa sunmaya devam ediyoruz. Kamuda, akademide, ilaç sanayinde ve eczanelerimizde hastalarımızın ilaca en kolay, en doğru ve en güvenilir şekilde ulaşabilmesi için 186 yıldır kararlılıkla çalışıyoruz" diyerek bu yıl temanın "Sağlık Uzakta Değil, Eczacınla Yanında" olarak belirlendiğini söyledi. "Öncelikle güçlü yasal düzenlemeler gerekiyor" Konuşmasında gelişen teknoloji ve erişim olanakları sayesinde piyasaya ilaç adıyla sürülen ürünlerin güvenilir olup olmadığının sorgulanmadığını kaydeden Karaarslan, "Sahte ilaçlar, küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Uluslararası kuruluşlar tarafından bu alanda rapor edilen toplam suç sayısı 2021’e göre yüzde 38’lik bir artış göstermiştir. Bu tehditle mücadele için öncelikle güçlü yasal düzenlemeler gerekiyor. Ülkemizde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun uyguladığı İlaç Takip Sistemi gibi etkin teknolojik çözümler gerekiyor. Çünkü İlaç Takip Sistemi her bir ilaç kutusuna ayrı bir kimlik vererek üretimden son kullanıcıya kadar izlenmesini ve ilaç güvenliğini sağlıyor. Bu aynı zamanda şu anlama da geliyor; Eczanelerden aldığınız ilaçlar her zaman kayıtlı, her zaman orijinal ve her zaman güvenilirdir. İlaç temininde güvenli ve yasal tek adres Eczanelerdir. Son yıllarda vitamin, mineral ve bitkisel ürünler konusunda halk sağlığını tehdit eden çok ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız. Söz konusu ürünlerin hiçbir güvenlik bariyeri ve denetim mekanizması bulunmayan internet ortamlarında ve zincir marketlerde satılması, sosyal medya fenomenleri tarafından reklam yolu ile tüketimlerinin körüklenmesi son derece tehlikelidir" dedi. Yapılan bilimsel çalışmalarda, internetten satılan bu tarz ilaç benzeri ürünlerin, etiketinde yazan içeriğe de sahip olmadığı gibi hatta bazılarında hiç olmaması gereken zararlı ve yasaklı maddelerin bulunduğunun ortaya çıktığını ifade eden Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, "Aslında vitamin, mineral ve bitkisel ürünlerin de ilaçlar gibi İyi Üretim Uygulamaları olan, uluslararası standartlara uygun, güvenli tesislerde üretilmesi gerekiyor. Ayrıca ’doğal’ veya ’bitkisel’ olarak ifade edilen bu ilaç benzeri sağlık ürünlerinin de bilimsel veriler ışığında kontrollü bir şekilde kullanılması gerekiyor. Daha da önemlisi, bu ürünler, hastalarımızın kullandığı diğer ilaçlarla etkileşime girerek tedavilerini olumsuz etkileyebilir, beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle vitaminler, mineraller ve bitkisel ürünler hekim tavsiyesi ve mutlaka eczacı danışmanlığında kullanılmalıdır" diye konuştu. Dünyada yaşanan son gelişmelerin ilaç sektörünün de yeni bir döneme girdiğini işaret ettiğini ifade eden Başkan Karaarslan, "ABD-Çin çekişmesi, küresel tedarik zincirlerinin aşırı merkezileşmesinin oluşturduğu riskleri açıkça ortaya koydu. Yaşanan ticaret savaşlarının ilaç sektörünün maliyetlerinin yükselmesine, tedarik zincirlerinin bozulmasına ve küresel ölçekte ilaca erişim sorunlarının baş göstermesine neden olacağı görülüyor" dedi. Başkan Karaarslan ayrıca, kamuda çalışan ve kamudan emekli olan eczacıların özlük haklarının iyileştirilmesi ve hak kayıplarının telafi edilmesi için çalıştıklarını kaydetti.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:46
Bolu’da 4 köyde içme suyundan zehirlenme şüphesi: 80 kişi hastaneye başvurdu
Bolu merkeze bağlı 4 köyde, içme suyu hattında yaşanan sorun nedeniyle 80 kişi hastaneye başvurdu. İshal, mide bulantısı ve karın ağrısı şikayetleriyle hastaneye gelen vatandaşlar tedavilerinin ardından taburcu edilirken, su deposundan numune alınarak inceleme başlatıldı. Olay, Bolu’nun merkeze bağlı Örencik, Okçular, Ilıcakınık ve Çamyayla köylerinde meydana geldi. Aynı içme suyu hattını kullanan köylerde, su deposunda yapılan temizlik çalışmasının ardından çok sayıda kişi rahatsızlandı. İshal, mide bulantısı ve karın ağrısı şikayetleriyle bir haftalık zaman diliminde hastaneye başvuran 80 kişi tedavi altına alındı. Hastaneye başvuran vatandaşların tamamının taburcu edildiği öğrenilirken, İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından su deposundan numuneler alınarak laboratuvar incelemesine gönderildi. Köy muhtarları ve camiler aracılığıyla vatandaşlara "2-3 gün süreyle musluk suyu tüketmeyin, dışarıdan su temin edin" uyarısı yapıldı. Köylülerden Arif Özdemir, "Haberimiz var ama ne şekilde olduğunu bilemiyorum. Depodan mıdır, başka bir şeyden midir bilemiyorum. Muhtarlar uyarı yapmış. 2-3 gün su içmeyin, dışarıdan alın demişler. Çalışmalar sürüyor" dedi. Olayla ilgili sağlık ekiplerinin çalışmaları devam ediyor.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:37
‘Çocuklarda tablet kullanımına sınır konulmalı’
Zorunlu durumlar dışında belli kurallar çerçevesinde ve belirli sürelerle çocukların teknolojik cihazları kullanmasına izin verilebileceğini söyleyen Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, "Özellikle okul öncesi dönemde, anne-baba etkileşimine açık ve doğru programlarla teknolojik aletlerin çocuklar üzerinde olumlu etkileri de olabilir. Uygun kullanım kuralları ve sınırlamalar çerçevesinde bu araçların faydalı olabileceği unutulmamalıdır" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, çocuklarda teknolojik cihaz kullanımı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Ömer Faruk Aydın, zorunlu durumlar dışında belli kurallar çerçevesinde ve belirli sürelerle çocukların teknolojik cihazları kullanmasına izin verilmesinin uygun olabileceğini belirtti. "2 yaşından küçükler için uygun değil" 2 yaşından küçük çocukların teknolojik aletlerin kullanmasının önerilmediğini vurgulayan Prof. Dr. Aydın, "Çünkü dil, zihinsel, hareket ve sosyal-duygusal becerilerin gelişimi için anne-baba ve diğer yetişkinlerle sosyal etkileşim gereklidir. Okul öncesi dönemde, günlük kullanım süresi 1 saati geçmemelidir. İlk ve ortaokul döneminde ise hafta içi okul günlerinde 1 saat, tatil günlerinde ise 2 saati aşmamalıdır" diye konuştu. "Uykudan önce kullanılmamalı" Uykudan önceki 1 saatlik zaman diliminde dijital elektronik aletlerin kullanımının önerilmediğini belirten Prof. Dr. Aydın, "Ayrıca, kullanılacak sürenin bölünerek birkaç seferde kullanılması uygun olabilir. Ancak eğitim amaçlı kullanımlar, görüntülü görüşmeler veya konuşmalar bunun dışında tutulabilir" ifadelerini kullandı. "Uygun sınırlar konulmalıdır" Günümüzde çocuklar ve ergenler arasında dijital elektronik aletlerin yaygın kullanılmasının, bu araçların eğlence aracı haline gelmesine ve özel dillerin oluşmasına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Aydın, "Ayrıca, sosyal iletişimde önemli bir rol oynamakta ve teknolojiyle olan bağlantılarını sağlamaktadır. Özellikle okul öncesi dönemde, anne-baba etkileşimine açık ve doğru programlarla teknolojik aletlerin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olabilir. Uygun kullanım kuralları ve sınırlamalar çerçevesinde bu araçların faydalı olabileceği unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:28
Elazığ’da ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyası başladı
Ülke genelinde olduğu gibi Elazığ’da da başlatılan ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyası çerçevesinde kurulan stantlarda vatandaşların boy ve kiloları ölçüldü. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, Sağlık Bakanlığının ülke genelinde ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ teması ile başlatmış olduğu kampanya kapsamında etkinlik düzenlendi. Bir alışveriş merkezinin girişinde kurulan standa da vatandaşların boy ve kilo ölçümleri yapıldı. Ardından beden kütle indeksi hesaplanan vatandaşlar sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirildi. Vatandaşlar sonuçlara göre Sağlıklı Hayat Merkezlerine yönlendirildi. 10 Mayıs - 10 Temmuz tarihleri arasında ülke genelinde en az 10 milyon vatandaşa ulaşılması hedeflenen kampanyanın, Elazığ merkez ve ilçelerinde görevli saha ekipleri tarafından çeşitli farkındalık ve bilgilendirme çalışmaları ile devam edeceği bildirildi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:26
Doğru ilaç, doğru tedavi: Eczacılar sağlık sisteminin merkezinde
Medipol Mega Üniversite Hastanesi İşletme Direktör Yardımcısı ve Uzman Eczacı Yıldız Türkaydın, 14 Mayıs Eczacılık Günü vesilesiyle, eczacılığın sağlık sistemindeki vazgeçilmez rolünü ve ilaç yönetiminde gösterilmesi gereken titizliği anlattı. 14 Mayıs Eczacılık Günü’nde, Medipol Mega Üniversite Hastanesi İşletme Direktör Yardımcısı Uzman Eczacı Yıldız Türkaydın, eczacılığın perde arkasındaki sorumluluklarını ve ilaç yönetimindeki hayati dengeyi anlattı. "Eczacılar ilaç yönetiminin merkezinde" Eczacılığın sağlık hizmetlerinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu belirten Türkaydın, "Pandemi sürecinde en ön saflarda yer alan meslek gruplarından biri de eczacılardı. Biz de Medipol Eğitim ve Sağlık Grubu olarak hem eczacılık fakültemizde hem de hastanelerimizde klinik eczacılık temelli bir ilaç yönetim sistemini hedefledik. Bu doğrultuda, bilimin önderliğinde hastalarımıza en doğru tedaviyi ulaştırmak için eczacılarımıza aktif görevler veriyoruz" dedi. İlaç tedavisinin doğru yönetilmediği durumlarda ciddi riskler taşıdığını ifade eden Türkaydın, "İlaç, doğru kullanıldığında şifa kaynağıdır ancak yanlış ellerde bir zehre dönüşebilir. Bu noktada eczacılık mesleği devreye girerek ilaç hatalarını önleyici bir rol üstlenmektedir" diye konuştu. İlaç yönetiminde teknoloji ve klinik yaklaşım Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde ilaç hatalarını en aza indirmek için teknolojik altyapının güçlendirildiğini vurgulayan Türkaydın, "İlaç yönetim sistemimizi, son sürüm yazılımlarla destekliyoruz. Klinik eczacılık temelli bir yaklaşımla, ilacın endikasyonuna uygunluğu, hastanın kilosu, kronik hastalıkları ve ilaç etkileşimleri gibi tüm faktörler göz önüne alınıyor. Eczacılarımızın onayı olmadan ilaç uygulamaya geçilmiyor" ifadelerini kullandı. Özel hasta grupları için ekip desteği Hastanede kemoterapi, hematoloji ve yeni doğan yoğun bakım gibi özel tedavi gerektiren birimlerde, yüksek hassasiyet gerektiren ilaçların yönetimi için uzman ekiplerin görev yaptığını belirten Türkaydın, "Özellikle kemoterapi ünitesi ve yeni doğan yoğun bakım gibi hassas gruplarda, deneyimli eczacılarımız süreci titizlikle takip ediyor. Bu sayede, hastalarımıza ilaçlar güvenli ve doğru şekilde ulaşıyor" dedi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:22
Düzce’de artık ameliyatsız tedavisi olacak
Düzce Sağlık Müdürlüğünü bağlı Atatürk Devlet Hastanesi, çocuk sağlığı alanında önemli bir hizmeti daha halkla buluşturuyor. Çocuklarda Skolyoz ve Pelvik Taban Rehabilitasyon ünitesi, Muncurlu’da hizmete açılıyor. Düzce’de sağlık hizmetlerine bir yenisi daha eklendi. Atatürk Devlet Hastanesine yeni kurulan Çocuklarda Skolyoz ve Pelvik Taban Rehabilitasyon ünitesiyle omurga eğriliği (skolyoz) ve idrar/gaita kontrol sorunları (inkontinans) yaşayan çocuk hastalara yönelik, ameliyatsız tedavi seçenekleri sunulacak. Ünitede; ortopedi, çocuk sağlığı, fizyoterapi, rehabilitasyon ve psikolojik danışmanlık birimleri birlikte çalışarak, hastalara bütüncül bir yaklaşım ile sağlık hizmeti sunulması hedefleniyor. Çocuklarda Skolyoz ve Pelvik Taban Rehabilitasyon Ünitesi, Düzce’de bu alanda duyulan önemli bir ihtiyaca cevap verecek. Uzman kadrosu ve multidisipliner tedavi yaklaşımıyla hem erken tanı hem de etkili tedavi süreçleri sağlanacak.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 12:08
Bakan Memişoğlu: "Toplum sağlıklı kalmalı"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde başlatılan ve vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesini hedefleyen vücut kitle indeksi ölçümleri uygulamasına ilişkin, "Toplum sağlıklı kalmalı, biz sağlıklı toplum için, sağlıklı Türkiye Yüzyılı için uğraşıyoruz" dedi. Bakan Memişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirilecek olan AK Parti Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorusunu cevapladı. Vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesini hedefleyen boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümleri uygulamasının sorulması üzerine Bakan Memişoğlu, uygulamanın farkındalık oluşması amacıyla yapıldığını ifade ederek, "Toplum sağlıklı kalmalı, biz sağlıklı toplum için, sağlıklı Türkiye Yüzyılı için uğraşıyoruz. Onun için bu farkındalığı kilo, bağımlılık ve sezaryen anlamında da söylemeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder