SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Tavas Belediyesinin ücretsiz diyetisyen desteği memnuniyet oluşturdu
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:29 Tavas Belediyesinin ücretsiz diyetisyen desteği memnuniyet oluşturdu Tavas Belediyesi tarafından sağlıklı toplum oluşturmak açıyla hizmet vermeye başlayan ücretsiz diyetisyen desteği Tavaslı vatandaşlardan takdir topluyor. Tavas Belediyesi vatandaşların sağlıklı kilo alma, kilo verme, hastalıklarda beslenme, gebelik dönemi beslenmesi ve çocukluk çağı beslenmesi gibi birçok alanda destek olması amacıyla başlattığı ücretsiz diyetisyen desteği yoğu ilgi görüyor. Verilen hizmet için yapılan anketlerde diyetisyen hizmeti övgüler alıyor. Yapılan anketlerde, daha önce bu tür hizmetin verilmediğini ve sağlıklı yaşam için sunulan hizmetin büyük destek olduğunu ifade eden vatandaşlar, Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık’a ve Diyetisyen Ayşegül Atlıoğlu’na övgü dolu mektuplar yazıldı. Vatandaşların övgü dolu mesajlarını sosyal medyada paylaşan Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık, "Tavas Belediyesi olarak başlattığımız Ücretsiz Diyetisyen Danışmanlık Hizmetimiz, mahallelerimizde büyük ilgi görmeye devam ediyor. Bu kapsamda sürdürülen çalışmalar hakkında bilgi almak için, Diyetisyenimiz Ayşegül Atlıoğlu’nu ziyaret ettim. Bu hizmetten faydalanan vatandaşlarımızın el yazılarıyla ilettiği memnuniyet mesajlarını okumak bizleri hem gururlandırdı, hem de duygulandırdı. Gördüm ki hemşehrilerimiz bu hizmete sahip çıkıyor, sağlıklı yaşam için bilinçli adımlar atıyor. Tavas’ta her bir hemşehrimizin memnuniyeti için çalışmaya, onların hayatına dokunan projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Vatandaşlarımızı bu duyarlılıklarından ötürü yürekten tebrik ediyorum. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma ve Diyetisyenimiz Ayşegül Atlıoğlu’na teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Talas Belediyesi’nden biyosidal eğitimine uzman desteği
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:28 Talas Belediyesi’nden biyosidal eğitimine uzman desteği Talas Belediyesi, halk sağlığına yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından 26-28 Mayıs 2025 tarihleri arasında düzenlenen Biyosidal Ürün Uygulayıcı Eğitimi Sertifika Programına, Talas Belediyesi, Veteriner İşleri Müdürlüğü uzman ekipleriyle katkı sundu. Programın son günü gerçekleştirilen uygulama eğitimi, belediyenin deneyimli personeli tarafından sahadaki bilgi birikimiyle desteklenerek verimli bir şekilde tamamlandı. Biyosidal ürünler, haşere, kemirgen ve mikroorganizmalar gibi zararlı canlılarla mücadelede kullanılan, halk sağlığını korumaya yönelik kimyasal maddelerdir. Özellikle yerel yönetimlerin çevre ve halk sağlığı alanındaki uygulamalarında bu ürünlerin doğru kullanımı büyük önem taşır. Bu nedenle, söz konusu eğitim programı belediye personelinin bilinçlenmesine ve teknik donanımının artmasına önemli katkı sağladı. Talas Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri, Geriatri Hastanesi Toplantı Salonunda düzenlenen uygulamalı eğitim kapsamında biyosidal ürünlerde kullanılan cihazlarla araçların tanıtımını yaptı, uygulama tekniklerini anlattı ve sahadan elde ettikleri tecrübeleri katılımcılarla paylaştı. Eğitim boyunca gösterilen ilgi, Talas Belediyesi’nin sahadaki uzmanlığına duyulan güveni bir kez daha ortaya koydu. Etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, şunları söyledi: "Belediyemiz, halk sağlığını önceleyen projelere her zaman öncülük etmektedir. Biyosidal ürünlerin etkili ve güvenli kullanımı konusunda edindiğimiz bilgi birikimini, bu eğitim programında paylaşmak bizim için büyük bir sorumluluk ve gurur kaynağıdır. İl Sağlık Müdürlüğümüzle uyum içinde yürütülen bu tür iş birlikleri hem personel gelişimini destekliyor hem de ilçemizin yaşam kalitesini artırıyor. Eğitime katkı sunan tüm ekip arkadaşlarıma ve katılımcılara teşekkür ediyorum." Talas Belediyesi, çevre ve halk sağlığı alanındaki teknik kapasitesi ve uzman kadrosuyla benzer projelere destek vermeye ve şehir genelinde bilinçli uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sunmaya devam edecek.
Başkan Büyükkılıç’tan Alzheimer’a özel sağlık yatırımı: İnşaatta son aşamaya gelindi
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:22 Başkan Büyükkılıç’tan Alzheimer’a özel sağlık yatırımı: İnşaatta son aşamaya gelindi Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile hayırsever iş birliğindeki önemli ve anlamlı sağlık yatırımı olan Naciye-Ramazan Büyükkılıç ve Kızları Alzheimer Gündüz Bakım Evi’nin kaba inşaatı tamamlandı. Hızla süren çalışmalarda inşaatın yakın zamanda tamamlanacağı ifade edildi. Belediye ve hayırsever iş birliğinde birbirinden güzel, önemli ve anlamlı projeleri hayata geçiren Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi, toplumda hızla artış gösteren ve gerek hastaların kendilerinin gerekse yakınlarının büyük zorluk yaşadığı Alzheimer konusunda imzalanan protokol ile yapımına hızla başlanan Naciye-Ramazan Büyükkılıç ve Kızları Alzheimer Gündüz Bakım Evi’nin inşasını sürdürüyor. 3 bin metrekarelik alanda süren inşa çalışmaları, yakın zamanda tamamlanacak Naciye-Ramazan Büyükkılıç ve Kızları Alzheimer Gündüz Bakım Evi hakkında bilgiler aktaran Etüt Projeler Daire Başkanı Murat Baltacı, 3 bin metrekarelik alanda inşaat çalışmalarının hızla sürdürüldüğünü dile getirerek, "Yapımız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yaşam alanları, ana atölyeler, yemek salonları, çok amaçlı yedek atölyeler, mutfak, banyo, wc, mescit bulunmaktadır. Üst katta yönetim ofisi ve konferans salonu bulunmaktadır. Çok yakın zamanda da inşaatımızı bitirmeyi hedefliyoruz. Kaba inşaatımızı bitirmiş durumdayız. Çatı imalatlarımız devam ediyor, duvar imalatlarımız bitti. Elektrik-mekanik tesisatlarımıza devam ediyoruz. İnşallah hızlı bir şekilde sonuçlandırmayı hedefliyoruz" şeklinde konuştu. Toplumda önemli bir sosyal sorun haline gelen Alzheimer ile bu konuda inşa edilen merkez hakkında açıklamalarda bulunarak bilgiler veren Daire Başkanı Baltacı, söz konusu merkeze ilişkin, "Hastaların hem kendilerini rahat hissedecekleri hem de sosyal etkileşim ile aktivitelere katılabilecekleri çok yönlü bir yaşam alanı oluşturulması hedeflenmektedir" ifadelerinde bulundu. Yaşam kalitesinin artması, hastalığın ilerlemesinin engellenmesi ve farkındalık oluşması hedefleniyor Baltacı, merkeze yönelik yaptığı açıklamada, "Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın önderliğinde ve Naciye-Ramazan Büyükkılıç ve Kızları hayırseverliğinde yapımına başlanan ve belediyemizce projeye alınan bu merkez, hastalığı ileri seviyede olmayan hastalara gündüz bakım hizmeti sunarak yaşam kalitelerini arttırmayı ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedeflemektedir" diye konuştu. Baltacı, hasta yakınları için düzenlenecek eğitim, seminerler ve psikolojik danışmanlık hizmetleri ile hasta yakınlarına destek olunması, Alzheimer konusunda ise farkındalık oluşturulmasının hedeflendiğini de sözlerine ekledi.
’’Yaz aylarında gözlerinizi allerjenlerden koruyun’’
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:14 ’’Yaz aylarında gözlerinizi allerjenlerden koruyun’’ Yaz aylarında gözde görülen allerjik hastalıklara dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mediha Tok Çevik, ’’Gözlerde allerjik reaksiyonlar, duyarlı olunan etkene maruz kalındığında ilgili allerjene karşı hassas olan gözlerin verdiği kızarıklık, şişlik, sulanma ile ortaya çıkar’’ dedi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte özellikle gözlerde kaşınma, kızarıklık ve şişlikler artarak görülmeye başlandı. Aslında bunlar yaz aylarında gözde görülen allerjilerin belirtileri. Çocuklarda ve adölsan çağdaki bireylerde sıklıkla görülen allerjik hastalıklarla ilgili bilinmesi gerekenleri Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mediha Tok Çevik anlattı. ’’Ülkemizde allerjik hastalıklar endüstrileşme, coğrafik özellikler, yaşam koşulları gibi değişkenlere göre bölgesel farklılıklar gösteriyor’’ Allerjik hastalıkların dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ni etkilediğinin belirten Op. Dr. Mediha Tok Çevik, ’’Günümüzde bu oran her geçen gün daha da artmaktadır. Ülkemizde de allerjik hastalıklar endüstrileşme, coğrafik özellikler, yaşam koşulları gibi değişkenlere göre bölgesel farklılıklar göstermekle beraber genel olarak toplumun yüzde 25’inde görülmektedir. Gözlerde allerjik reaksiyonlar ise, duyarlı olunan etkene maruz kalındığında ilgili allerjene karşı hassas olan gözlerin verdiği kızarıklık, şişlik, sulanma ile ortaya çıkar. Allerjenler gözdeki mast hücreleri dediğimiz bağışıklık hücrelerini uyarırlar ve bu hücrelerden histamin gibi maddeler salınır ve kızarıklık, şişlik, kaşıntı gibi şikayetlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu reaksiyonlar devam ederse daha fazla hücre bölgeye göç eder ve inflamasyon dediğimiz durumu başlatırlar. Sonuç olarak gözlerdeki bu rahatsız edici bulgular daha da artar’’ dedi. Op. Dr. Mediha Tok Çevik, allerjiyi tetikleyen sebepleri ve korunmaya yollarını şöyle açıkladı: ’’Evcil hayvan tüyleri ve ev tozları allerjiyi tetikleyebiliyor’’ ’’Allerjik konjonktivitin en sık görülen tipleri polenler ve küf mantarı sporlarının da etken olabileceği mevsimsel alerjik konjonktivit ve şikayetlerin tüm yıl boyunca devam ettiği perenniyel allerjik konjonktivit şeklindedir. Mevsimsel allerjik konjonktivitli hastalar, ev ya da işyerleri gibi kapalı yerlerde rahat ederken, dışarı çıktıklarında yani havadaki polen, küf gibi allrjenlere maruz kaldıklarında şikayetleri başlar. Ev tozu akarları, evcil hayvanların tüyleri gibi iç ortam allerjenlerine maruz kalındığında allerjik şikayetler artıyor ise bu durum kişinin pereniyel allerjik konjonktivitinin olduğunun işareti olabilir. Bu hastalar gerekli çevresel önlemleri aldıklarında oldukça rahat ederler. ’’Egzoz dumanı ve paketli gıdalarda allerjiyi tetikliyor’’ Allerjk konjonktivitler çocuklarda ve adölasan çağda daha sık görülür. İleri yaşlarda görülme sıklığı giderek azalır. Çevresel faktörlerinin etkisinin ve endüstrileşmenin her geçen gün hızlı bir şekilde arttığı günümüzde, paralel olarak allerji ile ilgili rahatsızlıklar da artmaktadır. Hava kirliliğinin artması, egzoz dumanı, işlenmiş ve paketli gıda tüketiminin artması, mikroplastikler, nanopartiküller ve yoğun deterjan ve kimyasal madde kullanımı durumu ne yazık ki daha da kötüleştirmekte. Küresel ısınma ile birlikte polen mevsiminin uzaması da mevsimsel allerjik konjonktivit sezonunun daha uzun sürmesine ve sonuç olarak hastaların rahatsızlığının süresinin de uzamasına sebep olmaktadır. ’’Yastık, yorgan ve nevresimlerinizi 60 derecede yıkayın’’ Allerji zamanı gelmeden gerekli önlemleri alabilmek için allerjinin neye karşı olduğunu belirlemek, gerekiyorsa allerjiden koruyacak ilaçları zamanında kullanmaya başlamak kişinin yaşam kalitesini arttırmada yardımcıdır. Ayrıca çocukların işlenmiş, paketli, gıda boyalı, kıvam arttırıcılı gıdalardan uzak tutulup mümkün olduğu kadar doğal sebze ve meyvelerle beslenme alışkanlıkları edinmeleri için motive edilmeleri önem arz etmektedir. Mümkünse küçük yaştaki bağışıklık system matürasyonu henüz tamamlanmamış çocukların kreş, alışveriş merkezi gibi ortamlara sokulmaması gerekiyor. Ev içi allerjen miktarını azaltmak da çok önemlidir. Özellikle ev tozu akarlarına karşı allerji var ise kuş tüyü, yün yastık yorgan kullanılmamalı, yün halılardan, kalın perdelerden, nevresimlerden kaçınılmalıdır. Yastık, yorgan, nevresim değişiminin haftalık yapılıp 60 derecede yıkanılması gerekmektedir. ’’Dışarı çıkarken siperli şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı’’ Allerjik konjonktivitin en sık semptomları kaşıntı, kızarıklık ve sulanmadır. Ayrıca yanma, batma, ışık hassasiyeti, göz kapaklarında şişlik ve göz kapağının iç kısmında kızarıklık görülebilir. Göz ile ilgili şikayetlerin yanı sıra burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, astım ve egzamaya ait bulgular da eşlik edebilir. Hastalığın tanısı ayrıntılı öykü ve detaylı göz muayenesi sonucunda koyulur. Allerjik konjonktivitin tedavisinde öncelikle ilgili allerjen tespit edilebiliyorsa allerjene maruziyetin kısıtlanması çok önemlidir. Bu sebeple ev ortamında toz kontrolü, polen mevsiminde camların kapalı tutulması, dış ortama çıkarken mümkünse siperli şapka ve güneş gözlüğü kullanılması gerekmektedir. Gözleri ovuşturmak semptomları daha da kötüleştirebilir ve mekanik etki göze Zarar verebilir. Bu nedenle gözleri ovuşturmaktan kaçınılmalıdır. İlaç tedavisinde ise birinci basamakta antihistaminik göz damlaları, mast hücre stabilizatörü damlalar, kortikosteroid içeren göz damlaları ve suni gözyaşı damlaları kullanılmakta. Kısa süreli de olsa kortizon içeren damlalar kesinlikle hekim bilgisi dışında kullanılmamalıdır. Bu birinci basamak tedaviye cevap vermeyen hastalarda ikinci basamak ve daha ileri tedavilere geçilmesi gerekir. Tedavi kişiye özel planlanmalıdır. Hedef uzun dönem göz sağlığının etkin bir şekilde korunmasıdır.’’
Kalp kapakçığı çürüyen hasta Van’da şifa buldu
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:05 Kalp kapakçığı çürüyen hasta Van’da şifa buldu Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalp kapakçığı çürüyen ve hayati damarları tıkanan 38 yaşındaki hasta, geçirdiği başarılı ameliyatla hayata tutundu. Bitlis’ten Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Lalihan Demir isimli 38 yaşındaki kadın hasta; nefes darlığı, kilo kaybı, karın ve eklem ağrısı şikayetleriyle tedavi altına alındı. Hastanın 3 yıl önce mitral kalp kapakçığı değişimi geçirdiği ve yaklaşık 1 yıldır brucella enfeksiyonu nedeniyle düzensiz tedavi aldığı öğrenildi. Yapılan tetkiklerde hastanın kalp kapakçığında enfeksiyona bağlı çürüme ve işlev kaybına neden olan pıhtılar tespit edildi. Çekilen tomografide ise karaciğer, dalak ve ince bağırsağı besleyen ana damarların tamamen tıkalı olduğu belirlendi. Durumu ağırlaşan hasta acil olarak ameliyata alındı. Yüksek riskli operasyon, Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Tahir Olgaç ve ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan hasta, altı günlük yaşam mücadelesinin ardından servise alındı. Serviste bir hafta süren tedavisinin ardından taburcu edilen Demir, sağlığına kavuştu. Konuya ilişkin konuşan Op. Dr. Tahir Olgaç, brucella enfeksiyonunun bölgede sık görüldüğünü belirtti. Olgaç, "Çiğ süt ve et ürünlerinden bulaşan bu enfeksiyon tedavi edilmezse kalp kapakçığında çürümeye ve iç organları besleyen damarların tıkanmasına yol açabiliyor. Toplumumuzun bu konuda daha fazla bilinçlenmesi gerekiyor" dedi. Dr. Olgaç, ameliyat ekibinde yer alan Dr. Hulusi Helvacı, Dr. Uğur Postal, ameliyathane, servis hemşireleri ve yoğun bakım personeline özverili çalışmaları dolayısıyla teşekkür etti.
Bakan Memişoğlu: "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz"
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:27 Bakan Memişoğlu: "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 2002 yılında 3 merkezde, 31 yatak kapasitesiyle sunulan yanık tedavi hizmetlerinin bugün 62 merkezde toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına eriştiğini söyledi. Bakan Memişoğlu, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunan bir otelde düzenlenen ‘Bölgemizde Pediatrik ve Erişkin Yanıklar ve Önleme Kongresi’ne katıldı. Burada konuşan Memişoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde öğrencisi olduğu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın yanık tedavisiyle ilgili çalışmalara 1970’li yıllarda başladığını ve bu alanda Türkiye’ye öncülük ettiğini ifade etti. "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve liderliğinde Türkiye’nin sağlığın tüm alanlarında olduğu gibi yanık tedavi hizmetlerinde de son 20 yılda çok önemli kapasite gelişimi sağladığını ifade eden Memişoğlu, "2002 yılında yalnızca 3 merkezde, 31 yatak kapasitesiyle sunulan yanık tedavi hizmetleri; bugün 62 merkezde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına ulaşmıştır" ifadelerine yer verdi. Özellikle büyük şehirde kurulan ileri düzey yanık merkezlerinin bu alanda kaydedilen gelişimin somut göstergesi olduğuna dikkati çeken Memişoğlu, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde bulunan yanık merkezinin Avrupa’nın en büyük tesisi olduğunun altını çizdi. Yanıkların büyük bölümünün aslında önlenebilir nedenlerden kaynaklandığını dile getiren Bakan Memişoğlu, ev kazaları, iş güvenliği ihmalleri, sıcak sıvı ve ısı kaynaklarına bağlı ihmalkâr davranışlarının hayat boyu sürebilecek ciddi yaralanmalara neden olabildiğini kaydetti. "İlaçtan tıbbi cihaza kadar sağlıkta yerli ve milli üretim kapasitemizi artırıyoruz" Bakan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Koruyucu sağlık hizmetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları, tedavi kadar büyük bir önem arz etmektedir. Bugün sağlık sistemimizi yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil; aynı zamanda geleceğin beklentilerine göre yeniden şekillendiriyoruz. Bu anlayışla, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz çerçevesinde üç temel mottomuzu kamuoyuyla paylaştık; koruyan, geliştiren ve üreten bir sağlık modeli. Bu modelle; koruyucu sağlık hizmetleriyle toplum sağlığını tehdit eden riskleri en aza indiriyoruz. Eğitim, teknoloji ve altyapıya yaptığımız yatırımlarla sağlık sistemimizi sürekli geliştiriyoruz. İlaçtan tıbbi cihaza kadar sağlıkta yerli ve milli üretim kapasitemizi artırıyoruz. Tüm bu adımlarla birlikte, daha güçlü, sürdürülebilir ve dışa bağımlılığı azalmış bir sağlık sistemi inşa ediyoruz." Programın sonunda ise Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na çiçek ve plaket takdim etti.
"Güneş kremini dışarı çıkmadan en geç 20 dakika önce sürün"
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:19 "Güneş kremini dışarı çıkmadan en geç 20 dakika önce sürün" Bilinçsiz güneşlenmenin cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Nasım Behkamı, "Yaz mevsimiyle birlikte güneşli günlerin artması, insanların daha fazla açık havada vakit geçirmesine neden olur. Güneş koruyucu ürünlerin kullanımı da bu süreçte büyük önem taşır. Geniş spektrumlu, yani hem UVA hem UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri tercih edilmelidir. SPF değeri en az 30 olan ürünler kullanılmalıdır. Açık tenli, hassas ciltli bireyler için SPF 50 ve üzeri koruma önerilmektedir. Güneş kremi, dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce sürülmeli ve her 2-3 saatte bir yeniden uygulanmalıdır" dedi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Nasım Behkamı, yaz aylarında güneşten korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Bilinçsiz güneşlenmenin cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Behkamı, "Yaz mevsimiyle birlikte güneşli günlerin artması, insanların daha fazla açık havada vakit geçirmesine neden oluyor. Güneş ışınları D vitamini üretimi açısından önemli bir kaynak olmakla birlikte, bilinçsizce ve uzun süreli maruz kalındığında cilt sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkilere yol açabiliyor" diye konuştu. "Korunmasız dışarıda bulunmak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir" Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarının, cilt üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli hasarlara neden olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Behkamı, "UVA ışınları cildin alt tabakalarına kadar ulaşarak elastikiyet kaybı, kırışıklık ve erken yaşlanma gibi sorunlara yol açarken, UVB ışınları cildin yüzeyinde güneş yanıkları, hücre hasarı ve lekelenmelere sebep olabiliyor. Zamanla biriken UV hasarı, DNA düzeyinde bozulmalara neden olarak cilt kanseri riskini artırıyor. Bu yüzden güneşin etkili olduğu saatlerde korunmasız şekilde dışarıda bulunmak ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir" dedi. "12.00 ila 15.00 saatleri arasında dışarıda bulunmak riskleri artırıyor" Zararlı güneş ışınlarından nasıl korunmamız gerektiğinden bahseden Uzm. Dr. Behkamı, şu bilgileri paylaştı: "Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 12.00 ila 15.00 saatleri arasında dış ortamda bulunmak riskleri artırıyor. Bu saatlerde açık havada kalmak gerekiyorsa, gölge alanlar tercih edilmeli ve fiziksel koruyucular kullanılmalıdır. Geniş kenarlı şapkalar, UV filtreli güneş gözlükleri ve sık dokunmuş, açık renkli pamuklu kıyafetler güneşten korunmada önemli rol oynar. UPF (Ultraviolet Protection Factor) etiketli koruyucu giysiler ise ekstra koruma sağlayarak cildin UV ışınlarına karşı daha dirençli olmasına yardımcı olur." "Yüzme sonrasında güneş kremi yenilenmeli" Güneş koruyucu ürünler seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Behkamı, "Güneş koruyucu ürünlerin kullanımı da bu süreçte büyük önem taşır. Geniş spektrumlu, yani hem UVA hem UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri tercih edilmelidir. SPF değeri en az 30 olan ürünler kullanılmalı; açık tenli, hassas ciltli bireyler için SPF 50 ve üzeri koruma önerilmektedir. Güneş kremi, dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce sürülmeli ve her 2-3 saatte bir yeniden uygulanmalıdır. Yüzme, terleme ya da havlu kullanımı gibi durumlarda bu koruma yenilenmelidir. Güneş kremi yalnızca yüz değil, kulaklar, ense, boyun, eller ve ayak üstü gibi genellikle ihmal edilen bölgelere de uygulanmalıdır" açıklamasında bulundu. "Şapka ve şemsiyle güneşten korunmak da önemli" Güneşten korunmada yalnızca kozmetik ürünler değil, fiziksel önlemlerin de oldukça etkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Behkamı, "Geniş kenarlı şapkalar yüz, kulak ve ense gibi hassas bölgeleri doğrudan gelen ışınlardan korurken, UV400 filtreli güneş gözlükleri hem gözleri hem de göz çevresindeki ince deriyi güneşin zararlı etkilerinden korur. Şemsiye kullanımı da doğrudan gelen güneş ışığını keserek fayda sağlar; ancak yüzeylerden yansıyan UV ışınlarına karşı tam koruma sağlamadığı için mutlaka güneş kremiyle desteklenmelidir" dedi. "Bol su içmek cildin nem dengesi koruyabilir" Su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Behkamı, "Sıcak havalarda artan terleme ve sıvı kaybı, ciltte kuruluğa ve hassasiyete yol açabilir. Bu yüzden yaz aylarında bol su içmek, cildin nem dengesini koruyarak dış etkenlere karşı direncini artırır. Ayrıca, antioksidan yönünden zengin sebze ve meyvelerle beslenmek, güneşin cilt üzerinde oluşturduğu oksidatif stresi azaltarak cildi içeriden destekler" ifadelerini kullandı. "Ciltte geçmeyen kızarıklık olabilir" Bazı durumlarda uzman hekime danışılmasını vurgulayan Uzm. Dr. Behkamı, şunları söyledi: "Güneşe maruz kalmanın ardından ciltte geçmeyen kızarıklık, su toplama, kabuklanma gibi reaksiyonlar görülüyorsa ya da yeni oluşan, renk veya şekil değiştiren benler fark ediliyorsa mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Güneşe bağlı lekelerin kalıcı hale gelmesi veya ciltte uzun süreli hassasiyetlerin oluşması da profesyonel değerlendirme gerektiren durumlardır." "Uygun kıyafet seçimi cilt sağlığını korur" Güneşin zararlı etkilerine karşı alınacak önlemlerin sadece yaz aylarında değil, yıl boyunca uygulanması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Behkamı, "Bulutlu havalarda bile UV ışınlarının büyük bir kısmı yeryüzüne ulaşabildiğinden, güneşten korunma alışkanlığı günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, uygun kıyafet seçimi, yeterli sıvı alımı ve bilinçli dış mekân aktiviteleri sayesinde hem cilt sağlığı korunur hem de erken yaşlanma belirtileri geciktirilmiş olur. Cildin sağlıklı, genç ve ışıltılı kalması için bilinçli güneş koruması büyük önem taşır. Basit ama etkili alışkanlıklarla, yaz mevsiminin keyfini çıkarırken cildinizi de koruma altına alabilirsiniz" dedi.
Dünya MS Günü’nde erken teşhis çağrısı
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:17 Dünya MS Günü’nde erken teşhis çağrısı Dünya MS Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Taşkıran, Türkiye’de 82 bin, Antalya’da ise 2 bin 219 MS hastası bulunduğunu belirterek erken tanının önemine dikkat çekti. Taşkıran, "Erken tanı ve tedaviyle birlikte engellilik oranlarında da düşüş olduğunu görüyoruz" dedi. MS hastası öğretmen Derya Kaya ise, "Bu hastalık bana ’biraz yavaşla’ dedi ama bu yolda yalnız değildim" dedi. Her yıl 30 Mayıs’ta kutlanan Dünya Multipl Skleroz (MS) Günü kapsamında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Multiple Skleroz ve Demiyelinizan hastalıkları polikliniğinde farkındalık etkinliği düzenlendi. MS hastalığı hakkında bilgi vermek ve toplumsal bilinci artırmak amacıyla düzenlenen etkinlikte, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Taşkıran ve hastalarından ingilizce öğretmeni Derya Kaya süreç hakkında bilgi verdi. Uzm. Dr. Esra Taşkıran, MS’in beyin ve omuriliği etkileyen, sinir sistemi hasarına yol açan kronik bir hastalık olduğunu söyleyerek, "MS hastalığı, çoğunlukla 20-40 yaş aralığında başlıyor. Kadınlarda iki kat daha sık görülüyor. Hastalar genç yaşta olduğu için çoğu zaman yaşadığı atakları fark etmeyebiliyor ya da önemsemiyor" şeklinde konuştu. Tanı nasıl konur? Atakların motor kayıplar, dengesizlik, görme bozuklukları, idrar kaçırma veya cinsel işlev bozuklukları şeklinde ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Taşkıran, "Bu semptomlar en az 24 saat sürüyorsa ve başka bir hastalıkla açıklanamıyorsa, bu bir atak olabilir" diye konuştu. Taşkıran, tanı sürecinde kranial ve spinal MR görüntülemeleri, kan testleri ve beyin omurilik sıvısı (BOS) analizlerinin önemli rol oynadığını ifade etti. MS kronik bir hastalık Taşkıran, MS’in bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Genetik geçiş oranı yüzde 1 ila 5 arasında. Bu bir kronik hastalık. Tanı alan bireyin uzun yıllar hatta ömür boyu ilaç kullanması gerekebilir. Düzenli takip bu süreçte çok önemli. Dünya genelinde 3,5 milyon, sağlık bakanlığı ile yaptığımız MS epidemiyoloji çalışmamıza göre de Türkiye’de 82 bin MS hastası var. Görülme sıklığı 100 binde 96. Yani 100 bin kişiden 96’sında MS hastalığı görülüyor. Antalya bölgemizde ise 2 bin 219 MS hastası var. Bu da bizi büyükşehirlerin hemen ardından Türkiye’de ilk altıda yer alan illerden biri yapıyor. Çok da nadir bir hastalık olduğunu söyleyemeyiz" Hastalık artış gösteriyor MS hastalığının görülme sıklığının yıllar içinde arttığını vurgulayan Taşkıran, "Çünkü gençler arasında uyku hijyeninde bozulma, beslenme düzensizliği, madde kullanımı, sigara, alkol tüketimi çok arttı. Bunlar yeni nesil arasında kontrolsüz bir şekilde yayılıyor ve MS hastalığı da bu genç yaş aralığını etkiliyor. Önüne geçmek oldukça zor ve dolayısıyla da hastalık riskini artıyor" ifadelerini kullandı. MS hastalığında yaşam alışkanlıklarının belirleyici olduğunu vurgulayan Taşkıran, "Özellikle sigara tüketimi bizim için önemli risklerden biri. Genç yaş grubunu ilgilendirdiği için maalesef sigara tüketimi de çok fazla. Bu, MS hastalığıyla direkt ilişkilendirilmiş bir durum. Hastaların D vitamini takviyelerini, fizyoterapiyi çok düzenli alıyor olması lazım. Yani bu bir fizik tedavi ünitesinde sürekli almaktan ziyade egzersiz programının hastanın hayatının bir köşesinde olması gerekiyor. En az bir gününün 40-60 dakikasını ayırmalı. Beslenme alışkanlıkları da önemli. Akdeniz diyeti özellikle önerdiğimiz bir beslenme programı" diye konuştu. Risk faktörleri ve gebelik MS’in kesin nedeninin bilinmediğini ancak bazı risk faktörlerinin hastalığı tetikleyebileceğini kaydeden Uzm.Dr.Taşkıran, "Epstein-Barr virüsü(EBV), D vitamini eksikliği, beyaz ırk, obezite, sigara, alkol kullanımı ve erken ergenlik gibi birçok faktör MS ile ilişkilendiriliyor" dedi. MS hastalığının kadınlarda iki kat daha sık görüldüğünü hatırlatan Taşkıran, hastaların gebelik süreciyle ilgili çeşitli kaygılar taşıdığını söyledi. "Doğurabilir miyim? Doğurduğum çocuğun engelliliği var mı? Ne kadar çocuk doğurabilirim?" gibi sorularla sıkça karşılaştıklarını belirten Taşkıran, "MS hastaları doktorlarının kontrolünde herhangi bir hasta gibi normal doğurabilir. Gebelik sayısı da aynı şekilde hekimleriyle planlanabilir. Gebelik süreciyle ilgili, bu hastalar doğurduklarında çocuklarında normal toplumdaki gebelikle karşılaştırıldığında bir malformasyon artışı yok." dedi. Gebelik sürecinin doktor kontrolünde yürütülmesinin önemine değinen Taşkıran, "Gebelikle ilgili birtakım riskler var. Bununla ilgili çok fazla yazı ve yayın mevcut. Biz olabildiğince postpartum döneme, özellikle ilk üç aylık sürece dikkat çekiyoruz. O dönemde atak riski gerçekten bir miktar artıyor. Hem uykusuzluk hem hormonal değişiklikler tetikleyici olabiliyor" diye konuştu. Postpartum dönemde emzirmenin önemine de dikkat çeken Taşkıran, "Bu dönemde emzirme de koruyucu olabilmektedir" Tedavide önemli gelişmeler Tedavi sürecinde gelinen noktaya dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Taşkıran, 1993 yılından önce MS için onaylanmış hiçbir tedavi bulunmazken bugün, hastalığın farklı gidişine ve aşamalarına yönelik olarak farklı tedavi alternatifleri olduğunu,dünya’da kullanılan neredeyse tüm tedavi seçeneklerine Türkiye’de de erişim sağlandığını söyledi. İlaç formlarında da önemli gelişmeler yaşandığını belirten Taşkıran, eskiden enjeksiyon şeklinde uygulanan tedavilerin hem fiziksel hem psikolojik açıdan hastaları zorladığını, ancak artık tablet ve infüzyon tedavileriyle daha konforlu bir süreç sunulduğunu ifade etti. Taşkıran, "Altı ayda bir ya da dört haftada bir uygulanan infüzyon tedavileri sayesinde hastalar sürekli hastalığını hatırlamak zorunda kalmıyor, hayatını daha kolay yönetebiliyor" dedi. MS hastalığının toplumda daha sık görülmesine rağmen engellilik oranlarında önemli düşüş yaşandığını söyleyen Taşkıran, "Mesela hastalık artıyor ama hastaların engellilik oranı çok düştü. Eskiden kapıda tekerlekli sandalyeyle MS hastaları görürdünüz. Erken tanı ve tedaviyle birlikte engellilik oranlarında da düşüş olduğunu görüyoruz, hastaların çoğu mobil, sosyal hayatın da içindeler" dedi. MS’in kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Taşkıran, "Bu tıpkı diyabet, tıpkı guatr gibi. Devam eden, sürekli ilaç kullanması gereken bir durum. Bu grip gibi değil, antibiyotik kullanılıp iyileştim diyebileceğimiz bir hastalık değil" diye konuştu. "Süreci kabullenmek zaman aldı" 42 yaşındaki MS hastası İngilizce öğretmeni Derya Kaya, hastalığa ilişkin ilk belirtilerin 2018 yılında ortaya çıktığını belirterek, şu ifadelere yer verdi: "Birdenbire bir sabah uyandığımda ellerimde uyuşma olduğunu fark ettim. Uzun süre yazı yazamadım. Anlamsız yorgunluklarım vardı, yıllar böyle geçti. Çok fazla kendimi dinleyen bir kişi değilim. Vitamin eksikliğine bağladım. Uykusuzluğa, strese, yorgunluğa, aşırı yoğun tempoda çalışmaya bağladım. Dolayısıyla kendimi o şekilde giderdim. Ta ki 2021 yılına kadar." 2021 yılında yaşadığı görme sorunu sonrası tanı sürecinin başladığını aktaran Kaya, "Görmeyle alakalı bir sıkıntı yaşadım. Bulanık görmeye, net görememeye başladım. Ve göz hekimine muayene için gittim. Oraya gittiğimde optik nevrit geçirdiğimi öğrendim. Bu şekilde 2021 yılında sürecim başladı" dedi. Tanı aldıktan sonra yaşadığı farkındalığı da paylaşan Kaya, "2021 yılının Ağustos ayında Esra Taşkıran hocam tarafından hastalığımın tanısı kondu. Tanı sonrası yaşam alışkanlıklarını değiştirdiğini aktaran Kaya, "D vitamini takviyesi aldım, spora başladım, düzenli beslenmeye özen gösterdim. Bu hastalık bana ’Derya biraz yavaşla’ dedi. Ben de yavaşlamayı öğrendim" dedi.
Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar sıcaktan daha çok etkileniyor
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:12 Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar sıcaktan daha çok etkileniyor Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havalarda çocukların sağlığını koruma açısında önemli açıklamalarda bulunan Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uz. Dr. Tunç Aydın, "Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar güneşten daha çok etkileniyor" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uz. Dr. Tunç Aydın, yaz aylarının gelmesiyle sıcak havalara karşı anne ve babaları uyardı. Aynı zamanda Uz. Dr. Tunç Aydın, çocukların vücutlarındaki ısı düzenleme mekanizması yetişkinler gibi gelişmediği için rahat terleyemediklerini ve aynı zamanda küçük çocuklar susadıklarını her zaman rahat bir şekilde istemediklerini belirtti. Dolayısıyla küçük çocukların ısıdan etkilenme ihtimali yetişkinlere göre daha yükse olduğunu ifade eden Uz. Dr. Aydın, "Yüksek sıcaklıkta uzun süre kalan çocuklarda öncelikle ısı çarpması dediğimiz durumlar meydana geliyor. Ardından semptom olarak kusma, mide bulantısı, halsizlik, vücut sıcaklığında yükseklik gibi durumlar ile karşımıza çıkıyor" dedi. "Çocuklara güneşten korumak için bunlara dikkat edin" Güneş ışınlarına karşı anne ve babalara, çocuklar için nelere dikkat etmesini belirten Uz. Dr. Tunç Aydın, "Güneş ışınlarının dik geldiği özellikle saat 10.00-16.00 arasında çocuklarımızı dışarıya çıkarmamalıyız. Yaz aylarında mümkün olduğunca güneş korumalı UPF dediğimiz giysiler tercih etmeliyiz. Ultraviyole ışınlarını geçirmeyen giysiler ve güneş kremlerini mümkün olduğunca kullanmamız gerekiyor. Güneş kremlerinde mümkün olduğunca mineral filtreli kremler, SPF 30 ve 50 arasındakiler tercih etmeliyiz. Kıyafet konusunda, ince pamuklu nefes alabilen ve açık renkli olacak şekilde kıyafetler seçmeliyiz. Uzun süre araçta kapalı şekilde maruz bırakmamalıyız. Çocukların sıcakta uzun süre maruz kalmaması gerekiyor. Yine bebek arabasında mümkün olduğunca etrafını örterek gezdirmemeliyiz. Bebek arabasının hava alması önemli. Kapatıldığında yüksek sıcaklıklara çocuklarımız yine maruz kalabiliyor" diye konuştu. "Çocuklarınızı bol bol su içirmelisiniz" Çocukların bol bol su içmesi gerektiğini ve halsizlik, kusma gibi bu tarz belirtilerde en kısa zamanda çocuk doktoruna başvurulması gerektiğini dişle getiren Uz. Dr. Tunç Aydın "Çocuklarımız bol bol su içmesi gerekiyor. Halsizlik, uyanmamak, bitkinlik, yine dirençli ateş yükseklikleri, kusmalar, bulantılar, idrar çıkışının azalması, bebeklerde özellikle kuru bezin olması gibi bu tarz semptomlarda aileler mümkün olduğu en kısa zamanda çocuk doktoruna başvurmalıdır" dedi.