SAĞLIK
KOAH yönetiminde ortak akıl ve inovasyon odaklı iş birliği 15 Mayıs 2026 Cuma - 16:18:34 Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve Sanofi iş birliğiyle Ankara’da Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) çalıştayı düzenlendi. Düzenlenen çalıştayda, KOAH alanında toplumsal farkındalığın arttırılmasından hastalığın önlenmesine ve bağışıklamanın önemine, erken tanıdan iklim krizi ile kötüleşen hastalıkların yönetiminde sürdürülebilir sağlık modellerine uzanan yol haritası ele alındı. Çalıştay; Sağlık Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan göğüs hastalıkları uzmanları, sağlık ekonomistleri, hasta dernekleri ve sivil toplum kuruluşları gibi geniş bir paydaş grubunu aynı platformda buluşturdu. Bilimsel uzmanlığını ileri teknolojiler, Ar-Ge gücü ve yenilikçi sağlık çözümleriyle birleştiren Sanofi ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) arasında imzalanan iş birliğinin ilk somut adımı, Ankara’da gerçekleştirilen "Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) Çalıştayı" oldu. "KOAH Yönetiminde Birlikte Geleceği Tasarlıyoruz" başlığıyla TÜSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezi’nde düzenlenen çalıştayda; göğüs hastalıkları alanındaki uzman hekimler, kamu temsilcileri, Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimlerinden temsilciler, akademisyenler, sağlık profesyonelleri, sağlık ekonomistleri, girişimcilik ekosistemi temsilcileri, hasta dernekleri ve iklim savunuculuğu alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek KOAH yönetiminde ihtiyaç duyulan dönüşüm alanlarını değerlendirdi. Çalıştay kapsamında; erken tanı mekanizmalarından önleme stratejilerine, hasta takibinden dijital sağlık teknolojilerine kadar uzanan geniş bir perspektifte KOAH yönetimini dönüştürebilecek çözüm alanları değerlendirildi. Gün boyunca gerçekleştirilen oturumlarda özellikle yapay zekâ destekli sağlık teknolojileri, veri odaklı hastalık yönetimi, hasta deneyimi, farkındalık eksikliği ve sürdürülebilir sağlık hizmet modelleri öne çıktı. Bu kapsamda hızlı ve etkili çözüm üretmeyi hedefleyen çevik sprint yaklaşımıyla yürütülen çalıştay süreci, Türkiye Kronik Hava Yolu Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı (2025-2030) hedefleri doğrultusunda dijital çözüme ihtiyaç duyulan alanların değerlendirilmesi ve önceliklendirilmesiyle tamamlandı. Sürecin bir sonraki aşamasında, belirlenen ihtiyaç alanlarına yönelik bir çağrı dönemi başlatılacak. İş birliği kapsamında sağlık alanında faaliyet gösteren girişimcilere proje çağrısı yapılacak ve yenilikçi fikirler değerlendirmeye alınacak. KOAH, Türkiye’de de kritik halk sağlığı sorunları arasında yer alıyor Dünya genelinde en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasında üçüncü sırada yer alan KOAH, Türkiye’de de önemli halk sağlığı sorunları arasında bulunuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilirken, Türkiye’de hastalık nedeniyle yılda yaklaşık 30 bin kişi yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, KOAH’ın etkin yönetiminde erken tanının, doğru tedaviye erişimin ve toplumsal farkındalığın artırılmasının kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Bu kapsamda Sanofi ve TÜSEB iş birliğiyle yürütülen proje ile KOAH yönetiminde karşılanmamış ihtiyaçlara yönelik yenilikçi çözümlerin geliştirilmesine, hasta yaşam kalitesinin artırılmasına ve sürdürülebilir sağlık ekosisteminin güçlendirilmesine katkı sunması hedefleniyor.
Kadınların sessiz tehlikesi: Sistit ve havuz hijyenine dikkat
13 Haziran 2025 Cuma - 13:11 Kadınların sessiz tehlikesi: Sistit ve havuz hijyenine dikkat Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Şakir Aydoğan, kadınların sık karşılaştığı ve zamanında tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen sistit hastalığının, özellikle havuz kullanımı sonrasında riskinin arttığını söyledi. Büyük Anadolu Hastaneleri Üroloji Uzmanlarından Opr. Dr. Şakir Aydoğan, kadınların sıkça karşılaştığı sistit hastalığı hakkında önemli uyarılarda bulundu. Opr. Dr. Aydoğan, özellikle yaz aylarında havuz kullanımının artmasıyla birlikte, yeterince temizlenmeyen havuz sularının bu enfeksiyon riskini tetikleyebileceğini belirtti. Sistit nedir? Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Şakir Aydoğan, "Sistit, idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan ve mesaneyi etkileyen bakteriyel bir enfeksiyondur. Kadınlarda anatomik yapıları gereği daha sık görülen bu hastalık, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma hissi, alt karın ağrısı, bel ağrısı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtilerle kendini gösterebilir" dedi. "Havuz kullanımına dikkat" Özellikle yetersiz hijyen şartlarına sahip havuzların, bakterilerin çoğalması için uygun ortam hazırlayabildiğini ifade eden Opr. Dr. Şakir Aydoğan, "Havuz suyu enfeksiyonların kolayca bulaşmasına yol açarken, sistit riskini artırabilir. Havuz kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar ise havuzdan çıktıktan sonra temiz su ile duş alınmalı, Islak mayo ile uzun süre kalmamalı ve havuzların hijyen standartlarına uygun olduğundan emin olunmalıdır" şeklinde konuştu. "Bol su için, belirtilere dikkat edin" Opr. Dr. Aydoğan, sistitin erken teşhis edilmesinin önemine değinip, bol su tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Hijyen kurallarına dikkat edilmesi, bol su tüketimi ve belirtiler ortaya çıktığında doktora başvurulması enfeksiyonun ilerlemesini önlemektedir. Kadın sağlığını tehdit eden bu hastalıkla ilgili farkındalığın artırılması, erken teşhis ve tedavi açısından kritik önem taşımaktadır. Eğer yukarıda belirttiğimiz şikayetler sizde de varsa, mutlaka bir uzman doktora danışmanızı önermekteyiz" ifadelerine yer verdi.
"El ve ayak hastalığı, havuz suyundan bulaşabilir"
13 Haziran 2025 Cuma - 13:11 "El ve ayak hastalığı, havuz suyundan bulaşabilir" Bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olan el, ayak ve ağız hastalığı hakkında bilgi veren Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "Hastalık solunum yoluyla, tükürükle, yakın temasla ve dışkı yoluyla bulaşabilir. Yazın havuz sezonunun açılması ve enfekte havuz sularının yutulması ise ayrı bir risk oluşturmaktadır" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olan el, ayak ve ağız hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. "Ateş ve halsizlik belirtiler arasındadır" El, ayak ve ağız hastalığının genellikle ateş, iştahsızlık, belli belirsiz bir kırıklık hali ve boğaz ağrısı ile başladığına dikkat çeken Uzm. Dr. Çebi, "Karın ağrısı ve öksürük de olabilir. Ateşin başlamasından 1-2 gün sonra ağızda ağrılı, içi su dolu döküntüler meydana gelir. Döküntüler genellikle ağzın arka kısmında küçük kırmızı lekeler olarak başlar, daha sonra içi su dolu kabarcıklar haline gelir. Deri döküntüleri ise 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve ellerde avuç içinde düz kırmızı noktalar halinde başlar" şeklinde konuştu. "Deride döküntüler görülebilir" Döküntülerin dizlerde, dirseklerde, kalçada veya genital bölgede de oluşabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çebi, "Popoda oluşan döküntüler pişik, ellerdeki döküntüler alerji ile karıştırılabilir. El ve ayaklardaki döküntüler genellikle 5-7 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir. Özellikle küçük çocuklar ağızlarındaki ağrılı yaralar nedeniyle su içmekte zorlanabilir. Her ne kadar adı el, ayak ve ağız hastalığı da olsa her zaman tüm bu alanlarda döküntü görülmeyebilir. Sadece ağız yaraları veya sadece deride döküntüler şeklinde gelişebilir" ifadelerini kullandı.
Türk Kızılay, gönüllü kan bağışçısında dünya 3’üncüsü
13 Haziran 2025 Cuma - 12:08 Türk Kızılay, gönüllü kan bağışçısında dünya 3’üncüsü Türk Kızılay, 2.3 milyon gönüllü kan bağışçısına ulaşarak dünyada 3’üncü oldu. Türkiye’nin kan ihtiyacının yüzde 90’ını karşılayan Türk Kızılay, 2.3 milyon gönüllü kan bağışçısına ulaşarak dünyada 3’üncü oldu. Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü vesilesiyle Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, açıklamalarda bulundu. Kan bağışı yaparak hayat kurtaran isimsiz kahramanlara teşekkür eden Başkan Yılmaz "Gönüllü kan bağışçılarımız, insanımızın taşıdığı merhametin ve dayanışma ruhunun en güzel örneğini sunuyor. Her bir bağış, üç hayata umut, ailelerine ise sevinç oluyor. Tüm vatandaşlarımızı kan bağışında bulunarak bu umuda ortak olmaya davet ediyorum" dedi. Geçen yıl 2.3 milyon bağışçıdan elde edilen toplam 2.7 milyon ünite kan bağışı, doğumdan ameliyata, acil durumdan kronik hastalığa kan ihtiyacı duyan milyonlarca hastaya yardımcı oldu. ‘Birbirimize Candan Bağlıyız’ kampanyası kapsamında 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi, 300’den fazla mobil ve sabit ekip ile kan bağışı çalışmalarını yürüten Kızılay, 2024 yılında Türkiye’nin kan ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını karşılamayı başardı. Dünyada 3’üncü sırada Kızılay, geçtiğimiz yıl ulaştığı 2.3 milyonu aşkın kan bağışçısıyla dünya genelinde 3’üncü sırada yer alıyor. Türk Kızılay, Uluslararası Kızılay ve Kızılhaç Dernekleri Federasyonu’nda yer alan 191 ulusal dernek arasında Çin ve Japon Kızılhaçı’nın ardından geliyor. Günlük 9 bin ünite bağışa ihtiyaç var Türk Kızılay ülke genelinde her gün bin 140 hastanenin kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılıyor. Bunun için gönüllü bağışçılardan toplanan kanların gerekli test ve analizlerden geçerek hastanelere sevk etmeye hazır şekilde Kızılay stoklarında bulunması gerekiyor. Stokların belli bir seviyede korunabilmesi için de günlük yaklaşık 9 bin ünite kan bağışına ihtiyaç duyuluyor. Kök hücre bağışıyla 7 bini aşkın hasta şifa buldu Türk Kızılay, kök hücre tedavisi bekleyen hastalar için de 2013 yılından bu yana Türkök Projesi’nde aktif görev alıyor. Kan gibi hayati öneme sahip Türkök projesinde 1,1 milyon aktif kök hücre bağışçı adayı bulunuyor. Bugüne kadar kök hücre bağışçı aday havuzundan gerçekleşen 7 bini aşkın nakille hastalar şifa buldu. Kan bağışı için 15 dakika ayırmak yeterli Türk Kızılay, "Birbirimize Candan Bağlıyız" kampanyası kapsamında 18-65 yaş arası sağlıklı her bireyi düzenli kan bağışçısı olmaya çağırıyor. Kan bağışlamak isteyen vatandaşlar, en yakın Kızılay Kan Bağışı noktasına giderek form doldurduktan sonra doktor kontrolünde yapacağı kan bağışıyla 15 dakika içinde kan dostları arasına katılabiliyor. Erkekler 3 ayda bir, kadınlar 4 ayda bir kan bağışında bulunabiliyor.
Niğde’de sigarayı bırakmak isteyenlere uzman desteği
13 Haziran 2025 Cuma - 11:26 Niğde’de sigarayı bırakmak isteyenlere uzman desteği Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara yönelik hizmet veren sigara bırakma poliklinikleri ve bilgilendirme stantlarıyla il genelinde farkındalık çalışmalarını sürdürüyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Doğan Bahadır İnan, sigaranın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bırakma sürecinde uzman desteğinin önemine vurgu yaptı. İnan; sigara bırakma polikliniklerinin, bırakmak isteyen bireyleri cesaretlendiren, onlara rehberlik eden ve yoksunluk belirtileriyle baş etmelerine yardımcı olan önemli merkezler olduğunu belirtti. Ayrıca farklı noktalarda kurulan bilgilendirme stantlarıyla halkı bilinçlendirmeye devam ettiklerini ifade eden İnan, sağlıklı bir yaşam için tüm vatandaşları bu hizmetlerden yararlanmaya davet etti. İnan; "Niğde merkezde 2 Nolu Sağlıklı Hayat Merkezi ile Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bor ilçesinde Bor Sağlıklı Hayat Merkezi ve Bor Devlet Hastanesi, Ulukışla ilçesinde ise Ulukışla Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren sigara bırakma poliklinikleri, sigarayı bırakmak isteyen tüm vatandaşlara hizmet veriyor. Bu hizmetten faydalanmak isteyenler ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı üzerinden kolayca randevu alabiliyor. Dileyen vatandaşlarımız ilgili sağlık kuruluşlarına doğrudan başvurarak da profesyonel destek alabiliyor" ifadelerine yer verdi.
Erken teşhisle mesane kanserine dur deyin
13 Haziran 2025 Cuma - 11:07 Erken teşhisle mesane kanserine dur deyin DENİZLİ (İHA) – Mesane kanseri hakkında önemli açıklamalarda bulunan Denizli Özel Egekent Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Taha Numan Yıkılmaz, erken teşhis ile hem hastalığın yayılımını engellendiğini hem de tedavi yöntemlerinde başarılı sonuçlar elde edildiğini vurguladı. Denizli Özel Egekent Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Taha Numan Yıkılmaz, mesane kanseri hakkında bilgilendirme yaptı. Mesane kanseri, belirtileri genellikle sinsi seyrettiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıkılmaz, bu nedenle erken evrede fark edilmesi zor olabilen bir hastalık olduğunu ifade etti. Erken teşhis, tedavinin başarısı ve hastanın yaşam kalitesi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Taha Numan Yıkılmaz, "Mesane kanserinde erken teşhisin, hastalığın yayılmasını engellemek ve daha az invaziv tedavi yöntemleriyle başarılı sonuçlar elde etmek için hayati öneme sahip. Özellikle idrarda kan görülmesi gibi belirtilerin asla göz ardı edilmemesi gerekir. Bu tür durumlarda derhal bir üroloji uzmanına başvurmanın şart. Erken evrede yakalanan mesane kanserleri, genellikle cerrahi müdahale ile tamamen tedavi edilebilirken, ileri evrelerdeki kanserlerde tedavi süreci daha karmaşık ve zorlayıcı olabilmektedir" dedi. "Belirtileri yaşayan kişiler vakit kaybetmeden tıbbi yardım almalı" Mesane kanserinin belirtileri hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Taha Numan Yıkılmaz, "Mesane kanserinin en yaygın belirtisi, ağrısız kanlı idrardır. Bununla birlikte, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma veya ağrı, acil idrara çıkma hissi gibi belirtiler de mesane kanserine işaret edebilir. Bu belirtilerden herhangi birini yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden tıbbi yardım alması gerekir. Özellikle 50 yaş üzeri bireylerin, sigara içenlerin ve kimyasal maddelere maruz kalan kişilerin mesane kanseri riski açısından daha dikkatli olmalıdır. Düzenli kontroller ve farkındalık, hastalığın erken dönemde tespit edilmesine yardımcı olabilir ve bu da tedavi şansını önemli ölçüde artırır" şeklinde konuştu. "Mesane kanserinde erken müdahale en güçlü silahımız" Toplumun mesane kanseri hakkında bilinçlenmesi ve erken müdahalenin önemine değinen Doç. Dr. Taha Numan Yıkılmaz, "Günümüzde mesane kanseri teşhisinde kullanılan sistoskopi, idrar sitolojisi ve görüntüleme yöntemleri gelişmiş teknikler, hastalığın erken evrede yakalanmasını kolaylaştırmaktadır. Modern tıbbın sunduğu bu imkanların, hastaların daha hızlı ve doğru bir şekilde teşhis edilmesine imkan tanıyor. Mesane kanserinde farkındalık ve erken müdahale, hastaların sağlığını korumak ve yaşam sürelerini uzatmak için en güçlü silahımızdır. İhmal edilen her belirti, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Toplumun mesane kanseri belirtileri konusunda bilinçlendirilmesi ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi, bu hastalığa karşı verilen mücadelede en büyük adımlardan biridir" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda bağişiklik sistemini geliştirmenin 7 altin öneri
13 Haziran 2025 Cuma - 11:02 Çocuklarda bağişiklik sistemini geliştirmenin 7 altin öneri Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, anne sütü, aşılar ve doğru çevresel faktörlerin bağışıklık sisteminin sağlam temeller atmasında büyük rol oynadığını belirterek, ebeveynlere çocukların bağışıklığını güçlendirmek için uygulanabilecek 7 öneriyi paylaştı. Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, yeni doğan bebeklerin bağışıklık sisteminin henüz tam olgunlaşmadığını belirterek, "Yeni doğan bir bebeğin bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiştir. Ancak hem anne sütü hem de zamanla kazanılan bağışıklık sayesinde çocuk, çevresel etkenlere karşı daha dirençli hale gelir" dedi. Anne sütünün sadece beslenme değil, bağışıklık kazandırma açısından da benzersiz bir öneme sahip olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özge Yendur, özellikle ilk 6 ay yalnızca anne sütü verilmesinin altını çizerek, "Anne sütü, çocuğun erken dönemde enfeksiyonlara karşı korunmasında en güçlü kalkanlardan biridir" ifadesini kullandı. Rutin çocukluk çağı aşılarının bağışıklık sistemine zararsız mikroorganizmalarla karşılaşma imkânı sağlayarak korunma becerisi kazandırdığını hatırlatan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Aşı, bağışıklık sistemine önceden yol göstermektir. Aşı takvimine eksiksiz uyulması, çocukların güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olması için hayati önem taşımaktadır" diye konuştu. Bu önerilere dikkat Ebeveynlerin sıkça dile getirdiği "Çocuğum bu yıl birkaç kez ateşlendi, bağışıklığı mı zayıf" endişesinin çoğu zaman yersiz olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özge Yendur, "Okul çağına kadar çocukların yılda birkaç kez viral enfeksiyon geçirmesi normaldir. Bu, bağışıklık sisteminin gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır. Asıl dikkat edilmesi gereken enfeksiyonların çok ağır seyretmesi veya uzun sürmesidir" açıklamasında bulundu. Uzm. Dr. Özge Yendur, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmek için 7 temel öneri şöyle sıraladı: "Mevsim sebzeleri ve taze meyvelerle dengeli beslenilmeli. Yaşa uygun düzenli uykuya dikkat edilmeli. Temiz hava ve güneş ışığından faydalanılmalı. Fiziksel aktivite ve oyun alışkanlığı kazandırılmalı. Çocuk stresten uzak, sevgi dolu bir ortamda büyütülmeli. Aileler, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmalı. Aşırı hijyenden kaçınarak doğal bağışıklık desteklenmeli." Mikroplarla tanışmak da gelişimin parçası Çocukların kontrollü şekilde doğayla temas etmesinin ve steril olmayan ortamlarda bulunmasının bağışıklık eğitimi açısından önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Çocukların parkta oynaması, doğayla temas etmesi bağışıklık açısından faydalıdır. Elbette temel hijyen kurallarına dikkat ederek. Ebeveynler zaman zaman aşırı koruyucu davranabiliyor. Ancak mikroplarla doğru dozda tanışmak, bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir unsurdur" ifadelerini kullandı. Son olarak bağışıklık sisteminin sadece hastalıklara karşı savunma değil, aynı zamanda bedenin mikrobiyota dengesini koruma görevini üstlendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özge Yendur sözlerini şöyle tamamladı: "Yaşamın sırlarından biri, bağışıklık sistemimizi hem hastalıklara karşı dirençli kılacak hem de mikrobiyotamızı destekleyecek şekilde mikroplarla doğru dozda tanıştırmayı başarmaktır."
1,3 milyon takipçili estetikçi, Samsun’u dünyaya "Türkiye’nin Miami"si olarak anlatıyor
13 Haziran 2025 Cuma - 10:55 1,3 milyon takipçili estetikçi, Samsun’u dünyaya "Türkiye’nin Miami"si olarak anlatıyor Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, sosyal medya platformlarında yalnızca tıbbi içerikler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Samsun’u ve Türkiye’yi uluslararası takipçilerine tanıtarak dikkat çekiyor. 1 milyon 233 bin kişilik bir takipçi kitlesine ulaşan Akbaş, yaptığı paylaşımlarda hasta ve toplum yararını ön planda tuttuklarını belirtti. Sosyal medyada Türkiye’deki plastik cerrahlar arasında en fazla takipçiye sahip isim olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, "Yüz germe, göğüs ve karın estetiği gibi birçok konuda hem deneyimlerimi hem de doğal yaşantımı takipçilerimle paylaşıyorum. Bu paylaşımlarla Samsun’u Türkiye’nin Miami’si olarak konumlandırıyor, ülkemizi yurt dışında tanıtıyorum. 1 milyon 233 bin insan, dünyanın her yerinden beni takip ediyor. Paylaşımlarda yaşadığım şehri ön plana çıkartıyorum. Samsun’u Türkiye’nin Miami’si olarak ön plana çıkartıyorum. Beni takip eden insanlar Türkiye’yi de tanımış oluyorlar. Takipçilerimin çok büyük bir kısmı yurt dışından. Türkiye’de gittiğim yerlerden paylaşımlar yapıyorum. İnsanlar doğal olan, yapmacık olmayan paylaşımları daha çok benimsiyorlar. İnsanlar beni takip etsin diye özel bir strateji asla planlamadım. O gün topluma faydasının olacağını düşündüğüm bir olayı paylaşıyorum" dedi. "Doğal ve faydalı içerik ön planda" Akbaş, sosyal medya içeriklerinde özel bir strateji izlemediğini, günlük hayatta toplumun yararına olacağını düşündüğü içerikleri paylaştığını ifade etti. "Paylaşımlarda doğallık önemli. İnsanlar yapmacık olmayan içeriklere daha fazla değer veriyor. Hastalarımız da zaman zaman ‘neden paylaşmıyorsunuz?’ diye soruyor. Ancak biz toplum yararı ve etik ilkeler çerçevesinde paylaşımlar yapıyoruz" diye konuştu. Samsun’un adını dünyaya taşıyor Yaptığı her paylaşımda Samsun’u ön plana çıkarmaya özen gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Hayati Akbaş, "Samsun’dan biri olarak bu başarıyı yakalamak ve şehrimi tanıtmak benim için büyük bir gurur. Türkiye’nin farklı şehirlerinden de paylaşımlar yaparak ülkemizi temsil etmeye çalışıyorum" ifadelerini kullandı. Akbaş, takipçilerinin büyük çoğunluğunun yurt dışında olduğunu vurgulayarak, estetik cerrahiye dair güvenilir bilgileri kamuoyuna sunmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Aylin Gül: "Boyundaki kitleler göz ardı edilmemeli"
13 Haziran 2025 Cuma - 10:42 Prof. Dr. Aylin Gül: "Boyundaki kitleler göz ardı edilmemeli" Medical Point Gaziantep Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, "Erken tanı hayat kurtarır" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Aylin Gül, boyunda fark edilen her kitlenin mutlaka titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Masum görünen bir kitle, ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir" Boyun bölgesinde oluşan kitleler; enfeksiyonlar, iyi huylu tümörler, tiroid hastalıkları ve hatta baş-boyun kanserleri gibi pek çok farklı nedene bağlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aylin Gül, "En sık nedenlerden biri enfeksiyon kaynaklı lenf bezi büyümeleri olsa da; özellikle 2 haftadan uzun süredir var olan, sert, ağrısız ve hareketsiz kitlelerde mutlaka dikkatli olunmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken tanı, tedavi başarısını artırır" Prof. Dr. Gül, "Boyunda fark edilen kitleler asla küçümsenmemelidir. Özellikle erişkin bireylerde, sigara ve alkol kullanımı olan kişilerde kötü huylu olma ihtimali daha yüksektir. Erken dönemde yapılacak fizik muayene, ultrasonografi ve gerekirse biyopsi ile tanı konulabilir. Bu da tedavi sürecini olumlu yönde etkiler" ifadelerine yer verdi. "Çocuklarda da ihmal edilmemeli" Çocuklarda boyun kitlelerinin çoğu enfeksiyonlara bağlı gelişse de, bazı durumlarda konjenital (doğuştan gelen) kistler veya hematolojik hastalıklar da söz konusu olabilir. Prof. Dr. Gül, çocuklarda uzun süreli boyun şişliklerinde mutlaka bir KBB uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.