SAĞLIK
Dr. Özercan: "Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor" 12 Mayıs 2026 Salı - 10:27:10 Pankreas kistlerinin her ne kadar sık olmasa da bir kısmının kansere dönüşme riski taşıdığını belirten Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, "Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, pankreas kistleri hakkında açıklamalarda bulundu. Özercan, "Pankreas kistleri genellikle başka bir nedenle yapılan karın ultrasonu, tomografi, MR gibi tetkikler sırasında saptanan, pankreas dokusu içindeki içi sıvı dolu boşluklardır. Pankreas kistleri genellikle herhangi bir şikayete yol açmıyor ancak nadiren karın ağrısı, bulantı, pankreas iltihabı veya sarılığa neden olabiliyor. Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" diye konuşu. Bazı kistlerin belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini aktaran Özercan, "Takip sıklığının belirlenmesinde özellikle endoskopik ultrason (EUS) sırasında saptanan bulgular ve kistin büyüme durumu belirleyicidir. Pankreasta gelişen çok büyük kistlerin çevre dokulara zarar vermeleri durumunda ultrason sırasında boşaltılabilir. Kansere dönüşüm riski yüksek olan ve kansere dönüşmüş olan kistler için de cerrahi olarak o bölgenin çıkarılması gerekebilir. Bu nedenlerle pankreas kisti saptanması durumunda kişilerin gastroenteroloji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:22 "Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir" Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikayetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve dinlendirmeyen uyku şikayetlerinin fibromiyaljiye işaret edebileceğini söyledi. Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir" diye konuştu. "Ağrı vücutta gezici olabilir" Fibromiyaljide ağrının tek bir noktaya bağlı kalmadığını ifade eden Uzm. Dr. Emin, "Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikâyetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" diye konuştu. Hastaların zaman zaman eklemlerinde şişlik hissedebildiğini ancak çoğunlukla muayenede şişlik ya da kızarıklık saptanmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda karıncalanma, uyuşma hissi de görülebilir. Migren veya gerilim tipi baş ağrıları tabloya eşlik edebilir" ifadelerini kullandı. "Dayak yemiş gibi uyanmak en sık şikayetlerden biri" Fibromiyaljide uyku kalitesinin de etkilendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, "Hastaların büyük bir kısmı sabah uyandığında dinlenmemiş hisseder. ‘Dayak yemiş gibi’ ya da ‘savaşmış gibi’ uyanma hissi sık dile getirilen bir durumdur. Uykuya dalmada güçlük ve gece sık uyanma da görülebilir" dedi. "Zihinsel bulanıklık yaşanabilir" Hastalığın yalnızca fiziksel değil, bilişsel etkiler de oluşturabildiğini aktaran Uzm. Dr. Emin, "Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı görülebilir. ‘Fibrofog’ olarak adlandırılan bu durum, zihinsel bir sis hali şeklinde tarif edilir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Emin, bazı hastalarda huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu ve ağız kuruluğu gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini ifade etti. "Altta yatan mekanizma ağrının algılanmasıyla ilgili" Fibromiyaljinin ortaya çıkış mekanizmasına değinen Uzm. Dr. Emin, "Santral sensitizasyon olarak adlandırılan durumda, beyinde ağrıyı algılayan sistem normalde ağrı oluşturmayacak uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Bu yüzden ağrının oluşumu ve işlenmesiyle ilgili bir farklılık söz konusudur. Hastalık genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kadın olmak, ileri yaş, geçirilmiş travmalar, stres, bazı kişilik özellikleri ve yaşam olayları risk faktörleri arasında sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Tanı klinik değelerlendirme ile konuluyor" Fibromiyalji için özel bir test bulunmadığını anlatan Uzm. Dr. Emin, "Tanı hastanın şikayetleri ve klinik muayene ile konur. Ancak benzer yakınmalara yol açabilecek romatizmal hastalıklar, D vitamini eksikliği, anemi ve tiroit hastalıklarını dışlamak için bazı tetkikler yapılabilir" dedi. "Tedavide çok yönlü yaklaşım şart" Fibromiyaljinin yalnızca ilaçla tedavi edilen bir hastalık olmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Tedavi sürecinde ilaçların yanı sıra egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, hasta eğitimi ve psikolojik destek gibi birçok yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir. Hastaya bunun gerçek bir hastalık olduğu ve yaşamı tehdit eden bir durum olmadığı mutlaka anlatılmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli egzersiz önemli" Düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Emin, "Hastalar egzersize yavaş başlamalıdır. Yürüyüş ve yüzme gibi aerobik egzersizlerle başlanabilir, zamanla esneklik ve hafif direnç egzersizleri eklenebilir. Haftada 2-3 gün yapılan, günde 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca yoga ve tai-chi gibi egzersizler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Fibromiyaljinin farklı şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ve bu yüzden tanıda gecikmeler yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Emin, "Farkındalığın artması ve hastaların doğru branşa başvurması tedavi sürecini olumlu etkiler" diyerek sözlerini tamamladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:18 19. SABDEK Toplantısı ESOGÜ ev sahipliğinde gerçekleştirildi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi ev sahipliğinde düzenlenen ’19. Sağlık Bilimleri Dekanlar Konseyi (SABDEK) Toplantısı’, yoğun katılım ve verimli oturumlarla gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Sağlık Bilimleri Fakültesi dekanları ve alan temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıda; sağlık bilimleri eğitiminin güncel durumu, akreditasyon süreçleri, klinik uygulama eğitimi, dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin eğitim süreçlerine entegrasyonu gibi birçok önemli başlık ele alındı. Toplantının açılış programında ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Fatma Deniz Sayıner, SABDEK Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bülent Elbasan ve ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak’ın; sağlık bilimleri alanındaki gelişmeler, iş birlikleri ve yükseköğretimde kalite süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu konuşmaları yer aldı. İki gün süren program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; Sağlık Bilimleri Fakültelerinin güncel sorunları ve öncelikleri, sağlık bilimlerinde yapay zeka teknolojileri ve dijital yetkinlikler, ÇEP’e uyum süreçleri, Klinik Uygulama Eğitimi (Beslenme ve Diyetetik, Hemşirelik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon ile Ebelik örnekleri), SABAK Tematik Analiz Raporu, akreditasyon süreçlerinde program iyileştirme çalışmaları gibi başlıklar alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantı boyunca gerçekleştirilen bilimsel paylaşımlarda, farklı disiplinlerden akademisyenlerin deneyim aktarımı ve ortak çözüm önerileri ile sağlık bilimleri eğitiminin geleceğine yönelik önemli katkılar ortaya kondu. Toplantının sonunda organizasyonun gerçekleştirilmesine katkı sunan tüm kişi ve kurumlara teşekkür edildi.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:14 Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencileri, şehir merkezinde vatandaşlara yönelik kapsamlı bir sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlik hakkında açıklamalarda bulunan Öğretim Görevlisi Dr. Hülya Tosun, çalışmanın bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında hayata geçirildiğini belirtti. Tosun, özellikle anne-bebek sağlığı, gebelik süreci, doğum sonrası bakım ve genel sağlık konularında vatandaşları bilgilendirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Hülya Tosun, etkinliğin yalnızca bilgilendirme ile sınırlı olmadığını vurgulayarak, vatandaşların birinci basamak sağlık hizmeti veren aile sağlığı merkezlerine yönlendirilmesi, düzenli taramaların öneminin anlatılması ve erken teşhise yönelik farkındalık oluşturulmasının da hedeflendiğini söyledi. Etkinlik boyunca Sevgi Yolu’ndan geçen vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini belirten Tosun, özellikle anne adayları ve genç annelerin merak ettikleri konular hakkında birebir bilgi aldıklarını ifade etti. Vatandaşların sağlıkla ilgili sorularını çekinmeden yönelttiğini ve etkinliğe olumlu geri dönüşler verdiğini dile getirdi. Üniversitenin topluma hizmet anlayışına dikkat çeken Hülya Tosun, Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin özellikle sağlık alanında şehirle bütünleşen bir yaklaşım benimsediğini belirtti. Ebelik Bölümü öğrencilerinin de bu tür saha çalışmalarında aktif yer alarak hem mesleki deneyim kazandığını hem de toplumla doğrudan iletişim kurma fırsatı bulduğunu söyleyerek, "Sabah saatlerinden itibaren çok sayıda vatandaşımız standımıza uğradı. Merak ettikleri tüm konuları sordular, biz de elimizden geldiğince doğru ve güvenilir bilgilerle yardımcı olmaya çalıştık. Bu ilgiden oldukça memnun kaldık" dedi. Etkinliğin sadece bir günlük bir çalışma olmadığını, benzer farkındalık faaliyetlerinin devam edeceğini vurgulayan Tosun, üniversitenin Kütahya halkına yönelik sosyal sorumluluk projelerini artırarak sürdüreceğini ifade etti.
Adana İl Sağlık Müdürlüğü ile Yeşilay arasında iş birliği protokolü
27 Haziran 2025 Cuma - 11:36 Adana İl Sağlık Müdürlüğü ile Yeşilay arasında iş birliği protokolü Bağımlılıkla mücadelede ortak kararlılığı güçlendirmek amacıyla Adana İl Sağlık Müdürlüğü ile Yeşilay Adana Şubesi arasında iş birliği protokolü imzalandı. İl Sağlık Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen protokol töreninde, halihazırda yürütülen çalışmaların sürdürülebilirliği ve gelecekte hayata geçirilecek projelere kurumsal bir zemin kazandırılmasının hedeflendiği bildirildi. Bu kapsamda her iki kurum arasında, bağımlılığın tüm türlerine karşı toplumsal farkındalığı artırmak ve önleyici hizmetleri yaygınlaştırmak amacıyla bir mutabakat sağlanarak protokol imza altına alındı. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Halil Nacar, bağımlılık, yalnızca bireyin değil, ailenin, toplumun ve geleceğin sağlığını tehdit eden bir sorun olduğunu belirterek, "Biz sağlıkçılar, bu mücadeleyi yalnızca tedaviyle değil; eğitimle, farkındalıkla, birlikle kazanabiliriz. Bugün attığımız imza, kararlılığımızın ve sorumluluğumuzun somut bir göstergesidir. Kaybedecek tek bir canımız yok, bağımlılıkla mücadeleyi birlikte kazanacağız" dedi. Yeşilay Adana Şube Başkanı Dr. Yunus Emre Yıldırım da bu önemli adımın yalnızca kurumlar arası bir protokol olmanın ötesinde, insanımızın ve insanlığımızın bağımsızlığını ilan etmesine katkı sunacak bir mücadele ruhunu temsil ettiğini belirtti. İl Sağlık Müdürü Nacar’ın desteği ve öncülüğünde, sağlık teşkilatının bağımlılıkla mücadelede her zaman teyakkuz halinde olduğuna da ifade edildi. Vatandaşların daha sağlıklı, bilinçli ve müreffeh bir yaşam sürmeleri adına mahalle düzeyinde birebir yürütülecek koruyucu ve önleyici çalışmaların önemine vurgu yapılan törende, protokolün tüm maddelerinin önümüzdeki günlerde sahada uygulama bulacağı kaydedildi.
Kulağınızı havuz enfeksiyonlarından koruyacak 7 öneri
27 Haziran 2025 Cuma - 11:35 Kulağınızı havuz enfeksiyonlarından koruyacak 7 öneri Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Murat Arslanhan, dış kulak yolu iltihabının çocuklarda erişkinlere göre hem daha sık ortaya çıktığını hem de ağrı düzeyinin genellikle çok daha yüksek olduğunu söyledi. Yaz sıcakları bastırdıkça serinlemenin en kestirme yolu kendimizi denize ya da havuzun serin sularına bırakmak oluyor. Ne var ki, klor dengesinin bozuk olduğu, yeterince filtre edilmeyen havuzlar sağlığımızı tehdit ederken özellikle de "yüzücü kulağı" adıyla bilinen dış kulak yolu enfeksiyonuna zemin hazırlıyor. Tatil keyfinin kulak ağrısı ve işitme kaybına dönüşmemesi için havuz seçiminin titizlikle yapılması, suya girmeden önce tek kullanımlık kulak tıkacı takılması ve çıkışta kulak kanalının bastırmadan kurulanması gerektiğini söyleyen Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Murat Arslanhan, dış kulak yolu enfeksiyonu hakkında bilgiler vererek korunma yöntemlerini anlattı. Klor kulak sağlığını tehdit ediyor Dış kulak yolunun aslında kendi kendini temizleyen, korunaklı bir yapıya sahip olduğuna değinen Dr. Arslanhan, "Bu doğal bariyer mikropların yerleşmesini zorlaştırır. Ancak bazı etkenler tek başına ya da birlikte devreye girerek iltihap oluşumuna kapı aralayabilir. Havuzda yüzerken ya da duş alırken su kaçtığında, sudaki klor kulak girişinde ’kulak kiri’ diye bilinen koruyucu mum tabakasını eritir. Bu tabaka yitirildiğinde bakteriler ve mantarların çoğalması kolaylaşır. Öte yandan kulağa parmak, pamuk çubuk veya başka sert cisimler sokmak, kanalın hassas cildinde mikroskobik çatlaklar oluşturur. Bu küçük yarıklar ise mikropların adeta giriş kapısı haline gelerek enfeksiyon riskini yükseltir. Dış kulak kanalında gelişen enfeksiyonun ilk belirtileri, çoğu zaman yüzme veya banyo sonrasındaki birkaç gün içinde ortaya çıkar. Bazı kişilerde kulak kanalı yapısal olarak daha dar, uzun ya da kıvrımlı olduğundan, su iç kısma hapsolabilir. Kanalın nemli kalması, başta mantarlar olmak üzere mikropların kolayca tutunup çoğalmasına zemin hazırlar" diye konuştu. Çocuklarda daha şiddetli seyrediyor Dış kulak yolu iltihabının çocuklarda erişkinlere göre hem daha sık ortaya çıktığını hem de ağrı düzeyinin genellikle çok daha yüksek olduğunu belirten Dr. Arslanhan, "Çocukların kulak kanallarının dar olması, suya daha uzun süre maruz kalmaları ve henüz tam gelişmemiş bağışıklık sistemi gibi etkenler, ağrının günlük aktiviteleri aksatacak boyuta ulaşmasına neden olabilir. Hastalık ilerlediğinde kulaktan başlayan sızı boğaza, çene eklemine hatta dişlere kadar yansıyabilir; çocuk ağzını açmakta, çiğnemekte güçlük çeker. Bu yoğun ağrıya çoğu zaman yüksek ateş, halsizlik ve uykusuzluk eşlik ederek tabloyu daha da ağırlaştırır" dedi. Tedavide kulak damlaları gündeme geliyor Tedavide öncelikle kulak hijyenine dikkat edilmesi, suyla temasın bir süre kesilmesi ve doktorun uygun gördüğü antibiyotik içeren ya da mantar önleyici kulak damlalarının düzenli kullanılması gerektiğinin altını çizen Arslanhan, "Ağrı şikayeti varsa, destekleyici ağrı kesiciler de önerilebilir. Enfeksiyon ilerlemeden bir uzmana başvurmak, tedavi sürecini hızlandırır ve komplikasyon riskini azaltır" diye konuştu. Dr. Arslanhan, kulağı havuz enfeksiyonlarından koruyacak öneriler için şunları sıraladı: "1. Herhangi bir sağlık problemi yaşamamak için öncelikle temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmekten kaçının. 2. Yüzmek için havuz yerine denizi tercih edin. Havuz suyundaki klor, kulak cildinde bulunan doğal koruyucu maddenin parçalanmasını hızlandırır. 3. Su sporlarıyla uğraşanlar risk altındaki grubu oluşturur. Bu kişiler su geçirmeyen kulak tıkaçları kullanmalı, suya maruz kaldıktan sonra kulak kanalını doğru bir şekilde ve iyice kurulamalıdırlar. 4. Kulak kirini çıkartmaya çalışmayın. 5. Kulak ve kulak yolu derisine yönelik müdahaleden uzak durun. Kulak çubuğu veya parmağınızı kulak yoluna sokmayın. 6. Suyla temastan sonra kulaklarınızı havlu ile kurulayarak mümkün olduğu kadar kuru tutmaya çalışın. Başınızı ve kulak kepçelerinizi hareket ettirmeye çalışarak suyun dışarı akmasını sağlayın. 7. Sık tekrarlayan dış kulak yolu enfeksiyonu oluyorsa yüzme esnasında başlık kullanarak suyun kulaklarınıza kaçmasını engelleyin."
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Eda Arife Deniz, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
27 Haziran 2025 Cuma - 11:24 Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Eda Arife Deniz, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Eda Arife Deniz, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 1990 yılında Konya’da doğan Opr. Dr. Eda Arife Deniz, ilk ve ortaokul eğitimini İstanbul Özel Fatih Koleji’nde, lise eğitimini İstanbul Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Opr. Dr. Deniz, tıp eğitimini ise 2014 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Ekim 2014 - Aralık 2014 tarihleri arasında Konya Bozkır Devlet Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yaptı. Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını Ocak 2015 - Şubat 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladı. 2019 Nisan - 2020 Aralık tarihleri arasında İstanbul Beylikdüzü Devlet Hastanesi’nde, 2021 Ocak - 2025 Haziran tarihleri arasında ise Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yaptı. 2023 yılında İstanbul Vehbi Koç Vakfı Özel Amerikan Hastanesi’nde Üremeye Yardımcı Tedaviler Eğitimi’ni (ÜYTE) tamamlayarak Tüp Bebek Uzmanlığı Sertifikasını aldı. Evli ve bir çocuk annesi olan Opr. Dr. Eda Arife Deniz’in ilgi alanları: Gebelik takibi İnfertilite (Çocuk sahibi olamama) ve tüp bebek tedavileri. Jinekolojik hastalıklar (Miyom, kist vb.). Ürojinekolojik hastalıklar (İdrar kaçırma, rahim sarkması vb.) Polikistik Over Sendromu.
Uzmanlardan klima uyarısı
27 Haziran 2025 Cuma - 11:20 Uzmanlardan klima uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Demet Çetin, "Klima hastalığı" olarak bilinen rahatsızlıklara karşı vatandaşları uyarıyor. Dr. Çetin, yaz aylarında artan sıcaklarla birlikte klima kullanımının yaygınlaştığını, ancak serinlemek için başvurulan klimalar, bilinçsiz kullanıldığında ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açabildiğini söyledi. Klima hastalığı Dr. Çetin, "Klima kaynaklı üst solunum yolu enfeksiyonları; burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, hapşırma, halsizlik ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Özellikle ofisler, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve evlerde uzun süre klimalı ortamlarda kalan kişilerde bu belirtiler daha sık görülüyor" dedi. Dr. Demet Çetin, "Klimadan gelen soğuk hava, solunum yollarını kurutarak mikropların daha kolay yerleşmesine zemin hazırlar. Ayrıca kirli filtreler, bakterilerin ve virüslerin yayılmasına neden olabilir" diyerek klima bakımının önemine dikkat çekti. Kimler daha fazla risk altında Dr. Demet Çetin risk altında olan hastalarla ilgili açıklamalarda bulunarak, "Alerjik bünyeye sahip kişiler, astım ve KOAH hastaları, çocuklar ve yaşlı bireyler, bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler" şeklinde konuştu. Klima kullanımı için hayati öneriler Klima kullanımıyla ilgili önerilerde bulunan Dr. Demet Çetin, "Klimaları 22-24C arasında çalıştırın, ani sıcak-soğuk geçişlerinden kaçının, filtreleri ayda en az bir kez temizleyin, yaşam alanlarınızı sık sık havalandırın, bol su için ve bağışıklığınızı güçlendirecek besinler tüketin" ifadelerine yer verdi. Uzun süren soğuk algınlığı ciddiye alınmalı Uzm. Dr. Demet Çetin, "Yaz aylarında grip ya da soğuk algınlığı gibi görünen belirtiler ihmal edilmemeli. Özellikle uzun süren öksürük, halsizlik ve nefes darlığı gibi şikayetlerde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalı" uyarısında bulundu. Klima, doğru kullanıldığında hayat kalitesini artıran bir teknolojidir. Ancak yanlış ve bilinçsiz kullanım, yaz aylarında sağlığınızı tehlikeye atabilir.
SIBO beslenmesinde yapılan beş önemli hata
27 Haziran 2025 Cuma - 11:19 SIBO beslenmesinde yapılan beş önemli hata Diyetisyen Ruken Kuzu, ince bağırsaklarda çok fazla bakteri üremesi olarak özetlenen ve gaz, midede şişkinlik, ishal ya da kabızlık gibi şikayetlere yol açan, kısaca SIBO (Small İntestine Bacterial overgrowth) denilen hastalığın tedavisinde "lifsiz beslenme" diyetinin önemli bir yeri olduğunu söyledi. Ancak bu tanıyı almış hastaların SIBO beslenmesi ile zayıflama diyetini birbirine karıştırıp arada kaçamak yapılabileceğini düşündüklerini belirten Kuzu, "Bu, SIBO diyetinde yapılan 5 önemli hatadan biri. Bu bir beslenme tedavisidir ve sık yapılan kaçamaklar süreci başa döndürebilir. Ve tedavinin başarısız olmasına, sürecin uzamasına yol açar" dedi. Acıbadem Bayraklı Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı ve Fonksiyonel Tıp Uygulayıcısı Ruken Kuzu, kalın bağırsağa yerleşmesi gereken bakterilerin ince bağırsağa yerleşip çoğalmasının yol açtığı SIBO hastalığının belirtileri, tedavisi ve diyetinde yapılan hatalar konusunda bilgi verdi. SIBO’nun en önemli belirtilerinin karında gaz ve şişkinlik, kabızlık ya da ishal, yemekten sonra doluluk hissi, kilo verememe ya da kilo alamama olarak sıralandığını söyledi. SIBO’ya yol açan nedenler olarak bağırsak hareketlerinin yavaşlaması, bağışıklık sistemine sorunları, beslenme alışkanlıkları ile anatomik ve cerrahi faktörlerin gösterildiğini kaydeden Kuzu, "Az çiğnemek ve hızlı yemek yemek yeterince sindirilmemiş besinlerin mideye ve bağırsağa ulaşması bağırsak geçirgenliğini bozar ve SIBO’ya zemin hazırlar" diyerek bu tanıyı almış hastalara uygulanan beslenme tedavisinin önemine dikkat çekti. SIBO tedavisinde, altta yatan kök nedenin belirlenmesi ve bu nedenin tedavi edilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Kuzu, şöyle konuştu: "Örneğin, sindirim sistemi hastalıkları, bağırsak hareket bozuklukları veya bağışıklık sistemi problemleri gibi durumlar SIBO’ya katkıda bulunur ve bu durumların tedavisi, SIBO tedavisinin başarısını artırır. Uygun tedavi ile birlikte bakteri üremesinin azalması için düşük lifli sebzeler ve proteinden zengin besinlerin tercih edildiği Düşük FODMAP beslenme modeli uygulanır. FODMAP, insanların sindirmesi daha zor olan fermente edilebilir kısa zincirli karbonhidratlar adı verilen belirli bir karbonhidrat sınıfının kısaltmasıdır. SIBO hastalarında bu tür karbonhidratların sindirimi zorlaşmakta ve ishal, kabızlık, şişkinlik gibi semptomlara yol açabilmektedir. Özellikle çiğ sebzeler, kuru baklagiller (mercimek, kuru fasulye, nohut gibi), soğan, sarımsak, laktoz içeren süt ve süt ürünleri, yüksek lif içeren tahıllar ve şekerli gıdaların tüketimi hastalarda gaz ve şişkinliği arttırabilir. SIBO hastaları tavuk, kırmızı et, balık gibi protein grubunu, kinoa ve pirinç gibi düşük lif içeren tahılları, düşük fruktoz içeren çilek, nar, yaban mersini gibi meyveleri daha iyi tolere edebilir. Ancak herkesin bağırsak florası farklı olduğu için bireysel bir beslenme planı oluşturmak ve hangi gıdaların semptomları artırdığını belirlemek önemlidir. " Hatalar başa döndürür SIBO beslenme tedavisinin temelini "Lifsiz beslenme"nin oluşturduğunu, ancak bu tedaviyi gören hastalarının çeşitli hatalar yaptığını gözlemlediğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ruken Kuzu, "Maalesef kaçamak adı altında yapılan yanlışlar tedaviyi başa döndürüyor" diyerek, bu 5 önemli hatayı şöyle sıraladı: "SIBO beslenmesi yerine eliminasyon diyetinin yapılması hatalardan birincisidir. Eliminasyon diyetinde esas olan, besin duyarlılıkları içeren besinlerin geri çekilmesi, bu yolla bağırsak rehabilitasyonunun hedeflenmesidir. SIBO beslenmesinde ise esas olan besin duyarlılıklarından çok lifsiz beslenmektir. Aralıklı beslenmenin ve besinleri iyice çiğnemenin tam uygulanmaması bir diğer hata. SIBO beslenmesi ile zayıflama diyetinin birbirine karıştırılması, bu diyette arada kaçamak yapılabileceğinin düşünülmesi, gözlemlediğim bir başka hata. Oysa bu bir beslenme tedavisidir ve sık yapılan kaçamaklar süreci başa döndürebilir. Bir başka hata ise porsiyonların yavaş artırımına dikkat edilmemesi ve öğünlerle birlikte su tüketilmesi. 5. hata ise diyet bitiminde yavaşça günlük beslenme geçilmemesi, kontrolsüz biçimde tahıl, alkol ve şeker tüketilmesi."
Dirseğinde kırık ve bağ kopması olan hasta, başarılı operasyonla sağlığına kavuştu
27 Haziran 2025 Cuma - 11:15 Dirseğinde kırık ve bağ kopması olan hasta, başarılı operasyonla sağlığına kavuştu Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, nadir görülen ve tedavisi oldukça güç olan bir dirsek yaralanması, ortopedi uzmanları tarafından başarıyla tedavi edildi. Batman’da yaşayan Cevriye Erek, kolunun üzerine düşmesi sonucu dirseğinde ciddi bir kırık ve bağ kopması yaşadı. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran Erek’in yapılan muayene ve tetkiklerinde, dirsek eklemine yakın birden fazla kemik kırığı ve hem iç hem de dış yan bağlarda kopma olduğu tespit edildi. Ortopedi doktorları, bu tür bir yaralanmanın nadir görüldüğünü ve tedavisinin oldukça zor olduğunu belirtti. Hastanın ameliyatı, ortopedi uzmanları Op. Dr. Okan Ateş ve Op. Dr. Mustafa Altıntaş tarafından gerçekleştirildi. Dr. Ateş, hastanın dirsek bölgesinde hem kırık hem de iç ve dış yan bağlarda kopma mevcut olduğunu belirterek, "Bu tür kombinasyon yaralanmaları nadir görülür ve tek başına müdahale edilmesi zordur. Önce kırık kemik parçalarını titizlikle vida ile sabitledik, ardından kopan bağları onardık. En son olarak kolun hareket kabiliyetini koruyacak şekilde özel bir hareketli dış sabitleyici uyguladık. Bu sayede hem fonksiyonel iyileşme sağladık hem de ağrısız bir süreç geçirmesini hedefledik" dedi. Hasta Cevriye Erek ise, başarılı tedavi sonrası doktorlarına teşekkür ederek sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını ifade etti.
Prof. Dr. Aysun Bay: "Sektörel güç birliğiyle küresel hedeflere ilerliyoruz"
27 Haziran 2025 Cuma - 10:39 Prof. Dr. Aysun Bay: "Sektörel güç birliğiyle küresel hedeflere ilerliyoruz" Türkiye’nin sağlık turizminde küresel marka olma hedefi, 15 stratejik dernek ve 1000’e yakın akademik uzmanın yer aldığı Sağlık Turizmi Konfederasyonu çatısı altında güçleniyor. Türkiye’nin sağlık turizmi alanında küresel bir aktör olma yolundaki stratejik adımları, Sağlık Turizmi Konfederasyonu çatısı altında çok paydaşlı yapılarla güç kazanıyor. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye’nin sağlık turizmi vizyonuna dair önemli açıklamalarda bulundu. Konfederasyonun merkezinin Ankara Beştepe Malta Caddesi’nde bulunduğunu belirten Bay, sadece sağlık değil, hijyen, kalite, estetik, tarım ve çevre gibi pek çok alanda faaliyet gösteren güçlü derneklerin aynı çatı altında buluştuğunu söyledi. Konfederasyon bünyesinde yer alan 15 stratejik derneğin ortak akılla projeler yürüttüğünü kaydeden Bay, sağlık turizminin destekleyici tüm alanlarında sürdürülebilir ve entegre bir model geliştirdiklerini belirtti. Prof.Dr. Bay, Sağlık, hijyen, inovasyon, sigorta, estetik, robotik cerrahi, çevre, tekstil ve gıda gibi geniş bir yelpazeye yayılan bu yapıların, Türkiye’nin küresel sağlık markası olma hedefinde kilit rol oynadığını ifade etti. Sağlık Turizmi Konfederasyonu’na bağlı dernekler arasında Ankara Sağlık Turizmi Derneği, Estetik ve Kozmetoloji Derneği, İnovasyon ve Robotik Cerrahi Derneği, Çevre ve Ekolojik Uyum Derneği gibi farklı uzmanlık alanlarında faaliyet gösteren kurumlar yer alıyor. Ayrıca, Tarım ve Gıda Federasyonu, Sağlık Turizmi Federasyonu ve Avrupa Birliği Federasyonu gibi üstyapılar da Konfederasyon çatısında birleşmiş durumda. Yaklaşık bin akademik kurul üyesi ve çok sayıda sektörel eğitim, çalışma grubu ve uluslararası projeyle faaliyetlerine devam ettiklerini söyleyen Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye’nin sağlık alanında öncü olma hedefinin altını çizdi. Bay, yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bizlere çizdiği vizyon doğrultusunda, sağlık turizmini ülkemizin stratejik lokomotiflerinden biri haline getiriyoruz. 2025 yılı itibarıyla 3,5 milyar doları aşan bir gelir elde edilen bu alanda, önümüzdeki yıllarda 10 milyar dolarlık potansiyele ulaşacağımıza inanıyoruz. Sadece tedavi odaklı değil; eğitim, hijyen, sigorta, inovasyon ve teknoloji gibi alanlarda da entegre bir kalkınma modeliyle ilerliyoruz." Konfederasyonun, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere kamu-özel iş birlikleri, üniversiteler ve uluslararası kuruluşlarla imzalanan protokollerle Türkiye’nin sağlıkta küresel markalaşma sürecine liderlik etmeye devam ettiği bildirildi.
"Ekrana çok maruz kalıyorsanız 20-20-20 kuralını uygulayın"
27 Haziran 2025 Cuma - 10:07 "Ekrana çok maruz kalıyorsanız 20-20-20 kuralını uygulayın" Dijital cihazların kullanımındaki artışla ‘dijital göz yorgunluğu’ vakalarının da arttığını belirten Op. Dr. Belma Karini, ekran başında uzun süre kalanlara 20-20-20 kuralını uygulamaları tavsiyesinde bulundu. Karini, görme hijyeni konusuna da dikkat çekti. Gelişen teknolojiyle birlikte dijital cihazlar hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler ve televizyonlar derken günün büyük kısmı ekran karşısında geçiyor. Ancak bu yoğun ekran maruziyeti, "dijital göz yorgunluğu" adı verilen ve giderek daha fazla kişiyi etkileyen bir sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Op. Dr. Belma Karini, dijital göz yorgunluğu ve görme hijyeni konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ekran karşısında gözler alarm veriyor BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Karini, dijital göz yorgunluğunun, uzun süreli ekran kullanımına bağlı olarak gelişen; gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık, kaşıntı, sulanma, bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösteren bir sendrom olduğunu belirtti. Karini, bu rahatsızlığın sadece gözlerle sınırlı kalmayıp baş ağrısı, boyun ve sırt ağrısı gibi sistemik semptomlarla da kendini gösterebildiğini söyledi. Özellikle masa başında çalışan yetişkinler ve uzaktan eğitim alan çocuklarda bu sorunun ciddi boyutlara ulaştığını vurguladı. Op. Dr. Karini’ye dijital göz yorgunluğunun temelindeki üç önemli faktörü şöyle aktardı: "İlki, ergonomik olmayan oturuş biçimleri ve ekrana yanlış mesafeden bakmak gibi fiziksel hatalar. İkincisi, uzun süre yakın mesafeye odaklanmaktan kaynaklanan geçici görme sorunları. Üçüncüsü ise, ekran karşısında göz kırpma sıklığının azalması sonucu oluşan kuru göz tablosudur. Bu faktörler birleştiğinde, hem görsel hem de fiziksel rahatsızlıklar kaçınılmaz hale geliyor." Göz sağlığı için basit ama etkili önlemler Göz sağlığını korumak için uygulanabilecek basit yöntemler bulunduğunu ifade eden Dr. Karini, "Bunlardan en etkilisi, 20-20-20 kuralı olarak bilinen alışkanlık: Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 6 metre (20 feet) uzağa bakmak" diyerek bu alışkanlığın göz kaslarını rahatlattığını söyledi. Dr. Karini, "Özellikle ekranla yoğun çalışan bireylerin bu uygulamayı benimsemesi gerekmektedir. Ayrıca ekranın göz hizasının biraz altında konumlandırılması, ortam ışığının dengeli olması ve yansımaların azaltılması da göz yorgunluğunu önemli ölçüde azaltabilir" şeklinde konuştu. "Gözlük, beslenme ve uyku faktörleri önem taşıyor" Dijital ekran karşısında yansıma önleyici camlara sahip gözlüklerin kullanılması göz konforunu artırıyor. Kontakt lens kullanıcılarının ise nemlendirici göz damlalarıyla göz yüzeyini desteklemesi öneriliyor. Dr. Karini ayrıca, A ve E vitamini ile Omega-3 bakımından zengin besinlerin tüketilmesinin göz sağlığını olumlu etkilediğini ve düzenli, kaliteli uykunun ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Çocuklar daha fazla risk altında Dijital ekranlar sadece yetişkinleri değil, gelişme çağındaki çocukları da ciddi biçimde etkiliyor. Yapılan araştırmalar, 10-17 yaş arası çocukların yüzde 83’ünün günde 3 saatten fazla ekran başında vakit geçirdiğini gösteriyor. Dr. Karini, bu sürenin göz sağlığının yanı sıra miyopi gelişimi, dikkat dağınıklığı ve uyku bozuklukları gibi pek çok sorunu da beraberinde getirdiğini belirtti. Amerikan Pediatri Akademisi’nin ekran kullanım süreleriyle ilgili önerilerine dikkat çeken Dr. Karini, 0-2 yaş grubu için ekranın tamamen yasaklanması, 2-5 yaş arası çocuklar için ise günlük sürenin bir saati aşmaması gerektiğini vurguladı. "Gözleriniz için dijital alışkanlıklarınızı gözden geçirin" Dr. Karini, dijital ekranların artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yeni yaşam tarzının beraberinde getirdiği göz sağlığı risklerine karşı toplumun daha bilinçli olması gerektiğini söyledi. Karini, "Görme hijyenimizi koruyarak hem gözlerimizi hem de genel yaşam kalitemizi koruyabiliriz" sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.
Yunusemre’den bağımlılıkla mücadelede ilk adım
27 Haziran 2025 Cuma - 10:05 Yunusemre’den bağımlılıkla mücadelede ilk adım Yunusemre Belediyesi ile Manisa Yeşilay Danışmanlık Merkezi işbirliğinde, belediye personeline yönelik olarak düzenlenen bağımlılıkla mücadele seminerinde madde, tütün, alkol ve dijital bağımlılık konuları tüm yönleriyle ele alındı. Yunusemre Belediyesi Ana Hizmet Binası’ndaki toplantı salonunda gerçekleşen seminerde, bağımlılığın fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutları katılımcılarla paylaşıldı. Programa, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Emine Özge Arslan, Sağlık İşleri Müdürü Birsen Öcal ve Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şaver Yüksel de katıldı. Seminerde sunum yapan Sosyal Hizmetler Uzmanı Merve Ayhan, tütün ürünlerinin zararlarına dikkat çekerek, "Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yüksek oranda nikotin içermesi nedeniyle bağımlılık yapma potansiyeli yüksektir. Her yıl dünyada 8 milyon kişi sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor." dedi. Ayhan, sigara, nargile ve pipo kullanımının zamanla psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturduğunu ifade ederken, tütün ürünlerinde 4 binden fazla kimyasal madde bulunduğunu ve bunların ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını vurguladı. Teknoloji bağımlılığına da değinen Ayhan, dijital bağımlılığın da madde ve alkol bağımlılığıyla benzer bir döngüye sahip olduğuna dikkat çekti. Özellikle çocukların küçük yaşta ekranla tanışmasının uzun vadeli olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtti. Seminer sonunda katılımcılara broşürler dağıtılırken, bağımlılıkla mücadelede erken müdahale ve toplumsal farkındalığın önemi bir kez daha vurgulandı.
Medical Point’te gelişmiş teknoloji ile bel fıtığına etkili müdahale
27 Haziran 2025 Cuma - 10:05 Medical Point’te gelişmiş teknoloji ile bel fıtığına etkili müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, uzun süredir bel fıtığına bağlı bacak ve bel ağrısı yaşayan Mesut Güç’ü tam kapalı, endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. Sağ bacağında şiddetli ağrı ve çekilme hissi ile birlikte bel ağrısı şikayetleri yaşayan Mesut Güç, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durum nedeniyle hastaneye başvurdu. Yapılan muayene ve MR görüntülemeleri sonucunda bel fıtığı teşhisi konulan hastaya, endoskopik disk cerrahisi önerildi. Doç. Dr. Gökhan Gürkan, hastanın durumu ve uygulanan tedaviyle ilgili şu açıklamalarda bulundu: "Mesut Bey bize bel ve sağ bacağına yayılan şiddetli ağrılarla başvurdu. Özellikle bacakta çekilme hissi yaşam kalitesini oldukça düşürüyordu. MR görüntülemeleri sonucunda ciddi bir bel fıtığı tespit ettik. Kendisine, tam kapalı endoskopik yöntemle ameliyat önerdik.Bu yöntemle fıtık, yalnızca birkaç milimetrelik bir kesiden kamera eşliğinde çıkarılıyor ve hastalar çok hızlı toparlanıyor.Endoskopik disk cerrahisinin en önemli avantajlarından biri, kesi yerinin çok küçük olması ve hastaların çok kısa bir süre içinde günlük yaşantılarına dönebilmesidir. Mesut Bey de ameliyat sonrası aynı gün yürüyebildi ve bir gün sonra taburcu edildi. Şu anda hiçbir ağrısı kalmadı." Hastanın aynı zamanda bir anestezi asistanı hekimin babası olduğunu belirten Doç. Dr. Gürkan, sağlık camiasından gelen bu güvenin kendileri için ayrıca kıymetli olduğunu vurguladı. Ameliyat sonrası yaşadığı değişimi anlatan Mesut Güç ise, "Sağ bacağımdaki ağrı ve çekme hissi artık tamamen geçti. Gökhan Bey ve Ali Bey çok güzel bir ameliyat yaptı. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Hiçbir şikayetim kalmadı. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim." dedi. Doç. Dr. Gürkan, bel ve bacak ağrısı, uyuşma ya da yürüyüş bozukluğu gibi şikayetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir beyin ve sinir cerrahına başvurmaları gerektiğini belirterek, "Uygun hasta grubunda, kapalı bel fıtığı ameliyatı hem konforlu hem de güvenli bir çözümdür" mesajını verdi.