SAĞLIK
Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor 05 Mayıs 2026 Salı - 17:46:12 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:39 Batman’da sağlık çalışanları, sağlıklı yarınlar için yürüdü Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı kapsamında, Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ile Kozluk Devlet Hastanesi tarafından "Sağlık İçin Hareket Et Etkinliği" düzenlendi. Etkinlik kapsamında, sağlık çalışanlarının katılımıyla Kozluk Ayn Gebire Şelalesi’nde yaklaşık 2 saat süren doğa yürüyüşü düzenledi. Etkinlik boyunca katılımcılar, Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı çerçevesinde günlük 10 bin adımın önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan hemşire Kübra Belim, yürüyüşün kendisi üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, "Bugün güzel bir yürüyüş yaptım. Uzun zamandır yürümüyordum ancak bu yürüyüş beni adeta kendime getirdi, nefesimi açtı. Yaklaşık 2 saat sürdü. Bu nedenle yürürken bir karar verdim: Bundan sonra her gün en az yarım saat yürümeyi ve bunu düzenli hale getirmeyi düşünüyorum" dedi. Bir diğer katılımcı ebe Semanur Tilki ise etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanesi bünyesinde düzenlenen sağlıklı yaşam yürüyüşüne katıldık. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Çok güzel bir yürüyüştü, emeği geçen herkesin eline sağlık" ifadelerini kullandı. Sağlık memuru Metin Özmen, "Bugün Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanemizin organizesiyle güzel bir yürüyüş yaptık. Uzun süredir yağmurdan dolayı yürüyüş yapamıyorduk. Bundan sonra günde en az 10 bin adım olacak şekilde yürüyüşlerimizi devam ettirmeyi düşünüyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Yürüyüşe Batman İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Murat Solmaz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Selami Yunus Ertek, Batman Halk Sağlığı Başkanı Dr. Tahir Yarba, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Feyat Tunç, Kozluk İlçe Sağlık Müdürü ve Kozluk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Güneş ile çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:28 Dünya Astım Gününde kritik uyarı: "Astım kontrol altına alınabilir" Türk Toraks Derneği, düzenli tedavi ve doğru inhalerle astımın kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Astım hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen, nefes darlığı, hırıltı ve öksürükle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Doğru tanı ve uygun tedavi ile hastalık kontrol altına alınabiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkileyen astım, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Astım Günü kapsamında uzmanlar, astımın kontrol edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Sinan Bodur, Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneğinde bilgilendirici programlar ve etkinlikler yapıldığını söyledi. Bodur, "Astım, hava yollarında bulunan inflamatuar bir rahatsızlıktır. Hava yollarının inflame olması ile ödemlenmesi sonucu hava yollarında darlık meydana gelir. Bu da hastaların yaşam kalitesini bozmakta ve zaman zaman, özellikle kış mevsimlerinde araya giren enfeksiyonlarla ataklar geçirmesine neden olmaktadır. Astım atakları geçtiği zaman akciğer fonksiyonlarında kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Amacımız astım tanısı alan hastalarımızda tam kontrolü sağlamaktır. Bunun için kullandığımız bir takım inhaler ve tedaviler var. Bu inhaler ve tedavilerde solunum yolu mukozasının stabilizasyonunu uygun doz ve uygun tedavi ile sağlamaya çalışırız. Hastalarımızdan da istediğimiz, tedavilerimize uymaları ve özellikle ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalarıdır. Çünkü her bırakılan tedavi bir süre sonra yeni bir atakla ve daha üst basamak tedavilerle araya girmemize neden oluyor. Tekrar söylüyorum astım, hava yolunun duyarlılığıdır. Benzerlik kurulacak olursa, romatoid artritte etken eklemlere yönelerek eklemleri şişirir ve zaman içerisinde eklem disfonksiyonuna neden olur ise astım da aslında enflamatuar bir hastalıktır. Dolayısıyla yıllar içerisinde eğer kontrol edilmezse solunum yollarında kalıcı değişiklikler meydana gelir. Bu da solunum fonksiyonlarını geriletir. Belirtiler olarak da nefes darlığı, hırıltılı solunum, gece öksürükleri ve yaşam kalitesinin bozulması ön planda olmak üzere bu semptomlarla giden hastalar, örneğin sigara içiyorsa durumu sigaraya bağlayabiliyor ancak acil servislere atakla başvurabiliyor. Astım tedavisinin yapılmaması ne yazık ki bazı durumlarda ölüm riskini artırmaktadır. Dolayısıyla biz göğüs hastalıkları uzmanları olarak ve Türk Toraks Derneğinin önerileri doğrultusunda astımın tam kontrol edilebildiğini hastalarımıza söylemek istiyoruz. Düzenli ve etkin tedavi, eğer tedaviden fayda görülmüyorsa basamak artırma ve bazı durumlarda biyolojik tedaviler dediğimiz yeni gelişen ilaçları devreye sokarak alerji ve immünoloji klinikleriyle birlikte hastalarımızı tedavi ve takip ediyoruz. Astım temelinde alerjik ve immünolojik bir patoloji olduğu için genetik yatkınlığı da bulunmaktadır’’ dedi.
Kayseri’nin Acil Sağlık Hizmetleri Filosuna 3 yeni ambulans daha katıldı
07 Ağustos 2025 Perşembe - 13:22 Kayseri’nin Acil Sağlık Hizmetleri Filosuna 3 yeni ambulans daha katıldı Sağlık Bakanlığı tarafından Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü’ne tahsis edilen 3 yeni tam donanımlı ambulans; görev yapacakları istasyonlara teslim edilerek hizmete alındı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, ambulans sayısının 89’a ulaştığını kaydederek; "İlimizde sunulan hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin gücünü en üst seviyeye taşımak ve vatandaşlarımıza hızlı, yerinde ve etkin bir hizmet sunmak adına çalışmalarımız kesintisiz olarak devam etmektedir. Bu istikamette Sağlık Bakanlığı’mız tarafından ilimize kazandırılan 3 yeni tam donanımlı ambulans ile il genelindeki ambulans sayımız 89’a ulaşmıştır. Filomuzda ayrıca; 4 paletli ambulans, 1 obez ambulansı, 1 yenidoğan ambulansı ve 1 dört sedyeli ambulans da bulunmaktadır. Kayseri’de, biri helikopter ambulansın konuşlandığı Hava 38 İstasyonu olmak üzere toplam 60 acil sağlık hizmetleri istasyonumuz ve 844 sağlık personelimizle 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet sunmaktayız. 2025 yılının ilk 6 ayında 85 bin 799 vakaya hızlı ve etkin şekilde müdahale ederek vatandaşlarımızın yanında olduk. Güçlü altyapımız, modern araç filomuz ve özverili ekiplerimizle, acil sağlık hizmetlerinde her zaman vatandaşlarımızın yanındayız. Bu süreçte desteklerini esirgemeyen Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sahada büyük bir gayretle görev yapan tüm 112 personelimize şükranlarımı sunuyorum" dedi.
Sıcak hava ve yanlış klima kullanımı burun kanamasına yol açabiliyor
07 Ağustos 2025 Perşembe - 13:11 Sıcak hava ve yanlış klima kullanımı burun kanamasına yol açabiliyor Klimaların ortam havasını kurutarak solunan havanın da nem oranını düşürdüğünü dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Arslanhan, "Bu durum, burun mukozasının kurumasına ve yüzeysel damarların hassaslaşarak çatlamasına neden olabilir" dedi. Burun kanaması, özellikle yaz aylarında oldukça sık rastlanan ancak endişe verici gibi görünse de genellikle ciddi olmayan bir durum olduğu biliniyor. Burun içindeki kılcal damarlar oldukça hassas olduğu, sıcak hava, kuru ortam, burna darbe alınması, karıştırılması ya da tansiyon yükselmesi gibi nedenlerle kolayca kanayabildiği belirtildi. Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Arslanhan, burun kanamalarının yüzde 90’ının hafif seyirli olup genellikle kendiliğinden geçtiğini, yaklaşık yüzde 10’unun ise tansiyon yükselmesi gibi ciddi sorunların habercisi olabileceğine dikkat çekerek uyarı ve önerilerde bulundu. Genellikle kolay kontrol ediliyor Burun kanamalarının ‘ön burun kanaması’ ve ‘arka burun kanaması’ olarak ikiye ayrıldığını kaydeden Arslanhan, "Burnu besleyen damarların burun deliğine yaklaşık 1 santim uzakta olması sebebiyle, travma, bir cisim veya parmak sokulması, mukoza kuruluğu gibi lokal nedenlerle oluşan kanamalar ön burun kanamaları olarak tanımlanır. Genellikle daha hafif ve kolay kontrol altına alınabilen bu tür kanamalar, toplumda en sık görülen burun kanaması tipidir. Öte yandan, arka burun kanamaları ise burnun daha derin bölgelerindeki damarların çatlamasıyla ortaya çıkar ve genellikle ileri yaşlarda, yüksek tansiyon veya kafa içi tümörler gibi altta yatan sağlık sorunlarına bağlı olarak gelişir. Arka burun kanamaları daha şiddetli olabilir ve tıbbi müdahale gerektirebilir" dedi. Klima kullanımı olumsuz etkileyebilir Sıcak havalarda serinlemek için tercih edilen klimaların ortam havasını kurutarak solunan havanın da nem oranını düşürdüğüne dikkat çeken Dr. Arslanhan, "Bu durum, burun mukozasının kurumasına ve yüzeysel damarların hassaslaşarak çatlamasına neden olabilir. Sonuç olarak burun kanamaları meydana gelebilir. Bu tür sorunlarla karşılaşmamak için klimalar bilinçli kullanılmalı; bulunduğunuz ortam zaman zaman havalandırılmalı ve nem dengesi korunmalıdır. Özellikle klima kullanılan odalarda pencerenin bir miktar açık bırakılması, hava sirkülasyonu ve nem açısından fayda sağlar. Burun kanamasını önlemek amacıyla, burun içinde kuruluk hissedildiğinde nemlendirici burun damlaları kullanılabilir. Gün içinde yeterli miktarda su tüketmek de mukozanın nemli kalmasına yardımcı olur. Burun temizliği sırasında aşırı ve sert sümkürme hareketlerinden kaçınılmalıdır. Ayrıca, özellikle hipertansiyon hastalarının hava sıcaklığının yüksek olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında mümkünse dışarı çıkmamaları, burun kanaması riskini azaltmak açısından uygun olacaktır" diye konuştu. Dr. Arslanhan, burun kanamalarının endişe verici gibi görünse de çoğu olayda korkulacak bir durum bulunmadığını tedavisinin ise genellikle basit müdahaleler ile gerçekleştirildiğini söyledi. Arslanhan, böyle bir durumda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: "Sakin olun. Panik yapmak kanamanın artmasına neden olabilir.Başınızı öne doğru eğin. Bu, kanın boğaza akmasını ve mide bulantısını engeller.Burun kanatlarını parmaklarınızla sıkın. Her iki burun deliğini nazikçe bastırarak 5-10 dakika boyunca sıkın.Ağzınızdan nefes alın. Kanama durana kadar ağızdan nefes almaya devam edin.Soğuk uygulama yapın. Burnun üzerine veya enseye soğuk kompres koymak damarları büzerek kanamayı durdurmaya yardımcı olabilir.Kanama durduktan sonra burnunuzu temizlemeyin. Kan pıhtısını çıkarmak yeni bir kanamaya yol açabilir.Kanamanın 15-20 dakikadan fazla devam etmesi veya kanın ağızdan gelmesi halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun. Sürekli ya da tekrarlayan burun kanamaları altta yatan bir hastalığın habercisi olabilir."
Yaz sıcaklarında gebelere uyarı: Bol su için, hafif giysiler giyin ve serin saatlerde dışarı çıkın
07 Ağustos 2025 Perşembe - 12:52 Yaz sıcaklarında gebelere uyarı: Bol su için, hafif giysiler giyin ve serin saatlerde dışarı çıkın Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Şeyhmus Tunç, yaz aylarında artan sıcakların gebeler için zorlayıcı olabileceğini belirterek, bol su içmeleri, hafif giysiler giymeleri ve serin saatlerde dışarı çıkmaları tavsiyesinde bulundu. Doç. Dr. Şeyhmus Tunç, hamilelik döneminde sıcak havaların vücut ısısını daha fazla artırabileceğini belirterek, bunun da halsizlik, baş dönmesi, ödem ve hatta erken doğum gibi ciddi riskleri beraberinde getirebileceğini söyledi. Bu nedenle gebelerin özellikle günün sıcak saatlerinde dışarıya çıkmamaları ve yeterli sıvı tüketmelerinin büyük önem taşıdığını ifade eden Tunç, anne adaylarının sıcak havalarda dikkat etmesi gereken 6 temel öneriyi şöyle sıraladı: "Bol su için; günde en az 2-3 litre su tüketilmeli. Dehidrasyon riski erken doğumu tetikleyebilir. Pamuklu, hafif giysiler; açık renkli ve hava geçiren kıyafetler vücut ısısını dengede tutar. Serin saatlerde dışarı çıkın; özellikle 10.00-16.00 arasında dışarı çıkmaktan kaçınılmalı. Ayaklarınızı yüksekte tutun; ödemi azaltmak için ayaklar dinlenme esnasında yüksekte tutulmalı. Ilık duş ve ıslak havlu; ani ısı değişimlerinden kaçınılmalı, serinlemek için boyna ıslak havlu konulabilir. Tuz ve şekeri dengede tutun. Tuz ödemi, şeker ise susuzluğu artırabilir. Sulu meyveler öneriliyor." Dr. Tunç, aşırı halsizlik, kas krampları, nefes darlığı ve baş dönmesi gibi belirtilerin dikkate alınması ve böyle durumlarda mutlaka hekime başvurulması gerektiğinin altını çizdi.
Tunceli UMKE, kentin zorlu şartlarında görev başında
07 Ağustos 2025 Perşembe - 12:49 Tunceli UMKE, kentin zorlu şartlarında görev başında Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) Tunceli, kentin zorlu doğal şartlarına rağmen 7/24 görev yapıyor. Son zamanlarda turizmin canlanmasıyla artan vakalara diğer ilgili kurumlarla birlikte müdahale eden gönüllü sağlık çalışanlarından oluşan ekip, vatandaşlar tarafından da taktirle karşılanıyor. Tunceli İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, 4-10 Ağustos tarihleri arasında kutlanan "Ulusal UMKE Haftası" nedeniyle kentin zorlu şartlarında görev yapan UMKE personelini ziyaret ederek hem haftalarını kutladı hem de başarılarından ötürü tebrik etti. Kentte, doğal afetlerin yanı sıra dağda düşme, trafik kazaları ve sağlık tedbirlerine katılım sağlayan 76 UMKE gönüllüsü bulunduğunu dile getiren İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, "UMKE, Sağlık Bakanlığımızın koordinasyonunda kurulan afet ve olağanüstü durumlarda hızlı ve etkin sağlık hizmeti sunmayı amaçlayan, alanında eğitimli ve donanımlı profesyonel bir ekiptir. Sadece büyük afetlerde değil ulaşılması güç coğrafyalarda, toplu kazalarda, doğal felaketlerde görev alarak adeta yaşama umudu olmaktadır" dedi. Kentte görev yapan UMKE personelinin bir çok kritik olayda sergilediği üstün çaba ve başarılarla hem kendilerini hem de vatandaşların takdirini kazandığına vurgu yapan Dr. Duran, "Hazırlıklı olmak, eğitimli olmak ve koordineli hareket edebilmek bu ekibin en temel özelliklerindendir. Tüm bu başarıların temelinde gönüllülük ruhuyla harmanlanmış bir meslek ahlakı ve insan sevgisi yer almaktadır. Depremlerden sel felaketlerine, yangınlardan kazalara kadar birçok zorlu alanda zamanla yarışarak hayat kurtaran, insan sağlığını korumak için her şartta mücadele veren bir ekibin adıdır UMKE. UMKE, sadece bir arama-kurtarma ekibi değil aynı zamanda dayanışmanın, fedakarlığın ve kamu hizmetine adanmışlığın sembolüdür. Sahada ve eğitimde gösterdikleri gayretlerle her zaman göreve hazır olan tüm UMKE görevlilerimize yürekten teşekkür ediyorum. Bazı hikayelerin kahramana ihtiyacı yoktur. Bazı hikayeler başlı başlına bir kahramanlıktır" diye konuştu. Tunceli UMKE Sorumlusu Yoldaş Altaş, "İlimizin şartları gereği dağlık alanlarda gayret ve özverili şekilde çalışıp fedakarlık yapan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ve haftalarını kutluyorum" dedi. 5 yıldır UMKE gönüllüsü olarak çalışan Murat Demir, "Aslında 112’de paramedik olarak çalışıyorum. Dağlık alanda, depremde, heyelanda, sel felaketinde gruba gelen bir mesajla bu işe gönüllülükle çıkan arkadaşlarız. Bizim ekip 5 kişiden oluşuyor. İçinde teknik personel, uzman doktor, parademik, acil tıp teknisyeni ve hemşire bulunmakta" diye konuştu. Tunceli 112’de paramedik olarak çalışan Rojda Yerlikaya, 2 yıldan bu yana UMKE personeli olarak çalıştığını belirterek "UMKE’yi çok seviyorum. Çünkü insanların zorlu zamanlarında yanında olmak, onlara yardımcı olmak beni çok mutlu ediyor. UMKE haftamız kutlu olsun" dedi.
Epilepsi kontrol altına alınabilir: Düzenli rutin, tedavi başarısını artırıyor
07 Ağustos 2025 Perşembe - 12:27 Epilepsi kontrol altına alınabilir: Düzenli rutin, tedavi başarısını artırıyor Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Hatice Şap, epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için düzenli rutinlere dikkat etmesi gerektiğini belirterek, tetikleyici faktörlerden uzak durmanın tedavi sürecinde önemli rol oynadığını söyledi. Halk arasında ’sara hastalığı’ olarak da bilinen epilepsi, her yaşta görülebilen nörolojik bir rahatsızlık olup tekrar eden nöbetlerle karakterizedir. Uzm. Dr. Hatice Şap, doğru tanı, düzenli tedavi ve yaşam alışkanlıklarının hastalığın kontrolünde büyük önem taşıdığını vurguladı. Epilepsinin, beynin elektriksel aktivitesindeki geçici bozulmalar sonucu gelişen, nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hatice Şap, nöbetlerin; kasılmalar, istemsiz hareketler, bilinç kaybı ve duyusal değişikliklerle kendini gösterebileceğini belirterek, doğru tanı ve düzenli tedavi ile epilepsinin büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyledi. ’’Her yaşta görülebilir, çocuklarda daha sık rastlanır’’ Epilepsinin sadece genetik bir hastalık olmadığını vurgulayan Dr. Şap, "Epilepsi her zaman genetik geçişli olmayabilir. Ancak bazı ailelerde yatkınlık bulunabilir. Hastalığın ortaya çıkmasında doğumsal sorunlar, travmalar, felç, bazı enfeksiyonlar ve ilaçlar gibi çevresel faktörler de etkili olabilir" dedi. Epilepsinin yaşamın herhangi bir döneminde başlayabileceğine dikkat çeken Dr. Şap, sözlerine şöyle devam etti; "Epilepsi her yaşta görülebilir; ancak çocukluk ve gençlik döneminde daha sık rastlanır. Çocuklukta görülen nedenler arasında doğumsal yaralanmalar, hipoksi (yetersiz oksijen maruziyeti), ateşli hastalıklar, travmalar ve bazı sendromlar bulunur. Erişkinlerde ise beyin damar hastalıkları (felçler), multiple skleroz (MS), beyin ameliyatları, kafa travmaları, demans (bunama), bazı ilaçlar ve alkol kullanımı epilepsiyi tetikleyebilir. Ancak bazı durumlarda hastalığın nedeni belirlenemeyebilir." "Tetikleyicilerden uzak durmak tedaviye destek olur" Epilepsi hastalarının sağlıklı, üretken ve kaliteli bir yaşam sürmesinin mümkün olduğunu belirten Uzm. Dr. Hatice Şap, tedavi süreci hakkında şu bilgileri paylaştı: "Tedavi seçenekleri arasında antiepileptik ilaçlar ve dirençli epilepsi vakalarında cerrahi tedaviler yer almaktadır. Hastalığı tetikleyici faktörler göz ardı edilmemelidir. Uykusuzluk, açlık, stres ve ani ışık gibi durumlar nöbetleri tetikleyebilir. Hastaların bu konularda bilinçlenmesi ve yaşamlarını buna göre düzenlemeleri tedavinin başarısı açısından büyük önem taşır."
Sıcak havalarda diyabet hastalarına sıvı uyarısı
07 Ağustos 2025 Perşembe - 11:34 Sıcak havalarda diyabet hastalarına sıvı uyarısı Sıcak havaların şeker hastalarını olumsuz etkileyebileceğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, "Diyabetli olsanız da olmasanız da bu çok sıcak ve nemli yaz günlerinde, sıvı kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Diyabetiniz varsa, kan şekeri değerlerinin kontrol altında olmadığı durumlarda da su kaybı yaşanabilir. Sıvı kaybını önlemek için bol bol su, sade maden suyu, şekersiz buzlu çay ve limonata, kafeinsiz içecekler tüketilmelidir" dedi. Yaz aylarında sıcak artışı, özellikle şeker hastalığı (diyabet) gibi kronik rahatsızlıkları olan kişileri etkiliyor. Vücutta başta cilt olmak üzere, böbrekler, akciğerler vücut ısı dengesini düzenliyor. Nem artışı hissedilen sıcaklığı daha da artırıyor. Bu yüzden özellikle şeker hastalarının bazı konularda yazın biraz daha dikkatli olması gerekiyor. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, şeker hastalarına yaz mevsimi için önemli uyarılarda bulundu. "Yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli" Sıvı tüketimine dikkat edilmesini vurgulayan Doç. Dr. Ecemiş, "Diyabetli olsanız da olmasanız da bu çok sıcak ve nemli yaz günlerinde sıvı kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Diyabetiniz varsa, kan şekeri değerlerinin kontrol altında olmadığı durumlarda da su kaybı yaşanabilir. Sıvı kaybını önlemek için bol bol su, sade maden suyu, şekersiz buzlu çay ve limonata, kafeinsiz içecekler tüketilmelidir. Alkolden kesinlikle uzak durulmalıdır" şeklinde konuştu. "Güneş çarpması tehlikeli olabilir" Güneş çarpmasına karşı önlemler alınması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ecemiş, "Özellikle açık havada çalışıyorsanız veya egzersiz yapıyorsanız daha dikkatli olmalısınız. Diyabet veya kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişiler aşırı sıcağa daha duyarlıdır. Güneş çarpması durumunda baş dönmesi veya bayılma, aşırı terleme, kas krampları, nemli veya soğuk cilt, baş ağrısı, hızlı kalp atışı ve/veya bulantı olabilir. Eğer bu belirtilerden herhangi birini yaşıyorsanız, ilk olarak akla gelmesi gereken ve müdahale edilmesi gereken en önemli durum hipoglisemidir. Bu durumda bir an önce serin bir ortama geçerek öncelikle kan şekerinin yükseltilmesi için meyve suyu gibi şekerli gıda tüketilmelidir ve mutlaka tıbbi yardım alınmalıdır" dedi. "Serin bir yerde spor yapılmalı" Serin bir yerde spor yapılmasına dikkat çeken Doç. Dr. Ecemiş, "Örneğin, klimalı bir spor salonunda veya hava sıcaklığının daha makul olduğu sabah veya akşam saatlerinde egzersiz yapmalısınız. Diyabetiniz kontrol altındaysa ve komplikasyonlarınız yoksa diyabeti olmayan insanlar gibi hemen her türlü fiziksel aktiviteyi yapabilirsiniz. Fakat bu aktiviteler kan şekerinizi etkileyebilir. Diyabeti olan hastalarda özellikle diyabete bağlı komplikasyonlar varsa egzersiz çeşidi ve süresi ile ilgili mutlaka doktorlarına danışmaları gerekmektedir" açıklamasında bulundu. "Kan şekeri takibini ihmal etmeyin" Kan şekeri takibinin önemine değinen Doç. Dr. Ecemiş, "Diyabetik hastalarda özellikle yaz mevsiminde insülin kullananlarda günde en az 4 kez, oral antidiyabetik kullanıyorsanız günde en az 1 kez kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Kendinizi iyi hissetmiyorsanız daha da sık kontrol etmelisiniz. Sıcakların, kan şekeri değerlerinde dalgalanmaya neden olabileceğini unutmayın. Yanınızda bolca su ve atıştırmalık ve sağlıklı yiyecekler bulundurmaya özen gösterin. Kan şekeri ölçüm cihazı, stripleri ve insülini serin ve kuru yerde muhafaza edin. İnsülini aşırı sıcak veya aşırı soğuk yerlerde muhafaza etmeyin. İnsülini asla doğrudan güneş ışığı alan yerlerde, derin dondurucuda, arabada veya torpido gözünde muhafaza etmeyin. İnsülinlerinizi her zaman el bagajınızda saklayın. İnsülin kutusu açıldığında kullandığınız insülin dışındaki diğer insülinler dolap kapağında tutulmalıdır. Kullanamadığınız insülinleri oda sıcaklığında 21 güne kadar saklayabilirsiniz. Cebinizde veya çantanızda taşıyabilirsiniz" ifadelerini kullandı.
Hepatit D’ye karşı yerli tanı kiti geliştirildi
07 Ağustos 2025 Perşembe - 11:28 Hepatit D’ye karşı yerli tanı kiti geliştirildi Yakın Doğu Üniversitesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi iş birliği yaparak Hepatit Delta virüsünü erken evrede tespit edebilen ‘PCR tanı kiti’ geliştirdi. İş birliği ile geliştirilen ‘Hepatit D Virüs Real-Time PCR Tanı Kiti’, Hepatit Delta (HDV) virüsünün erken ve doğru şekilde saptanmasını sağlayarak bu alandaki tanı kiti eksikliğini gidermeyi hedefliyor. Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü (DESAM) ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi araştırmacılarının geliştirdiği bu yenilikçi tanı kiti, tanı süreçlerini hızlandırarak sağlık sistemi üzerinden büyük bir yükü alma potansiyeline sahip. Karaciğeri hedef alarak ciddi enfeksiyonlara yol açan Hepatit B virüsü (HBV), kan, cinsel temas ve anneden bebeğe doğum sırasında bulaşarak karaciğerde iltihaplanmaya neden oluyor. Akut enfeksiyonun yanı sıra bağışıklık sistemi virüsü tamamen temizleyemezse kronik hepatite de dönüşebiliyor. Bu durum ise siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi risklere zemin hazırlıyor. Hepatit D virüsü (HDV) ise tek başına enfeksiyon oluşturamaz; yalnızca HBV ile veya HBV taşıyıcısı bireylerde çoğalabilir. Hepatit D virüsünün varlığı, HBV enfeksiyonunun seyrini ağırlaştırır; daha hızlı ilerleyen karaciğer hasarı ve siroz riski ile ilişkilidir. Bu nedenle HBV ve HDV birlikte görüldüğünde, hastalık daha agresif seyreder. Karaciğerdeki enfeksiyonun hızlı bir şekilde kontrol altına alınabilmesi için ise erken tanı hayati öneme sahiptir. Enfeksiyon ilerlemeden tedaviye başlanması ise hastalığın yönetimi ve uygun tedavi planı için kritik bir rol oynar. Geliştirilen ‘Hepatit D Virüs Real-Time PCR Tanı Kiti’, halk sağlığını koruma açısından da bir rol oynayacak. Proje kapsamında geliştirilen moleküler tanı kitinin yanı sıra, elde edilen sonuçlar, uluslararası bilimsel yayınlarla bilim dünyası ile de paylaşıldı. "Bu başarı, üniversiteler arası iş birliğinin ve yerli biyoteknolojik üretimin ne denli önemli olduğunu gösteriyor" Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, geliştirilen tanı kitinin bilimsel ve toplumsal açıdan önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek "Hepatit D virüsüne yönelik yerli tanı kitimizin geliştirilmesi, üniversiteler arası iş birliğinin ve yerli biyoteknolojik üretimin önemini de ortaya koyuyor" dedi. COVID -19 sürecinden bu yana pek çok salgın hastalığın tespitine yönelik tanı kiti geliştirerek kullanıma hazır hale getirdiklerini de söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, "Sahip olduğu donanım ve nitelikli araştırmacıları ile DESAM Araştırma Enstitüsü Kit Üretim ve Genom Analiz Laboratuvarımız, SARS-Cov-2’nin yanı sıra Dang Humması, Chikungunya Virüsü, Maymun Çiçeği, FIP Virüsü ve Batı Nil Virüsü gibi pek çok hastalığı kısa sürede tanılayan PCR kitleri geliştirdi" şeklinde konuştu.
Robotik rehabilitasyon cihazı hastalara umut oluyor
07 Ağustos 2025 Perşembe - 11:21 Robotik rehabilitasyon cihazı hastalara umut oluyor Nörolojik, ortopedik veya çeşitli problemlere bağlı olarak yaşanan yürüme problemlerinde yürüme kabiliyetinin geliştirilmesi ve kazandırılması amacıyla uygulanan fiziksel tıp ve rehabilitasyon çalışmaları büyük önem taşıyor. Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastaların tedavisinde kullanılan ‘Robogait’ Robotik Rehabilitasyon Cihazı’nın önemli katkılar sunduğunu aktaran Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzm. Prof. Dr. Kadriye Banu Kuran, "Bir bebek nasıl emeklerken dikey konumla yürür hale geliyorsa aynı o şekilde başlıyoruz. Bu tür cihazlar sağ ve solla birlikte çalıştığı için öğrenmeyi kolaylaştırıyor, unutmayı engelliyor, çok yararlı. Hem ağrıların azalması hem hayata dönüş ve bağımsızlıklarının kazanılması açısından çok kazançlarımız olduğunu ve hastaların memnuniyetlerinin olduğunu görüyoruz" dedi. Nörolojik, ortopedik veya çeşitli problemlere bağlı olarak yaşanan yürüme problemlerinde yürüme kabiliyetinin geliştirilmesi ve yeniden kazandırılması amacıyla uygulanan fiziksel tıp ve rehabilitasyon çalışmaları büyük önem taşıyor. Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastaların tedavisinde kullanılan ‘Robogait’ Robotik Rehabilitasyon Cihazı’nın robot yardımlı yürüyüş rehabilitasyon sistemi olarak geliştirildiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Kadriye Banu Kuran da muayenelerde uygun bulunan hastaların tedavisine hızla başlandığını söyledi. Cihazın hastalarda etkisine yönelik bilgi veren Prof. Dr. Kuran, çok sayıda hastada önemli kazanımlar elde edildiğine dikkat çekti. Hasta ekrandan hareketlerini seyrediyor Öte yandan uzmanlar, cihaza yerleştirilen kişinin yürüyüşü sırasında karşısında yer alan ekranda gördüğü avatar ile bütünleşiyor olması ve avatarın hastanın hareketlerine göre yönlenmesinin görsel olarak da kişilere motivasyon sunduğunu aktarıyor. Bacakların kas kuvveti ve kontrolünde artış sağlanmasının yanı sıra tedavide temel yaklaşımın işlev görmeyen alt ekstremitelerin normal yürüyüş deseninde harekete geçirilmesi olarak ifade ediliyor. "Hala olanı ortaya çıkarmak açısından çok yararlı cihazlar" Cihazın yerli bir firma tarafından üretildiğini ifade eden Prof. Dr. Kadriye Banu Kuran, "Bir takım nörolojik hasarı olan hastalarda, vasküler nedenlerle inme geçiren, travmatik beyin hasarı, omurilik felci ve hareket bozukluğu olan insanlar multisikleroz, parkinson gibi hastalar ve kimi zaman da kalça ve diz protezli hastaların yürümeye yardımcı olması için kullandığımız robotik bir yürüme cihazı. Bu tür cihazlar sağ ve solla birlikte çalıştığı için öğrenmeyi kolaylaştırıyor ve unutmayı engelliyor. Bu cihazlar konvensiyonel rehabilitasyon yöntemlerinin yanı sıra motivasyonunu artırmak ve hastada hala olanı ortaya çıkarmak açısından bir potansiyeli artırmak konusunda çok yararlı cihazlar. Beyin damarlarında bir tıkanıklık olması halinde ilk hızlı ivme kazanan egzersizlerle beraber iyileşmeleri 3-6 ayda elde ediyoruz. Ünitemiz 30 yataklı, 10 tanesi nörolojik rehabilitasyona ayrılmış durumda. Hem geleneksel hem robotik rehabilitasyona almaya çalışıyoruz. Poliklinik kontrolüne gelen hastalarımız var, onlara da öneriyoruz, arzu ederlerse programlarımızdan yararlanıyorlar. Kişide kemik erimesi, ileri bası yarasının olması, bilişsel faaliyetlerin yapılan aktiviteyi algılama konusunda yeteri kadar iyi olmaması bunlar engel. Kilosu çok fazlaysa, boyu çok kısaysa; 1.40 cm’nin altındaysa bunlar hastanın cihaza uyumunu engelleyen şeyler" dedi. "Çok yavaştan ortalama bir yürüyüş hızına kadar artırabiliyoruz" Tedavi gören hastaların geri dönüşlere yönelik konuşan Prof. Dr. Kuran, "Hem ağrıların azalması hem hayat dönüş ve bağımsızlıklarının kazanılması, denge koordinasyonlarının olması, bir yürümede esas olan; resiprokal hareketler ve senkronizasyon açısından çok kazançlarımız olduğunu ve hastaların bu memnuniyetlerinin olduğunu görüyoruz. Tabi keşke olmasa koruyucu tıp her zaman en önemlisi. Çayırbaşı Kampüsümüzde pediatrik rehabilitasyon grubumuz da oluşacak. Tedavi süremiz yaklaşık 20-30 dakika en fazla, daha fazlasında hasta yoruluyor, hastalar günaşırı gelebiliyor. Her şeyden önce hastanın bir oturma dengesine kavuşmuş olması lazım. Bu cihazın harness dediğimiz bir korsesi var. Bu korse yukarıdaki askı sistemine asıldığı için hastanın yükünü alıyor. Örneğin; 70 kiloysanız neredeyse 40-50 kilogramlık bir yükle yürümeye başlıyorsunuz. Çok yavaş hızdan daha ortalama bir yürüyüş hızına kadar artırabiliyoruz, bu tamamen hastanın yürümesine bağlı. Bu harness ile yükünü aldığımız için ayakları hafiflemiş oluyor, dikleşmiş oluyor. Kollarını tutamaklara yasladığı için çok çok emniyetli oluyor. Düşme riskinin olmadığı, uyluk ve baldırlarına bir aparat giydirilerek bunların da eklem hareket açıklıkları ayarlanıyor" şeklinde konuştu. "Hareket etme korkusu olabiliyor, bize her zaman ulaşabilirler" "Hastayı öncelikle pasif, daha sonra kendi katılımı sonra da aktif yürüyebildiği bir duruma getiriyoruz" diyerek sözlerini sürdüren Prof. Dr. Kuran, "Burada gördüğümüz avatar onu orman içinde, dağlarda, göl kıyısında kendi hızına uygun bir şekilde yürütüyor. O, hem hastanın görsel olarak takip ettiği bir şey hem benzemeye çalıştığı bir durum. İsteriz ki; üst ekstremite, eller için de olsun bu robotlar çünkü genel olarak beynimizdeki temsiliyet anlamında ayaklarımız çok daha çabuk iyileşebiliyor. Hareket etme korkusu olabiliyor ama bize her zaman ulaşabilirler. Rehabilitasyon gerçekten önemli bir konu, devletimizin bu konudaki duyarlılığına gerçekten teşekkür ediyoruz. Tam anlamıyla bir bebek nasıl emeklerken dikey konumla yürür hale geliyorsa biz aynı o şekilde başlıyoruz. 50-60 kişilik bir ekibiz, farklı kampüslerde farklı tedavi ünitelerinde çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.