SAĞLIK
Yazın tatsız sürprizi: "Yüzücü kulağı enfeksiyonları" 05 Mayıs 2026 Salı - 11:34:34 Memorial Bodrum Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Tekin Ersoy, yaz döneminde artış gösteren dış kulak yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirterek, özellikle sık suyla temas eden bireylerin risk altında olduğunu ifade etti. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte deniz, havuz ve su aktiviteleri günlük yaşamda daha fazla yer alırken, artan sıcaklık ve nem bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Bu risklerin başında ise dış kulak yolu enfeksiyonları geliyor. Uzmanlara göre "yüzücü kulağı" olarak bilinen otitis eksterna; dış kulak yolunun iltihaplanmasıyla ortaya çıkan ve genellikle bakteriyel ya da mantar kaynaklı gelişen bir enfeksiyon türü olarak öne çıkıyor. Kulak kepçesinden kulak zarına kadar uzanan dar kanal yapısının nemli kalması, mikroorganizmaların çoğalması için uygun ortam oluşturuyor. Yaz aylarında sık yüzme, kulakta suyun hapsolmasına neden olarak enfeksiyon riskini artırıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Tekin Ersoy, yaz döneminde artış gösteren dış kulak yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirterek, özellikle sık suyla temas eden bireylerin risk altında olduğunu açıkladı. Belirtiler ilk başta masum görünebilir Dr. Ersoy, hastalığın ilk belirtilerinin genellikle kulakta kaşıntı ve hafif rahatsızlık hissiyle başladığını aktararak, "İlerleyen süreçte şiddetli ağrı, kulakta dolgunluk hissi, akıntı ve işitme kaybı gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Özellikle kulak önündeki kıkırdağa basıldığında hissedilen ağrı, hastalığın en belirgin işaretleri arasında yer alıyor. Tedavi edilmediği durumlarda enfeksiyon çevre dokulara yayılabiliyor. Risk faktörleri arasında; kirli veya klor dengesi bozulmuş havuzlarda yüzmek, dar kulak kanalı yapısı, kulak içi kulaklık ve işitme cihazlarının hijyenine dikkat edilmemesi, aşırı temizlik alışkanlıkları ve kozmetik ürünlerin kulak içine kaçması yer alıyor. Yaz aylarında bu faktörlerin bir araya gelmesi enfeksiyon riskini artırıyor. Genellikle doğru tedaviyle belirtiler birkaç gün içinde hafiflerken, tam iyileşme süreci 7 ila 10 gün arasında tamamlanıyor. Uzmanlar, semptomlar azalsa bile tedavinin yarım bırakılmaması gerektiğini vurguluyor" dedi. Hastalıktan korunma yolları hakkında da bilgi aktaran Dr. Ersoy, "Yüzme veya banyo sonrası kulakların nazikçe kurulanması, kulak içine pamuklu çubuk ya da yabancı cisim sokulmaması, uzun süre suda kalınacaksa su geçirmez silikon kulak tıkacı kullanılması öneriliyor. Ayrıca hijyenik ve klor dengesi uygun havuzların tercih edilmesi, kulak içi kulaklık ve işitme cihazlarının düzenli temizlenmesi, kozmetik ürünlerin kulak içine kaçmasının önlenmesi gerektiği belirtiliyor. Kulakta dolgunluk, kaşıntı veya ağrı hissedilmesi durumunda erken dönemde doktora başvurulmasını ve daha önce enfeksiyon geçirenlerin yüzme sonrası koruyucu damla kullanımı için hekime danışmasını öneriyor"
05 Mayıs 2026 Salı - 11:32 Uzmanı uyardı: "Astımda erken tanı önemli" Astımın hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkisiyle gelişebileceğine dikkat çeken Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin, çocukluk dönemindeki gıda alerjilerinin ilerleyen yıllarda solunum yolu hassasiyetlerine dönüşebileceğini belirterek, astımda erken tanının önemine vurgu yaptı. 5 Mayıs ’Dünya Astım Günü’ olarak biliniyor. Dünya genelinde hastalığa dikkat çekmek amacıyla çeşitli farkındalık çalışmaları yapılıyor. Astım ise hava yolu hiperreaktivitesi ve inflamasyonu ile karakterize bir hastalık olarak bilinirken, yalnızca genetik değil çevresel faktörlerin de etkili olduğu bir klinik tablo olarak öne çıkıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin, özellikle çocukluk çağında tanı koymanın her zaman kolay olmadığı belirterek, ergenlik döneminde hormonların etkisiyle vakaların önemli bir kısmının normale dönebildiği ifade etti. Şahin, astımın erken yaşlarda tanısının her zaman kolay olmadığını söyleyerek, "Bahar ayları başta olmak üzere mevsim geçişlerinde polenler, ev tozu akarları ve hayvan tüyleri astımı tetikleyebiliyor. Bu dönemlerde burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve gözlerde yaşarma gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Alerjik astımı olan çocuklarda ise hava yollarında daralma sonucu ataklar görülebiliyor" ifadelerini kullandı. "Nedensel olarak değişebiliyor" Özlem Naciye Şahin, astımın dönemsel olarak seyrinin değişebileceğini ve deri testi tekrarının birkaç yıl içinde tekrarlanabileceğini söyleyerek, "Astım, özellikle hava yolu hiperreaktivitesi ve inflamasyonu ile karakterize bir hastalık. Tamamen genetik değil. Çevresel özelliklerin de hakim olduğu, sebeplerine dayandığı bir klinik durum. Bu tablonun özellikle biz belli bir yaştan önce tanı koyamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla astım tanısını özellikle çok da kolay koymak istemiyoruz. Üstelik ergenlikle birlikte, ergenlik hormonlarının etkisiyle bu olguların da yüzde 80’i eski normallerine dönüyor. Yani tamamen geçiyor. Astım kendi klinik seyrini dönem dönem değiştirebiliyor. Astım belirtileri klinik prezentasyonu ve astıma sebep olan alerjenler de nedensel olarak değişebiliyor. Çocuklarımızda gıda alerjilerinde, alerjik enterokolitlerde yani bebeğin doğumdan itibaren anne sütü içerisindeki birtakım proteinlere alerji nedeniyle ortaya çıkan bu klinik tabloda, yeni doğanla başlayan bu semptomlar için özellikle 6. aydan itibaren deri prick testleri öneriyoruz" dedi. "Alerji testlerini yapmak son derece önemli" Şahin, astımı mevsim geçişlerinin de etkilediğini belirterek, "Keza bebeklikteki gıda alerjileri ileriki dönemde hava yolu alerjilerine dönüşüyor. Özellikle 3 yaş, yani oyun çocuğu döneminden itibaren, kreşe gittiği dönemlerde bunun önceki gıda alerjisi tablosunun hava yolu alerjisi ve hava yolu reaktivitesine dönmesini bekliyoruz. Dolayısıyla erken dönem gıda alerjilerini anlamak, ileride hava yolu ve alerjen maruziyetleri açısından çocuk tanısının konulabilmesi için son derece önemli. Annelerimizin alerji hikâyelerini de çok önemsiyoruz. Özellikle bahar dönemleri, yani polen mevsimi sonbahar ve ilkbahar gibi mevsimsel alerjenlerin yoğun olduğu dönemler ya da yıl boyu süren alerjiler, örneğin ev tozu akarları veya kedi-köpek tüyü alerjisi, bu tabloyu tetikleyebiliyor. Mevsim geçişleri, okulların açılması gibi dönemlerde bu durumlar daha belirgin hâle geliyor. Bu dönemlerde burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, hapşırık, öksürük ve gözlerde yaşarma, alerjik astım varsa hava yolu reaktivitesi, yani hava yollarının düz kaslarının kasılması, ödemlenmesi ve sekresyonların lümende birikmesiyle astmatik ataklar ortaya çıkabiliyor. Alerjenler bilinmiyorsa alerji testleri yapmak son derece önemlidir" diye konuştu.
05 Mayıs 2026 Salı - 11:30 Bu virüs meme kanserinin yayılmasını yavaşlatıyor Yapılan çalışmalar solunum yolu enfeksiyonuna sebep olan Respiratuar Sinsityal Virüsünün (RSV) kanser hücrelerinin yayılmasına karşı kalkan görevi görebileceğini ortaya koydu. Bu gelişmeyi değerlendiren Prof. Dr. Uğur Coşkun, gelişmenin önemli olduğunu ancak verilerin direkt tedavi için yeterli olmadığını söyledi. ABD’de Proceedings of the National Academy of Sciences’ta gerçekleştirilen bir çalışmada hafif soğuk algınlığı ve ateş benzeri semptomlardan şiddetli zatürre ve bronşite kadar değişen hastalıklara neden olabilen Respiratuar Sinsityal Virüsünün (RSV) kanser hücrelerinin yayılmasına karşı kalkan görevi görebileceğini ortaya koydu. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, gerçekleştirilen bu çalışmaya dair değerlendirmede bulunarak şu ifadeleri kullandı: "Yakın zamanda yapılan bir çalışma, solunum yolu enfeksiyonunun kanser hücrelerinin yayılmasına karşı bir kalkan görevi görebileceğini ortaya koymuştur. ABD’de Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayımlanan bu çalışma, bağışıklık sisteminin virüslere karşı verdiği tepkinin kanser hücreleri üzerinde de etkili olabileceğini gösteriyor. Fare modeli yardımıyla araştırılan bu çalışmada araştırmacılar, önce fareleri RSV’ye maruz bıraktı ve bir gün sonra farelere meme kanseri hücreleri enjekte etti. Sonrasında sağlıklı kontrol grubu fareleriyle karşılaştırdılar. Daha sonra her iki gruba da meme kanserli hücreler enjekte edilerek metastaz durumunu gözlemlediler. Araştırmadaki en çarpıcı bulgu şu: RSV’li farelerde kanser hücrelerinin akciğere tutunması ve çoğalması zorlaştı ve bunun sonucunda daha az metastatik tümör oluştu. Özellikle akciğerleri etkileyen viral enfeksiyonlar sırasında vücut "tip I interferon" adı verilen savunma proteinleri üretir. Bu proteinler normalde virüslerle savaşmak için görev yaparken, aynı zamanda kanser hücrelerinin akciğerde tutunmasını ve çoğalmasını zorlaştırıyor. Çalışmada bulunan bir diğer önemli mekanizma da, interferonların vücutta Galectin-9 adlı proteini artırması ve bu proteinlerin de kanser hücrelerinin akciğere yerleşmesini engellemesidir." Çalışmanın önemli bulguları olduğuna dikkat çeken Uğur Coşkun "Bu bulgular, viral enfeksiyonların ve tip I interferonların akciğer ortamını kanserin yerleşmesini engelleyecek şekilde yeniden şekillendirebileceğini ve bunun yeni anti-metastatik tedaviler geliştirilirken kullanılabileceğini göstermektedir. Çalışmadan elde edilen veriler tıp dünyası için önemli, ancak bu verileri direkt olarak tedavi amaçlı uygulamak şu an için mümkün görünmemekte. Öncelikle daha fazla insan üzerinde çalışma yapılması ve enfeksiyon mekanizmalarının daha ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir" dedi.
05 Mayıs 2026 Salı - 11:12 Uzmanı uyardı: "Astımda erken tanı önemli" Astımın hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkisiyle gelişebileceğine dikkat çeken Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin, çocukluk dönemindeki gıda alerjilerinin ilerleyen yıllarda solunum yolu hassasiyetlerine dönüşebileceğini belirterek, astımda erken tanının önemine vurgu yaptı. 5 Mayıs ‘Dünya Astım Günü’ olarak biliniyor. Dünya genelinde hastalığa dikkat çekmek amacıyla çeşitli farkındalık çalışmaları yapılıyor. Astım ise hava yolu hiperreaktivitesi ve inflamasyonu ile karakterize bir hastalık olarak bilinirken, yalnızca genetik değil çevresel faktörlerin de etkili olduğu bir klinik tablo olarak öne çıkıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Naciye Şahin, özellikle çocukluk çağında tanı koymanın her zaman kolay olmadığı belirterek, ergenlik döneminde hormonların etkisiyle vakaların önemli bir kısmının normale dönebildiği ifade etti. Şahin, astımın erken yaşlarda tanısının her zaman kolay olmadığını söyleyerek, "Bahar ayları başta olmak üzere mevsim geçişlerinde polenler, ev tozu akarları ve hayvan tüyleri astımı tetikleyebiliyor. Bu dönemlerde burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve gözlerde yaşarma gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Alerjik astımı olan çocuklarda ise hava yollarında daralma sonucu ataklar görülebiliyor" ifadelerini kullandı. "Nedensel olarak değişebiliyor" Özlem Naciye Şahin, astımın dönemsel olarak seyrinin değişebileceğini ve deri testi tekrarının birkaç yıl içinde tekrarlanabileceğini söyleyerek, "Astım, özellikle hava yolu hiperreaktivitesi ve inflamasyonu ile karakterize bir hastalık. Tamamen genetik değil. Çevresel özelliklerin de hakim olduğu, sebeplerine dayandığı bir klinik durum. Bu tablonun özellikle biz belli bir yaştan önce tanı koyamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla astım tanısını özellikle çok da kolay koymak istemiyoruz. Üstelik ergenlikle birlikte, ergenlik hormonlarının etkisiyle bu olguların da yüzde 80’i eski normallerine dönüyor. Yani tamamen geçiyor. Astım kendi klinik seyrini dönem dönem değiştirebiliyor. Astım belirtileri klinik prezentasyonu ve astıma sebep olan alerjenler de nedensel olarak değişebiliyor. Çocuklarımızda gıda alerjilerinde, alerjik enterokolitlerde yani bebeğin doğumdan itibaren anne sütü içerisindeki birtakım proteinlere alerji nedeniyle ortaya çıkan bu klinik tabloda, yeni doğanla başlayan bu semptomlar için özellikle 6. aydan itibaren deri prick testleri öneriyoruz" dedi. "Alerji testlerini yapmak son derece önemli" Şahin, astımı mevsim geçişlerinin de etkilediğini belirterek, "Keza bebeklikteki gıda alerjileri ileriki dönemde hava yolu alerjilerine dönüşüyor. Özellikle 3 yaş, yani oyun çocuğu döneminden itibaren, kreşe gittiği dönemlerde bunun önceki gıda alerjisi tablosunun hava yolu alerjisi ve hava yolu reaktivitesine dönmesini bekliyoruz. Dolayısıyla erken dönem gıda alerjilerini anlamak, ileride hava yolu ve alerjen maruziyetleri açısından çocuk tanısının konulabilmesi için son derece önemli. Annelerimizin alerji hikâyelerini de çok önemsiyoruz. Özellikle bahar dönemleri, yani polen mevsimi sonbahar ve ilkbahar gibi mevsimsel alerjenlerin yoğun olduğu dönemler ya da yıl boyu süren alerjiler, örneğin ev tozu akarları veya kedi-köpek tüyü alerjisi, bu tabloyu tetikleyebiliyor. Mevsim geçişleri, okulların açılması gibi dönemlerde bu durumlar daha belirgin hâle geliyor. Bu dönemlerde burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, hapşırık, öksürük ve gözlerde yaşarma, alerjik astım varsa hava yolu reaktivitesi, yani hava yollarının düz kaslarının kasılması, ödemlenmesi ve sekresyonların lümende birikmesiyle astmatik ataklar ortaya çıkabiliyor. Alerjenler bilinmiyorsa alerji testleri yapmak son derece önemlidir" diye konuştu.
Iğdır’da bir yaş pasta zehirlenmesi vakası daha: 7 kişi hastanelik oldu
08 Ağustos 2025 Cuma - 14:10 Iğdır’da bir yaş pasta zehirlenmesi vakası daha: 7 kişi hastanelik oldu Iğdır’da iki hafta önce yaşanan yaş pasta kaynaklı gıda zehirlenmesi olayının ardından benzer bir vaka daha yaşandı. Iğdır’da iki hafta önce aynı işletmeden pasta aldıktan sonra mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle Iğdır Devlet Hastanesi’ne başvuran 40’ı çocuk, 39’u yetişkin toplamda 79 kişi gıda zehirlenmesi yaşadı. Iğdır’da iki hafta önce yaşanan yaş pasta kaynaklı gıda zehirlenmesi olayının ardından benzer bir vaka daha yaşandı. Edinilen bilgilere göre, bu kez farklı bir pastaneden alınan yaş pastayı tüketen 7 kişi, mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle Iğdır Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Rahatsızlanan vatandaşlar, acil serviste tedavi altına alındı. Hastanede yapılan ilk tetkikler sonucu gıda zehirlenmesi tanısı konuldu. Zehirlenen kişilerden 4’ü ayakta tedavi edilerek taburcu edilirken, 3 kişinin sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve hastanedeki tedavilerinin üçüncü gününde sürdüğü öğrenildi. Yediği pastadan dolayı zehirlenen ve küçük çocuğu olan Zeynep Özdemir; "Ben Pazartesi günü gassalık kursundan çıktıktan sonra arkadaşım ve çocuklar ile 12.30 gibi biz pastaneye gittik. Biz oraya gittikten sonra her birimiz bize dilim pasta aldık. Çocuklarım biraz yedikten sonra ben de yedim tabi. Biz eve gidince işte saat gece 24:00 gibi hafif rahatsızlanmaya başladım. Saat gece üç, üç buçuk gibi fenalaşmaya başlayınca, sabaha doğru kimse olmayınca çocuklarımı evde bırakıp hastaneye geldim. Hastanede ilk teşhis olarak salgından hastalandığım düşünülerek herhangi bir şey yapılmadı. Emzirme durumunum nedeniyle sadece serum verilerek beni eve gönderdiler. Gönderdikten sonra işte saat yedi gibi gelince tekrar eve gittim. Saat 12 gibi yine rahatsızlandım. Hastaneden yine emzirme durumumdan dolayı ve salgın düşünülerek geri gönderildim. Ondan sonra arkadaşım beni aradı. Zeynep dedi, sen pasta yediğin halde kötü oldun mu, hasta mısın? Bende evet deyince bana neden beni aramadın, dedi. Ben hasta olduğum için arayamadım. biz şu an hastanedeyiz" dedi. Arkadaşım öyle deyince bende tekrar hastaneye gittim. Doktora zehirlendiğimi söyledim. Benden ilk 2 gidişte tahlil alınmamıştı. 3.sefer benden tahlil alındı. Tahlil sonuçlarımdan zehirlendiğim anlaşıldı. Beni daha sonra yatırdılar. Üç gündür burada hastanede tedavi görüyorum. Serum ve antibiyotik ile kanım temizleniyor. Kanım zehirlenmişti. Nabzım, ateşim vardı. Tansiyonum çok düşmüştü. Ateşim yükseldiğinde dolayı sürekli tedavi almak için şu an yatırılmış durumdayım. Ben bu durumdan şikayetçiyim" dedi. Zehirlendiğini öğrendikten sonra İl Tarım Müdürlüğünü arayarak pastaneden şikayetçi olduğunu söyleyen Özdemir daha sonra müdürlüğün kendisine kimsenin aramadığını söylediğini belirterek; "Ben kendim Tarım İl Müdürlüğünü arayarak Sevgi Pastanesinden şikayetçi olduğumu söyledim. Daha sonra bu olay çıkınca İl Tarım Müdürlüğü bize benim aramamın olmadığını söylediler. Şu an telefon arama kaydımda onları aradığıma dair kayıt var. Bu numara çünkü oraya ait. Nasıl aramadığımı söylüyorlar. Bu numara işte onlara ait. Bu olayın üzerini kapatsın istemiyorum. Ben bu durumdan şikayetçiyim. Benim çocuklarım ben ve arkadaşların perişan olduğu halde bu olayı kapatıyorlar" dedi. Iğdır’da benzer bir zehirlenmenin önceki haftalarda olduğu halde düzenli denetim yapılmadığı için kendilerinin bu durumda olduğunu dile getiren Özdemir; " Bundan 2-3 hafta önce haberlerde ve sosyal medyada Köşem Pastanesinde bir zehirlenme olduğunu gördüm. Bu zehirlenmeler olduğu halde neden denetimler iyice yapılmıyor. Tekrar bu durumlar yaşanıyor, insan hayatı bu kadar mı ucuz. Ben Iğdır İl Tarım Müdürlüğüne, Iğdır Valiliğine, Iğdır Belediyesine sesleniyorum. Gerçekten bir şeyler yapsınlar. Bu kadar pastane var. Yaz sıcaklığında 3 hafta pastalar bekletiliyor. Bunlar neden imha edilmiyor. Hijyen olsaydı biz bu durumda olmazdık. Kimse sessiz olmasın sizlerde bizim durumumuza düşebilirsiniz" dedi. Iğdır’da iki hafta önce yaşanan zehirlenme vakasında resmi sonuçlara göre 79 kişi zehirlenişti. Zehirlenme olayından sonra pastaların alındığı yer işlemeye devam ettiği halde alınan tahlil sonuçları ile ilgili kamuoyuna herhangi resmi kurumdan açıklama yapılmadı. (SY-NK)
Dr. Mert Müslehiddinoğlu: "Anne sütü en kıymetli besinimizdir"
08 Ağustos 2025 Cuma - 13:28 Dr. Mert Müslehiddinoğlu: "Anne sütü en kıymetli besinimizdir" Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mert Müslehiddinoğlu; 1-7 Ağustos Emzirme Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, anne sütünün bebek sağlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Anne sütünün dünyadaki en değerli, en doğal ve bebek gelişimine en fazla katkı sağlayan besin olduğunu vurgulayan Dr. Müslehiddinoğlu, "Anne sütü hala bizim en kıymetli besinimizdir. ‘Altın Bebek Dostu Hastane’ unvanına sahip hastanemizde doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında hem anne hem de bebeklerimiz için gerekli eğitim ve teşvikler sağlanmaktadır. Unutmayın ki en değerli besin maddesi anne sütüdür" dedi. Dr. Müslehiddinoğlu, anne sütünün doğumdan hemen sonra gelen ve antikor bakımından çok zengin olan ilk süt ile bebeğin ilk aşısı niteliğinde olduğunu belirtti. Anne sütünün enfeksiyonlara, özellikle solunum yolu, mide ve bağırsak hastalıklarına karşı koruyucu etkisine dikkat çeken Müslehiddinoğlu, içerdiği özel yağ asitleri sayesinde beyin gelişimini desteklediğini ifade etti. Emme refleksinin çene kaslarını çalıştırarak ağız ve diş gelişimine katkı sağladığını aktaran Müslehiddinoğlu, anne sütüyle beslenen bebeklerde ilerleyen yıllarda obezite ve diyabet riskinin daha düşük olduğuna vurgu yaparak anne sütünün hem fiziksel hem de zihinsel gelişim açısından vazgeçilmez olduğunu söyleyerek tüm annelere bebeklerini emzirmeleri konusunda çağrıda bulundu.
Dr. Mert Müslehiddinoğlu: "Anne sütü en kıymetli besinimizdir"
08 Ağustos 2025 Cuma - 13:14 Dr. Mert Müslehiddinoğlu: "Anne sütü en kıymetli besinimizdir" Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mert Müslehiddinoğlu; 1-7 Ağustos Emzirme Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, anne sütünün bebek sağlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Anne sütünün dünyadaki en değerli, en doğal ve bebek gelişimine en fazla katkı sağlayan besin olduğunu vurgulayan Dr. Müslehiddinoğlu; "Anne sütü hala bizim en kıymetli besinimizdir. ‘Altın Bebek Dostu Hastane’ unvanına sahip hastanemizde doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında hem anne hem de bebeklerimiz için gerekli eğitim ve teşvikler sağlanmaktadır. Unutmayın ki, en değerli besin maddesi anne sütüdür" dedi. Dr. Müslehiddinoğlu; anne sütünün doğumdan hemen sonra gelen ve antikor bakımından çok zengin olan ilk süt ile bebeğin ilk aşısı niteliğinde olduğunu belirtti. Anne sütünün enfeksiyonlara, özellikle solunum yolu, mide ve bağırsak hastalıklarına karşı koruyucu etkisine dikkat çeken Müslehiddinoğlu, içerdiği özel yağ asitleri sayesinde beyin gelişimini desteklediğini ifade etti. Emme refleksinin çene kaslarını çalıştırarak ağız ve diş gelişimine katkı sağladığını aktaran Müslehiddinoğlu; anne sütüyle beslenen bebeklerde ilerleyen yıllarda obezite ve diyabet riskinin daha düşük olduğuna vurgu yaparak anne sütünün hem fiziksel hem de zihinsel gelişim açısından vazgeçilmez olduğunu söyleyerek tüm annelere bebeklerini emzirmeleri konusunda çağrıda bulundu.
‘Obezite ömrü 10 yıl kısaltıyor’
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:25 ‘Obezite ömrü 10 yıl kısaltıyor’ Bilimsel yayınlara göre obezite tedavisine erişemeyen kişilerin yaşam süresinin yaklaşık 10 yıl süreyle kısaldığını söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Recep Aktimur, "Özellikle son yıllarda başarı oranlarının artması ve sonuçlarının gayet olumlu olması nedeniyle en çok tercih edilen yöntemlerin başında obezite ameliyatları gelmeye başladı. Fakat ameliyatlarla ilgili yanlış bilgiler nedeniyle ameliyata ihtiyacı olan çok sayıda insanın uygun tedaviye ulaşamıyor" dedi. Uzmanlar günümüzdeki en ciddi sağlık sorunlarının başında gelen obezitenin hem dünyada hem de ülkemizde görülme sıklığının arttığına dikkat çekerek sık sık önlem alınması konusunda uyarılarda bulunuyor. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi Kliniği’nden Prof. Dr. Recep Aktimur, Dünya Obezite Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. "Yanlış bilgiler nedeniyle çok sayıda kişi obezite tedavisine ulaşamıyor" Sağlık sektöründeki yeni gelişmeler ve artan teknolojik imkânların obezite ile baş etmek için tedavi seçeneklerini artırdığını ifade eden Liv Hospital Samsun’dan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Recep Aktimur, "Özellikle son yıllarda başarı oranlarının artması ve sonuçlarının gayet olumlu olması nedeniyle en çok tercih edilen yöntemlerin başında obezite ameliyatları gelmeye başladı. Fakat ameliyatlarla ilgili yanlış bilgiler nedeniyle ameliyata ihtiyacı olan çok sayıda insanın uygun tedaviye ulaşamıyor" açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Aktimur, bilimsel yayınlara göre tedaviye erişemeyen kişilerin yaşam süresinin yaklaşık 10 yıl süreyle kısaldığını söyledi. "Safra kesesi ameliyatı kadar riski var" Bilimsel yönden obezite ameliyatlarının başarısının ve gerekliliğinin çok uzun yıllar önce ispat edildiğini ve bu ameliyatların bir safra kesesi ameliyatı ile benzer riski taşıyarak yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Aktimur, oluşturulan korkunun insan hayatına mal olduğunu söyledi. Bu ameliyatların aslında dünyada yapılması gerekenden çok daha düşük sayıda yapıldığını belirten Prof. Dr. Aktimur, "Obezitenin ortaya çıkardığı kronik hastalıkları tedavi etmek adına ülkelerin sağlık bütçelerinin ciddi şekilde yara aldığı ispat edilmiştir. Ayrıca bu hastalıkların artışı ülkemizin sağlık bütçesini de ciddi şekilde sarsmaktadır" diye konuştu. "Ameliyat, obezite ile yaşamaktan çok daha güvenli" Obezite ameliyatlarının obezite ile yaşamaktan çok daha güvenli olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Aktimur, "Hem toplumu obezite ve obezitenin neden olduğu kronik hastalıkların pençesinden kurtarmak hem de ülkemizin sağlık harcamalarını daha verimli kullanabilmek adına obezitenin bilinen en başarılı ve kalıcı tedavisi olan obezite cerrahisine karşı olan önyargının otoriteler tarafından önlenmesi gerekir" ifadelerini kullandı.
Evde sağlık hizmetleri hastalara umut oluyor
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:24 Evde sağlık hizmetleri hastalara umut oluyor Mardin’in Midyat İlçe Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi, sağlık hizmetlerini evlere taşıyarak hastaların yaşam kalitesini artırıyor. Hastalar, evlerinde ziyaret edilerek gerekli tetkik, tedavi ve sağlık yardımlarını alıyor. Midyat Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Uzm. Dr. Ali Çiftçioğlu, hizmetler hakkında bilgi verdi. Çiftçioğlu, "Birimimiz bünyesinde 2 mobil araç, 2 hasta nakil ambulansı, 2 doktor, 3 hemşire ve 3 evde sağlık teknikeri arkadaşımız ile birlikte görev yapıyoruz. Başta merkez mahalleler, 56 köy ve 6 belde olmak üzere toplam 72 mahallede yaklaşık 580 hastamıza ulaşmaktayız" dedi. Sağlıklı Türkiye yüzyılı hedefleri kapsamında yapılan çalışmalara da değinen Uzm Dr. Çiftçioğlu, "Yatağa bağımlı ve 80 yaş üzeri hastalarımız için hasta alt bezi ve mama raporu düzenlenmekte, ayrıca kronik hastalıklar için kullanılan ilaç raporlarının hastaneye gelmeden, uzaktan muayene ile çıkarılması çalışmalarımız tamamlanmak üzere" diye konuştu. Bağlar Mahallesi’nde yaşayan evde bakım hastası Abdullah Yurduseven ise "Evde bakım hizmeti özellikle Midyat’taki arkadaşlarımız sayesinde çok büyük kolaylık sağlıyor. Allah razı olsun, bazı günlerde 3-4 kez gelip gidiyorlar. 1 buçuk senedir hizmet alıyorum, hiçbiri bir gün bile yorgunluklarını dile getirmedi. Ne dediysem her zaman yardımcı oldular" şeklinde konuştu. Midyat’ta sağlık hizmetlerinin evlere taşınması, özellikle yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar için büyük bir destek olmaya devam ediyor.
Uzmanı uyardı: "Burun ameliyatı olanlar yazın sıcaktan korunmalıdır"
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:23 Uzmanı uyardı: "Burun ameliyatı olanlar yazın sıcaktan korunmalıdır" Burunu yeniden şekillendirme ameliyatı olanları uyaran Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Soner Kadıköylü, "Burun estetiği düşünen bir hastanın eş zamanlı olarak burun tıkanıklığı da varsa, buna sebep olan durumlar muayene veya görüntülemeyle tespit edilerek fonksiyonel, sağlık amaçlı yaklaşım göz önünde tutulmalıdır. Yaz veya kış aylarında operasyonun yapılmasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Ancak yaz aylarında burun cildini güneşten ve sıcaklardan korumaya dikkat edilmelidir" dedi. Medical Park Seyhan Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Soner Kadıköylü, rinoplasti (burun estetiği) hakkında açıklamalarda bulundu. Kadıköylü, "Rinoplasti, burunu yeniden şekillendirme ameliyatıdır. Hastanın eş zamanlı olarak burun tıkanıklığı varsa, buna sebep olan durumlar muayene veya görüntülemeyle tespit edilerek fonksiyonel, sağlık amaçlı yaklaşım göz önünde tutulmalıdır" diye konuştu. "İsteğe bağlı ve zorunlu olabilir" Burun estetiğinin çoğu zaman hasta isteği ile yapıldığını dile getiren Kadıköylü, "Bazı durumlarda ise hastanın isteği olmadan da yapılması gerekebilir. Örnek olarak, burunda oluşan çökme, aşırı burun eğriliği, aşırı burun ucu düşüklüğü gibi nedenler gösterilebilir"ifadelerini kullandı. Burun estetiğinin kemik ve kıkırdak gelişimi tamamlandıktan sonra yapılabildiğini, bu nedenle 18 yaşından itibaren yapıldığının altını çizen Op. Dr. Kadıköylü, "Fiziksel gelişimini tamamlamamış bireyler, ciddi kronik rahatsızlığı olanlar, kanama bozukluğu olanlar veya cerrahın önerilerini takip edemeyecek durumda olan kişiler rinoplasti ameliyatı için uygun aday değillerdir. Ameliyat planlanan hastalar genel anestezi tetkiklerine göre değerlendirilirler. Kan tetkikleri (kanama zamanı, kan sayımı, duruma göre Hepatit markerlar), EKG ve akciğer röntgeni rutin istenen tetkiklerdir. Hastada guatr veya farklı bir ek hastalık varsa bu doğrultuda gerekli tetkiklere de ayrıca bakılmalıdır" şeklinde konuştu. Ameliyat süreci ve sonrasından bahseden Kadıköylü, şu bilgileri paylaştı: "Ortalama ameliyat 2-3 saat kadar sürmektedir. Genel anestezi altında yapılmaktadır. Ameliyat sonrasında ilk gün hastada genellikle hafif kan sızıntısı, ağrı, ödem az da olsa görünür. 3. gün gözaltı şişliği maksimum düzeye çıkarak sonra hızlıca inmeye başlar. 10. güne kadar minimal düzeye ulaşmış olur. Bu süreç içerisinde buz uygulaması, baş kısmı yüksekte tutarak uyumak, oluşan şişliği belirgin düzeyde azaltmaktadır. Hastanın özellikle ilk bir ay dolana kadar, hatta üçüncü aya kadar burun travmalarından kendisini koruması son derece önemlidir. Gözlük kullanıyorlarsa 6. Haftadan sonra kullanabilirler. İlk üç ay hastanın kendisini güneşten de koruması gerekmektedir. Ortalamada 10 günlük bir sürede hasta kendisine verilen önerilere tam uyum sağlaması durumunda etkiler geçmeye başlar. Burun son halini operasyondan 6-12 ay sonra almaktadır. Bu süre özellikle hastanın cilt kalınlığıyla orantılıdır. İnce cilt yapısına sahip hastalarda iyileşme süreci daha kısa sürmektedir." "Açık veya kapalı ameliyat uygulanabilir" Rinoplastinin açık veya kapalı yöntem ile yapıldığını dile getiren Kadıköylü, "Her iki yöntemin de artı ve eksileri mevcuttur. Doktor hangi yöntemle kendisini daha rahat hissediyor ve başarılı oluyorsa, o yöntemi kullanmaktadır. Rinoplasti ameliyatı sürekli ilerleyen teknoloji ve tekniklerle bağlantılı olarak gelişmekte olan bir operasyondur. Birçok tekniğin bir arada kullanılması da mümkündür. Doktorlar bu gelişmeleri takip ederek hastalarına daha iyi sonuçlar verebilmek adına çoğu zaman değişiklikler yapmaktadırlar"diye kaydetti. Yazın ya da kışın operasyon olmanın hasta konforu açısından bir farkı olup olmadığı konusunda bilgi veren Kadıköylü, "Yaz veya kış aylarında operasyonun yapılmasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Ancak yaz aylarında burun cildini güneşten ve sıcaktan korumak açısından ekstra dikkat edilmesi gerekmektedir"diyerek sözlerini tamamladı.
Van’da 800 yataklı şehir hastanesinin inşaatı sürüyor
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:10 Van’da 800 yataklı şehir hastanesinin inşaatı sürüyor Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerleşkesinde inşa edilecek 800 yataklı şehir hastanesinin inşaat çalışmaları aralıksız devam ediyor. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya hizmet veren SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin hemen yanında inşa edilen yeni hastane binası tamamlandığında, mevcut hastaneyle birlikte bölgenin en büyük sağlık üslerinden biri haline gelecek. Toplam 240 bin metrekarelik alana kurulacak olan dev sağlık kompleksinin temel kazı çalışmaları geçtiğimiz ay başlamıştı. Hummalı çalışmanın sürdüğü alanda Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı, İl Emniyet Müdürü Murat Mutlu, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun ve İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık incelemelerde bulundu. Yetkililer, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Van’da sağlık altyapısının güçlendirilmesi adına önem taşıyan proje, tamamlandığında sadece Van’a değil, çevre illere de hizmet verecek bir sağlık merkezi haline gelmiş olacak. Konuya ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, 240 bin metrekarelik kapalı alana sahip 800 yataklı şehir hastanesinin inşaat alanında incelemelerde bulunduklarını belirtti. İl Müdürü Tosun, "Hayırlı olsun amacıyla bir kurban kesimi yapıldı. İnşaat çalışmaları yaklaşık bir ay önce başladı. İnşaatı 2028 yılda tamamlanması bekleniyor. Van halkına hizmet edecek bir kampüs haline getirmeyi planlıyoruz. İlimizin çeşitli noktalarında hastane ve aile sağlığı merkezi yatırımlarımız devam etmektedir. Önümüzdeki 3 yıl için bu yatırımları tamamlayıp Van’ı tamamen bir sağlık üssü haline getirmeyi kendimize hedef edinmiş bulunmaktayız" dedi.
Kan bağışı kampanyasına destek
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:05 Kan bağışı kampanyasına destek Düzce Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ile Kızılay Düzce Kan Merkezi arasında, oda üyeleri başta olmak üzere Düzcelilerin düzenli kan bağışı bilinci kazanması ve farkındalığın artırılması için protokol imzalandı. Protokol imza törenine; DTSO Başkanı Erdoğan Bıyık ve Kızılay Düzce Kan Merkezi Müdürü Hakan Bahadır Bozkurt katılım sağladı. Başkan Bıyık, "Kan bağışı çok önemli bir konu. İhtiyaç anında hayati bir mesele. Bizler de sivil toplum kuruluşları arasındaki dayanışmayı artırmak, üyelerimizi ve vatandaşlarımızı düzenli kan bağışına teşvik etmek ve kan bağışı bilincini aşılamak amacıyla kan merkezi ile protokol imzaladık. Bu vesileyle hem üyelerimizi hem de Düzceli hemşerilerimizi düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. Kan Merkezi Müdürü Bozkurt da projeye olan katkılarından dolayı Bıyık’a teşekkür ederek, "Kendisi bizim düzenli kan bağışçılarımızdan biri. Projeye olan duyarlılığı ve kamuoyunun bu konudaki bilincini artırmaya yönelik çalışmaları dolayısıyla sayın Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Tüm Düzcelileri düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyoruz" şeklinde konuştu. İmzalanan protokol kapsamında; DTSO önderliğinde geniş katılımlı kan bağışı kampanyaları düzenlenmesi, farkındalık ve tanıtım çalışmaları yapılması, üye işyerlerinde tanıtıcı materyallerin kullanımına teşvik edilmesi hedefleniyor.