SAĞLIK
Kadınlar bilinçlenerek güçlendi 29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:07:51 Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından kadınların yaşam kalitesini artırmak ve koruyucu sağlık bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen "Kadın Sağlığı Eğitimi" programı tamamlandı. 10 hafta süren eğitimlerin ardından katılımcılar sertifikalarını aldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen programa katılan 19 katılımcı, eğitimi başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Altınova TEK Atölye’de düzenlenen sertifika programında katılımcılara sertifikaları, Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Zeliha Tümer ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Simge Nur Öksüz tarafından takdim edildi. Kadınlara kapsamlı eğitimler verildi Program kapsamında katılımcılara; beden farkındalığı, ruhsal ve fiziksel sağlık, ruhsal iyilik hali, üreme sağlığı, iletişim becerileri ve kadın hakları gibi birçok başlıkta eğitimler verildi. Eğitim sürecinde, kadınların deneyimlerini rahatlıkla paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturularak bilgiye çekinmeden erişmeleri sağlandı. Bu sayede katılımcıların sağlık bilinci artırılırken onlara sosyalleşme fırsatı da sunuldu. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın "Sağlıklı kadın, güçlü aile; güçlü aile, güçlü toplum" vizyonuyla hayata geçirilen eğitim programları önümüzdeki dönemde de devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:47 Denizli’de parkinson hastaları için yeni dönem Denizli Büyükşehir Belediyesi, parkinson hastalarının yaşam standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir iş birliğine imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Spor ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenen lansmanla tanıtılan "Parkinson Egzersiz Destek Programı", bilimsel metotlarla hazırlanan özel bir rehabilitasyon sürecini kapsıyor. "ParkinSon değil başlangıç" temasıyla hayata geçirilen proje, DBB Gençlik ve Spor Hizmetleri ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlıkları koordinasyonunda, uzman nörologlar, fizyoterapistler ve spor eğitmenleri eşliğinde yürütülecek. "Sporun iyileştirici gücünü hastalarımızla buluşturuyoruz" Programın açılışında konuşan Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Ayşe Sarıkaya, projenin fiziksel kazanımlarına dikkat çekerek, "Sporun iyileştirici gücünü parkinson hastalarımızla buluşturuyoruz. Amacımız, hastalarımızın fiziksel hareketliliğini artırırken denge ve koordinasyon becerilerini en üst seviyeye çıkarmaktır" dedi. "Sosyal bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şenay Polatır ise projenin sosyal belediyecilik boyutuna vurgu yaparak, "Dezavantajlı grupların hayatını kolaylaştırmak bizim önceliğimizdir. Bu programla sadece bir egzersiz protokolü değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal hayata tutunabilecekleri bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Klinik denetim ve bilimsel yaklaşım şart" Tıbbi perspektiften programın önemini anlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Göksemin Demir, multidisipliner yaklaşımın altını çizdi. Prof. Dr. Demir, "Parkinson ile mücadelede ilaç tedavisi kadar uzman denetimindeki egzersizler de hayatidir. Nörolojik mekanizmayı destekleyen bu özel hareketler, hastalığın etkilerini minimize ederek yaşam standardını bilimsel olarak yükseltecektir" dedi. Kamu-özel sektör iş birliğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na bu önemli iş birliği için teşekkürlerini iletti. Lansmanda egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi Konuşmaların ardından program kapsamında uygulanacak olan yoga ve pilates branşlarından kesitlerin sunulduğu bir egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi. Uzman eğitmenler eşliğinde yapılan egzersizler, katılımcılara hareket kabiliyetlerini yeniden kazanma, denge kontrolünü sağlama ve kas güçlerini artırma noktasında somut bir motivasyon sağladı. Lansman ile start verilen program, parkinson hastalarının düzenli olarak katılacağı eğitim seansları ve takip süreçleriyle Denizli’de toplum sağlığına katkı sunmaya devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:13 Şırnak’ta sağlık alanındaki öncelikler Sağlık Bakanı Memişoğlu’na aktarıldı AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede kentteki sağlık yatırımları ve öncelikli ihtiyaçları değerlendirdiklerini açıkladı. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu ziyaret ederek kentin sağlık alanındaki ihtiyaçları ile devam eden yatırımları görüştü. Tatar, görüşmede 500 yataklı Şırnak Devlet Hastanesinin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ele alındığını belirtti. Tatar ayrıca Silopi Kadın Doğum Hastanesinin mayıs ayı sonunda hasta kabulüne başlayacağını ifade etti. Tatar ayrıca yoğun bakım kapasitesinin artırılması, tıbbi cihaz eksiklerinin giderilmesi ve İdil Devlet Hastanesinin statüsünün yükseltilmesine ilişkin taleplerini de Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ilettiklerini söyledi. Milletvekili Tatar, amaçlarının vatandaşların sağlık hizmetlerine il dışına gitmeden hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi olduğunu ifade etti. Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür etti. Beytüşşebap Devlet Hastanesinin bu yıl hizmete açılacağı, Cizre’de Kadın Doğum Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin yıl içerisinde hizmet vereceği kaydedildi. İdil Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de yıl içinde vatandaşların hizmetine sunulacağı belirtildi.
Prof. Dr. Şirikçi’den inme riski ile ilgili uyarı
08 Eylül 2025 Pazartesi - 11:47 Prof. Dr. Şirikçi’den inme riski ile ilgili uyarı Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "İnme riski sıcakla artıyor, dikkatli olun, önlem alın" dedi. İnme (felç), günümüzde en sık karşılaşılan ve en ciddi sonuçlara yol açan sağlık problemlerinden biridir. Sadece ölüm nedenleri arasında değil, aynı zamanda kalıcı sakatlıkların da başlıca sebebi olarak öne çıkar. Araştırmalar, inme riskinin 55 yaşından sonra her 10 yılda iki katına çıktığını göstermektedir. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "Son dönemde artan hava sıcaklıklarının inme riskini arttırabileceği için halkımızı bu konuda açıkça uyarmayı görev biliyoruz. Çünkü bu tehlike, çoğu kişinin farkında olmadığı kadar yakın ve ciddi" dedi. "Sıcaklar sadece bunaltmıyor, felce de zemin hazırlıyor" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, "İnme riskini arttıran klasik faktörler zaten biliniyor. Sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve stres. Ancak artık listeye bir madde daha eklenmiş durumda aşırı sıcaklıklar" ifadelerini kullandı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, bu yeni risk faktörüne karşı özellikle kronik hastalığı olan bireylerin çok daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Şirikçi, "Çünkü sıcak hava, vücudun doğal dengesini bozarak bir dizi zincirleme etkiye neden oluyor. Biyolojik ritim bozuluyor. Gece tansiyonu düşmüyor. Sıvı kaybı pıhtılaşmayı artırıyor. Damar tıkanıklığı veya beyin kanaması oluşabiliyor. Metabolizma hızlanıyor, kalp-damar sistemi zorlanıyor" şeklinde konuştu. "Bilimsel veriler endişe verici" Prof. Dr. Şirikçi, "Çin’de yapılan bir araştırma, dış ortam sıcaklığının 32 dereceyi aştığında inme riskinin iki kat arttığını ortaya koymuştur. Üstelik sıcaklık etkisi, maruziyet sona erdikten sonra bile 10 saate kadar devam edebilmektedir. Bu da günlük yaşamda karşılaştığımız sıcak hava dalgalarının ne kadar uzun süreli bir tehdit oluşturabileceğini açıkça göstermektedir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, sıcak havalarda inme riskine karşı alınması gereken önlemleri de sıraladı. Şirikçi, "Güneşin en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmayın. Bol su tüketerek sıvı kaybını önleyin. Uyku ve dinlenme düzeninize özen gösterin. Serin, havalandırması iyi ortamlarda kalmaya çalışın. Tansiyon, şeker ve kalp hastalıkları kontrol altında tutulmalı. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar yakından izlenmeli" ifadelerine yer verdi. "Erken müdahale önemli, ama asıl hedef inmeden korunmak olmalı" Şirikçi, "Beyin dokusu, oksijen eksikliğine karşı son derece hassastır. İnme geçiren bir kişiye ilk saatlerde müdahale edilse bile, her zaman beklenen iyileşme sağlanamayabilir. Üstelik bu tür ileri girişimler sadece belirli merkezlerde yapılabildiğinden, hastaların önemli bir kısmı bu tedavilere ya ulaşamıyor ya da geç ulaşıyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, ‘’İnmenin en etkili tedavisi, hiç oluşmamasını sağlamaktır" diyerek inmenin bireylerin hayatını kalıcı olarak değiştiren, aileleri etkileyen ve sağlık sistemine büyük maliyetler yükleyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu, değişen iklim koşullarının bu riski daha da artırdığını vurguladı. Halkın bilinçlenmesi, çevresel koşullara karşı daha duyarlı davranması ve önleyici sağlık alışkanlıklarını benimsemesinin büyük önem taşıdığını da aktaran Medical Point Gaziantep Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Akif Şirikçi, bu farkındalığı artırmak adına toplumun her kesimini sıcak havalarda daha dikkatli olmaya davet etti.
‘Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık’
08 Eylül 2025 Pazartesi - 11:32 ‘Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık’ Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Saliha Ercan Bütün, antibiyotik kullanımının artmasına rağmen zatürrenin (pnömoni) toplumda hâlâ yüksek hastalık ve ölüm oranlarına yol açtığını söyledi. Akciğer iltihaplanması olarak bilinen pnömoninin tıbbi adının zatürre olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Bütün, "Genellikle bakteri, virüs veya mantar gibi mikropların sebep olduğu bu hastalık özellikle çocuklar, 65 yaş üstü bireyler ve kronik hastalığı olanlarda daha sık görülmektedir. Zatürre, akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara işaret edebilir" dedi. "100 kişiden 1’inde görülüyor" Hastalığın, hastane başvurularının, tedavi giderlerinin ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumlu olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Bütün, "Türkiye’de zatürre, hane halkı araştırmalarına göre yüzde 1,15 sıklık ile 15. sırada yer almıştır. Risk faktörleri arasında yaş, kronik hastalıklar ve sigara kullanımı bulunmaktadır. En sık görülen belirtiler ateş, öksürük, balgam çıkarma ve göğüs ağrısıdır. Daha ciddi vakalarda nefes darlığı ve bilinç kaybı görülebilir" diye konuştu. Tedaviye ilişkin de bilgi veren Uzm. Dr. Bütün, "Antibiyotikler, sıvı alımı ve istirahat tedavide yaygın olarak kullanılır. Tedavi süresi hastalığın şiddetine ve nedenine bağlı olarak değişebilir" ifadelerini kullandı. Korunma ve aşılar Zatürreden korunmada altta yatan hastalıkların kontrolü, hijyen, sigara bırakma ve aşıların önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Bütün, "Özellikle risk grupları için pnömokok ve grip aşısı önerilmektedir. Zatürre genellikle hızla iyileşen bir hastalıktır. Tedavi sonrasında hekim kontrolleri mutlaka yapılmalıdır" dedi. Dikkat edilmesi gerekenler Benzer belirtilerin akciğer kanseri gibi ciddi hastalıkları da işaret edebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Bütün, "Şüpheli durumlarda göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Erken teşhis ve doğru tedavi hayati önem taşır" diye konuştu.
Yazdan kalan enfeksiyonlarla kışa girmeyin
08 Eylül 2025 Pazartesi - 10:29 Yazdan kalan enfeksiyonlarla kışa girmeyin Sıcak hava, nem, deniz ve havuz gibi faktörler yaz aylarında kadınlarda vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine neden oluyor. Tatil döneminde ihmal edilen ya da yarım bırakılan tedaviler ise enfeksiyonların kış aylarına taşınmasına yol açabiliyor. Bu durum hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de kronik enfeksiyon riskini artırıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Numanoğlu, yazdan kalan vajinal enfeksiyonların bu dönemde mutlaka tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizerek, sonbahar ve kış aylarını sağlıklı geçirmek için önemli önerilerde bulundu. Numanoğlu, "Sık tekrar eden ya da tam olarak iyileşmemiş enfeksiyonlarla kışa girilmemelidir. Düzenli jinekolojik muayene, smear testi ve gerektiğinde vajinal akıntı incelemesi ile mevcut enfeksiyonlar belirlenmeli ve eksiksiz tedavi edilmelidir. Bu adımlar ihmal edildiğinde hastalıkların kronikleşmesi kolaylaşır" dedi. "Beslenme ve hijyeni önemseyin, HPV aşınızı yaptırın" "Kadınların jinekolojik problemlerden korunmak ve genel sağlıklarını korumak için bazı önlemleri alması önemlidir" diyen Numanoğlu, "Beslenmenize dikkat edin; dengeli beslenin, fazla karbonhidrattan uzak durun. Karbonhidrat tüketimi vajinal pH dengesini bozarak enfeksiyon riskini artırır. Probiyotik desteği alın. Bu alışkanlık vajina ve bağırsak florasını desteklemektedir. Floranın düzelmesi için probiyotiklerin en az 3 ay düzenli kullanılması gerekir. Doğru iç çamaşırı seçin; pamuklu iç çamaşırı tercih edin. Çamaşırınızı sık değiştirin ve kuru kalın. Hijyene dikkat edin; genital bölge temizliğinde sabun ya da kimyasal ürünler yerine yalnızca su kullanın. Vajina kendi kendini temizleyen bir organdır. Antibiyotik kullanımına dikkat edin; gereksiz antibiyotiklerden kaçının. Antibiyotikler yararlı bakterileri yok ederek fırsatçı mikroorganizmaların çoğalmasına yol açabilir. Spor sonrası kuru kalın; egzersiz sonrası ıslak kalmamaya özen gösterin. Kronik hastalıkları kontrol altında tutun; özellikle diyabet, kalp ve bağışıklık sistemi sorunlarınız varsa düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunun; cinsel ilişkide partnerinizin prezervatif kullanmasının enfeksiyon riskini yüzde 70 oranında azaltacağını unutmayın. HPV aşınızı mutlaka yaptırın. Tedavi sürecinde dikkatli olun; vajinal enfeksiyonların tedavi sürecinde cinsel ilişkiden kaçının. Bazı enfeksiyonlarda partner tedavisi gerekir, ancak mantar enfeksiyonlarında şikayet yoksa partner tedavisine gerek duyulmaz" açıklamasında bulundu. "Kötü kokulu akıntılarınızın tedavisini ihmal etmeyin" Numanoğlu açıklamasının sonunda, "Kadınlarda fizyolojik akıntı normaldir. Bu akıntı şeffaf, kokusuz ve yumurta akı kıvamında olmalıdır. Ancak sarı-yeşil renkli, kötü kokulu, kaşıntılı ya da kesilmiş süt görünümünde akıntılar enfeksiyon belirtisidir ve mutlaka jinekoloğa başvurulmalıdır. Vajinal enfeksiyonlar yalnızca bedensel değil, psikolojik açıdan da günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir. Yazdan kalan enfeksiyonların tedavisinin ertelenmemesi, kış aylarına sağlıklı bir şekilde girmenin en önemli adımıdır" diye konuştu.
Az beğeni sayısı, yeme alışkanlıklarını etkiliyor
08 Eylül 2025 Pazartesi - 10:05 Az beğeni sayısı, yeme alışkanlıklarını etkiliyor Dijital zorbalığa uğrayan gençlerde daha fazla anoreksiya görüldüğüne dikkat çeken Acıbadem Bodrum Hastanesi Klinik Psikolog Özge Bilir, beden memnuniyetsizliğinin çok ciddi psikolojik sorunlar oluşturabileceği uyarısında bulundu. Toplum tarafından özellikle fiziksel özellikler üzerinden dayatılan ’güzellik’ ve ’kusursuzluk’ tanımlarının bireylerde ciddi özgüven kaybına, yetersizlik duygusuna yol açtığını belirten Klinik Psikolog Özge Bilir, "Bu standartlarla birlikte sosyal medyada idealize etme, hedef gösterme, alay etme, aşağılama, dijital linç gibi önemli süreçler yaşanabiliyor. Bu durum, özellikle ergenler ve genç yetişkinler üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir" dedi. Psikolog Bilir, beden şekli, kilosu ya da görünümü nedeniyle bireylerin sosyal medyada alay konusu olabildiğini; bu durumun da özgüven kaybı, depresyon, sosyal izolasyon ve yeme bozukluğu gelişimine neden olabileceğini ifade etti. Klinik araştırmaların, sosyal medyanın olumsuz etkileri ve maruz kalınan psikolojik şiddetin depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları, beden memnuniyetsizliği, sosyal kaygı, özsaygı düşüklüğü ve hatta intihara varan ciddi bir tetikleyici unsur olduğunu ortaya koyduğunu aktardı. Sosyal medyada sürekli başkalarının ’kusursuz’ fizikleriyle kıyas yapmanın, kişinin kendi beden algısını bozabileceğine dikkat çeken Bilir, "Sosyal medyada bedenler sürekli eleştirilmeye maruz kalır. Özellikle kilolu bireyler ya da zayıf olmasına rağmen ‘yeterince iyi’ bulunmayan kişiler hedef haline gelir. Bu durum, bireylerin bedenlerinden utanmasına (body shaming) ve aşırı yeme gibi kontrol davranışları geliştirmesine neden olabilir" diye konuştu. Sosyal medyada çoğu zaman filtreli ve photoshoplu yani gerçekçi olmayan içeriklerin doğal olarak algılandığına işaret eden Psikolog Bilir, bu durumun kişinin kendi bedeninden memnun olmamasına ve aşırı diyet, yeme kısıtlaması, kusma gibi sağlıksız beslenme davranışlarına neden olduğunu anlattı. ’Beğeni’ ve ’yorumların’ gençler için bir tür onay ve aidiyet aracı haline geldiğini vurgulayan Bilir, beğeni sayısının düşük olmasının ya da olumsuz yorumların daha fazla zayıflama isteği ve yetersizlik hissine neden olarak yeme alışkanlıklarını etkilediğini dile getirdi. Tıbbi araştırmaların, sosyal medya kullanımı ile yeme bozuklukları arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu aktaran Bilir, "Özellikle Instagram gibi görselliğin ön planda olduğu platformlar risk faktörüdür. Dijital zorbalığa uğrayan gençlerde, anoreksiya ve bulimia semptomları daha sık görülmüştür. ‘Fitspiration’ (fitness + inspiration) adı verilen, fit kalarak iyi hissedilebileceğini paylaşan, pozitif görünen ancak dolaylı olarak beden algısını etkileyen içerikler de yeme bozukluklarını tetikleyebilir" dedi. Yapılması gerekenlere de dikkat çeken Psikolog Bilir, medya okuryazarlığı eğitimi, pozitif beden algısı eğitimi, dijital zorbalıkla mücadele, psikolojik destek ve gerçeklik filtresinin önemine işaret etti. Son yıllarda dünya genelinde yükselen ’beden olumlama’ hareketinin her bedenin değerli ve güzel olduğunu savunarak bu baskılara bir yanıt verdiğini kaydeden Bilir, "Bedenimiz, sadece başkalarına görünmek için değil; hissetmek, hareket etmek, yaşamak içindir. Sosyal medya gerçek değildir. Kendinizi oradaki ‘mükemmellik’ standardına göre yargılamayın. Güzellik çeşitlidir, sağlıklı beden tek tipe indirgenemez. Bedeninize gösterdiğiniz şefkat, ruhunuza da iyi gelir" ifadelerini kullandı.
Fizyoterapistler aynı zamanda umut ve özgürlük kazandırıyor
08 Eylül 2025 Pazartesi - 09:38 Fizyoterapistler aynı zamanda umut ve özgürlük kazandırıyor Her yıl 8 Eylül’de kutlanan "Dünya Fizyoterapi Günü" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzm. Fizyoterapist Muhammed Akusta, fizyoterapistlerin yalnızca kasları güçlendiren kişiler değil, insanlara umut ve özgürlük kazandıran sağlık profesyonelleri olduğunu söyledi. Her yıl 8 Eylül’de kutlanan "Dünya Fizyoterapi Günü" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Uzm. Fizyoterapist Muhammed Akusta, fizyoterapistlerin insan hayatındaki önemine dikkat çekti. Akusta, "Belki çoğu insan için bu tarih sıradan bir gün gibi görünebilir. Oysa bu gün, görünmez kahramanların; insanlara yeniden yürümeyi, yeniden kollarını kaldırabilmeyi, yeniden nefes almanın değerini hissettirmeyi öğreten meslek grubunun günüdür" dedi. Fizyoterapistlerin yalnızca kasları güçlendiren kişiler olmadığını vurgulayan Akusta, "Onlar, hayatın içindeki en değerli hazinenin yani hareketin koruyucularıdır. Çünkü hareket edebildiğimiz sürece özgürüz; sevdiklerimize sarılabilir, kendi işimizi yapabilir, hayallerimizin peşinden koşabiliriz" ifadelerini kullandı. Modern tıbbın geldiği noktada fizyoterapinin sadece yaralanma ya da ameliyat sonrası iyileşmenin bir parçası olmadığını belirten Akusta, "Fizyoterapi aynı zamanda kronik hastalıkların yönetiminde, nörolojik rahatsızlıklarda, spor performansında, hatta sağlıklı yaşlanmada en önemli unsurlardan biridir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir fizyoterapistin görevi ortaktır: İnsana yeniden ‘başarabilirim’ duygusunu kazandırmak" diye konuştu. Mesleğin en büyük gücünün umut vermesinde yattığını dile getiren Akusta, "Bir hasta, ilk adımını fizyoterapistin rehberliğinde attığında aslında yeniden hayata da adım atıyor. İşte bu yüzden fizyoterapistler, sağlık sisteminin sessiz ama en güçlü köprülerinden biridir" sözlerini kaydetti. Sadece kaslarımızı değil, hayatımıza dair inancımızı da onarıyorlar" 8 Eylül’ün yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda sağlıklı yaşamın değerini hatırlamak için de bir fırsat olduğuna işaret eden Akusta, "Daha fazla hareket etmek, bedenimizi tanımak ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemek, hepimizin hayat kalitesini yükseltecek bir adım olabilir. Bugün fizyoterapistlere teşekkür etme günüdür; çünkü onlar sadece kaslarımızı değil, hayatımıza dair inancımızı da onarıyorlar" ifadelerini kullandı.
Hareketsiz yaşam fizyoterapiye olan ihtiyacı iki kat artıracak
08 Eylül 2025 Pazartesi - 09:23 Hareketsiz yaşam fizyoterapiye olan ihtiyacı iki kat artıracak Doç. Dr. Buket Akıncı, 8 Eylül Dünya Fizyoterapi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, küresel yaşlı nüfusun hızla artması ve hareketsiz yaşamın yaygınlaşması nedeniyle gelecekte fizyoterapiye olan ihtiyacın daha da artacağını söyledi. Dünya Fizyoterapi Günü’nün, fizyoterapistlerin toplum sağlığındaki rolünü vurgulamak amacıyla kutlandığını belirten Biruni Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (İngilizce) Bölüm Başkanı Doç. Dr. Buket Akıncı Akıncı, "Bugün, sağlıklı yaşlanma, hareket kabiliyeti, düşme ve kırıkların önlenmesi gibi konularda farkındalık oluşturuyor. Hareketsizliğin önüne geçilmesi ve yaşlanmaya bağlı sağlık sorunlarının azaltılması için fizyoterapinin katkılarını görünür kılıyor" dedi. "Fizyoterapi kritik bir rol üstlenecek" Küresel ölçekte 60 yaş üstü birey sayısının 2019’da 1 milyar iken 2050’de 2,1 milyara çıkmasının beklendiğine dikkat çeken Akıncı, "Bu artış, kronik hastalıklar, kas-iskelet sistemi sorunları, düşmeler ve bakım ihtiyacını artıracak. Fizyoterapi hem tedavi hem de önleyici sağlık hizmetlerinde kritik bir rol üstlenecek" diye konuştu. "Sedanter yaşam sağlık problemlerine neden oluyor" Doç. Dr. Buket Akınc, masa başı çalışma ve teknoloji kullanımının da fizyoterapi ihtiyacını artırdığını vurgulayarak, "Sedanter yaşam kas-iskelet sistemi problemlerinden obeziteye, kalp-damar hastalıklarından diyabete kadar birçok soruna yol açıyor. Özellikle bel-boyun ağrıları, duruş bozuklukları ve kas zayıflığı masa başı çalışanlarda sık görülüyor. Teknolojiyle birlikte artan ekran süresi de bu tabloyu ağırlaştırıyor. Fizyoterapi burada hem koruyucu hem de tedavi edici yaklaşımlarıyla ön plana çıkıyor" dedi. Yaşlı nüfusun artışına da değinen Akıncı, 80 yaş üstü nüfusun 2050’de üç kat artarak 426 milyona ulaşmasının beklendiğini hatırlattı. "Yaşlı bireylerde düşmeler, kırıklar, eklem dejenerasyonu ve nörolojik hastalıklar sık karşılaşılan sorunlar. Kas kaybı yani sarkopeni de sağlıklı yaşlanmanın önünde en büyük engellerden biri. Bu nedenle çok bileşenli egzersiz programları ve bağımsız yaşamı destekleyen fizyoterapi uygulamaları giderek daha da önem kazanacak" ifadelerini kullandı. Fizyoterapinin sadece tedavi değil, koruyucu sağlık açısından da önemli bir görev üstlendiğini belirten Doç. Dr. Akıncı, "En iyi tedavi, hastalığın hiç ortaya çıkmamasıdır. Fizyoterapistler kişiye özel egzersizlerle kronik hastalık riskini azaltır, kas-iskelet sağlığını korur, düşme ve yaralanmaları önler. Ayrıca psikososyal iyilik halini de destekler" dedi. "Gelişen teknoloji, fizyoterapiyi dönüştürüyor" Teknolojinin fizyoterapi alanında önemli bir dönüşüm sağladığını vurgulayan Akıncı, "Telerehabilitasyon, sanal gerçeklik, giyilebilir teknolojiler ve robotik rehabilitasyon artık hayatımızın içinde. Yapay zekâ ise kişiye özel egzersiz programlarının geliştirilmesini mümkün kılıyor. Çok yakın bir gelecekte düşme riskini öngören akıllı sistemler ve hologram fizyoterapistler günlük yaşamın bir parçası olacak" değerlendirmesinde bulundu. Doç.Dr. Akıncı, "Fizyoterapi yalnızca hastalandığınızda değil, sağlıklı kalmak için de yanınızdadır. Hareketsizliğe karşı hareket, düşmelere karşı denge, yıllara karşı sağlıklı yaş almak fizyoterapi ile mümkün" diye konuştu.
Diş çekiminden önceki son şans: Kanal tedavisi
07 Eylül 2025 Pazar - 14:52 Diş çekiminden önceki son şans: Kanal tedavisi SAKARYA (İHA) – Eskiden halk arasında ağrılı olarak bilinen ve diş sağlığında en önemli tedavilerden biri olan kanal tedavisi, artık modern teknoloji sayesinde tek seansta ve tamamen ağrısız şekilde yapılarak diş çekimini önlemede hastalara son şans sunuyor. Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, kanal tedavisinin doğru uygulandığında dişin uzun yıllar sağlıklı bir şekilde ağızda kalabildiğini belirterek önemli bilgiler verdi. Diş çürüğü ve enfeksiyonlarının ilerlemesi, çoğu zaman diş kaybıyla sonuçlanıyor. Ancak uzmanlara göre kanal tedavisi, çekim öncesindeki son şans olarak dişi ağızda sağlıklı şekilde tutabiliyor. Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde diş hekimliği yapan Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, doğru yapılan kanal tedavilerinin yıllarca sorunsuz kullanılabildiğini belirterek uyarılarda bulundu. Oruçoğlu, halk arasında yıllardır ağrılı bir işlem olarak bilinen kanal tedavisinin, gelişen teknoloji ve modern yöntemler sayesinde artık konforlu ve ağrısız şekilde yapıldığını belirtti. Kanal tedavisinin, dişin merkezinde yer alan sinir ve damarların bulunduğu pulpa dokusunun enfekte veya hasar görmesi halinde uygulandığını aktaran Prof. Dr. Oruçoğlu, "Çürük, travma, çatlak ya da enfeksiyon nedeniyle zarar gören pulpa dokusu temizlenir, dezenfekte edilir ve özel dolgu materyaliyle kapatılır. Amaç, dişi çekmeden fonksiyonel ve estetik olarak ağızda tutmaktır" dedi. Kanal tedavisinin ilerlemiş çürüğü olan, şiddetli diş ağrısı yaşayan, travma geçiren, apse veya iltihap oluşan ve sıcak-soğuk hassasiyeti uzun süren hasta grupları için uygun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oruçoğlu, kanal tedavisinin uygulanamadığı durumları da sıraladı. Hasan Oruçoğlu, "Eğer dişin kök yapısı aşırı derecede harap olmuşsa ya da kemik desteği kalmamışsa, kanal tedavisi başarı şansı düşer. Böyle vakalarda çekim sonrası implant veya köprü gibi alternatif tedaviler daha sağlıklı olur. Bu yüzden her hastada detaylı muayene ve radyografik inceleme şarttır" diye konuştu. "Eskisi gibi ağrılı değil. Konforlu ve ağrısız gerçekleşiyor" Kanal tedavisinin halk arasında ağrılı bir işlem olarak bilindiğini ancak günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde tedavinin konforlu hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Eskiden kullanılan yöntemlerle kanal tedavisi biraz daha zahmetliydi, bu da ‘kanal tedavisi çok ağrılıdır’ algısını oluşturdu. Oysa günümüzde gelişmiş anestezi yöntemleri, döner alet sistemleri ve dijital görüntüleme sistemleri sayesinde işlem son derece konforlu ve ağrısız gerçekleşiyor. Çoğu hastamız, ‘beklediğim kadar zor olmadı’ diyerek kliniğimizden ayrılıyor" şeklinde konuştu. "Tek seansta bitiyor, erken başvuran kazanıyor" Tedavinin genellikle tek seansta bittiğini belirten Oruçoğlu, ileri enfeksiyon, apse ya da çok köklü dişlerde 2-3 seans gerekebileceğini söyledi. Tedavi sonrası birkaç gün hafif hassasiyetin normal olduğunu vurgulayan Oruçoğlu, bu süreçte dişe aşırı yük bindirilmemesi, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve kontrollerin aksatılmaması gerektiğini dile getirdi. Son olarak kanal tedavisinde en kritik noktanın zamanlama olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oruçoğlu, "En büyük hata, ağrı geçince diş problemini önemsememektir. Oysa ağrı geçse bile enfeksiyon devam edebilir. Kanal tedavisi, dişi çekimden kurtarmak için son şanstır. Erken başvurulduğunda başarı oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Hastalarıma tavsiyem, diş ağrısını ihmal etmemeleri ve düzenli diş kontrollerini aksatmamalarıdır" ifadelerini kullandı.
Kepez’de ozon tedavisine yoğun ilgi
07 Eylül 2025 Pazar - 14:29 Kepez’de ozon tedavisine yoğun ilgi Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nde uygulanan ozon tedavisi, şeker, astım, KOAH, tansiyon ve alerji gibi birçok hastalığın yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirmesiyle vatandaşlara şifa oldu. Kepez Belediyesi, modern tıbbın destekleyici yöntemlerinden biri olan ozon tedavisini Belediye Sağlık Merkezi’nde vatandaşlarla buluşturuyor. Sağlık merkezinde görev yapan Dr. Selçuk Karadayı, ozon tedavisinin oksijenin üç moleküllü hali olduğunu belirterek, "Oksijen tüpüyle cihazda dönüştürülen ozon, vücuda verildiğinde oksijen seviyesini yükseltiyor. Şeker, tansiyon, astım, KOAH ve alerji başta olmak üzere 400’ün üzerinde hastalığın tedavisinde destekleyici olarak kullanılmaktadır. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirir, halsizlik ve yorgunluk şikayetlerini azaltır" dedi. Ozon tedavisi nasıl uygulanıyor? Dr. Karadayı, Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nde en çok majör terapi yönteminin tercih edildiğini söyleyerek şu bilgileri verdi: "Hastadan damar yoluyla yaklaşık 150 cc kan alınıyor, ozonla karıştırıldıktan sonra tekrar vücuda veriliyor. Haftada üç gün uygulanan bu tedavi yaklaşık 15-16 seans sürüyor. Ozonun yarılanma ömrü kısa olduğu için tedavi düzenli aralıklarla yapılmak zorunda." Yan etkileri var mı? Ozon tedavisinin herkese uygulanmadığının altını çizen Dr. Karadayı, "Tedaviye başlamadan önce hastalarımızın kan tahlillerini yapıyoruz. Hipertiroidi, hepatit veya pıhtılaşma bozukluğu gibi rahatsızlıkları olanlara ozon tedavisi uygulanmıyor. Uygun sonuçlar çıktığında ise güvenle başlanabiliyor" ifadelerini kullandı. Sosyal belediyecilik Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise vatandaşların sağlığını önceleyen hizmet çalışmalarını önemsediklerini belirterek, "Belediyemiz bünyesinde bulunan sağlık merkezi ile hem modern hem de bilimsel yöntemleri vatandaşlarımızın hizmetine sunuyoruz. Halkımızın sosyal ve kültürel değil, aynı zamanda sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık ihtiyaçlarını da karşılamaya büyük önem veriyoruz. Tüm vatandaşlarımızın sağlığı için çalışmaya devam edeceğiz" dedi.
Halk Sağlığı Haftası’nda ‘sağlıklı yaşam için yürüyüş’
07 Eylül 2025 Pazar - 14:10 Halk Sağlığı Haftası’nda ‘sağlıklı yaşam için yürüyüş’ Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla ‘Sağlıklı Yaşam Yürüyüşü’ düzenlendi. "Sağlıklı Beslen, Sağlık İçin Hareket Et" sloganıyla Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen yürüyüşte, düzenli hareketin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Etkinliğe Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Duygu Horoz, Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Figen Gürbeden, Personel Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Karaağaç, Destek Hizmetleri Başkanı Mesut Akdeniz, başkan yardımcıları, ilçe sağlık müdürleri ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı. Programın sonunda konuşan Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Duygu Horoz, Halk Sağlığı Haftası’nın toplumda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat sunduğunu belirterek şunları söyledi: "Halk Sağlığı Haftası boyunca her gün farklı bir tema ile halkımızda sağlıklı yaşam bilincini artırmaya çalışıyoruz. Sağlık yalnızca hastalıkların tedavisiyle değil, aynı zamanda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasıyla mümkündür. Bu alışkanlıkların başında ise düzenli hareket gelmektedir. Gelin, sağlığımız için küçük de olsa her gün bir adım atalım."