SAĞLIK
Kadınlar bilinçlenerek güçlendi 29 Nisan 2026 Çarşamba - 16:07:51 Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından kadınların yaşam kalitesini artırmak ve koruyucu sağlık bilincini yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen "Kadın Sağlığı Eğitimi" programı tamamlandı. 10 hafta süren eğitimlerin ardından katılımcılar sertifikalarını aldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen programa katılan 19 katılımcı, eğitimi başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Altınova TEK Atölye’de düzenlenen sertifika programında katılımcılara sertifikaları, Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Zeliha Tümer ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Simge Nur Öksüz tarafından takdim edildi. Kadınlara kapsamlı eğitimler verildi Program kapsamında katılımcılara; beden farkındalığı, ruhsal ve fiziksel sağlık, ruhsal iyilik hali, üreme sağlığı, iletişim becerileri ve kadın hakları gibi birçok başlıkta eğitimler verildi. Eğitim sürecinde, kadınların deneyimlerini rahatlıkla paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturularak bilgiye çekinmeden erişmeleri sağlandı. Bu sayede katılımcıların sağlık bilinci artırılırken onlara sosyalleşme fırsatı da sunuldu. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın "Sağlıklı kadın, güçlü aile; güçlü aile, güçlü toplum" vizyonuyla hayata geçirilen eğitim programları önümüzdeki dönemde de devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:47 Denizli’de parkinson hastaları için yeni dönem Denizli Büyükşehir Belediyesi, parkinson hastalarının yaşam standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir iş birliğine imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Spor ve Yaşam Merkezi’nde düzenlenen lansmanla tanıtılan "Parkinson Egzersiz Destek Programı", bilimsel metotlarla hazırlanan özel bir rehabilitasyon sürecini kapsıyor. "ParkinSon değil başlangıç" temasıyla hayata geçirilen proje, DBB Gençlik ve Spor Hizmetleri ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlıkları koordinasyonunda, uzman nörologlar, fizyoterapistler ve spor eğitmenleri eşliğinde yürütülecek. "Sporun iyileştirici gücünü hastalarımızla buluşturuyoruz" Programın açılışında konuşan Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Ayşe Sarıkaya, projenin fiziksel kazanımlarına dikkat çekerek, "Sporun iyileştirici gücünü parkinson hastalarımızla buluşturuyoruz. Amacımız, hastalarımızın fiziksel hareketliliğini artırırken denge ve koordinasyon becerilerini en üst seviyeye çıkarmaktır" dedi. "Sosyal bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şenay Polatır ise projenin sosyal belediyecilik boyutuna vurgu yaparak, "Dezavantajlı grupların hayatını kolaylaştırmak bizim önceliğimizdir. Bu programla sadece bir egzersiz protokolü değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal hayata tutunabilecekleri bir dayanışma ağı oluşturuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Klinik denetim ve bilimsel yaklaşım şart" Tıbbi perspektiften programın önemini anlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Göksemin Demir, multidisipliner yaklaşımın altını çizdi. Prof. Dr. Demir, "Parkinson ile mücadelede ilaç tedavisi kadar uzman denetimindeki egzersizler de hayatidir. Nörolojik mekanizmayı destekleyen bu özel hareketler, hastalığın etkilerini minimize ederek yaşam standardını bilimsel olarak yükseltecektir" dedi. Kamu-özel sektör iş birliğine dikkat çeken Prof. Dr. Demir, Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na bu önemli iş birliği için teşekkürlerini iletti. Lansmanda egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi Konuşmaların ardından program kapsamında uygulanacak olan yoga ve pilates branşlarından kesitlerin sunulduğu bir egzersiz demonstrasyonu gerçekleştirildi. Uzman eğitmenler eşliğinde yapılan egzersizler, katılımcılara hareket kabiliyetlerini yeniden kazanma, denge kontrolünü sağlama ve kas güçlerini artırma noktasında somut bir motivasyon sağladı. Lansman ile start verilen program, parkinson hastalarının düzenli olarak katılacağı eğitim seansları ve takip süreçleriyle Denizli’de toplum sağlığına katkı sunmaya devam edecek.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 15:13 Şırnak’ta sağlık alanındaki öncelikler Sağlık Bakanı Memişoğlu’na aktarıldı AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile gerçekleştirdiği görüşmede kentteki sağlık yatırımları ve öncelikli ihtiyaçları değerlendirdiklerini açıkladı. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu ziyaret ederek kentin sağlık alanındaki ihtiyaçları ile devam eden yatırımları görüştü. Tatar, görüşmede 500 yataklı Şırnak Devlet Hastanesinin Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülmesine yönelik çalışmaların ele alındığını belirtti. Tatar ayrıca Silopi Kadın Doğum Hastanesinin mayıs ayı sonunda hasta kabulüne başlayacağını ifade etti. Tatar ayrıca yoğun bakım kapasitesinin artırılması, tıbbi cihaz eksiklerinin giderilmesi ve İdil Devlet Hastanesinin statüsünün yükseltilmesine ilişkin taleplerini de Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ilettiklerini söyledi. Milletvekili Tatar, amaçlarının vatandaşların sağlık hizmetlerine il dışına gitmeden hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi olduğunu ifade etti. Tatar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür etti. Beytüşşebap Devlet Hastanesinin bu yıl hizmete açılacağı, Cizre’de Kadın Doğum Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin yıl içerisinde hizmet vereceği kaydedildi. İdil Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin de yıl içinde vatandaşların hizmetine sunulacağı belirtildi.
Akran zorbalığı çocukları intihara sürükleyebilir
10 Eylül 2025 Çarşamba - 10:05 Akran zorbalığı çocukları intihara sürükleyebilir Uzman Klinik Psikolog Kerime Begüm Özkaya, okulların açılmasıyla birlikte akran zorbalığına maruz kalan çocukların psikolojik sorunlar yaşayabileceğini belirterek, "Çocukların huzuru bozulduğunda ve kendilerini yalnız hissettiklerinde, bu süreç intihara kadar gidebilir" dedi. Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte çalan ders zili, sınıfları doldururken aynı zamanda büyük bir sorun olan akran zorbalığı tekrar gündeme geldi. Bir çocuğun bir veya birden fazla akranı tarafından tekrar tekrar ve kasıtlı biçimde kötü muameleye maruz kalması olarak tanımlanan akran zorbalığı, güç kazanma isteği ve ailevi sorunlar gibi nedenlerle hem zorbalığa maruz kalabiliyor hem de zorbalığı uygulayabiliyor. Sadece bir defalık tartışma veya kavga olarak değerlendirilmemesi gereken bu durum, fiziksel, psikolojik, sosyal ve duygusal zorbalık olmak üzere farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların yaşadığı psikolojik etkiler, kısa vadede okul başarısının düşmesinden gelecek yaşantısına kadar uzanırken, uzun vadede çok daha ağır sonuçlara neden olabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Klinik Psikolog Kerime Begüm Özkaya, okullarda öğretmenlere, evlerde ise anne babalara büyük sorumluluk düştüğünü belirterek, zorbalığın fark edilmezse çocukların kendilerine zarar verme, intihar etme, arkadaşlarına kötü davranma gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini vurguladı. "Sistemli olumsuz davranışlardır" Akran zorbalığının her yaşta görülebileceğini belirten Kerime Begüm Özkaya, "Akran zorbalığı, bir çocuğun bir veya daha fazla akranı tarafından tekrar tekrar ve kasıtlı biçimde kötü muameleye maruz kaldığı bir istismar türüdür. Genel olarak fiziksel, psikolojik, ruhsal ve duygusal zorbalık olarak bilinmektedir. Sadece bir kez yapılan tartışma ya da kavga değil, sistemli ve süreklilik gösteren olumsuz davranışlardır. Her yaş grubunda görülür ama 7-15 yaş arasındaki çocuklarda sıklıkla karşımıza çıkar. Nedenleri arasında çocuklar arası kendini güçlü gösterme çabası, ailevi sorunlar, öfke kontrolsüzlüğü, çocuğun kendi öfkesini kontrol edemeyip etrafındaki çocuklara zarar vermesi yer alır. Çocuklar sosyal medyada kendilerine bir karakter belirleyebilir ve belirledikleri karakteri yansıtabilmek adına onun kötü hareket ve davranışlarını tekrar edebilir. Medyada şiddetin normalleştirilmesi, cinsiyet kalıpları, arkadaş gruplarında güç, popülerlik ve baskın olma isteği de nedenleri arasında bulunmaktadır" dedi. "Sınır koymayı öğretmelilerdir" Özkaya, akran zorbalığı konusunda bilinçli olunması gerektiğine dikkat çekerek, "Zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı, depresyon, özgüven kaybı, okula gitmek istememe, akademik başarının düşmesi, sosyal çekilme ve yalnızlık görülür. Uyku ve iştah bozuklukları sıklıkla karşımıza çıkar. Okulla ilgili konular sorulduğunda öfke, nefret ya da sessiz kalma gibi davranışlarda bulunabilir. Ani ses ve olaylarda kendini korumaya çalışmak, savunma pozisyonu almak, aşırı içine kapanma veya aşırı öfke durumları gözlemlenebilir. Okullarda öğretmenlere, evlerde ise anne babalara büyük sorumluluk düşmektedir. En temel görev, öğretmenlerin ve ailelerin bilinçli bir şekilde bu durumlara müdahale etmesidir. Okullarda verilen eğitimlerde öğretmenler, ebeveynler ve öğrenciler bu konuda bilinçlendirilmeli, çözüm için iletişim kurulabilecek kurumlar anlatılmalıdır. Ders aralarında öğrenciler gözlemlenmeli, muhtemel bir durumda öğretmenler tarafından müdahale edilmelidir. Aileler, çocuklarıyla akran zorbalığı hakkında konuşurken hassas ve destekleyici bir yaklaşım benimsemeli, çocuklara ‘hayır’ demeyi ve sınır koymayı öğretmelidir. Açık iletişim kurmaları teşvik edilmeli, zorbalıkla karşılaştıklarında aileleriyle rahatça konuşabilecekleri bir diyalog ortamı oluşturulmalıdır. Çocukların ihtiyaç duydukları duygusal destek sağlanmalı ve ‘Biz senin yanındayız’ mesajı verilmelidir" diye konuştu. "Kendine zarar verebilir" Zorbalığı yapan çocuğun da en az maruz kalan çocuk kadar yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen Özkaya, "Sosyal becerilerini geliştirecek etkinliklere, spor ve sanat gibi alanlara yönlendirilmeli, gerektiğinde psikolojik destek almaları sağlanmalıdır. Zorbalığı yapan çocuğun da en az maruz kalan çocuk kadar yardıma ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle sosyal medyada akran zorbalığına dair çok sayıda içerik karşımıza çıkmaktadır. Zorbalığın devam ettiğini anne ve baba bunu fark etmediği sürece çocuklar, kendilerine zarar verme, intihar etme, arkadaşlarına kötü davranma gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle anne babalar, çocuklarının sosyal medyada neler izlediğini ve nelere baktığını takip etmeyi bırakmamalı, onların güven içinde hayatlarına devam edebilmeleri için ellerinden geleni yapmalıdır. Özellikle 7-15 yaş arasındaki çocuklar akran zorbalığına maruz kaldığında ilerleyen yaşlarında depresyon, kaygı, özgüven problemleri gibi sıkıntılar yaşayabilir, hatta bunun daha ileri boyutu olan kendine zarar verme durumlarıyla karşılaşılabilir" şeklinde konuştu.
Eskişehir’de hastalar ve refakatçileri, Stoma ile nasıl ilgileneceklerini hastanede öğreniyor
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:57 Eskişehir’de hastalar ve refakatçileri, Stoma ile nasıl ilgileneceklerini hastanede öğreniyor Eskişehir’de sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde bulunan Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi’nde hastalar ile refakatçilerine, düzenli bakım gerektiren Stoma hakkında verilen eğitimler kolaylık sağlıyor. Yaklaşık 1 yıl önce Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde açılan Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi, hastalara hizmet vermeyi sürdürüyor. Ünitede; Stoma ya da Ostomi olarak adlandırılan, ameliyatla vücudunun belirli bir organı veya bölümü dış yüzeye açılan hastalar tedavi görüyor. Ayrıca, düzenli bakım gerektiren Stoma ile nasıl ilgilenilmesi gerektiği hastalara ve refakatçilere alanında uzman personeller tarafından anlatılıyor. Bu sürecin en başında ne yapacağını bilmeyen vatandaşlar, düzenlenen eğitimler sayesinde Stoma hakkında bilinçleniyor. Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi, Eskişehir’de şu an için sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde bulunuyor. "Eskişehir’de sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde hizmeti veriliyor" Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde Stoma ve Yara Bakım Hemşiresi olarak görev yapan Serap Yılmaztürk, "Stoma, ağız boşluk anlamındadır. Vücuttaki herhangi bir organımızın dışarıya ağızlaştırılması olarak adlandırılır. Biz de Stoma bakım ve terapi ünitelerinde hastalara hizmet vermekteyiz. Türkiye’nin çeşitli illerinde, özellikle büyük illerimizde olmasına rağmen Eskişehir’de 1 yıl önce hizmet vermeye başladık. Şu anda Eskişehir ilinde Yunus Emre Devlet Hastanesi’nden başka herhangi bir Stoma terapi ünitesi bulunmamaktadır. Buradaki amacımız, bize başvuran ya da hastanemizde ameliyatı planlanan bireylerin eğitim ve rehberlik hizmetlerini gerçekleştirmek. Bireyin ameliyat olmadan öncesinde başlayıp, ameliyat sonrası ve taburculuk sürecinde de devam etmektedir. Hasta bu süreçte Stoma ile nasıl baş edebileceğini ve herhangi bir komplikasyonla karşılaşırsa nasıl yönetebileceğini bizlerden öğreniyor. Eğitimimiz hasta ve hasta yakınlarını kapsamakta. Hastamıza refakat edecek kişiler de bu eğitimin içeriğine alınıyor" dedi. "Stoma’yı nasıl kullanacağımızı bize anlattılar, şimdi kendimiz yapıyoruz" Bağırsak hastalığı sebebiyle Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne yapılan ameliyat ile karnında Stoma oluşturulan 68 yaşındaki Nazmi Saygın, "Sık tuvalete çıkıyordum, hastalığım öyle başladı. Ameliyat öncesi biraz tedavi oldum. Sonrasında ameliyat yapıldı. Şükürler olsun şu anda çok iyiyim. Serap hanımdan eğitim aldık. Stoma’yı nasıl kullanacağımızı, değiştireceğimizi, herhangi bir sıkıntı olduğunda ne yapacağımızı bize anlattılar. Biz de şimdi evde bunları uyguluyoruz. Şimdi ilk gördüğümüzde ne olduğunu, nasıl kullanılacağını bilmiyoruz. İlk başta insan bir zorluk çekiyor ama ondan sonra anlatılınca, değiştirmeye başlayınca yavaş yavaş alışıyorsun. Hastalığın geçmeye başladıkça günden güne kolaylaşıyor. Doktorlarımız, Stoma olmasaydı bizim işimizin zor olacağını anlattılar" şeklinde konuştu. "Evde bakımları çok güzel oluyor, bu eğitimleri almasaydık zor olurdu" Nazmi Saygın’ın 65 yaşındaki eşi ve refakatçisi Türkan Saygın ise, şunları söyledi: Eşim ameliyat olunca biraz üzüldüm ama sonradan alışıyorsun. Tedavisini gördükten sonra her şeye alışıyorsun, yapıyorsun. Serap hanımdan Allah razı olsun, Stoma’nın nasıl değişeceğini bize o gösterdi. Şimdi biz kendimiz yapıyoruz, evde de bakımları çok güzel oluyor. Bu eğitimler çok kolaylık sağlıyor. En başta bilmiyorsun, yapamıyorsun. Burada alıştıktan sonra eve gidince çok zorluk çekmedik. Eğer ki eğitim almasaydık çok zor olurdu. Tabii ilk zamanlar kolay olmuyor."
Uzman Klinik Psikolog Özkaya: "Akran zorbalığı çocukları intihara sürükleyebilir"
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:51 Uzman Klinik Psikolog Özkaya: "Akran zorbalığı çocukları intihara sürükleyebilir" Uzman Klinik Psikolog Kerime Begüm Özkaya, okulların açılmasıyla birlikte akran zorbalığına maruz kalan çocukların psikolojik sorunlar yaşayabileceğini belirterek, "Çocukların huzuru bozulduğunda ve kendilerini yalnız hissettiklerinde, bu süreç intihara kadar gidebilir" dedi. Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çalan ders zili, sınıfları doldururken aynı zamanda büyük bir sorun olan akran zorbalığı tekrar gündeme geldi. Bir çocuğun bir veya birden fazla akranı tarafından tekrar tekrar ve kasıtlı biçimde kötü muameleye maruz kalması olarak tanımlanan akran zorbalığı, güç kazanma isteği ve ailevi sorunlar gibi nedenlerle hem zorbalığa maruz kalabiliyor hem de zorbalığı uygulayabiliyor. Sadece bir defalık tartışma veya kavga olarak değerlendirilmemesi gereken bu durum, fiziksel, psikolojik, sosyal ve duygusal zorbalık olmak üzere farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların yaşadığı psikolojik etkiler, kısa vadede okul başarısının düşmesinden gelecek yaşantısına kadar uzanırken, uzun vadede çok daha ağır sonuçlara neden olabiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesinde görevli Uzman Klinik Psikolog Kerime Begüm Özkaya, okullarda öğretmenlere, evlerde ise anne babalara büyük sorumluluk düştüğünü belirterek, zorbalığın fark edilmezse çocukların kendilerine zarar verme, intihar etme, arkadaşlarına kötü davranma gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini vurguladı. "Sistemli olumsuz davranışlardır" Akran zorbalığının her yaşta görülebileceğini belirten Kerime Begüm Özkaya, "Akran zorbalığı, bir çocuğun bir veya daha fazla akranı tarafından tekrar tekrar ve kasıtlı biçimde kötü muameleye maruz kaldığı bir istismar türüdür. Genel olarak fiziksel, psikolojik, ruhsal ve duygusal zorbalık olarak bilinmektedir. Sadece bir kez yapılan tartışma ya da kavga değil, sistemli ve süreklilik gösteren olumsuz davranışlardır. Her yaş grubunda görülür ama 7-15 yaş arasındaki çocuklarda sıklıkla karşımıza çıkar. Nedenleri arasında çocuklar arası kendini güçlü gösterme çabası, ailevi sorunlar, öfke kontrolsüzlüğü, çocuğun kendi öfkesini kontrol edemeyip etrafındaki çocuklara zarar vermesi yer alır. Çocuklar sosyal medyada kendilerine bir karakter belirleyebilir ve belirledikleri karakteri yansıtabilmek adına onun kötü hareket ve davranışlarını tekrar edebilir. Medyada şiddetin normalleştirilmesi, cinsiyet kalıpları, arkadaş gruplarında güç, popülerlik ve baskın olma isteği de nedenleri arasında bulunmaktadır" dedi. "Sınır koymayı öğretmelilerdir" Özkaya, akran zorbalığı konusunda bilinçli olunması gerektiğine dikkat çekerek, "Zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı, depresyon, özgüven kaybı, okula gitmek istememe, akademik başarının düşmesi, sosyal çekilme ve yalnızlık görülür. Uyku ve iştah bozuklukları sıklıkla karşımıza çıkar. Okulla ilgili konular sorulduğunda öfke, nefret ya da sessiz kalma gibi davranışlarda bulunabilir. Ani ses ve olaylarda kendini korumaya çalışmak, savunma pozisyonu almak, aşırı içine kapanma veya aşırı öfke durumları gözlemlenebilir. Okullarda öğretmenlere, evlerde ise anne babalara büyük sorumluluk düşmektedir. En temel görev, öğretmenlerin ve ailelerin bilinçli bir şekilde bu durumlara müdahale etmesidir. Okullarda verilen eğitimlerde öğretmenler, ebeveynler ve öğrenciler bu konuda bilinçlendirilmeli, çözüm için iletişim kurulabilecek kurumlar anlatılmalıdır. Ders aralarında öğrenciler gözlemlenmeli, muhtemel bir durumda öğretmenler tarafından müdahale edilmelidir. Aileler, çocuklarıyla akran zorbalığı hakkında konuşurken hassas ve destekleyici bir yaklaşım benimsemeli, çocuklara ‘hayır’ demeyi ve sınır koymayı öğretmelidir. Açık iletişim kurmaları teşvik edilmeli, zorbalıkla karşılaştıklarında aileleriyle rahatça konuşabilecekleri bir diyalog ortamı oluşturulmalıdır. Çocukların ihtiyaç duydukları duygusal destek sağlanmalı ve ‘Biz senin yanındayız’ mesajı verilmelidir" diye konuştu. "Kendine zarar verebilir" Zorbalığı yapan çocuğun da en az maruz kalan çocuk kadar yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen Özkaya, "Sosyal becerilerini geliştirecek etkinliklere, spor ve sanat gibi alanlara yönlendirilmeli, gerektiğinde psikolojik destek almaları sağlanmalıdır. Zorbalığı yapan çocuğun da en az maruz kalan çocuk kadar yardıma ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle sosyal medyada akran zorbalığına dair çok sayıda içerik karşımıza çıkmaktadır. Zorbalığın devam ettiğini anne ve baba bunu fark etmediği sürece çocuklar, kendilerine zarar verme, intihar etme, arkadaşlarına kötü davranma gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle anne babalar, çocuklarının sosyal medyada neler izlediğini ve nelere baktığını takip etmeyi bırakmamalı, onların güven içinde hayatlarına devam edebilmeleri için ellerinden geleni yapmalıdır. Özellikle 7-15 yaş arasındaki çocuklar akran zorbalığına maruz kaldığında ilerleyen yaşlarında depresyon, kaygı, özgüven problemleri gibi sıkıntılar yaşayabilir, hatta bunun daha ileri boyutu olan kendine zarar verme durumlarıyla karşılaşılabilir" şeklinde konuştu.
Hastalar ve refakatçileri, Stoma ile nasıl ilgileneceklerini hastanede öğreniyor
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:40 Hastalar ve refakatçileri, Stoma ile nasıl ilgileneceklerini hastanede öğreniyor Eskişehir’de sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde bulunan Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi’nde hastalar ile refakatçilerine, düzenli bakım gerektiren Stoma hakkında verilen eğitimler kolaylık sağlıyor. Yaklaşık 1 yıl önce Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde açılan Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi, hastalara hizmet vermeyi sürdürüyor. Ünitede; Stoma ya da Ostomi olarak adlandırılan, ameliyatla vücudunun belirli bir organı veya bölümü dış yüzeye açılan hastalar tedavi görüyor. Ayrıca, düzenli bakım gerektiren Stoma ile nasıl ilgilenilmesi gerektiği hastalara ve refakatçilere alanında uzman personeller tarafından anlatılıyor. Bu sürecin en başında ne yapacağını bilmeyen vatandaşlar, düzenlenen eğitimler sayesinde Stoma hakkında bilinçleniyor. Stoma Yara Bakım ve Tedavi Ünitesi, Eskişehir’de şu an için sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde bulunuyor. "Eskişehir’de sadece Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde hizmeti veriliyor" Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde Stoma ve Yara Bakım Hemşiresi olarak görev yapan Serap Yılmaztürk, "Stoma, ağız boşluk anlamındadır. Vücuttaki herhangi bir organımızın dışarıya ağızlaştırılması olarak adlandırılır. Biz de Stoma bakım ve terapi ünitelerinde hastalara hizmet vermekteyiz. Türkiye’nin çeşitli illerinde, özellikle büyük illerimizde olmasına rağmen Eskişehir’de 1 yıl önce hizmet vermeye başladık. Şu anda Eskişehir ilinde Yunus Emre Devlet Hastanesi’nden başka herhangi bir Stoma terapi ünitesi bulunmamaktadır. Buradaki amacımız, bize başvuran ya da hastanemizde ameliyatı planlanan bireylerin eğitim ve rehberlik hizmetlerini gerçekleştirmek. Bireyin ameliyat olmadan öncesinde başlayıp, ameliyat sonrası ve taburculuk sürecinde de devam etmektedir. Hasta bu süreçte Stoma ile nasıl baş edebileceğini ve herhangi bir komplikasyonla karşılaşırsa nasıl yönetebileceğini bizlerden öğreniyor. Eğitimimiz hasta ve hasta yakınlarını kapsamakta. Hastamıza refakat edecek kişiler de bu eğitimin içeriğine alınıyor" dedi. "Stoma’yı nasıl kullanacağımızı bize anlattılar, şimdi kendimiz yapıyoruz" Bağırsak hastalığı sebebiyle Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne yapılan ameliyat ile karnında Stoma oluşturulan 68 yaşındaki Nazmi Saygın, "Sık tuvalete çıkıyordum, hastalığım öyle başladı. Ameliyat öncesi biraz tedavi oldum. Sonrasında ameliyat yapıldı. Şükürler olsun şu anda çok iyiyim. Serap hanımdan eğitim aldık. Stoma’yı nasıl kullanacağımızı, değiştireceğimizi, herhangi bir sıkıntı olduğunda ne yapacağımızı bize anlattılar. Biz de şimdi evde bunları uyguluyoruz. Şimdi ilk gördüğümüzde ne olduğunu, nasıl kullanılacağını bilmiyoruz. İlk başta insan bir zorluk çekiyor ama ondan sonra anlatılınca, değiştirmeye başlayınca yavaş yavaş alışıyorsun. Hastalığın geçmeye başladıkça günden güne kolaylaşıyor. Doktorlarımız, Stoma olmasaydı bizim işimizin zor olacağını anlattılar" şeklinde konuştu. "Evde bakımları çok güzel oluyor, bu eğitimleri almasaydık zor olurdu" Nazmi Saygın’ın 65 yaşındaki eşi ve refakatçisi Türkan Saygın ise, şunları söyledi: Eşim ameliyat olunca biraz üzüldüm ama sonradan alışıyorsun. Tedavisini gördükten sonra her şeye alışıyorsun, yapıyorsun. Serap hanımdan Allah razı olsun, Stoma’nın nasıl değişeceğini bize o gösterdi. Şimdi biz kendimiz yapıyoruz, evde de bakımları çok güzel oluyor. Bu eğitimler çok kolaylık sağlıyor. En başta bilmiyorsun, yapamıyorsun. Burada alıştıktan sonra eve gidince çok zorluk çekmedik. Eğer ki eğitim almasaydık çok zor olurdu. Tabii ilk zamanlar kolay olmuyor." (EE-
Erkek sağlığında sessiz tehlike: Prostat kanseri
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:31 Erkek sağlığında sessiz tehlike: Prostat kanseri Özellikle 40 yaş sonrası erkeklerde risk faktörü artış gösteren prostat kanseri, erken evrede hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Bu durumun erken teşhisin önüne geçebildiğini belirten Op. Dr. Güven Tidim, düzenli sağlık kontrollerinin, hastalığın erken teşhis edilmesinde hayati öneme sahip olduğunu belirtti. Medicana International İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Güven Tidim, "Prostat kanseri erken evrelerinde genellikle belirti vermez. Bu durum, hastalığın sinsi bir şekilde ilerlemesine ve teşhisin gecikmesine neden olabilir. Bazı durumlarda, sık idrara çıkma (özellikle gece), idrar yaparken zorlanma veya ağrı, idrarda kan görülmesi, idrar akışında zayıflama veya kesilme gibi belirtiler gözlenebilir. Bel, kalça veya uylukta sürekli ağrı da bu belirtiler arasında yer alabilir. Bu belirtiler yalnızca prostat kanserine özgü olmayabilir; iyi huylu prostat büyümesi (BPH) veya enfeksiyonlar da benzer şikâyetlere yol açabilir. Ayırıcı tanının yapılabilmesi için mutlaka bir üroloğa başvurulmalıdır" dedi. 40 yaş ve üzeri erkekler için yılda bir kez üroloji muayenesi şart Her erkeğin 40 yaşından itibaren yılda en az bir kez ürolojik muayeneden geçmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Güven Tidim, "Özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü olan bireyler için bu kontroller daha büyük bir önem taşır. Erken teşhisin avantajları arasında tedavi başarı oranının yüksek olması, daha az agresif tedavi yöntemleriyle sonuç alınabilmesi, yaşam kalitesinin korunması ve hastalığın yayılmadan önce kontrol altına alınabilmesi yer alır" şeklinde konuştu. "Prostat kanseri tehlikesine karşı bu testleri yaptırın" Ürolojik kontrollerde yapılan bazı testlerin, prostat kanserinin erken teşhisinde önemli rol oynadığını vurgulayan Op. Dr. Güven Tidim; "PSA (Prostat Spesifik Antijen) testi, kandaki PSA seviyesinin ölçülmesiyle prostatta bir sorun olup olmadığı hakkında bilgi verir. Yüksek PSA seviyesi, kanser dâhil birçok durumu gösterebilir. DRE (Dijital Rektal Muayene) ile doktor, parmakla prostatın büyüklüğünü ve yapısını kontrol eder. PSA yüksekliği ve DRE’de şüpheli bulgular bulunan hastalarda ise Multiparametrik Prostat MR kullanılabilir. Şüpheli durumlarda kesin tanı için prostat biyopsisi yapılır; bu transrektal veya transperineal biyopsi ile doku örneği almayı içerir" ifadelerini kullandı. "Bu kontrolleri ihmal ederseniz prostat kanseri ileri evrelere ulaşabilir" Prostat kanserinin erken evrede yakalandığında tedavi şansının olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Güven Tidim, "Hastalık genellikle sessiz bir şekilde ilerlediği için belirtiler ortaya çıktığında genellikle daha ileri evrelerde olabilir. Bu nedenle 40 yaş ve üzerindeki erkeklerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli üroloji kontrolleri yaptırmaları büyük önem taşır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır. Sağlığınızı ertelemeyin, düzenli üroloji kontrollerinizi ihmal etmeyin" şeklinde konuştu.
"Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir"
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:31 "Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir" Tatil dönüşü sendromunun birçok bireyde görülebileceğine dikkat çeken Psikolog Fatmanur Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" dedi. İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den Psikolog Fatmanur Taşkın, tatil dönüşü sendromu hakkında açıklamalarda bulundu. Tatil dönüşü sendromunun ne olduğu hakkında bilgi veren Psk. Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" diye konuştu. "Dönüşte iş stresi ve trafik depresif duyguları tetikliyor" Tatilin, kişiye zihinsel ve bedensel bir yenilenme alanı sunduğunu söyleyen Psk. Taşkın, "Günlük stres faktörlerinin azalması, doğayla temas, uyku düzeninin rahatlaması, sosyal paylaşımlar ve keyif verici aktiviteler serotonin ve dopamin gibi mutluluk hormonlarını artırır. Dönüşte, bu olumlu uyarıcıların yerini iş stresi, trafik, yoğun tempo ve zaman baskısı aldığında beyinde ani bir geçiş yaşanır. Bu da huzursuzluk, isteksizlik, motivasyon kaybı ve hafif depresif duygulanım olarak kendini gösterebilir" şeklinde konuştu. "Fiziksel belirtiler de görülebilir" Tatil dönüşü sendromunun fiziksel belirtilerinin de olduğuna dikkat çeken Psk. Taşkın, "Psikolojik belirtilere ek olarak fiziksel belirtiler de görülebilir. Bunlar arasında sürekli yorgunluk hissi, uykuya dalmada güçlük veya aşırı uyuma, iştah artışı veya azalışı, kas gerginliği, baş ağrıları ve sindirim sistemi düzensizlikleri sayılabilir. Bu fiziksel tepkiler aslında zihinsel uyum güçlüğünün bedene yansımasıdır" açıklamasında bulundu. "Bazı kişiler daha fazla hissedebilir" Sendromun herkeste aynı şiddette yaşanmadığını söyleyen Psk. Taşkın, "Kişinin yaşam biçimi, stres toleransı, iş doyumu ve kişisel özellikleri bu süreçte belirleyicidir. Örneğin, işinden memnun olmayan veya yoğun stres altında çalışan kişilerde daha şiddetli belirtiler ortaya çıkabilir. Genç yaş grubunda adaptasyon daha kolayken, yoğun sorumluluk taşıyan yetişkinlerde daha ağır yaşanabilir. Ayrıca genel ruhsal dayanıklılık, uyku düzeni ve stres yönetme becerileri de fark oluşturur" dedi. "Bireyde motivasyon kaybı görülebilir" Tatil sonrası ruh sağlığının birey üzerindeki etkilerine değinen Psk. Taşkın, şu bilgileri paylaştı: "Tatil sonrası iş hayatına dönüş, bireyde motivasyon kaybı, odaklanma zorluğu, üretkenlikte düşüş ve sabırsızlık gibi etkiler doğurabilir. Aynı zamanda iş yükü birikmişse bu durum kaygı ve stres seviyesini artırır. Ancak doğru bir uyum süreci yönetildiğinde, tatilin sağladığı dinlenme ve yenilenme aslında uzun vadede ruh sağlığına olumlu katkı sağlayabilir." "Belirtiler 2 haftadan uzun sürerse uzman desteği alınmalı" Tatil dönüşü sendromunun ne zaman ciddiye alınması gerektiğini anlatan Psk. Taşkın, "Genellikle birkaç gün veya en fazla bir hafta içinde hafifleyerek kaybolur. Ancak belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, gündelik işlevsellik belirgin şekilde bozulmuşsa, sürekli isteksizlik, yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif duygu durum devam ediyorsa profesyonel destek almak gerekir. Çünkü bu durumda tablo yalnızca tatil dönüşü sendromu değil, altta yatan bir depresyon veya anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir" ifadelerini kullandı. "Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmeli" Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmesinin altını çizen Psk. Taşkın, şunları söyledi: "Uyku ve beslenme, zihinsel dengenin temel taşlarıdır. Tatil döneminde düzensizleşen uyku saatleri ve farklı beslenme alışkanlıkları dönüşte adaptasyonu zorlaştırabilir. Yetersiz uyku, duygu durum dalgalanmalarını artırırken; dengesiz beslenme enerji düşüklüğüne ve motivasyon kaybına yol açabilir. Bu nedenle tatil sonrası düzenli uyku saatlerine dönmek ve sağlıklı beslenmeye özen göstermek ruh hâlini dengelemeye yardımcı olur." "Tatil dönüşü sendromundan kurtulmak için öneriler" Tatil sonrası kişilerin ruh sağlığını korumak için önerilerde bulunan Psk. Taşkın, "Tatil dönüşünü iş başlangıcından hemen önce değil, birkaç gün önceden planlamak uyumu kolaylaştırır. Uyku ve beslenme düzenini yavaş yavaş normale döndürmek gerekir. İşe dönüşte bir anda yoğun tempoya girmek yerine öncelikleri belirleyip adım adım ilerlemek faydalıdır. Gün içine küçük keyif alanları eklemek (kahve molası, kısa yürüyüşler, hobi zamanı) ruh hâlini dengeler. Tatil anılarını hatırlatacak fotoğraflar, küçük objeler veya rutin dışı keyifler motivasyonu artırabilir. Düzenli egzersiz yapmak ve açık havada vakit geçirmek de bedensel-ruhsal uyum sürecini destekler" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Okullar ’enfeksiyon fidesi’ olabilir"
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:30 Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Okullar ’enfeksiyon fidesi’ olabilir" Sonbahar mevsiminin başlamasıyla birlikte solunum yolu enfeksiyonlarında artış bekleniyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle okulların açılmasıyla birlikte çocuklar arasında enfeksiyon hastalıkların hızla yayılabileceğine dikkat çekti. Özlü "Özellikle okul ortamlarında, çocukların sınıflarda bir arada ve kapalı alanlarda vakit geçirmesi nedeniyle, enfekte bir çocuğun hastalığı diğer çocuklara bulaştırması çok kolay olmaktadır. Bu açıdan okullar, bu tür enfeksiyonlar için adeta bir ’fideliğe’ dönüşmektedir" dedi. Solunum yolu enfeksiyonlarının kişiden kişiye çok kolay bulaşabildiğine dikkat çeken Özlü, "Solunum yolu enfeksiyonları, kişiden kişiye kolayca bulaşabilen hastalıklardır. Özellikle okul ortamlarında, çocukların sınıflarda bir arada ve kapalı alanlarda vakit geçirmesi nedeniyle, enfekte bir çocuğun hastalığı diğer çocuklara bulaştırması çok kolay olmaktadır. Bu açıdan okullar, bu tür enfeksiyonlar için adeta bir ’fideliğe’ dönüşmektedir. Okuldan eve, oradan da topluma, yani anne babalara ve diğer aile bireylerine hastalık taşınabilmektedir. Bazı hastalıklar mevsimsel döngüye bağlı olarak ortaya çıkar, bazıları ise yılın her döneminde görülebilir. Şu anda yaz mevsimi sona ermiş ve sonbahar mevsimine girmiş bulunuyoruz. Bu dönemde solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığında bir artış beklenir. Özellikle okulların açılmasıyla birlikte, başta kreşler, anaokulları ve ilkokullar olmak üzere çeşitli kademelerde salgınlar görülebilir. Bu nedenle hem çocukların hem de ebeveynlerin çok dikkatli olması büyük önem taşımaktadır. Bu tür enfeksiyonlara yakalanmış, ateşi olan, öksüren, hapşıran veya burnu akan çocukların okula gönderilmemesi gerekir. En etkili önlem budur. Çünkü hastalıklı bir çocuğun okula gönderilmesi durumunda, bu çocuk hastalığı hızla başkalarına bulaştırabilir ve sonuçta bir hasta on hastaya dönüşebilir. Oysa bu çocuk, hastalık belirtileri tamamen geçene kadar üç ya da beş gün gibi evde izole edilirse, hem topluma hem de okul arkadaşlarına bulaşma riski ortadan kaldırılmış olur. Bu, alınabilecek en etkili önlemdir. Eğer çocuğun mutlaka okula gitmesi gerekiyorsa, maske kullanması önerilir. Özellikle hasta kişilerin maske takması çok önemlidir. Ancak küçük çocuklarda maske kullanımına uyum sağlamak oldukça zordur. Bu nedenle, özellikle küçük yaştaki çocuklar için okula gitmemek daha doğru bir tercihtir. Bunun dışında alınabilecek genel önlemler de mevcuttur. Okul sınıflarının sık sık havalandırılması, hijyen kurallarına uyulması, özellikle çocukların temas ettiği kapı kolları, sıralar, oturdukları sandalyeler, tuvaletler, lavabolar ve diğer ortak kullanılan yüzeylerin düzenli ve sık sık temizlenmesi, enfeksiyonların yayılmasını azaltmada önemli rol oynar" dedi. "İklim değişikliği hastalıkları etkiliyor" Mevsimsel geçişler ve ani hava değişimleri de sağlık üzerinde etkili olduğunu kaydeden Özlü, "Sıcak havalardan serin havalara geçiş dönemleri ve ani iklim değişiklikleri bazı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Özellikle ani soğumalar ve yağışlar, gerekli önlemler alınmazsa, bireylerde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları bu dönemde daha sık görülür. Çünkü soğuk havalarda insanlar kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirir, aynı ortamda ısınmak için bir araya gelirler (örneğin soba veya kaloriferle ısıtılan odalarda), bu da hastalığın bulaşmasını kolaylaştırır" diye konuştu. "Virüsler artık yaz aylarında da aktif" Son yıllarda mevsimsel döngünün bozulduğunu ifade eden Özlü, "Şu anda da toplumda dolaşımda olan çeşitli virüsler mevcuttur. Yaz döneminde de viral enfeksiyonlara rastlamaya devam ettik. Aslında mevsimsel döngü son yıllarda bir ölçüde bozulmuş durumda. Eskiden bu tür solunum yolu enfeksiyonlarını daha çok ekim, kasım, aralık, ocak ve şubat aylarında görürdük. Mayıstan itibaren yaz aylarında bu hastalıklar azalırdı. Ancak artık bu döngü değişti. Son yıllarda yaz aylarında da rinovirüs, RSV (Respiratuar Sinsisyal Virüs) ve COVID-19 gibi enfeksiyonlara rastlıyoruz. Viral enfeksiyonlar artık yaz mevsiminde de görülür hale geldi. Ancak sonbahar ve kış aylarında bu enfeksiyonların yoğunluğu daha da artacaktır. Şu an itibarıyla da gözlemlerimize göre, bu viral enfeksiyonlar toplumda yayılmaya devam etmektedir" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da bir ilk: Doğu Dermatoloji Günleri düzenlenecek
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:22 Diyarbakır’da bir ilk: Doğu Dermatoloji Günleri düzenlenecek Doğu Dermatoloji ve Kozmetoloji Derneğince Diyarbakır’da 8-12 Ekim arasında 1. Doğu Dermatoloji Günleri etkinliği düzenleyecek. Tamamen dermatologlara yönelik planlanan kongrede, dermatolojinin cerrahi, kozmetik ve akademik alanları ele alınacak. Programda sedef ve egzama hastalıklarından saç dökülmesi ve leke tedavilerine, cilt kanseri cerrahisinden kozmetik uygulamalara kadar birçok başlık yer alacak. Etkinlik kapsamında ayrıca uygulamalı cerrahi ve kozmetik kursları düzenlenecek. Küçük deri kanserlerinin cerrahisi, biyopsi teknikleri, tırnak cerrahisi gibi girişimsel işlemlerin yanı sıra, kozmetik dermatolojiye dair güncel uygulamalar da ele alınacak. Kongreye katılacak dermatologlar, bilimsel programın yanı sıra Diyarbakır’ın tarihi ve kültürel değerlerini de tanıma imkanı bulacak. Doğu Dermatoloji Ve Kozmetoloji Derneği Başkanı Doç. Dr. Hamza Aktaş, dernek olarak 8-12 Ekim 2025’te Diyarbakır’da 1’inci Doğu Dermatoloji Günlerini yapacaklarını söyledi. Aktaş, "Kongre tamamen dermatologlara yönelik olacak. Dermatolojinin birçok alanını ilgilendiren bir toplantı olacak, cerrahi, kozmetik ve akademik alanları kapsayan dolu dolu bir kongre olacağına inanıyoruz. Bu anlamda hazırlıklarımızı olanca hızıyla sürdürüyoruz. Misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamaya çalışacağız. Kongrenin Diyarbakır’da yapılmasının önemli bir anlamı daha var. Diyarbakır, tarihi ve kültürel açıdan Türkiye’de merkezi rol oynayan illerimizden biridir. Kongreye katılacak meslektaşlarımız hem akademiye, bilgiye ve bilime doymuş olacak, hem de fırsat buldukça tarihi ve kültürel yapıları ziyaret ederek tarihe ve kültüre de doymuş olacaklar. Bu anlamda bütün meslektaşlarımızı dört gözle beklediğimizi söyleyebiliriz" dedi. Kongrede dermatolojiyi ilgilendiren hastalıkların hemen hepsiyle ilgili, alanında uzman hocalarımız en güncel gelişmeleri aktaracaklarını dile getiren Aktaş, şu ifadeleri kullandı: ’’Sedef hastalığından egzama hastalıklarına, saç dökülmelerinden leke tedavilerine kadar birçok konu ele alınacak. Bunun yanında dermatolojinin en önemli alanlarından biri de cerrahi kısmıdır. Dermatologların bu alana çok fazla ilgi göstermediği düşünülebilir ancak temel alanlarımızdan biri dermatolojik cerrahidir. Küçük deri kanserlerinin cerrahisinden, eksizyon ve biyopsilere, tırnakla ilgili cerrahi girişimlere kadar birçok uygulama yapılmaktadır. Bu konularla ilgili de kurslarımız olacak. Dermatolojinin bir diğer önemli alanı ise kozmetik kısmıdır. Son dönemde merdiven altı uygulamalar yüzünden çok fazla komplikasyon ve hasta mağduriyeti yaşanmaktadır. Bu kongre, bu anlamda duyarlılığın artmasına da katkı sağlayacaktır. Kozmetik uygulamaların uzmanlar tarafından yapılması gerekir ve bu uzmanların başında dermatologlar gelmektedir. Kongremizde kozmetiğe yönelik kurslar da düzenlenecek. Bu kurslara katılan meslektaşlarımız, kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. Alanında uzman ve yetkin hocaların güncel gelişmeleri paylaştığı, bilgi alışverişinde bulunduğu çok güzel bir toplantı olacağına inanıyoruz."
Kırtasiye masrafından kısarken çocuğunuzun sağlığını riske atmayın
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:10 Kırtasiye masrafından kısarken çocuğunuzun sağlığını riske atmayın Kırtasiye alış verişi ile ilgili velilere uyarıda bulunan Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, uluslararası onayı bulunmayan, kalite kontrolsüz ve sırf daha ucuz olduğu için tercih edilen ürünlerin kesinlikle alınmaması gerektiğini söyledi. Yendur, "Kırtasiye ürünlerinin markasına, üretim standartlarına ve güvenlik belgelerine mutlaka dikkat edilmeli fiyat en son kriter olmalı" mesajını verdi. Yeni eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte, öğrenci ve velileri de okul hazırlığı telaşı sarıyor. Çantası, defteri, kitabı, kalemi derken liste uzayıp gidiyor. Hal böyle olunca veliler de alışverişe öncelikli ihtiyaca, sonrasında da ihtiyaç kaleminin fiyatına bakıyor. Ancak bu rutin içinde gözden kaçan en önemli detay, alınan kırtasiye malzemelerinin çocuk sağlığı açısından güvenilir olup olmadığı oluyor. Bu noktada velilere uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, çocukların en çok kullandığı silgi, kalem gibi plastik kırtasiye ürünlerinde bilinmeyen markaların tercih edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Uzm. Dr. Özge Yendur, "Sağlık Bakanlığı tarafından denetimi yapılmış olan kırtasiyelerden alınmasını özellikle öneriyoruz. Kırtasiye malzemelerinin üretimi ve denetlenmesinin yanı sıra Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Conformité Européenné (CE) yani Avrupa’ya uyum damgalarının olup olmasına dikkat etmek gerekiyor. Kırtasiye ürünlerinde barkodlu olanlar tercih edilmeli. Markasız, renkli, kalitesiz olup daha ucuz olan ürünler tercih edilmemeli. Ürünlerin markasına ve standartlara uygun olup olmadığına dikkat edilmeli" dedi. Suya dayanıklı olmayanlar tercih edilmeli Kırtasiye malzemesi seçerken TSE ve CE etiketlerinin yanında özelliklerine de dikkat etmek gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Özge Yendur, seçilen ürünün kimyasal içermemesine ve üretiminde toksik madde kullanılmamış olmasına bakılması gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Özge Yendur, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle suya dayanıklı olmayanların tercih edilmesini tavsiye ediyoruz. Suya dayanıklı kalem, boya veya mürekkepler genellikle ftalatlar, formaldehit türevleri, ağır metaller veya solvent bazlı kimyasallar içerir. Bu maddeler ürünün silinmemesini, kalıcı olmasını ve suya karşı dirençli olmasını sağlar. Ancak aynı maddeler toksik olabilir ve çocukların cildine temas ettiğinde ya da ağız yoluyla alındığında sağlığı olumsuz etkileyebilir. Çocuk sağlığı açısından önerilen ürünler genellikle suda çözünebilen (water-based) yani su bazlı ürünlerdir. Bunlar kolay silinir, toksik madde içermez ve kazara temas durumunda daha güvenlidir" açıklamasında bulundu. Yapıştırıcıdan ataca sırayla dikkat edilmesi gerekenler Kırtasiye alışverişinde dikkat edilmesi gereken diğer konuları da Uzm. Dr. Özge Yendur, şu şekilde özetledi: "Öte yandan ahşap kalemlerin kullanılması ideal. Defter ve kağıtlarda geri dönüşümü ve çevre dostu olanların ve FSC sertifikalı yani ormanların sürdürülebilir bir şekilde yönetildiğini gösteren ürünlerin tercih edilmesi önem taşıyor. Doğal pigmentler veya bitkisel bazlı boyalar gibi çevre dostu seçenekler tercih edilecekler arasında yer alıyor. Yapıştırıcı gibi kırtasiye malzemelerinde ise kimyasal içerikler, toksik olmayan bilinen markalar özellikle çocukların üzerinden kolayca silinebilen temizlenebilen yapıştırıcılar tercih edilmesi önem taşıyor. Bunlarda da yine standartlarının ve barkodunun kontrol edilmesi gerekiyor. Keskin uçlu makaslar yerine yuvarlatılmış uçlu makaslar tercih edilmeli. Bıçaklı makasları kullanmaktan kaçınılmalı. Ataçlar ve raptiyelerin paslanmaz çelik olması gerekiyor. Nikel içermeyen malzemelerin tercih edilmesi önem taşıyor. Aksi halde çocukların derisine temas etmesi durumunda alerjik reaksiyona neden olabilir. Diğer bütün kırtasiye malzemelerinde çocukların sürekli kullandığı bir malzeme olsun veya olmasın yanında durduğu için cilde temas edebilir. Cilt reaksiyonlarına çocukların kullandığı bütün malzemelerde alerjik olmaması, deri kontakt dermatite yol açmayan toksik madde ve alerjen içermeyen ürünler olmasına özen gösterilmesi gerekiyor." BPA, hormon etkisi yaratıyor Özel olarak plastik ürünlerin bazılarında kullanılan Bisphenol A (BPA) adlı gıda koruyucu madde konusunda uyarıda bulunan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bu madde östrojen benzeri de bir madde içeriyor. Bu da plastiklerin içerisinde kullanılıyor. Plastiklerin iç tarafını kaplamak amacıyla gıdayı da muhafaza etmek için kullanılıyor. Bu madde özellikle östrojen benzeri bir hormon etkisi gösterdiği için kısa ve uzun süreli yan etkileri var ve kanserojen maddelerin başında geliyor. Özellikle buna da dikkat edilmesi gerekiyor" dedi. Uzm. Dr. Özge Yendur Sezer, çanta seçiminde de çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’unu geçmemesi gerektiğini dile getirerek, "Çantanın ağırlığı omuzlara eşit dağılmalı. Yastıklı, iki tarafı ayarlanabilir omuzları kalın askılı çantalar tercih edilmeli. Mümkünse belden 5 cm üzerinde başlaması gerekiyor askıların. Önden de saran bir bant kemer şeklinde olabilir. Sırt pedi olanlar daha fazla konfor sağlıyor. Bölmeli olması ve ağırlığı eşit dağıtması yük bindirmemesi açısından önem taşıyor" uyarısında bulundu.