Son Dakika
|
Kuyumcukent AVM’de 20 milyonluk soygun
ABD Başkanı Trump: "İran’la görüşebilirim"
Esenler’de İBB şantiyesinde yangın: 3 konteyner zarar gördü
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Ordusu, Hayfa’daki petrol ve gaz rafinerisi ile yakıt depolarını hedef aldı
Niğde’deki patlamanın boyutu gün ağarınca ortaya çıktı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
İzmir’de taksi şoförü ücret tartışmasında öldürüldü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
İzmir’de taksi şoförü ücret tartışmasında öldürüldü
Beylikdüzü’nde direğe çarpan araç takla attı
Savaş halindeki ülke ihracatta ilk sırayı aldı
SAĞLIK
Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında
10 Mart 2026 Salı - 14:41:08
Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
10 Mart 2026 Salı - 14:29
OMÜ’de kadın kanserlerine yönelik farkındalık etkinliği
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Etkinlik, Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl liderliğinde yürütülen EBE416 Entegre Uygulamaları II dersi kapsamında ve OMÜ Ebelik Topluluğu öğrencilerinin iş birliğiyle gerçekleştirildi. OMÜ Yaşam Merkezi’nde kurulan stantta, kadın kanserleri ve erken tanının önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Etkinlik kapsamında özellikle meme kanseri, serviks kanseri ve diğer jinekolojik kanser türleri hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitimler verildi. Katılımcıların kanser taramaları konusunda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmalarını desteklemek amacıyla bilgilendirici broşürler de dağıtıldı. Stantta ayrıca eğitim amaçlı maketler kullanılarak uygulamalı anlatımlar yapılırken, erken tanının hayat kurtarıcı rolü vurgulandı ve düzenli taramaların önemi konusunda bilgilendirme gerçekleştirildi. Etkinlik boyunca OMÜ öğrencileri ile Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden personel bilgilendirme standına yoğun ilgi gösterdi. Ebelik öğrencileri etkinlik sayesinde mesleki bilgi ve becerilerini toplum yararına kullanma fırsatı bulurken, toplum temelli sağlık eğitimine de katkı sundu.
10 Mart 2026 Salı - 12:45
Dünya Uyku Günü Eskişehir’de farkındalık etkinlikleriyle kutlanacak
Tüm Uyku Tıbbı ve Araştırmaları Derneği (TUTDER) Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, her yıl mart ayının üçüncü haftasının cuma günü dünya genelinde kutlanan Dünya Uyku Günü etkinliklerinin bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganıyla Eskişehir’de gerçekleştirileceği ve uyku sağlığının önemine dikkat çekileceğini belirtti. Prof. Dr. Fidan, uyku sağlığının bireylerin fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, teknoloji kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının uyku düzenini olumsuz etkilediğini ifade etti. Özellikle gençler arasında düzensiz uyku alışkanlıklarının yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Vural Fidan, "Gençlerimizin sağlıklı bir yaşam sürmeleri, öğrenme kapasitelerinin artması ve zihinsel performanslarının korunması için kaliteli uyku büyük önem taşımaktadır. Dünya Uyku Günü vesilesiyle gençlerimize ulaşarak uyku farkındalığını artırmayı hedefliyoruz." Dünya Uyku Günü kapsamında toplumda uyku sağlığı bilincini artırmaya yönelik çeşitli bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirileceğini belirten Fidan, gençlere yönelik özel bir farkındalık çalışması da yapılacağını ifade etti. Bu kapsamda üzerinde "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganının yer aldığı farkındalık kalemleri gençlere hediye edilecek. Günlük yaşamda kullanılacak bu kalemlerle gençlerin uykunun önemini sürekli hatırlamaları ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeleri amaçlanıyor. Uzmanlar, düzenli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, zihinsel performansı artırdığını ve birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sağladığını vurgularken, sağlıklı bir yaşam için uyku düzeninin korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. TUTDER Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, Dünya Uyku Günü dolayısıyla tüm toplumu uyku sağlığı konusunda bilinçli olmaya ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeye davet etti.
10 Mart 2026 Salı - 12:33
Erfelek’te verem farkındalığı
Sinop’un Erfelek ilçesinde "24 Mart Dünya Tüberküloz Günü" kapsamında düzenlenen etkinlikte, vatandaşlara tüberküloz (verem) hastalığına karşı korunma yöntemleri ve erken teşhisin önemi anlatıldı. Erfelek Şehit Dr. Mehmet Turan Yazlak Devlet Hastanesi tarafından "Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası" kapsamında organize edilen etkinlik ilçedeki Aile Sağlığı Merkezi’ne başvuran vatandaşlara tüberkülozun bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve modern tedavi seçenekleri hakkında bilgi verildi. Sağlık çalışanları, uzun süreli öksürük, gece terlemesi ve benzeri belirtilerin önemine dikkat çekerek erken teşhisin önemini vurguladı. Standı ziyaret eden vatandaşlara broşürler dağıtılarak hastalıkla mücadelede farkındalık artırıldı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
2
09 Mart 2026 Pazartesi- 11:44
Denizli Devlet Hastanesinde işleyiş normal bir şekilde devam ediyor
3
09 Mart 2026 Pazartesi- 13:25
Boğazına şeker kaçan 3 yaşındaki çocuk, Heimlich manevrasıyla kurtarıldı
4
09 Mart 2026 Pazartesi- 11:55
50-70 yaş arasında tarama, kolon kanserini önleyebilir
5
08 Mart 2026 Pazar- 17:06
Uzmanı açıkladı: "Oruç, beden ve ruhun farkına varmayı sağlar"
13 Şubat 2026 Cuma - 14:45
Tansiyon ve böbrek hastalığı: birbirini etkileyen iki sessiz sorun
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Orhan Özdemir, tansiyon ve böbrek hastalığının birbirini etkileyen ve ciddiye alınması gereken sağlık sorunu olduğunu söyledi. "Böbreklerimiz, vücudumuzun sessiz çalışan kahramanları gibidir" diyen Uzm. Dr. Özdemir, şöyle devam etti: "Sadece idrar üretmekle kalmaz, vücudun kimya laboratuvarı ve denge merkezi olarak da görev yapar. Aynı zamanda kan basıncının (Tansiyonun) düzenlenmesi açısından da önemli rol oynar. Bu sebeple tansiyon ve böbrek sağlığı birbiriyle yakından ilişkilidir." Böbrekler tansiyonu nasıl etkiler Böbreklerin vücuttaki fazla suyu ve tuzu atarak, kan basıncını düzenleyen bazı hormonları salgıladığını kaydeden Uzm. Dr. Özdemir, "Böbrekler iyi çalışmadığında vücutta su ve tuz birikir. Bu durum damar içi basıncı artırır ve tansiyon yükselir" dedi. "Yüksek tansiyon böbreklere zarar verir mi" Uzun süre kontrolsüz seyreden yüksek tansiyonun, böbreklerin içindeki küçük damarları zamanla zedelediğini belirten Uzm. Dr. Özdemir, bu hasara yönelik şu bilgileri paylaştı: "Böbreklerin kanı süzme gücünü azaltır. İdrarda protein kaçağına yol açabilir. Zamanla böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir." Bu sürecin çoğu zaman belirti vermediğini söyleyen Uzm. Dr. Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişi kendini iyi hissederken böbrekler sessizce zarar görebilir ve bir kısır döngü oluşur. Yüksek tansiyon böbrek hasarına neden olurken, böbrek hasarı da tansiyonun daha da yükselmesine sebep olacağından, tansiyon ve böbrek sağlığı birlikte takip edilmelidir." "Kimler daha dikkatli olmalı" Uzm. Dr. Özdemir, böbrek ve tansiyon kontrollerinin özellikle önemli olduğu kişileri şöyle sıraladı: "Hipertansiyon hastaları, diyabet hastaları, 40 yaş üzerindeki kişiler, ailesinde böbrek hastalığı olanlar, uzun süre ve sık ağrı kesici (Özellikle NSAİİ) kullananlar." "Böbrekleri ve tansiyonu korumak için neler yapabilirsiniz" Uzm. Dr. Özdemir, böbrekleri ve tansiyonu korumak için yapılabilecekleri şu şekilde özetledi: "Tansiyonunuzu düzenli ölçün, tuz tüketimini azaltın, doktorunuzun verdiği tansiyon ilaçlarını düzenli kullanın, gereksiz ağrı kesici kullanımından kaçının, sigara kullanmayın, sağlıklı kiloda kalın ve düzenli hareket edin, yılda en az bir kez kan ve idrar tahlili yaptırın." "Yüksek tansiyon böbrekleri de sessizce etkiliyor" Yüksek tansiyonun sadece kalbi değil, böbrekleri de sessizce etkilediğini hatırlatan Uzm. Dr. Özdemir, "Böbreklerdeki sorunlar tansiyon kontrolünü zorlaştırabilir. Ancak erken fark edilirse önlem almak mümkündür. Düzenli kontrol, sağlıklı yaşam ve hekim takibi böbrek sağlığının korunmasında büyük önem taşır" diye konuştu.
13 Şubat 2026 Cuma - 14:18
Tunceli’de sağlık çalışanlarına hizmet içi eğitim
Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hizmet içi eğitim verildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından aşı tereddütü ve aşı karşıtlığının nedenleri, bu durumun toplum sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri ve ikna iletişimi yöntemleri konularında farkındalığın artırılması amacıyla hizmet içi eğitim düzenlendi. Gerçekleştirilen eğitimlerde, bağışıklamanın toplum sağlığındaki önemi, aşı tereddüdünün bilimsel temeller ışığında değerlendirilmesi ve vatandaşlarla etkili iletişim kurma yöntemleri ele alındı.
13 Şubat 2026 Cuma - 14:16
Bafra’da sağlıkta nitelik artıyor
Samsun Bafra Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 2. Yoğun Bakım Hemşireliği Sertifika Programı başarıyla tamamlandı. Altı hafta süren programa, başta Samsun olmak üzere çevre illerden sağlık çalışanları katıldı. Program sonunda 10 kursiyer sertifika almaya hak kazandı. Eğitimlerde kritik hasta bakımı, ileri yaşam desteği, mekanik ventilasyon, enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği başlıklarında teorik ve uygulamalı içerikler sunuldu. Başhekim Alaiddin Domaç, programın bölgesel bir ihtiyaca yanıt verdiğini belirterek, hastanenin yoğun bakım hemşireliği sertifikası verme yetkisine sahip tek ilçe hastanesi olmasından gurur duyduklarını ifade etti. Hastane yönetimi, nitelikli sağlık hizmetini destekleyen eğitim programlarının süreceğini bildirdi.
13 Şubat 2026 Cuma - 13:56
Tunceli’de ilk yardım eğitim sertifikasyon eğitimi
Tunceli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Müdürlüğü ilkyardım eğitmenleri tarafından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü personeline ilkyardım sertifikasyon eğitimi düzenlendi. Tunceli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Müdürlüğü İlkyardım Eğitmenleri tarafından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü personeline İlkyardım Sertifikasyon Eğitimi verildi. Eğitim çerçevesinde temel ilkyardım uygulamaları ve acil durumlara doğru müdahale yöntemleri ele alındı.
13 Şubat 2026 Cuma - 13:16
"Çocuklarda belirtiler sinsi ilerliyor"
DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, çocukluk çağı kanserlerinin dünyada her yıl yüz binlerce çocuğu etkilediğini söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü dolayısıyla açıklamada bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinin dünyada her yıl yüz binlerce çocuğu etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr. Çakmak, "2022 yılı verilerine göre dünyada 0-19 yaş aralığında 275 binden fazla yeni vaka bildirilmiştir. Tanı imkanlarının, görüntüleme yöntemlerinin kullanımının, patolojinin ve kanser kayıt sistemlerinin gelişmesiyle daha çok vaka yakalanabilmektedir. Türkiye’de yılda yaklaşık 2 bin 800-4 bin arası yeni çocukluk çağı kanseri olgusu olduğu tespit edilmiştir" dedi. Çocuklarda en yaygın görülen kanser türleri hakkında bilgi veren Çakmak, "Çocuklarda en sık kanserler genel olarak lösemi, beyin-omurilik tümörleri, lenfomadır. Türkiye’de ise en sık sırasıyla lösemi, lenfoma ve beyin-omurilik tümörleri görülür. Küçük yaşlarda nöroblastom ve Wilms tümörü, daha büyük çocuklarda ise kemik ve yumuşak doku sarkomları da sık görülebilmektedir" ifadelerine yer verdi. "Çocuklarda tedavi toleransı daha fazladır" Çocukluk çağı kanserleri ile yetişkin kanserleri farklılık gösterdiğine kaydeden Doç. Dr. Çakmak, "Yetişkinlerde sigara, alkol ve çevresel faktörler daha ön plandadır. Çocuklarda çevresel nedenlere eklenen genetik nedenler daha sık görülür. Çocuklarda tedavi toleransı daha fazladır. Çocuklarda tedavi yanında, büyüme, gelişme, okul hayatı ve ilerideki kısırlık riski büyük önem taşımaktadır. Çocuklarda uzun dönem yan etkilerin kapsamı ve önemi erişkinlere göre daha büyütür" şeklinde konuştu. Çocuklarda ciddiye alınması gereken belirtiler "Erken teşhis hayat kurtarır ama çocuklarda belirti sinsi olabilir" şeklinde açıklamasına devam eden Çakmak, "Anne-babanın özellikle şunları ciddiye alması gerekir; uzayan ateş, açıklanamayan solukluk-halsizlik, kolay morarma-peteşi, sık burun–diş eti kanaması, gece uyandıran kemik ağrısı-topallama, geçmeyen-büyüyen lenf bezi şişlikleri, belirgin kilo kaybı-gece terlemesi, karında şişlik-kitle, sabahları belirgin baş ağrısına eşlik eden kusma, göz bebeğinde fotoğrafta görülen beyaz yansıma (kedi gözü gibi), eklemlerde şişlik. Bu belirtilerin varlığında kötü huylu kanserleri araştırmak gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. "Aileyi suçlamak doğru değildir" Toplumda çocukluk çağı kanserlerine dair doğru bilinen yanlışlara değinen Hatice Mine Çakmak "Toplumda çok yanlış bilinenler var. Kanser bulaşıcı değildir. Çoğu çocuk kanserini anne babanın yaptıklarıyla ilişkilendirmek, aileyi suçlamak doğru değildir. Biyopsinin kanserin her zaman tümörün yayılmasına neden olduğu da yanlış bir inanıştır. Çocukluk çağı kanserlerinin başarı şansı örneğin lösemilerde bazı türlerde yüzde 95 üzerine çıkabilmektedir. Çocukluk çağı tümörlerini ölümle eşleştirmek yanlıştır" dedi. Modern tıpta çocuk onkolojisi alanında son yıllarda yaşanan en umut verici gelişmeler hakkında bilgi veren Çakmak, "Son yılların umut verici gelişmeleri, hedefe yönelik tedavi denilen akıllı ilaçlar, hücre tedavileri ve kök hücre nakli stratejileridir. Tisagenlecleucel (CAR-T) tedavisi, nüks-dirençli B-hücreli Akut lenfoblastik lösemi için pediatrik- genç erişkinde FDA onayı almış bir örnektir. Ayrıca bazı çocuklarda tümörü hedefleyen bulunursa akıllı ilaçlar (ALK, BRAF-MEK, NTRK gibi hedeflere yönelik tedaviler) yüksek başarı sağlayabilmektedir" şeklinde konuştu. Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde genel iyileşme oranının ülkeye ve hastalığın tipine göre değiştiğini belirten Çakmak, "5 yıllık sağ kalım yüzde 70-80 civarı bildiriliyor; ama bu oran kanser türüne ve risk grubuna göre değişkenlik göstermektedir" dedi. "Biz buradayız, yalnız değilsiniz" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kemoterapi Ünitesi’nde günübirlik kemoterapi hizmeti, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Servisi’nde bir haftaya varan yatarak tedavi imkanı olduğunu dile getiren Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, "Kemoterapi verdiğimiz kanserli çocuklar ve acil hematoloji hastaları gece gündüz cep telefonumuzdan bize ulaşabilmektedir, Biz buradayız, yalnız değilsiniz" şeklinde açıklamasını tamamladı.
13 Şubat 2026 Cuma - 12:58
Kaynaşlı’da sigaranın zararlarına dikkat çekildi
DÜZCE (İHA) – Kaynaşlı İlçe Devlet Hastanesi ve Toplum Sağlığı Merkezi ile Kaynaşlı Yeşilay Şubesi iş birliğinde, sigaranın zararlarına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme standı kuruldu. Kaynaşlı ilçe Devlet Hastanesi girişinde oluşturulan stantta, hasta ve hasta yakınlarına sigaranın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, pasif içiciliğin riskleri, sigarayı bırakmanın kısa ve uzun vadede sağladığı faydalar ile bırakma süreci hakkında kapsamlı bilgilendirme yapıldı. Sağlık personeli ve Yeşilay gönüllüleri tarafından yürütülen çalışmada, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara ücretsiz danışmanlık hizmetleri ve destek mekanizmaları hakkında da bilgi verildi. Etkinlik kapsamında broşür ve bilgilendirici materyaller dağıtılarak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yapıldı. Ayrıca, sigara bağımlılığıyla mücadelede kararlılığın ve doğru yönlendirmelerin büyük rol oynadığı ifade edilerek, vatandaşların ilgili sağlık birimlerinden destek almaları teşvik edildi. Yetkililer, toplum sağlığını korumaya yönelik bu tür bilinçlendirme çalışmalarının belirli aralıklarla devam edeceğini belirtti.
13 Şubat 2026 Cuma - 12:29
Türk Endokrin Cerrahisi kurucularından Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da sempozyum ile anıldı
Türkiye’de endokrin cerrahisini başlatan önemli isimlerden birisi olan Endokrin Cerrahisi Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da Doruk Sağlık Grubu’nda düzenlenen sempozyum ile anıldı. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından geçtiğimiz 23 Haziran 2025 yılında kaybettiğimiz Endokrin Cerrahisi Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da Doruk Sağlık Grubu’na bağlı Nilüfer Hastanesi’nde düzenlenen "Prof. Dr. Erol Düren’i Anma Sempozyumu"nda anıldı. İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği’nde 1952 yılında asistan olarak çalışmaya başlayan merhum Prof. Dr. Erol Düren, vefatına kadar olan 73 yıllık meslek hayatında sayısız önemli başarılara imza attı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Özel Hastaneler Platformu Başkanı olan Doruk Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Yavuz Namlı, "Türk Endokrin Cerrahisinin gelişmesinde sonsuz emekleri olan Prof. Dr. Erol Düren hocamızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onun manevi anısına yönelik düzenlediğimiz sempozyumda tiroid kanseri tedavisinde cerrahi ile endokrinoloji alanında son gelişmeleri alanında değerli hocalarımız ve doktorlarımızla birlikte ele aldık. Rahmetli Prof. Dr. Erol Düren hocamızın manevi anısına yönelik düzenlediğimiz bu anlamlı sempozyumun gerçekleşmesinde emeği olan Prof. Dr. Şehsuvar Gökgöz ve bilgi birikimiyle bizleri onurlandıran Prof. Dr. Mete Düren hocalarımız ile emeği geçen akademisyenlerimize, hekimlerimize ve konuklarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Prof. Dr. Erol Düren’i Anma Sempozyumu’nun ikinci konferansında "Tiroidektomi Komplikasyonları" alanında oturum başkanlığını üstlenen Prof. Dr. Mete Düren, sempozyumun gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şehsuvar Gökgöz’ün oturum başkanlığını üstlendiği "Endokrin Cerrahisi Öncesi-Sonrası ile Endokrin Uzmanı" konulu oturumda Prof. Dr. Soner Candar ile Prof. Dr. Özen Öz Gül konuşmacı olarak yer aldı. Doruk Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Volkan Tümay ile Dr. Volkan Polatkan "2026 yılı Diferansiye Tiroid Kanserleri-Güncel Bilgiler" konusunu ele aldı. Prof. Dr. Mete Düren ile Dr. Serkan Teksöz de, "2026 yılı Medüller Tiroid Kanseri-Genetiği" oturumunda konuştu. Endokrin Cerrahi ile Robotik Cerrahi konusunda Dr. Kazım Şenol ile Dr. Murat Özdemir görüşlerini paylaştı. Sempozyumun yedinci konferansında Dr. Uygar Demir ile Dr. Ömer Yalkın "Endokrin Cerrahi ve Sinir Monitorizasyonu" alanında bilimsel görüşlerini katılımcılarla paylaştılar. Sempozyumun son konferansında konuşan oturum başkanı Prof.Dr. Mete Düren, Dr. Ayşen Akkurt Kocaeli ve Dr. Ömer Yalkın "İnteraktif Olgu Tartışmaları" konusunu ele aldılar. Prof Dr Erol Düren kimdir 1929 yılında İzmir de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktor ve Cerrahpaşa Genel Cerrahi Kliniğinde uzman ve 1959 yılında doçent ve 1966 yılında profesör oldu. Cerrahi eğitimim sırasında yeni gelişen endokrin cerrahisi konusuna özel ilgi duydu. 1957 yılında başasistanlığı sırasında British Councel’ın bursu ile bir yıl İngiltere de Sheffield Üniversitesi Endokrin Cerrahisi kliniğinde ve araştırma laboratuvarında, 1961 ve 1964 de Almanya da Giessen Üniversitesi Cerrahi Kliniğinde, 1969 da Londra da Hammersmith Post graduate School da Profesör Selwyn Taylor’ın, 1971’de Cleveland da Crile Jr.’in yanında endokrin cerrahisinde çalıştı. International Association of Endocrine Surgeons (IAES) ın üyesi ve yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Türkiye’den pek çok genç meslektaşının uluslararası değerdeki endokrin cerrahlarının yanında yetişmelerine yardımcı oldu. Orlo Clarck’ın Textbook of Endocrine Surgery adlı kitabında ‘Recurrent Thyroıd Cancer ‘bölümünü yazdı. 1974-1980 yılları arasında Edirne Tıp Fakültesi ve 1981’de Türk Cerrahi Derneği, 1990’da Eurosurgery, 2003’te European Academy of Surgical Sciences kurucu üyesi ve başkanları olarak çalıştı. 1974-1980 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Senatosu üyeliği, Rektör yardımcılığı ve vekilliği yaptı. Deutsche Geselschaft für Chirurgie’nin şeref Üyeliği, Deutsche Akademie der Naturforscher Leopoldina’nın üyeliği ve Almanya Federal Cumhuriyeti’nin Liyakat nişanı verildi. Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Romanya ulusal Cerrahi Derneklerinin Fahri Üyelikleri verildi. 2005 yılında Giessen Üniversitesi Fahri Doktorluk ünvanı verildi. 1994 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden emekli oldu. Dr. Mücella Düren ile evli olan Prof. Dr. Erol Düren’in kızı Dr. Phil. Ayşegül Franke, oğlu ise Prof. Dr. Mete Düren’dir.
13 Şubat 2026 Cuma - 12:28
7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları farkındalık haftası
7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, erken tanının önemine dikkat çekti. 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları toplumda farkındalık oluşturmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl binlerce bebeğin doğumsal kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini belirten uzmanlar, zamanında teşhis ve doğru tedavi ile sağlıklı bir yaşamın mümkün olduğunun altını çizdi. "Her 100 bebekten 1’i risk altında" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ayşe Gümüş Demirçubuk, doğumsal kalp hastalıklarının bebeklerde en sık görülen doğumsal anomaliler arasında yer aldığını belirterek, "Doğumsal kalp hastalıkları, kalbin yapısında anne karnında gelişen bozukluklardır. Erken tanı sayesinde birçok hastalığı doğum öncesinde tespit edebiliyor, biz kendi hastanemizde de doğan bebekleri ilk 24 saat içerisinde riskli doğumsal kalp hastalıkları açısından kontrol ediyoruz. Doğum sonrası süreci planlayabiliyoruz. Özellikle morarma, hızlı nefes alıp verme, emmeme, kilo alamama gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalıdır" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Demirçubuk, yenidoğan muayeneleri ve düzenli çocuk kontrollerinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, ailelerin bebeklerinde olağan dışı bir belirti gördüklerinde vakit kaybetmeden uzman hekime başvurmaları gerektiğini ifade etti. "Gebelik sürecinde kontroller büyük önem taşıyor" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Semra Sarı Yıldız ise gebelik döneminde yapılan detaylı ultrason ve taramaların doğumsal kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynadığını aktararak, "Anne adaylarının düzenli gebelik kontrollerini yaptırmaları, risk faktörlerinin erken belirlenmesi açısından çok önemlidir. Özellikle ailede kalp hastalığı öyküsü varsa veya diyabet gibi kronik hastalıklar mevcutsa takipler daha da dikkatli yapılmalıdır. Erken tanı, doğumun tam donanımlı merkezlerde planlanmasını sağlar" ifadelerini kullandı. Op. Dr. Sarı Yıldız, sağlıklı beslenme, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve doktor önerilerine uyumun gebelik sürecinde bebeğin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini de sözlerine ekledi. Multidisipliner yaklaşım hayat kurtarıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları ile kadın hastalıkları-doğum branşlarının koordineli çalıştığını belirten uzmanlar, doğum öncesi ve sonrası sürecin ekip yaklaşımıyla planlandığını ifade etti. Yetkililer, 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası’nın amacının yalnızca hastalıkları anlatmak değil, aynı zamanda umut vermek olduğunu vurgulayarak, "Erken tanı, doğru merkez ve uzman ekip ile doğumsal kalp hastalıklarında başarı oranı her geçen gün artıyor. Kontrollerinizi ihmal etmeyin, kalbin sesine kulak verin" diye konuştular.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:48
"Şikayetim yoktu" demeyin: Hipertansiyon sessizce ilerliyor
Uzmanlar, hiçbir belirti vermeden ilerleyen hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek ve gözlerde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabildiğine dikkat çekerek, düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını vurguluyor. Son dönemde sağlık kuruluşlarına başvuran birçok hastanın, "Şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı" ifadesini kullandığını belirten uzmanlar, bu söylemin son derece yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor. Hastaların öyküsü sorgulandığında, tansiyonlarını bugüne kadar hiç ölçtürmediklerini ve herhangi bir şikayet hissetmedikleri için sorun olmadığını düşündüklerini ifade eden uzmanlar hipertansiyonun dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu belirtiyor. İmperial Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, hipertansiyonun en önemli özelliğinin çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlemesi olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Hastanelerde yatan ağır hastalıkların büyük bir bölümünün temelinde hipertansiyonun yer aldığını kaydeden Çiçek, "Son günlerde en sık duyduğum ve yanlış olarak değerlendirdiğim ifadelerden biri, ’şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı’ söylemidir. Bize başvuran hastaların öyküsünü sorguladığımızda, tansiyonlarının ne kadar süredir yüksek seyrettiğini soruyoruz. Aldığımız yanıtlar çoğunlukla, ’şimdiye kadar hiç ölçüm yaptırmadım, herhangi bir şikayetim yoktu" şeklinde oluyor. Bu ifadenin yanlışlığı üzerinde özellikle durmak isterim. Hipertansiyonun, dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu her zaman vurguluyoruz. En önemli özelliklerinden biri, ciddi şikayetlere, semptomlara veya belirgin bulgulara neden olmadan seyredebilmesidir. Bu nedenle, hiçbir şikayeti olmayan kişilerde tansiyonun normal olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmaktadır. Oysa tansiyon yüksekliği çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Nadiren baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi veya burun kanaması gibi bulgularla ortaya çıkabilir ancak çoğunlukla sessiz seyreder. Bu yüzden kişiler tansiyonlarını düzenli ve belirli aralıklarla ölçmedikçe yüksek tansiyona sahip olduklarının farkına varamazlar. Hastanelerde yatan en ağır hastalıkları sıraladığımızda, hipertansiyonun birçok tablonun temelinde yer aldığını görmekteyiz" dedi. Hipertansiyon ilk sırada yer alıyor "Kalp yetmezliği, kalp damar tıkanıklıkları, kalp krizleri, ciddi ritim bozuklukları ve aort damarının genişlemesi gibi durumların altında yatan nedenler arasında hipertansiyon ilk sırada yer almaktadır" diyen Çiçek, şu bilgileri verdi: "Aynı şekilde, beyin damar tıkanıklıkları, beyin kanamaları ve böbrek yetmezliğinin nedenleri araştırıldığında da en önemli etkenin hipertansiyon olduğu görülmektedir. Göz damar hastalıkları ve buna bağlı gelişen görme bozukluklarının altında da hipertansiyon önemli nedenlerden biridir. Bu nedenle ’hiç şikayetim yoktu, ölçüm yaptırmadım, bilmiyordum’ cümlesini artık değiştirmemiz gerekmektedir. Günümüz koşullarında ulaşılabilir maliyetlerle tansiyon ölçüm cihazlarına sahip olmak mümkündür. Benim önerim, her evde mutlaka bir tansiyon ölçüm cihazının bulunmasıdır. Cihazın çok pahalı ya da çok özellikli olması şart değildir, önemli olan doğru ölçüm yapabilmesidir. Tansiyon sorunu olmasa bile erişkin yaşa ulaşmış, özellikle 30 yaş üzerindeki bireylerin tansiyonlarını 6 ayda bir, yılda bir ya da gerekirse 3 ayda bir ölçmeleri faydalıdır. Bu sıklık kişiye göre artırılabilir, kesin bir kural yoktur. Önemli olan, dinlenmiş halde ve doğru ölçüm tekniğiyle zaman zaman tansiyonun kontrol edilmesidir. Ölçüm değerleri 13,5/8,5 ve üzerinde çıkıyorsa tek bir ölçüm elbette yeterli değildir. Bir hafta boyunca sabah ve akşam yapılan düzenli ölçümlerde ortalamanın bu değerlerin üzerinde seyretmesi durumunda mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurulmasını öneriyorum. Kardiyoloji hekimi yapacağı değerlendirmede fizik muayene, kalp grafisi, ekokardiyografi, laboratuvar tetkikleri, idrar tetkiki ve gerekirse batın usg ve böbrek damarı için doppler incelemesi yapıp, hipertansiyondan kaynaklı kalp yetmezliği, kalp duvarlarında kalınlaşma, aort damarında genişleme, kalp damar daralması, kalpte ritim bozukluğu, böbrek fonksiyonlarında bozulma var mı diye değerlendirme yapıp uygun tedavi planını önerecektir. İlaveten göz damarlarında etkilenme olup olmadığını tespit etmek için göz hastalıkları hekimi değerlendirmesini istenebilir. Burada özellikle vurgulamak isterim ki korkulması gereken ilaç kullanmak değil, tansiyonun tedavi edilmemesidir. Hipertansiyon kontrol altına alınabilir bir hastalıktır ancak sessiz seyretmesi nedeniyle uzun yıllar tedavisiz kaldığında kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hayati organlarda kalıcı ve ciddi hasarlara yol açabilir. Bu hasarların büyük bir kısmı, ne yazık ki geri döndürülemez hale gelebilmektedir."
13 Şubat 2026 Cuma - 11:43
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı"
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Sağlıklı Hayat Merkezleri, 81 ilde vatandaşlara hizmet veriyor. Diyetisyenden psikoloğa, sigara bırakma polikliniklerinden akademilere kadar pek çok alanda vatandaşlara destek verilen merkezlerde, artık menopoz okulları da hizmet vermeye başladı. Konuya ilişkin açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Bakanlık olarak koruyan sağlık vizyonuyla vatandaşın sağlığını korumaya devam ettiklerini belirterek, "Yapmış olduğumuz çalışmaların en önemli kısmını vatandaşlarımızın doğru sağlık bilgisini en hızlı ve en etkin şekilde ulaşması. Sağlık okur yazarlığını Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğümüzle beraber artırmaya ve bu konuda vatandaşlarımızı geliştirmeye gayret ediyoruz" şeklinde konuştu. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerinin de 81 ilde hizmet verdiğini hatırlatan Demirkol, "Psikologlarımız, sosyal çalışmacımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, yine sigara bırakma polikliniklerimizle etkin bir koruyucu sağlık hizmeti ve sağlıklı kalma hizmeti veriyoruz. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerimizi aynı zamanda bir akademi okul gibi de kullanmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" Geçen yıl Sağlıklı Hayat Akademisinde 300 bin kişinin mezun olduğunu dile getiren Demirkol, bunun yanı sıra farklı yaş grupları için de akademi açıldığını söyleyerek, "0-2 yaş grubu için bebek akademisi, 2-12 yaş için çocuk akademisi, 12-18 yaş grubundaki gençlerimiz için de genç akademilerimizi açtık. Tabii ki yine en önemli ihtiyaçlardan biri menopoz döneminde sağlıklı yaşam ve sağlıklı kalabilme noktasında da kadınlarımıza menopoz okulu açtık. Yani bu dönemi her açıdan sağlıklı geçirebilmek için menopoz okulumuzda da kendilerine sağlık profesyonellerimiz vasıtasıyla eğitim veriyoruz ve bu dönemi el birliğiyle daha sağlıklı geçirebilmek ve hayatlarında yeni bir dönem olan bu döneme hazırlanmalarını istiyoruz. Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" diye konuştu. "Menopoz okulumuzda tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik" Menopoz okullarında vatandaşlara ruhsal ve fiziksel anlamda destek verildiğini aktaran Demirkol, sözlerine şöyle devam etti: "Menopoz okulumuzda kendileri için bir hormonal değişim olan, ruhsal ve fiziksel değişim olan bu hassas dönemde tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik. Bu dönem içerisinde doğru fiziksel hareketler fizyoterapistlerimiz vasıtasıyla kendilerine anlatılıyor. Bu dönem içerisinde hormonal değişikliğe bağlı oluşan ruhsal değişimlerde de yine psikologlarımız yanlarındalar. Bu dönem içerisinde hormonal değişime bağlı olan kilo değişimleri sebebiyle de diyetisyenlerimiz yanlarında olacaklar ve burada bu dönemi daha kolay nasıl el birliği ile atlatabiliriz? Ruhsal, fiziksel ve hormonal değişimleri kendi hayatlarında yönetirken onlara nasıl yardımcı olabiliriz diye vermiş olduğumuz derslerden oluşan menopoz okulumuza bu yaş grubundaki tüm kadınlarımızı sağlıklı hayat merkezlerimizde bekliyoruz. Vatandaşlarımızın doğumundan ölümüne kadar sağlıklı yaşama, merhaba demeleri, hastalanmadan sağlığının kıymetini bilmelerini ve Sağlık Bakanlığı olarak bu imkanı onlara sağlayabilmeyi de üzerimize bir borç kabul ediyoruz." "Sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor" Demirkol, vatandaşların aile hekimlikleri vasıtasıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerinde bulunan menopoz okullarına yönlendirilebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Yine sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor. Belirli süreçler ve periyotlarla, belirli bir kontenjana ulaştıklarında bu kurslar açılıyor. Oradaki vaka koordinatörlerimizi bu kursa katılmak istediklerini söylediklerinde de onlar en kısa sürede açılan kursa bu yaş grubundaki kadınlarımızı kaydediyorlar, kendilerini arıyorlar ve oraya gitmişken de hem diyetisyene hem fizyoterapiste hem psikoloğa eğer sigara kullanılıyorsa sigara bırakma politikalarına da vatandaşlarımızı vaka koordinatörlerimiz yönlendiriyor. Onların randevularını alarak süreci komple bir sağlıklı yaşam, kendini iyi hissetme ve doğru yaşama, kaliteli yaşama anlamında kendilerine yardımcı oluyorlar."
13 Şubat 2026 Cuma - 11:41
Psikolog Karaçiçek: "Sevdiğiniz insan hayatınızın tamamı olmamalı"
Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, ilişkide sevdiğiniz kişinin hayatınızın tamamı olmaması gerektiğini belirterek, "Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir" dedi. Yoğun iş temposu, artan stres, iletişimin büyük ölçüde dijital ortama taşınması ve insanların birbirine ayırdığı zamanın azalması, çiftler arasında duygusal kopukluklara neden olabiliyor. Bu durum zamanla karşılıklı anlayışı azaltıp tahammülsüzlüğü artırırken, küçük sorunlar bile büyük tartışmalara dönüşebiliyor. Teknolojinin gelişmesi, tüketimin artması ve toplumsal yapının değişmesi ilişkileri yürütmeyi her geçen gün daha zor hale getiriyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, bazen küçük görünen hataların zamanla büyük sorunlara dönüşebildiğini söyleyerek, "İlişkilerde mutluluğun anahtarı ise iletişim, anlayış ve karşılıklı saygıdır" dedi. Klinik Psikolog Karaçiçek, çiftlerin en sık yaptığı 10 büyük hatayı şu şekilde sıraladı: Partneri hayatın merkezine koymak İlişkide sevdiğiniz insan elbette çok değerlidir, ancak hayatınızın tamamı olmamalıdır. Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir. Bu durum ilişkinin dengesini de bozar. İlişki, hayatı tamamlayan güzel bir parçadır; hayatın tek amacı haline gelmesi sağlıklı değildir. Sürekli haklı olmaya çalışmak Hayatta her zaman haklı olmak imkansızdır. Ancak bazı kişiler ilişkilerinde her tartışmada üstün çıkmaya çalışır. Bu tutum zamanla ilişkinin dengeli ve eşit yapısını bozar. İnsanlar bazen haklı olmayı o kadar önemser ki mutlu olabilecekleri anları kaçırırlar. Unutmayın, ilişkilerde çoğu zaman tek bir doğru yoktur. Gerektiğinde özür dilemekten kaçınmayın; çünkü özür dilemek zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Aşırı kıskançlık Kıskançlık, kontrolsüz hale geldiğinde ilişkiyi yıpratan ciddi bir probleme dönüşebilir. Sürekli hesap sormak, partnerin telefonunu kontrol etmek, kimlerle görüştüğünü sorgulamak ve sosyal çevresini kısıtlamak zamanla güven duygusunu yok eder. Aşırı kıskançlık, sevginin değil güvensizliğin göstergesidir ve ilişkinin sağlıklı ilerlemesini engeller. Kişiyi değiştirmeye çabalamak Sürekli partnerinizi değiştirmeye çalışmak, ilişkiyi yoran ve çıkmaza sokan bir davranıştır. Üstelik kişi istemedikten sonra onu zorla değiştirmek mümkün değildir. Burada önemli nokta şudur: Partnerinizin davranışı size veya çevresine zarar veriyor mu? Eğer zarar vermiyorsa, onu değiştirmeye çalışmak haksızlık olabilir. Her şeyi birlikte yapmak Birlikte vakit geçirmek güzel olsa da her anı beraber geçirmek sağlıklı değildir. Bu durum bağlılık gibi görünse de aslında zamanla bağımlılığa dönüşebilir. Sağlıklı bir ilişkide her iki tarafın da kendi alanının olması da gerekir. Kişinin arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, ailesine zaman ayırması ve hobilerini sürdürmesi ilişkiyi güçlendirir. Dijital dünyaya aşırı zaman ayırmak Günümüzde ilişkilerde en sık yaşanan problemlerden biri, taraflardan birinin sürekli telefon ya da bilgisayarla meşgul olmasıdır. Eve gelir gelmez telefona sarılmak, birlikte vakit geçirirken bile sosyal medyadan kopamamak ya da "kafamı dağıtıyorum" diyerek saatlerce oyun oynamak, gerçek iletişimi zayıflatır. Ayrıca sosyal medyada görülen "kusursuz hayat" paylaşımları çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsanlar bu sahte mutlulukları kendi ilişkileriyle kıyasladığında, gereksiz sorgulamalar ve memnuniyetsizlikler başlayabilir. Çok kırıcı tartışmalar Tartışmalar her ilişkide olur ancak tartışma şekli çok önemlidir. Bağırmak, hakaret etmek, küçümsemek ya da kişinin değerlerine saldırmak ilişkide en büyük yaraları açar. Sorun konuşulurken kişiliğe değil, davranışa odaklanmak gerekir. Öfke kontrolü ve yapıcı bir dil kullanmak ilişkiyi koruyan en önemli unsurlardandır. Gerçekçi olmayan beklentiler Bazı kişiler geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını farkında olmadan ilişkiye taşır. Oysa herkesin sevgisini hissettirme kapasitesi farklıdır. Karşınızdaki kişiden sadece verebileceği kadarını beklemek gerekir. Geçmişe takılı kalmak Bazı insanlar geçmişte yaşanan olayları unutamaz ve sürekli gündeme getirir. Oysa eski sorunları tekrar tekrar açmak, ilişkiye zarar verir. Elbette hatalardan ders almak önemlidir. Ancak geçmiş affedildiyse sürekli hatırlatmak ilişkiyi yıpratır. Sorunların üstünü kapatmak Sorunları yok saymak ya da içine atmak çözüm getirmez. Aksine zamanla küçük kırgınlıklar büyür ve daha büyük problemler haline gelir. Rahatsız olduğunuz konuları doğru zamanda, sakin bir şekilde ve kırıcı olmadan dile getirmek önemlidir. Duygularınızı paylaşmak, iletişimi güçlendirir ve ilişkinin sağlıklı şekilde ilerlemesine yardımcı olur.
13 Şubat 2026 Cuma - 11:25
Dr. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinde erken teşhisin önemine dikkat çekti
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Dr. Hakkı Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin dünyada ve ülkemizde her yıl binlerce çocuğun hayatını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve bu konuda erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin yetişkinlere göre daha nadir görülmesine rağmen, birçok ülkede çocuklarda hastalığa bağlı ölümlerin önde gelen nedenleri arasında yer aldığını anımsattı. Öztürk, " Yetişkinlerde en sık meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler görülürken; çocuklarda en sık görülen kanser türleri; lösemiler, merkezi sinir sistemi tümörleri ve lenfomalardır. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, erken teşhisin önemini vurgulamak, aileleri bilgilendirmek ve kanserle mücadele eden çocuklar ile ailelerine destek olmak amacıyla dünya genelinde çeşitli etkinliklerle anılmaktadır. Son yıllarda çocukluk çağı kanserlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Modern kemoterapi protokolleri, hedefe yönelik tedaviler, cerrahi ve radyoterapi yöntemlerinin etkin şekilde kullanılması sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde artmıştır. Özellikle akut lösemilerde beş yıllık sağ kalım oranlarının yüzde 80’in üzerine çıkması, bu alandaki ilerlemelerin en önemli göstergelerindendir. Çocukluk çağı kanserlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir değildir ve bu yaş grubuna yönelik rutin bir tarama programı bulunmamaktadır. Bu nedenle erken tanı; belirtilerin fark edilmesi ve zamanında sağlık kuruluşuna başvurulmasıyla mümkündür. Uzun süren halsizlik, solukluk, nedeni bilinmeyen morluk ve kanamalar, iştahsızlık ve kilo kaybı, lenf bezlerinde şişlik, kemik ve eklem ağrıları, uzun süren ateş, görme değişiklikleri ve şiddetli baş ağrıları gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilmekle birlikte, süreklilik göstermesi hâlinde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder