SAĞLIK
Hekim oğuldan ebe anneye Ebeler Haftası sürprizi 26 Nisan 2026 Pazar - 14:04:53 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim, aynı hastanenin doğumhanesinde görev yapan ebe annesine Ebeler Haftası dolayısıyla sürpriz yaptı. Hastanenin acil servisinde görevli pratisyen Hekim Dr. Buğra Şekerci aynı hastanede doğumhanede ebe olarak çalışan annesi Nefise Şekerci’yi ziyaret ederek çiçek takdim etti. Aynı kurumda görev yapan anne ve oğlun, aynı gün nöbetçi olmaları nedeniyle gerçekleşen buluşma duygusal anlara sahne oldu. Dr. Şekerci, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atanmasının aileleri için önemli bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, özellikle annesiyle aynı hastanede görev yapmanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Aynı kurumda farklı birimlerde sağlık hizmeti sunmanın hem mesleki hem de ailevi açıdan kendilerini motive ettiğini dile getiren Şekerci, "Atanma sürecimde annemle aynı hastanede çalışma fikri bizi heyecanlandırıyordu. Bugün de aynı gün nöbetçiyiz. Ebeler Haftası vesilesiyle anneme sürpriz yapmak istedim. Bu vesileyle başta annem olmak üzere tüm ebelerin haftasını kutluyorum" dedi. Ebe Nefise Şekerci ise 35 yıldır sağlık çalışanı olduğunu 25 yıldır ebe olarak görev yaptığını belirterek oğlunun aynı hastanede görev yapmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı kurumda birlikte hizmet vermenin kendisi için tarif edilemez bir duygu olduğunu vurgulayan Şekerci, "Bugün aynı gün 24 saat nöbetçiyiz. Oğlum bana Ebeler Günü için sürpriz yaptı. Çok mutlu oldum. Oğlumla aynı hastanede çalıştığım için gururluyum" diye konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:32 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Sönmez: "Uzun süre hareketsiz kalmak, büyük pıhtılar atmasına ve ani ölümlere sebep olabiliyor"
25 Eylül 2025 Perşembe - 10:00 Kardiyoloji Uzmanı Dr. Sönmez: "Uzun süre hareketsiz kalmak, büyük pıhtılar atmasına ve ani ölümlere sebep olabiliyor" Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emre Sönmez, uzun süre hareketsiz kalmanın akciğer pıhtısına ve dolayısıyla ani ölümlere sebep olabileceğini belirtti. Dr. Sönmez, "Bacak toplardamarlarında pıhtılaşma meydana geliyor ve buradan kopan pıhtılar akciğer damarları üzerinden akciğere atabiliyor. Bazen büyük pıhtılar ani ölümlere sebep olabiliyor" dedi. Uzun süre hareketsiz kalmak, özellikle de 4 saat ve üzeri oturmak bacak toplardamarlarında pıhtı oluşumuna yol açıyor. Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emre Sönmez, bu pıhtıların akciğere atarak ani ölümlere sebep olabileceğini ifade etti. Kanser hastaları, gebeler, ileri yaştakiler, şoförler ve uzun yolculuk yapmak zorunda kalanların daha yüksek risk taşıdığını ifade eden Dr. Sönmez, akciğere pıhtı atması durumunda göğüs ağrısı ve nefes alırken batma gibi şikayetlerin ortaya çıktığını söyledi. Uzman Dr. Sönmez akciğere pıhtı atması durumu ilerlediğinde akciğer tansiyonu, nefes darlığı, sağ kalp yetmezliği, ayaklarda şişlik ve sık hastane yatışlarının yaşandığını vurguladı. Basit önlemlerle riskin azaltılabileceğini de hatırlatan Sönmez, yarım saatte bir kalkıp 2-3 dakika yürünmesi gerektiğini, Dünya Sağlık Örgütü’nün de 8 saatten fazla oturmayı bir sigara içmek kadar zararlı gördüğünü kaydetti. "Büyük pıhtılar ani ölümlere sebep olabiliyor" Büyük pıhtıların özellikle ileri yaşlarda oldukça tehlikeli olabileceğini belirten Uzman Dr. Emre Sönmez, "Kişilerde uzun süre oturunca, özellikle 8 saatin ya da 4 saatin üzerinde uzun süre oturmanın bacak damarlarında, toplardamarlarda pıhtılaşma yapar. Özellikle risk faktörü olan, kanser rahatsızlığı, gebe, şoför, 4 saatten uzun süre oturarak yolculuk yapması gereken yolcular ileri yaştalarsa bacak toplardamarlarında pıhtılaşma meydana geliyor ve buradan kopan pıhtılar akciğer damarları üzerinden akciğere atabiliyor. Bazen büyük pıhtılar ani ölümlere sebep olabiliyor" diye konuştu. "Bizim için çok üzücü, hasta için de oldukça yorucu ve olumsuz bir sürece doğru gidiyor" Akciğere pıhtı atması durumunda görülen belirtileri paylaşan, hastalığın ilerlemesi halinde hastane yatışlarının sıklaştığını ifade eden Dr. Sönmez, bu durumun hem doktorlar hem de hastalar için oldukça zor ve üzücü bir süreç olduğunu belirtti. Uzman Dr. Emre Sönmez, "Bir akciğere pıhtı atma hadisesinde kişi ‘göğüs ağrısı, nefes alırken batma’ şikayetiyle başvuruyor. Böyle bir göğüs ağrısı tablosunda şüphelendiğimiz bazı bulgular var. Bunlar için EKG, EKO gibi testlere bakıyoruz ve kişide BT Anjiyo dediğimiz tetkik yapıyoruz. Akut pulmoner emboli (pıhtılaşma) teşhisini koyduğumuzda göğüs hastalıklarıyla beraber ilgili tedavisine başlıyoruz. Eğer hasar kalıcı olursa akciğer, tansiyon, nefes darlığı, efor dispnesi gibi bozukluklar olabiliyor. Yani kişi artık yol ürüyünce, yokuş çıkınca, efor harcadığında nefes nefese kalıp çabuk yorulabiliyor. Bu da ilerleyen dönemlere akciğer hipertansiyona sebep olduğunda ve gerekli tedavileri almadığında çok sık hastane yatışları, sağ kalp yetmezliği, sağ kalp yetmezliğine bağlı ayaklarda şişlik, boyun venözlerinde dolgunluk ve bundan dolayı sık sık vücut akciğer ve bacaklardaki toplardamarlarda ödem tablosuyla hastane yatışları oluyor. Bu da bizim için çok üzücü, hasta için de oldukça yorucu ve olumsuz bir sürece doğru gidiyor" şeklinde konuştu. "Yarım saatte bir en az 2 ila 3 dakika kalkıp yürümeliyiz" Alınması gereken önlemler hakkında bilgi veren Sönmez, "Özellikle yarım saatte bir en az 2 ila 3 dakika kalkıp yürümeliyiz. Bu konuya dair yapılan çalışmalar, 30 dakikada bir 2-3 dakikalık yürüme egzersizi, esneme gerilme egzersizleri yapıldığında bile bu olumsuz tabloyu azalttığını gösteriyor. Hatta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve kardiyoloji derneklerinin kılavuzlarında şöyle bir bilgi geçiyor, ‘kişinin 8 saatten fazla oturması gereken bir durumla karşı karşıya kalması durumu bir sigara içmek kadar sağlığa zararlıdır’" ifadelerini kullandı.
Evcil hayvan tüyleri akciğere yerleşip hasta etmez
25 Eylül 2025 Perşembe - 09:40 Evcil hayvan tüyleri akciğere yerleşip hasta etmez Uzm. Dr. Jülide Çeldir Emre, sosyal medyada yayılan ve kedi sahiplerini endişelendiren "Kedi tüyü akciğerlere kaçar, hasta eder. Hatta kansere yol açar" iddiasının bilimsel bir dayanağının olmadığını söyledi. Bu söylentilerin gereksiz endişeye sebep olduğunu belirten Uzm. Dr. Emre, "Evcil hayvan tüyleri alerjik bireylerde burun akıntısı, hapşırık veya astım benzeri şikâyetlere yol açabilir. Ancak kedi tüylerinin doğrudan akciğer dokusuna yerleşerek hastalık oluşturduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, sosyal medyada yayımlanan kimi bilgilerin gerçeklikten uzak, hiçbir bilimsel araştırma sonucuna dayanmadığını söyledi. Bu yanlış bilgilerden birinin hayvan severleri etkileyip endişelendirdiğini belirten Uzm. Dr. Emre, şöyle konuştu: "Son günlerde sosyal medyada yayılan bilgi şu; kedi tüyleri akciğer dokusuna yerleşerek hastalıklara yol açıyor. Bu doğru bir bilgi değil. Ama yayıla yayıla geniş kitlelere ulaşıyor ve efsane oluyor. Oysa insan vücudu, solunan havayı süzmek için gelişmiş bir savunma mekanizmasına sahiptir. Burun kılları, mukus tabakası ve solunum yolundaki siller (ince tüy benzeri yapılar) sayesinde kedi tüyü gibi büyük partiküller akciğerlere ulaşmadan tutulur ve dışarı atılır. Dünya Alerji Örgütü’nün (WAO Journal, 2020) raporuna göre, evcil hayvan tüyleri alerjik bireylerde burun akıntısı, hapşırık veya astım benzeri şikâyetlere yol açabilir. Ancak kedi tüylerinin doğrudan akciğer dokusuna yerleşerek hastalık oluşturduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Yapılan bir çok bilimsel araştırmada da benzer şekilde, kedi tüylerinin yalnızca yüzeyel alerjik tepkilerle ilişkili olduğunu, solunum sisteminde tümöral veya kalıcı hasar oluşturmadığını ortaya koymuştur." Kedi tüyü akciğere yerleşmez Kedi tüyünün akciğere yerleşmediğinin altını çizen Uzm. Dr. Emre, evcil hayvanlarla sağlıklı bir yaşamın mümkün olduğunu vurguladı. Emre, "Bilimsel veriler, sosyal medyada dolaşan yanlış bilgilerin aksine, kedilerin doğru hijyen ve önlemlerle insan sağlığına ciddi bir tehdit oluşturmadığını gösteriyor." dedi. Alerji varsa önlem alınabilir Öte yandan Uzm. Dr. Emre, alerjisi olan bireylerin de doğru önlemlerle kedileriyle güvenle yaşayabileceğini söyledi. Emre, alerjiye neden olan şey tüy değil, tüy üzerindeki proteinlerdir. Özellikle Fel d 1 adlı protein, kedi tükürüğü ve derisinden kaynaklanır ve tüylerle yayılır. Amerikan Alerji Akademisi’nin alınacak basit önlemlerle alerjen maruziyetinin ciddi oranda azaltılabileceğini bildirdiğini söyleyen Emre, bu önerileri şöyle sıraladı: "Kediyi yatak odasından uzak tutun. HEPA filtreli hava temizleyici ve süpürge kullanın. Kumaş yüzeylerle teması azaltın, kıyafetleri açıkta bırakmayın. Ellerinizi sık sık yıkayın, gerekirse medikal destek alın. Kedi kumunu açık havada ve maske takarak temizleyin."
54 yaşındaki kadın 15 yıl sonra yeniden gülümseyebilecek
25 Eylül 2025 Perşembe - 09:25 54 yaşındaki kadın 15 yıl sonra yeniden gülümseyebilecek Muş’ta 15 yıldır yüz felciyle yaşayan 54 yaşındaki hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen başarılı ameliyat sonrası yeniden gülümseyebilecek. Muş’un Bulanık ilçesinde 15 yıldır yüz felciyle yaşayan 54 yaşındaki Huri Melek Oruç, yıllar içinde durumu kabullendi ve tedavi umudunu kaybetti. Oruç, son dönemde tükürük bezinde oluşan kitle nedeniyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. Burada Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak tarafından yapılan değerlendirmelerde hem tükürük bezindeki kitle hem de uzun süredir devam eden yüz felci ile istemsiz kas hareketlerine yol açan sinkinezi durumu tespit edildi. Ardından hastanın tedavisi için cerrahi planlama yapıldı. Op. Dr. Kavak tarafından yaklaşık 12 saat süren ameliyatla önce tükürük bezi kitlesi çıkarıldı sonra da istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinirler iptal edildi ve kısmi yüz felcini düzeltmek için sinir transferleri uygulandı. Yapılan başarılı operasyonun ardından genel durumu iyi olan hasta, yakın zamanda taburcu edilecek. "Öncelikle tükürük bezi kitlesini çıkardık" Konuya ilişkin konuşan KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak, hastanın ilk olarak tükürük bezindeki kitle şikayeti nedeniyle kendilerine başvurduğunu belirtti. Yapılan değerlendirmelerde yüz felci (paresi) ve bazı sinirlerin istemsiz çalışması durumunun tespit edildiğini ifade eden Op. Dr. Kavak, "Bu durumu hastamızla paylaştık. Her iki patolojinin cerrahi yöntemle düzeltilebileceğini anlattık ve hastamız bize güvenerek operasyonunu kabul etti. Operasyon planlamasını gerçekleştirdik. Operasyonda öncelikle tükürük bezi kitlesini çıkardık. Ardından, istemsiz kas hareketlerine sebep olan ‘sinkinetik’ sinirleri iptal ettik ve kısmi yüz felcini düzeltmek amacıyla sinir transferleri uyguladık. Operasyonun ardından hastamızın genel durumunun iyi olması bizleri memnun etti. Yakın zamanda taburcu etmeyi planlıyoruz" dedi. "Doğal bir şekilde gülümseyebilmesini sağlamayı hedefledik" Hastanın uzun süredir yüz felci şikayeti yaşadığını ve bu durumu da zamanla kabullendiğini dile getiren Kavak, "Ancak son dönemde gelişen tükürük bezi kitlesi hastaneye başvuru sebeplerinden biri oldu. Biz de hastayı bütüncül olarak değerlendirdik; tükürük bezindeki kitleyi, eşlik eden yüz felci ve ağız köşesinde istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinkineziyi kendisine aktardık. Bu durumların cerrahi veya bazı durumlarda ilaç tedavisiyle düzeltilebileceğini ifade ettik. Hastamızda cerrahi gerektiren birden fazla durum olduğundan, tükürük bezindeki kitle öncelikli olarak cerrahi yöntemle alındı. Operasyon uzun sürdü, ancak başarılı geçti. Yüz felcinin tedavisi erken dönemde ilaçla mümkün olabilse de, ilerleyen dönemlerde sinir nakilleri veya kas transferleri gibi cerrahi yöntemler gerekmektedir. Hastamızda kısmi yüz felci bulunduğu için yüz hareketlerinin bir kısmı hâlâ mevcuttu. Bu nedenle sinir transferi yapmayı uygun gördük. Ayrıca, istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinkinetik sinirleri de iptal ederek, hastamızın gelecekte daha sağlıklı ve doğal bir şekilde gülümseyebilmesini sağlamayı hedefledik" diye konuştu. "Yüz felci tedavi edilebilir" Yüz felcinin yaygın bir durum olduğunu, erken başvuruda çoğu vakada ilaçla tedavinin mümkün olduğunu hatırlatan Kavak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ancak bazı özel durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir. Uzun süreli ve kalıcı yüz felcini yaşayan bazı hastalar, durumu kabullenip hastaneye başvurmayabiliyor. Oysa yüz felci tedavi edilebilir bir durumdur ve ilgili alanda uzman bir hekime başvurulması önemlidir." Annesinin 15 yıldır yüz felci şikayetinin olduğunu ifade eden Şehriban Oruç ise, "Yakın zamanda, Muş Bulanık Devlet Hastanesine bir rahatsızlık nedeniyle başvurduğumuzda, boğazında bir kitle tespit edildi ve bizi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk ettiler. KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak hocamızın açıklamaları ve güven veren yaklaşımı sayesinde annem ameliyat oldu ve şu anda sağlığı gayet iyi" şeklinde konuştu.
54 yaşındaki kadın 15 yıl sonra yeniden gülümseyebilecek
25 Eylül 2025 Perşembe - 09:22 54 yaşındaki kadın 15 yıl sonra yeniden gülümseyebilecek Muş’ta 15 yıldır yüz felciyle yaşayan 54 yaşındaki hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen başarılı ameliyat sonrası yeniden gülümseyebilecek. Muş’un Bulanık ilçesinde yaşayan 54 yaşındaki Huri Melek Oruç, 15 yıldır yüz felciyle yaşıyordu. Yıllar içinde durumu kabullenen ve tedavi umudunu kaybeden Oruç, son dönemde tükürük bezinde oluşan kitle nedeniyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. Burada Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak tarafından yapılan değerlendirmelerde hem tükürük bezindeki kitle hem de uzun süredir devam eden yüz felci ile istemsiz kas hareketlerine yol açan sinkinezi durumu tespit edildi. Ardından hastanın tedavisi için cerrahi planlama yapıldı. KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Kavak tarafından yaklaşık 12 saat süren ameliyatla önce tükürük bezi kitlesi çıkarıldı. Daha sonra istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinirler iptal edildi ve kısmi yüz felcini düzeltmek için sinir transferleri uygulandı. Yapılan başarılı operasyonun ardından genel durumu iyi olan hasta, yakın zamanda şifayla taburcu edilecek. "Öncelikle tükürük bezi kitlesini çıkardık" Konuya ilişkin konuşan KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak, hastanın ilk olarak tükürük bezindeki kitle şikayeti nedeniyle kendilerine başvurduğunu belirtti. Yapılan değerlendirmelerde yüz felci (paresi) ve bazı sinirlerin istemsiz çalışması durumunun tespit edildiğini ifade eden Op. Dr. Kavak, "Bu durumu hastamızla paylaştık. Her iki patolojinin cerrahi yöntemle düzeltilebileceğini anlattık ve hastamız bize güvenerek operasyonunu kabul etti. Operasyon planlamasını gerçekleştirdik. Operasyonda öncelikle tükürük bezi kitlesini çıkardık. Ardından, istemsiz kas hareketlerine sebep olan ‘sinkinetik’ sinirleri iptal ettik ve kısmi yüz felcini düzeltmek amacıyla sinir transferleri uyguladık. Operasyonun ardından hastamızın genel durumunun iyi olması bizleri memnun etti. Yakın zamanda taburculuğunu planlıyoruz" dedi. "Doğal bir şekilde gülümseyebilmesini sağlamayı hedefledik" Hastanın uzun süredir yüz felci şikayeti yaşadığını ve bu durumu da zamanla kabullendiğini dile getiren Kavak, "Ancak son dönemde gelişen tükürük bezi kitlesi hastaneye başvuru sebeplerinden biri oldu. Biz de hastayı bütüncül olarak değerlendirdik; tükürük bezindeki kitleyi, eşlik eden yüz felci ve ağız köşesinde istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinkineziyi kendisine aktardık. Bu durumların cerrahi veya bazı durumlarda ilaç tedavisiyle düzeltilebileceğini ifade ettik. Hastamızda cerrahi gerektiren birden fazla durum olduğundan, tükürük bezindeki kitle öncelikli olarak cerrahi yöntemle alındı. Operasyon uzun sürdü, ancak başarılı geçti. Yüz felcinin tedavisi erken dönemde ilaçla mümkün olabilse de, ilerleyen dönemlerde sinir nakilleri veya kas transferleri gibi cerrahi yöntemler gerekmektedir. Hastamızda kısmi yüz felci bulunduğu için yüz hareketlerinin bir kısmı hâlâ mevcuttu. Bu nedenle sinir transferi yapmayı uygun gördük. Ayrıca, istemsiz kas hareketlerine sebep olan sinkinetik sinirleri de iptal ederek, hastamızın gelecekte daha sağlıklı ve doğal bir şekilde gülümseyebilmesini sağlamayı hedefledik" diye konuştu. "Yüz felci tedavi edilebilir" Yüz felcinin yaygın bir durum olduğunu, erken başvuruda çoğu vakada ilaçla tedavinim mümkün olduğunu hatırlatan Kavak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ancak bazı özel durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir. Uzun süreli ve kalıcı yüz felcini yaşayan bazı hastalar, durumu kabullenip hastaneye başvurmayabiliyor. Oysa yüz felci tedavi edilebilir bir durumdur ve ilgili alanda uzman bir hekime başvurulması önemlidir." Annesinin 15 yıldır yüz felci şikayetinin olduğunu ifade eden Şehriban Oruç ise "Yakın zamanda, Muş Bulanık Devlet Hastanesine bir rahatsızlık nedeniyle başvurduğumuzda, boğazında bir kitle tespit edildi ve bizi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk ettiler. KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Tarık Kavak hocamızın açıklamaları ve güven veren yaklaşımı sayesinde annem ameliyat oldu ve şu anda sağlığı gayet iyi" şeklinde konuştu.
25 haftalık olarak dünyaya gelen bebek 180 gün sonra anne kucağıyla tanıştı
25 Eylül 2025 Perşembe - 09:20 25 haftalık olarak dünyaya gelen bebek 180 gün sonra anne kucağıyla tanıştı Erzurum Şehir Hastanesi’nde 25 haftalık olarak dünyaya gelen bebek, 180 gün süren tedavisinin ardından ailesi ile buluştu. Ardahan’da yaşayan Murat-Aybanız Törkez çiftinin üçüncü çocukları 25 haftalık olarak dünyaya geldi. Prematüre olarak dünyaya gelen Elfin Maral’ın altı ay Erzurum Şehir Hastanesi’nde tedavisine devam edildi. Bu arada kalp ameliyatı da olan Elfin Maral’a servis doktorları ve hemşireleri annelik yaptı. Şu an 3 kilogram 500 gram seviyesine ulaşan minik bebek, 180 gün sonra ailesine sağlıklı olarak teslim edildi. Erzurum Şehir Hastanesi Yenidoğan Uzmanı Sibel Tanrıverdi Yılmaz, "Elfin Maral, 25 haftalıkken 780 gram olarak doğdu. Prematüre bebeklerimiz gibi çok zor günler geçirdi. Şu an bebeğimiz 180’inci gününe yaklaşıyor. Küçük bir kalp ameliyatı süreci yaşadı. Kronik akciğer hastası bebeğimiz. Annesinin kucağına, yuvasına sağlıkla, huzurla, mutlulukla göndermek için hazır. 180’inci gününü tamamladı, 3 bin 490 gram ağırlığında. Artık annesinin kucağında kardeşiyle oynamaya evine gidebilir durumda" diye konuştu. Azerbaycanlı anne Aybanız Törkez ise, "Ardahan’da doğum oldu. Oradan buraya sevk ettiler. Kalbinde delik vardı. Çok şükür, doktorlarımıza teşekkür ediyorum. Uykusuz gecelerim oldu. Şükürler olsun bebeğim iyileşti. Bu süreçte bize destek olan Şehir Hastanesi’nin doktorlarına, hemşirelerine çok teşekkür ediyorum" dedi.
Tunceli’de öğrencilere Skolyoz taraması yapılmaya başlandı
24 Eylül 2025 Çarşamba - 19:57 Tunceli’de öğrencilere Skolyoz taraması yapılmaya başlandı Tunceli’de yürütülen "Okullarda Skolyoz (Omurga Eğriliği) Tarama Programı" kapsamında ortaokullarda, öğrencilere yönelik Skolyoz taraması yapılmaya başlandı. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü ve Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle Okullarda Skolyoz Tarama Programı başladı. Bu çerçevede öğrencilere yönelik taramaların ilki Cumhuriyet Ortaokulu’nda, Tunceli İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran ve Tunceli İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse’nin katılımıyla yapıldı. Skolyoz tarama programının uzun bir süre il genelinde ve bütün ilçelerde devam edeceği bildirildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü’nden konuya ilişkin olarak yapılan açıklamada, "Skolyoz, omurganın (belkemiğinin) önden veya arkadan bakıldığında düz bir hat üzerinde olması gerekirken sağa ya da sola doğru eğilmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Omurga çoğunlukla "C" veya "S" harfi şeklinde eğrilir. Bu rahatsızlık en sık çocukluk ve ergenlik döneminde görülür. Skolyoz çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilir. Ancak dikkat edilmesi gereken bulgular şunlardır omuzlarda yükseklik farkı, kalçalarda asimetri (eşitsizlik), öne eğilme testinde sırtta tek taraflı kabarıklık, vücudun yana doğru eğilmiş görünmesi, giysilerin vücuda asimetrik oturması, ilerleyen vakalarda sırt ve bel ağrısı ile nefes darlığıdır. Skolyoz erken dönemde fark edilmediğinde ilerleyerek duruş bozukluğuna, sırt ve bel ağrılarına, hatta ileri vakalarda solunum sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen tarama programı, öğrencilerimizin sağlıklı gelişimini korumak, riskleri zamanında belirlemek ve gerekli durumlarda ileri tedaviye yönlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü olarak, öğrencilerimizin sağlıklı büyümeleri ve geleceğe güvenle adım atabilmeleri için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz"denildi.
Eskişehir’de sigara bırakmada uzaktan muayene dönemi başladı
24 Eylül 2025 Çarşamba - 16:44 Eskişehir’de sigara bırakmada uzaktan muayene dönemi başladı Eskişehir’de Sigara Bırakma Poliklinikleri’nin artık uzaktan hasta değerlendirme muayenesi ile de vatandaşlara destek sunduğu açıklandı. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı desteğiyle sigara bırakmak isteyen vatandaşlar için önemli bir yenilik hayata geçiriyor. Eskişehir Şehir Hastanesi, Yunus Emre Devlet Hastanesi, Sivrihisar Devlet Hastanesi ve Çifteler Devlet Hastanesi’nde hizmet veren Sigara Bırakma Poliklinikleri, artık uzaktan hasta değerlendirme muayenesi ile de vatandaşlara destek sunuyor. Bu sayede vatandaşlar, sigara bırakma sürecinde evlerinden çıkmadan uzman hekimlerle görüşebiliyor. İnternet üzerinden yapılan bu muayeneler, şehir merkezinden uzak yaşayan, zamanı kısıtlı olan veya sağlık durumu nedeniyle hastaneye gelemeyen vatandaşlar için büyük kolaylık sağlıyor.Uzaktan muayene uygulaması sayesinde sadece şehir merkezinde değil, ilçelerde ve köylerde yaşayan vatandaşlar da aynı hizmetten yararlanabiliyor. Böylece sigara bırakma sürecinde daha geniş bir kesime ulaşmak mümkün oluyor. "Vatandaşlarımız evlerinden çıkmadan hekimlerimizden destek alabilecek" Uygulamanın önemine vurgu yapan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, "Sigara, halk sağlığımızı tehdit eden en önemli risklerden biri. Biz bu mücadeleyi yalnızca polikliniklerimizle değil, dijital imkânlarla da sürdürüyoruz. Uzaktan muayene sayesinde vatandaşlarımız evlerinden çıkmadan hekimlerimizden destek alabilecek" dedi. "Bağımlılıkla mücadele güçleniyor" İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerinin konuyla ilgili yapmış olduğu açıklamada ise, "Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, sigara bağımlılığıyla mücadelede yenilikçi yöntemler geliştirmeye devam ediyor. Uzaktan muayene uygulamasıyla birlikte, hem şehir merkezinde hem de ilçelerde yaşayan vatandaşlarımızın hizmete erişimi kolaylaşıyor. Müdürlüğümüz, Sağlıklı Hayat Merkezlerimizdeki Sigara Bırakma Poliklinikleri ve mobil sigara bırakma polikliniği araçlarımız ile yalnızca polikliniklerde değil, dijital platformlar aracılığıyla da vatandaşlarımızın yanında olarak sigara bırakma sürecini destekliyor. Bu kapsamda, vatandaşlarımızın motivasyonunu artırmak ve süreci daha etkin yönetmek amacıyla sağlık çalışanlarımız düzenli olarak bilgilendirme, takip ve yönlendirme hizmetleri sunuyor. Böylece sigara bırakma yolculuğu yalnızca bir randevu ile sınırlı kalmayıp, sürekli takip ve destek ile güçlendiriliyor. İl Sağlık Müdürlüğü olarak, Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirilen bu uygulamanın, halk sağlığını koruma yolunda atılan önemli bir adım olduğunu vurguluyor ve tüm vatandaşlarımızı sağlıklı bir yaşam için bu fırsattan yararlanmaya davet ediyoruz" ifadeleri yer aldı.
Mide ve bağırsak sağlığına dikkat
24 Eylül 2025 Çarşamba - 16:04 Mide ve bağırsak sağlığına dikkat Gaziantep Özel Anka Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ali Bilgen, özellikle reflü, gastrit, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve gastroenterit gibi sorunlara karşı vatandaşları uyardı. Yaz mevsiminin sona ermesiyle birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Bu mevsimsel geçiş sürecinde mide ve bağırsak hastalıkları daha sık görülüyor. Gaziantep Özel Anka Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ali Bilgen, özellikle reflü, gastrit, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve gastroenterit gibi sorunlara karşı vatandaşları uyardı. Dr. Bilgen, "Eylül ayı, tatil sonrası düzensiz beslenmenin ve sıcak-soğuk hava değişimlerinin etkisiyle sindirim sistemi şikâyetlerinin arttığı bir dönemdir. Asitli içeceklerden, aşırı yağlı yiyeceklerden ve hijyenik koşullarda saklanmamış gıdalardan uzak durmak çok önemli" dedi. Dr. Bilgen, özellikle okul döneminin başlamasıyla çocuklarda mide ağrıları ve bağırsak enfeksiyonlarının arttığını belirterek, el hijyeni, düzenli ve sağlıklı öğünler ve bol sıvı tüketimi gibi önlemlere dikkat çekti. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ali Bilgen, "Mevsim geçişlerinde sağlığı korumak için bağışıklık sistemini güçlendirmek, taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmek ve paketli-hazır gıda tüketimini azaltmak gerekiyor. Karın ağrısı, ateş, ishal veya bulantı gibi şikayetlerin devam etmesi halinde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı" diye konuştu.
Sinsice ilerliyor: 2040 yılına kadar 111 milyondan fazla kişiyi etkileyebilir
24 Eylül 2025 Çarşamba - 15:29 Sinsice ilerliyor: 2040 yılına kadar 111 milyondan fazla kişiyi etkileyebilir Glokomun dünyada geri dönüşü olmayan körlüğün önde gelen nedenlerinden biri olduğunu belirten Op. Dr. Belma Karini, bu hastalığın 2040 yılına kadar dünya genelinde 111 milyondan fazla kişiyi etkileyebileceğini söyledi. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Belma Karini, glokomun sinsi seyreden bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Ne yazık ki birçok hasta hastalığın farkında olmadan yaşıyor. Çünkü glokom genellikle belirti vermez, şikayetler ise çoğu zaman hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar" dedi. Optik sinirin zarar görmesiyle oluşuyor 2040 yılına kadar dünya genelinde 111 milyondan fazla kişinin glokomdan etkilenebileceğini vurgulayan Dr. Karini, glokomun göz sinirinde hasara yol açan nörodejeneratif bir hastalık grubu olduğunu vurguladı. Göz içi basıncının yüksek olmasıyla ilişkilendirilse de normal basınç değerlerinde de glokom gelişebileceğini belirten Dr. Karini, "Optik sinirin zamanla zarar görmesi, kişinin görme alanında kayıplara ve kalıcı görme kaybına yol açar" şeklinde konuştu. Glokomun açık açılı ve açı kapanması olmak üzere iki ana türü bulunduğunu söyleyen Dr. Karini, açık açılı glokomun daha yaygın ve sinsi seyirli, açı kapanması glokomunun ise ani ve belirgin semptomlarla seyrettiğini ifade etti. Dr. Karini, glokomun çok faktörlü bir hastalık olduğunu belirterek, bazı bireylerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu dile getirdi. "Yüksek göz içi basıncı, ince kornea, ileri yaş, genetik yatkınlık ve ailede glokom öyküsü bulunanlar risk altındadır" diyen Dr. Karini, şeker hastalığı, migren, dolaşım bozuklukları, uzun süreli kortizon kullanımı, sigara ve sağlıksız yaşam tarzının da riski artıran diğer önemli etkenler arasında yer aldığını vurguladı. Kapsamlı tarama ile teşhisi mümkün Glokom tanısının yalnızca göz tansiyonunun ölçülmesiyle konulamayacağını, kapsamlı bir göz muayenesinin şart olduğunu söyleyen Dr. Karini, "Gözün biyomikroskopik değerlendirilmesi, kornea kalınlığının ölçülmesi, görme alanı testleri, OCT (optik koherens tomografi) ve gonioskopi gibi ileri tetkikler glokom tanısında büyük rol oynar" dedi. Hastalığın evresine göre farklı tedaviler uygulanıyor Glokomun tedavisinde temel amacın göz içi basıncını kontrol altına alarak göz sinirini korumak olduğunu belirten Dr. Karini, tedavi yöntemlerinin hastalığın tipi ve evresine göre değişiklik gösterdiğini söyledi. "İlk basamak genellikle göz damlalarıdır. Ancak bu yeterli olmadığında lazer tedavisi veya cerrahi yöntemlere başvurulabilir. Mikroinvaziv glokom cerrahisi, trabekülektomi ve tüp implantları gibi farklı cerrahi seçenekler mevcuttur" diyen Karini, ayrıca bazı nöroprotektif suplementlerin de tedaviye destek olarak kullanılabileceğini ifade etti. Yaşam tarzı glokomu etkiliyor Son yıllarda yaşam tarzı değişikliklerinin glokomun seyrine olumlu katkı sağladığını belirten Dr. Karini, bu konuda hastalara önemli tavsiyelerde bulundu: "Yeşil yapraklı sebzeler, omega-3 yağ asitleri, antioksidan açısından zengin meyveler ve B3 vitamini gibi bazı besin öğeleri göz sağlığı açısından oldukça faydalıdır." Dr. Karini, özellikle zerdeçal ve ginkgo biloba ekstraktının umut vadeden sonuçlar verdiğine dikkat çekti. Alkolün uzun vadede göz içi basıncını artırabileceğini, kafeinli içeceklerin ise ölçülü tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Karini, düzenli yürüyüş ve hafif-orta tempolu sporların glokom hastaları için yararlı olduğunu belirtti. "Ancak baş aşağı yapılan yoga hareketleri, ağır sporlar ve yüzme gözlüğü kullanımı geçici olarak göz içi basıncını artırabilir. Bu nedenle dikkatli olunmalıdır" diyen Dr. Karini, nefes egzersizleri ve meditasyonun da destekleyici etkiler sunduğunu sözlerine ekledi. "Uyku pozisyonuna dikkat edilmeli" Glokom hastalarının uyku pozisyonuna dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Karini, "Yüzüstü yatmak ya da göze baskı uygulamak basıncı artırabilir. Başın hafif yukarıda olması faydalıdır. Uyku apnesi olan bireyler glokom açısından yüksek risk altındadır ve bu rahatsızlık mutlaka tedavi edilmelidir" dedi. Sigaranın göz damarlarına zarar verdiğini ve serbest radikal üretimini artırarak glokomun ilerlemesini hızlandırdığını ifade eden Dr. Karini, "Glokom hastalarının mutlaka sigarayı bırakmaları gerekir. Bu, sadece göz sağlığı için değil genel sağlık açısından da hayati önem taşır" dedi. Dr. Karini, "İlaçların düzenli kullanımı, sağlıklı beslenme, egzersiz, sigara ve alkolden uzak durmak, uyku düzenine dikkat etmek ve kontrolleri aksatmamak görmenin korunması için çok önemlidir. Unutulmamalı ki glokom tedavi edilebilir, ancak kaybedilen görme geri gelmez" diyerek sözlerini tamamladı.