SAĞLIK
Hekim oğuldan ebe anneye Ebeler Haftası sürprizi 26 Nisan 2026 Pazar - 14:04:53 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim, aynı hastanenin doğumhanesinde görev yapan ebe annesine Ebeler Haftası dolayısıyla sürpriz yaptı. Hastanenin acil servisinde görevli pratisyen Hekim Dr. Buğra Şekerci aynı hastanede doğumhanede ebe olarak çalışan annesi Nefise Şekerci’yi ziyaret ederek çiçek takdim etti. Aynı kurumda görev yapan anne ve oğlun, aynı gün nöbetçi olmaları nedeniyle gerçekleşen buluşma duygusal anlara sahne oldu. Dr. Şekerci, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atanmasının aileleri için önemli bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, özellikle annesiyle aynı hastanede görev yapmanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Aynı kurumda farklı birimlerde sağlık hizmeti sunmanın hem mesleki hem de ailevi açıdan kendilerini motive ettiğini dile getiren Şekerci, "Atanma sürecimde annemle aynı hastanede çalışma fikri bizi heyecanlandırıyordu. Bugün de aynı gün nöbetçiyiz. Ebeler Haftası vesilesiyle anneme sürpriz yapmak istedim. Bu vesileyle başta annem olmak üzere tüm ebelerin haftasını kutluyorum" dedi. Ebe Nefise Şekerci ise 35 yıldır sağlık çalışanı olduğunu 25 yıldır ebe olarak görev yaptığını belirterek oğlunun aynı hastanede görev yapmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı kurumda birlikte hizmet vermenin kendisi için tarif edilemez bir duygu olduğunu vurgulayan Şekerci, "Bugün aynı gün 24 saat nöbetçiyiz. Oğlum bana Ebeler Günü için sürpriz yaptı. Çok mutlu oldum. Oğlumla aynı hastanede çalıştığım için gururluyum" diye konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:32 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
Skolyozda ameliyatsız yöntem: ‘Schroth tedavisi’
26 Eylül 2025 Cuma - 12:04 Skolyozda ameliyatsız yöntem: ‘Schroth tedavisi’ Duruş bozukluğu olan bireylere önerilerde bulunan Acıbadem Kayseri Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel, "Schroth tedavisi, skolyoz tedavisinde kullanılan özel egzersiz temelli bir fizik tedavi metodudur" dedi. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel, duruş bozukluğu olan skolyoz hastalığında tercih edilen ‘schroth tedavisi’ hakkında bilgiler verdi. Skolyoz hastalığında schroth tedavisi ile 3 boyutlu düzeltme yönteminin hedeflendiğini belirten Dr. Yüksel, "Skolyoz hastalığı, omurganın orta hatta olması gerekirken sağa ya da sola S ya da C şeklinde eğilmesi durumudur. Omurgada sadece yana eğilme olmayıp, öne ya da arkaya, kendi etrafında rotasyonel bir şekilde eğim de görebiliriz. Röntgende hastanın COBB açısına göre hastanın tedavisini planlamaktayız. Tıbbi olarak COBB açısı 10 derecenin üzeri olan bireyler skolyoz tanısı almaktadır" diye konuştu. Skolyozun Türkiye’de yüzde 3 oranında görüldüğünü belirten Dr. Yüksel, hastaların yüzde 80’inde ‘idiyopatik skolyoz’ yani nedeni net olarak bilinmemekle birlikte genetik ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülen skolyoz tipi olduğunu ifade etti. Dr. Yüksel, skolyoz tanısı koyarken hastanın postür yani duruş analizi ile değerlendirildiğini, bir omzunun ya da kalçasının diğerine göre daha yüksekte olması, bel oyuntularında asimetri olması, öne eğildiği zaman sırtında oluşan çıkıntının olması durumlarında skolyozdan şüphelenildiğini dile getirdi. "3 boyutlu düzeltme tedavisi kullanılıyor" Schroth yönteminin skolyoz tedavisinde kullanılan özel egzersiz temelli bir fizik tedavi biçimi olduğunu söyleyen Dr. Yüksel, "Skolyozun tedavisinde COBB açısındaki eğriliğin derecesine göre hafif eğriliklerde 10 derece ile 20 derece arasında schroth tedavisi ve egzersiz programlarıyla beraber düzenli takip önerilmekte, orta derece eğriliklerde korse ve schroth tedavisi; ileri eğriliklerde ise cerrahi tedavi önerilmektedir" dedi. Schroth tedavisinin temelleri arasında omurganın sağa, sola ya da öne, arkaya kendi etrafında rotasyonel bozukluğunun 3 boyutlu düzeltilmesi hedefinin yer aldığını vurgulayan Dr. Yüksel, "Aynı zamanda göğüs kafesinde zayıflayan alanların nefes teknikleri ile doldurularak güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Kişinin duruş bozukluğunun düzeltilmesi ve günlük yaşamında idare ettirilmesini sağlamaktadır. Kişiye özel egzersiz temelli metot olması nedeniyle kişinin eğriliğinin derecesine, rotasyon ve esnekliğine bağlı olarak değişen bir egzersizi amaçlamaktadır. Schroth tedavisi ergenlik döneminde skolyoz tanısı almış, yetişkin dönemde skolyozu olan ve hareket kabiliyetinde azalma olan ve kifotik postür yani duruş bozukluğu olan bireylerde uygulanmaktadır" ifadelerini kullandı.
"Önümüzdeki 10 yılda dünyada yaklaşık 110 milyon göz tansiyonu hastası olacak"
26 Eylül 2025 Cuma - 11:19 "Önümüzdeki 10 yılda dünyada yaklaşık 110 milyon göz tansiyonu hastası olacak" Konya’da göz hastalıklarında önemli olan Nöroproteksiyon (Nöron korunması) konusunda yapılan toplantıda, önümüzdeki 10 yıl içinde dünya üzerinde yaklaşık 110 milyon göz tansiyonu hastası olacağı vurgulanarak, nöroprotektif ajanların bu hastalarda görme düzeyi ve görme alanlarının korunmasında etkili olacağı belirtildi. Konya’da göz hastalıklarında son derece önemli olan Nöroproteksiyon (Nöron korunması) konusunda Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği ev sahipliğinde Erciyes Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi ve Konya Şehir Hastanesinden göz hekimleri bilimsel toplantı düzenledi. ‘Glokom Tedavisinde ve Nörooftalmolojik Hastalıklarda Nöroprotektif Yaklaşımlar’ konulu toplantı, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği ev sahipliğinde Erciyes Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi ve Konya Şehir Hastanesinden göz hekimlerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okka ve Konya Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muammer Özçimen moderatörlüğünde yapılan toplantıya Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kuddusi Erkılıç ve Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şansal Gedik konuşmacı olarak katıldı. Toplantıda glokom (göz tansiyonu) ve nörooftalmolojik hastalıklarda nöroprotektif (sinir koruma) yaklaşımları, tedavi yöntemleri ve yeni moleküller üzerine konuşmalar yapıldı, olgu örnekleri verildi. "Önümüzdeki 10 yıl içinde dünya üzerinde yaklaşık 110 milyon göz tansiyonu hastası olacak" Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okka, önümüzdeki 10 yıl içinde dünya üzerinde yaklaşık 110 milyon göz tansiyonu hastası olacağını, nöroprotektif ajanların bu hastalarda görme düzeyi ve görme alanlarının korunmasında etkili olacağını belirtti. Prof. Dr. Şansal Gedik, multiple skleroz, iskemik optik nöropati gibi nörooftalmolojik hastalıklarda erken tanıyla birlikte nöroprotektif tedavilerin devreye girmesinin görme sinirini koruyarak yaşam kalitesini arttırabileceğini, bu alanda çok sayıda bilimsel çalışmanın yürütüldüğünü vurguladı. Prof. Dr. Kuddusi Erkılıç ise, glokom hastalığının önlenebilir ve tedavi edilebilir körlükler içerisinde üst sıralarda yer aldığını belirterek, göz içi basıncını düşüren ilaçların hastalar tarafından düzenli kullanımı şartıyla ve düzenli takibin yanı sıra glokom hastalığının yaptığı görme siniri tahribatını yavaşlatacak, durduracak, hatta kısmen de olsa sinir onarımı yapacak destekleyici tedavilerin günümüzde artık sık olarak uygulandığını ifade etti. Faydası kanıtlanmış ilaç ve nütrisyonel desteklerin hekim önerisiyle ve de hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkılıç, bu konudaki en güçlü besin desteklerinin başında sitikolin molekülünün geldiğini belirtti. Bu tür desteklerin ilaç standardında sunulmasının şart olduğu ve tedavinin süreklilik gerektireceği ise toplantıda özellikle vurgulandı. Toplantıda Konya Şehir Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muammer Özçimen ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Enver Mirza tarafından olgu sunumları da yapıldı. Göz tansiyonu ve optik nöropati gibi sinir hasarıyla ilerleyen göz hastalıklarında nöron korunmasının öneminin vurgulandığı toplantıya şehirde görev yapan göz hekimleri büyük ilgi gösterdi.
Dişleriniz tek seansta güzelleşebilir
26 Eylül 2025 Cuma - 10:23 Dişleriniz tek seansta güzelleşebilir Güzel bir gülüş için beyaz, güçlü ve sağlıklı dişlere sahip olmak gerekiyor ancak tedavi sırasında acıdan çekinenler için diş hekimine gitmek kolay olmayabiliyor. Bu noktada devreye artık ağız ve diş sağlığı alanında da uygulanmaya başlanan genel anestezi uygulaması giriyor. Genel anestezi ile uygun hastalara ağız ve diş sağlığı tedavi yöntemlerinden çoğunu uygulayabildiklerini aktaran Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Msc. Dt. İlayda Dal, "Lamina veneer, zirkonyum kaplama ve diş eti şekillendirme gibi diş estetiğine yönelik uzun süren işlemler tek seansta tamamlanabiliyor" dedi. Diş tedavisi, birçok kişide korku ve kaygıya yol açtığı için ertelenebiliyor ya da tedavi süreci hastalar açısından oldukça zorlayıcı olabiliyor. Günümüzde ise belirli durumlarda genel anestezi altında uygulanan tedaviler, artık ağız ve diş sağlığı tedavi uygulamalarına da çözüm getiriyor. Medicana International İzmir Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Msc. Dt. İlayda Dal, ağız ve diş sağlığı alanında uygulanan genel anestezi işlemini anlattı. Msc. Dt. İlayda Dal, özellikle son yıllarda genel anestezi yönteminin estetik diş uygulamalarında da kullanıldığının altını çizdi. Belirli gruplara uygulanabilir Msc. Dt. İlayda Dal, genel anestezinin özellikle çocuklar, engelli bireyler ve diş hekimi fobisi olan hastalarda önemli bir seçenek haline geldiğini belirterek, "Genel anestezi her hasta için gerekli değildir. Ancak bazı özel durumlarda tercih edilebilir. İleri düzeyde diş hekimi korkusu yaşayanlarda, tedavi sırasında hareketsiz kalmakta güçlük çeken çocuklarda, iletişim güçlüğü bulunan engelli bireylerde ve çok sayıda işlemin tek seansta tamamlanmasının gerektiği durumlarda genel anestezi uygulanabilir" dedi. Güvenlik öncelikli Güvenliğin en önemli unsur olduğunu hatırlatan Msc. Dt. İlayda Dal, "Genel anestezi mutlaka tam donanımlı bir hastane ortamında ve anestezi uzmanı eşliğinde uygulanmalıdır. İşlem öncesinde hastanın sağlık durumu detaylı şekilde değerlendirilir ve işlem boyunca hayati bulgular sürekli takip edilir" dedi. Her hastanın genel anesteziye uygun olmadığının da altını çizen Msc. Dt. İlayda Dal, "Yaş, genel sağlık durumu, kullanılan ilaçlar ve mevcut hastalıklar dikkate alınarak karar verilir. Bu nedenle uygunluk yalnızca hekim muayenesi ve gerekli tetkikler sonrasında belirlenebilir" açıklamasını yaptı. Estetik uygulamalarda da tercih ediliyor Son yıllarda estetik diş uygulamalarında da genel anestezi yöntemine başvurulduğunu söyleyen Msc. Dt. İlayda Dal, "Lamina veneer, zirkonyum kaplama ve diş eti şekillendirme gibi uzun süren işlemler tek seansta tamamlanabiliyor. Ancak genel anestezi tıbbi bir işlemdir ve her durumda ilk seçenek değildir. Hastanın sağlık durumu, hekim değerlendirmesi ve gerekli incelemeler sonucunda uygulanıp uygulanamayacağına karar verilir" ifadelerini kullandı.
Uzmanından kuduz aşısı uyarısı: Kuduzdan korunmada en kritik adım hızlı aşılanma
26 Eylül 2025 Cuma - 09:53 Uzmanından kuduz aşısı uyarısı: Kuduzdan korunmada en kritik adım hızlı aşılanma Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, kuduzun en ölümcül virüslerden biri olduğunu belirterek, temas sonrası aşılanmana ile ilgili uyarılarda bulundu. Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tok, kuduzun enfekte hayvanlardan insanlara genellikle ısırık ve salya yoluyla bulaşan, klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra ise ölümle sonuçlanan zoonotik bir hastalık olduğuna dair açıklamalarda bulundu. Tarih boyunca yalnızca birkaç istisna dışında kuduzdan kurtulan çok sayıda vaka olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tok, "Kuduz belirtileri başladığında beyin hasarına yol açarak ölüme götürür. Bu nedenle korunmanın en etkili yolu aşılanmadır. Riskli temas sonrası hızlı şekilde aşı uygulanması hayat kurtarıcıdır" ifadelerini kullandı. "Zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması şarttır" Kuduz riskli temasından sonra kişinin en kısa sürede, zaman kaybetmeden en yakın aşı merkezi ya da sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğinin altını çizen Prof. Tok, "Kuduzun kuluçka süresi, ısıran hayvana ve ısırılan bölgeye göre değişiklik gösterse de, mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması şarttır" dedi. "Kuluçka süresi 7 gün ile 1 yıl arasında değişebilir" Kuduz virüsünün insana bulaştıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen sürenin oldukça değişken olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Tok, "Kuluçka süresi 7 gün ile 1 yıl arasında değişebilir. Ancak çoğunlukla bu süre 30-90 gün arasında seyreder" diye konuştu. Hangi hayvanlardan bulaşır Kuduzun yalnızca yabani hayvanlardan değil evcil hayvanlardan da bulaşabileceğini vurgulayan Tok, "Tilki, kurt, çakal gibi yabani hayvanlarda; köpek, kedi, inek, koyun, keçi ve eşek gibi evcil memeli hayvanlarda kuduz görülebilir. Sadece ısırık yoluyla değil; bütünlüğü bozulmuş ciltten salya ile veya enfekte yarasaların bulunduğu mağaralarda solunum yoluyla da bulaş gerçekleşebilir" şeklinde konuştu. "Temas sonrası yaranın bol su ve sabunla yıkanması gerek" Riskli temas sonrası yapılacak ilk müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunun altını çizen Prof. Tok, "Kuduz virüsü sabun, deterjan ve antiseptiklere oldukça duyarlıdır. Bu nedenle temas sonrası yaranın bol su ve sabunla yıkanması ve hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir" ifadelerini kullandı. "Köpek ve kedilerin her yıl aşılanması, hastalığın insanlara bulaşmasını engeller" Kuduzdan korunmada aşılamanın kritik rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tok, şunları kaydetti: "Sokak hayvanları dahil köpek ve kedilerin her yıl aşılanması, hastalığın insanlara bulaşmasını engeller. Evde beslediğimiz kedi ve köpeklere her yıl kuduz aşılarını yaptırarak sadece kendimizi değil, hayvanlarımızı ve toplumu da kuduzdan koruyabiliriz."
Aşırı şeker tüketimi sağlığı tehdit ediyor
26 Eylül 2025 Cuma - 09:48 Aşırı şeker tüketimi sağlığı tehdit ediyor DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Zerrin Gamsızkan, meyve tüketiminin saatinin önemli olduğunu belirterek "Enerjimizi harcayamadığımız akşam saatlerinden ziyade gün içinde aktif olduğumuz zamanlarda tüketmek en ideali" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zerrin Gamsızkan, 19-25 Eylül Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Şekerin aşırı tüketiminin sağlığa zararlarına dikkat çeken Zerrin Gamsızkan, "Şeker genel olarak meyve sebzelerin içinde ve sütte bulunan haliyle, hem de serbest şeker dediğimiz işlenen besinlere eklenen şekliyle beslenmemizin içinde bulunmaktadır. Özellikle büyüme çağında olan çocuklar için meyve, sebze ve sütte bulunan şeker enerji sağlaması açısından gereklidir. Ancak serbest şeker dediğimiz halinin aşırı olması sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Yapılan son araştırmalar günlük kalori alımının giderek artan bir bölümünün serbest şekerden sağlandığını göstermektedir. Diğer bir ifadeyle vücudun alması gereken yararlı besin öğelerinin oranının azaldığı görülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da yüksek seviyede şeker tüketimi; düşük beslenme kalitesi ve obezite ile bağlantılı olması nedeniyle endişeye sebep olmaktadır" diye konuştu. "Çocuklarda büyüme geriliği sebebi olabilir" Serbest şekerlerin yiyeceklere ve içeceklere üretim esnasında eklenen monosakkarit ve disakkaritler ile bal, şurup, meyve suları ve meyve suyu konsantrelerinde doğal olarak bulunan şekerleri içerdiği bilgisini veren Gamsızkan, "Sağlık Bakanlığı bu konuda son yapılan çalışmaları paylaşmakta ve özellikle şekerle tatlandırma yoluyla tüketilen serbest şekerin kişi farkına varmadan toplam enerji tüketimini arttırdığına ve besin öğesi yönünden daha yeterli kaloriler içeren gıdaların tüketimini azaltabileceğine vurgu yapılmaktadır. Belki bu durum erişkin yaşta bir insanda yetersiz beslenmeye sebep olmaz fakat gelişmekte olan çocuklarda kaliteli besin alımını engeller. Dolayısıyla çocuklarda büyüme geriliği sebebi olabilir. Her yerde çok kolay ulaşılabilen şekerli içeceklerin tüketimi konusunda hem anne babalar hem de eğitimciler çocuklara yönlendirici olmalıdır" ifadelerine yer verdi. İdeal bir şeker tüketim miktarı hakkında bilgi veren Gamsızkan, "Topraktan ya da hayvansal gıdalardan aldığımız birçok besinde şeker öğesi bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, serbest şeker tüketiminin mümkün olduğu kadar azaltılarak toplam enerji alımının yüzde 5’inin altına düşürülmesini önermektedir. Gerek kişinin yaşına gerek yaşam biçimi ve varsa ek hastalıklarına bağlı olarak günlük kalorisinin yüzde 5’ini geçmeyecek şekilde bir tüketim günlük enerjisi için yeterlidir" şeklinde konuştu. "Şeker bağımlılığını diğer tür bağımlılıklar gibi görmekteyiz" Şeker tüketiminin bağımlılık yapıcı bir etkisi olduğunu ifade eden Gamsızkan "Şekerin bizim ödül sistemimizi aktifleyerek normal tüketim seviyelerinin üzerine çok kolay çıkılabilmesi riski mevcut. Şeker hem enerji içeriği hem de tadı nedeniyle beynimizdeki ödül sistemini tetikleyen lezzetli bir besindir ve yiyecek bağımlılığına neden olan işlenmiş besinlerin içinde yoğun olarak kullanılmaktadır. İşlenmiş besinlerin çok tüketilmesine rağmen doyma hissinin oluşmaması bu bağımlılık seviyesi ile ilişkilidir. Biz yeme bağımlılığını ve şimdi konuştuğumuz şeker bağımlılığını diğer tür bağımlılıklar gibi görmekteyiz" dedi. "Meyve tüketiminin saati önemli" Son zamanlarda besinleri tatlandırmak için meyvelerin şekerlerinden yararlanıldığını dile getiren Do. Dr. Gamsızkan, "Miktar önemli olmakla birlikte özellikle sakkaroz ve mısır şurubundan daha iyi olduklarını söyleyebiliriz. Hemen bir uyarı eklemek gerekirse meyve tüketiminin saati önemli. Enerjimizi harcayamadığımız akşam saatlerinden ziyade gün içinde aktif olduğumuz zamanlarda tüketmek en ideali. Bal önemli bir besin kaynağımız. İçinde şekerden başka çok etkili antioksidan ve bileşikler olduğunu biliyoruz. Üreticisinin iyi olduğunu bildiğimiz yerlerde üretilen bal besin öğelerimizin içinde kullanılabilir. Stevia her ne kadar doğal ve bitkisel bir tatlandırıcı olsa da bazı çalışmalarda hormonal etkilere sahip olabileceği şeklinde uyarıları olan bir üründür. Benzeri tatlandırıcıların şekerin hiçbir şekilde tüketilmemesi gereken hastalıklarda kullanılması en uygunudur. Mesela insülin eksikliği olan şeker hastalarında şeker tüketimi kan şekerini birdenbire yükseltip hastayı metabolik sıkıntıya sokabileceğinden bu hastalarda tatlandırıcı olarak sıfır kalori içeren tatlandırıcı kullanmak elbette en sağlıklısıdır" ifadelerini kullandı. "Çağımızın riskli gelişimlerinden biri de iç organ yağlanmasıdır" Şekerin insan vücudunda etkilerine değinen Zerrin Gamsızkan, "Şeker vücuda alındığında kanda yüksek miktarda olmasını istemez vücudumuz ve hemen insülin denen hormon devreye girer. İnsülin kandaki şekeri depolanmak üzere vücudumuzun iç organlarına ya da yağ dokusuna yönlendirir. Zaten çağımızın hastalığı olan obezitenin en büyük sebebi de fazla miktarda alınan şekerin insülin aracılığıyla depolanmasıdır. Bir diğer çağımızın riskli gelişimlerinden biri de iç organ yağlanmasıdır. Belirtildiği gibi karaciğer yağlanması ve damar duvarlarının yağlanması damar tıkanıklığı ve metabolik problemlere yol açmaktadır. Serbest şekerlerin, özellikle aşırı kilo ve obezite başta olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, insülin direnci, bazı kanser türleri ve karaciğer hastalıkları gibi çeşitli sağlık sorunlarının oluşumunda etkili oldukları bildirilmektedir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Uzmanlar uyarıyor: "Grip aşısı için en uygun zaman şu an"
26 Eylül 2025 Cuma - 09:17 Uzmanlar uyarıyor: "Grip aşısı için en uygun zaman şu an" Grip aşısı yaptırmak için en ideal dönemde olduğumuza dikkat çeken uzmanlar, özellikle risk grubundaki kişilerin vakit kaybetmeden aşı olmaları gerektiğini vurguluyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, sonbaharın gelişiyle grip mevsiminin kapıda olduğuna dikkat çekerek, eylül ve ekim ayları grip aşısı için en uygun zaman dilimi olduğunu belirtti. Özlü, özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, gebeler ve sürekli aspirin kullanan çocuklar mutlaka aşı olmaları gerektiğini belirterek, "Grip aşısının etkisini göstermesi yaklaşık 15-20 gün sürüyor. Bu nedenle, ekim ayından itibaren başlayan grip salgınlarına karşı vücudun zamanında bağışıklık geliştirebilmesi için aşının bir an önce yapılması büyük önem taşıyor. Aşının sağladığı koruma 6-7 ay sürebiliyor, bu da grip mevsimi boyunca yeterli koruma sağlıyor" dedi. Grip aşısı olmanın tam zamanı olduğunu kaydeden Özlü, "Aslında grip aşısı yaptırmak için tam zamanındayız, mevsim olarak en uygun dönemdeyiz. Özellikle risk grubunda olan, grip geçirme ihtimali yüksek ya da grip geçirdiğinde bunu ağır ve komplikasyonlu atlatabilecek hastalar için şu an aşının yapılması en uygun zamandır. Aşı yapıldıktan yaklaşık 15-20 gün sonra bağışıklık yeterli düzeye ulaşır. Zaten ekim aylarından itibaren grip salgınlarının başladığını biliyoruz. Dolayısıyla salgınlar başladığında vücutta yeterli antikor düzeyi oluşmuş olacak ve bu şekilde iyi bir koruma sağlanacaktır. Aşının sağladığı koruma yaklaşık 6-7 ay sürer, bu da mevsim boyunca yeterli olur. Bu nedenle aşıların yapılması gereken ideal zaman şu andır. En ideali eylül-ekim aylarında yapılmasıdır ancak unutulmuş veya gecikilirse daha sonraki dönemlerde de yapılabilir. Yani salgın bitmediği sürece grip aşısı yapılabilir çünkü aşıdan sonra 15 gün içinde koruyuculuk başlıyor" şeklinde konuştu. Kimler grip aşısı yaptırmalı? Grip aşısını özellikle risk gruplarına tavsiye ettiklerini ifade eden Özlü, "Grip aşısı özellikle risk gruplarına tavsiye edilmektedir. 65 yaş üzerindeki herkes aşı yaptırmalıdır. 65 yaş altı ancak kronik hastalığı olanlar: Kronik akciğer hastalığı (astım, KOAH, bronşektazi, akciğer sertleşmesi gibi), kalp hastalığı, karaciğer veya böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin de aşı olması gerekir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar veya bağışıklığı baskılanmış hastalığı olan kişiler aşı yaptırmalıdır. Gebeler: Grip sezonu içinde hamile kalacak veya hamile olarak bu döneme girecek olan kadınların da grip aşısı yaptırması gerekir. Çünkü gebelik, grip ile ilişkili komplikasyon riskini artırıyor. Bu aşı gebelere de yapılabilir. 6 aylık, 18 yaş arası sürekli aspirin kullanması gerekenler sağlık nedeniyle gençlere bu aşının yapılması gerekiyor" diye konuştu. Korunma yolları Özlü, gripten korunma yollarıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Kış yaklaşıyor, sonbahara girdik ve okulların açılmasıyla birlikte salgınlar da başladı. Önce çocuklar hastalanıyor, ardından bu hastalık ailelere taşınıyor. Şu anda çok sayıda solunum yolu enfeksiyonu vakasıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle dikkatli olunması gerekiyor. Önerilerimiz: Hasta olan kişilerin, özellikle çocukların, mümkünse okula, işe, topluma karışmaması gerekir. Çünkü virüs hastadan sağlam kişilere bulaşır. Eğer hasta kişinin toplum içine çıkması gerekiyorsa mutlaka maske takması önerilir. Burada önemli olan sağlıklı kişilerin değil hasta kişilerin maske kullanmasıdır. Sağlıklı bireyler nasıl korunmalı? Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı (hapşıran, öksüren, burnu akan, ateşi olan kişilerle mesafe korunmalı). Kalabalık, kapalı ve havasız ortamlardan uzak durulmalı. El hijyenine dikkat edilmeli. Ortak alanlarda başkalarının temas ettiği yüzeylere dokunulduğunda ya da tokalaşıldığında eller mutlaka yıkanmalı veya alkol bazlı dezenfektanla temizlenmelidir. Bunlar hastalıklardan korunmanın en etkili yollarıdır. Bunlara ek olarak, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için dengeli ve sağlıklı beslenmeli (mevsim sebzeleri, meyveleri, proteinli gıdalar), yeterli miktarda su içilmeli, düzenli egzersiz yapılmalı, kaliteli ve yeterli uyku uyunmalıdır."
Uzmanlar uyarıyor: Grip aşısı için en uygun zaman şu an
26 Eylül 2025 Cuma - 09:10 Uzmanlar uyarıyor: Grip aşısı için en uygun zaman şu an Grip aşısı yaptırmak için en ideal dönemde olduğumuza dikkat çeken uzmanlar, özellikle risk grubundaki kişilerin vakit kaybetmeden aşı olmaları gerektiğini vurguluyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Sonbaharın gelişiyle birlikte grip mevsiminin kapıda olduğuna dikkat çekerek Eylül ve Ekim ayları grip aşısı için en uygun zaman dilimi olduğunu belirtti. Özlü, özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, gebeler ve sürekli aspirin kullanan çocuklar mutlaka aşı olmaları gerektiğini belirterek, "Grip aşısının etkisini göstermesi yaklaşık 15-20 gün sürüyor. Bu nedenle, Ekim ayından itibaren başlayan grip salgınlarına karşı vücudun zamanında bağışıklık geliştirebilmesi için aşının bir an önce yapılması büyük önem taşıyor. Aşının sağladığı koruma 6-7 ay sürebiliyor, bu da grip mevsimi boyunca yeterli koruma sağlıyor" dedi. Grip aşısı olmanın tam zamanı olduğunu kaydeden Özlü, "Aslında grip aşısı yaptırmak için tam zamanındayız, mevsim olarak en uygun dönemdeyiz. Özellikle risk grubunda olan, grip geçirme ihtimali yüksek ya da grip geçirdiğinde bunu ağır ve komplikasyonlu atlatabilecek hastalar için şu an aşının yapılması en uygun zamandır. Aşı yapıldıktan yaklaşık 15-20 gün sonra bağışıklık yeterli düzeye ulaşır. Zaten Ekim aylarından itibaren grip salgınlarının başladığını biliyoruz. Dolayısıyla salgınlar başladığında vücutta yeterli antikor düzeyi oluşmuş olacak ve bu şekilde iyi bir koruma sağlanacaktır. Aşının sağladığı koruma yaklaşık 6-7 ay sürer, bu da mevsim boyunca yeterli olur. Bu nedenle aşıların yapılması gereken ideal zaman şu andır. En ideali Eylül-Ekim aylarında yapılmasıdır; ancak unutulmuş veya gecikilirse daha sonraki dönemlerde de yapılabilir. Yani salgın bitmediği sürece grip aşısı yapılabilir çünkü aşıdan sonra 15 gün içinde koruyuculuk başlıyor" dedi. Kimler grip aşısı yaptırmalı? Grip aşısını özellikle risk gruplarına tavsiye ettiklerini ifade eden Özlü, "Grip aşısı özellikle risk gruplarına tavsiye edilmektedir:65 yaş üzerindeki herkes aşı yaptırmalıdır. 65 yaş altı ancak kronik hastalığı olanlar: Kronik akciğer hastalığı (astım, KOAH, bronşektazi, akciğer sertleşmesi gibi), kalp hastalığı, karaciğer veya böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları olan kişilerin de aşı olması gerekir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar veya bağışıklığı baskılanmış hastalığı olan kişiler aşı yaptırmalıdır. Gebeler: Grip sezonu içinde hamile kalacak veya hamile olarak bu döneme girecek olan kadınların da grip aşısı yaptırması gerekir. Çünkü gebelik, grip ile ilişkili komplikasyon riskini artırıyor. Bu aşı gebelere de yapılabilir. 6 aylık, 18 yaş arası sürekli aspirin kullanması gerekenler sağlık nedeniyle gençlere bu aşının yapılması gerekiyor" diye konuştu. Korunma yolları Gripten korunuma yollarıyla ilgili açıklamada bulunan Özlü, "Kış yaklaşıyor, sonbahara girdik ve okulların açılmasıyla birlikte salgınlar da başladı. Önce çocuklar hastalanıyor, ardından bu hastalık ailelere taşınıyor. Şu anda çok sayıda solunum yolu enfeksiyonu vakasıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle dikkatli olunması gerekiyor.Önerilerimiz: Hasta olan kişilerin, özellikle çocukların, mümkünse okula, işe, topluma karışmaması gerekir. Çünkü virüs hastadan sağlam kişilere bulaşır. Eğer hasta kişinin toplum içine çıkması gerekiyorsa mutlaka maske takması önerilir. Burada önemli olan, sağlıklı kişilerin değil, hasta kişilerin maske kullanmasıdır. Sağlıklı bireyler nasıl korunmalı? Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı (hapşıran, öksüren, burnu akan, ateşi olan kişilerle mesafe korunmalı).Kalabalık, kapalı ve havasız ortamlardan uzak durulmalı. El hijyenine dikkat edilmeli. Ortak alanlarda başkalarının temas ettiği yüzeylere dokunulduğunda ya da tokalaşıldığında eller mutlaka yıkanmalı veya alkol bazlı dezenfektanla temizlenmelidir. Bunlar hastalıklardan korunmanın en etkili yollarıdır. Bunlara ek olarak, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için: Dengeli ve sağlıklı beslenmeli (mevsim sebzeleri, meyveleri, proteinli gıdalar),Yeterli miktarda su içilmeli, Düzenli egzersiz yapılmalı, Kaliteli ve yeterli uyku uyunmalıdır" dedi. (BK-ÖS-Y)
Halk Sağlığı Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi
25 Eylül 2025 Perşembe - 16:48 Halk Sağlığı Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammet Emin Demirkol’un başkanlığında düzenlenen, Halk Sağlığı Hizmetleri Bölge Değerlendirme Toplantısı Kayseri’de gerçekleştirildi. Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Nevşehir İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Hasan Tartar, Aksaray İl Sağlık Müdürü Dr. Abdullah Güleç, Yozgat İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Karaaslan ve ilgili başkanların katılım sağladığı toplantıda; illerde sunulan 1. basamak sağlık hizmetlerinin değerlendirilerek, halk sağlığı alanındaki mevcut durumları ayrıntılı olarak ele alındı. Ayrıca koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, toplum temelli uygulamaların güçlendirilmesi ve vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yapılan çalışmalar ve planlamalar hakkında istişarelerde bulunuldu. Toplantının sonunda konuşan Demirkol, "Bugün bölge illerimizde sunulan halk sağlığı hizmetlerini değerlendirmek amacıyla Kayseri’de bir araya geldik. Birinci basamak sağlık hizmeti sunulan alanlardaki uygulamaların güçlendirilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerindeki hedeflerimize ulaşma noktasında iş birliği ve koordinasyonumuzu daha da geliştirmeye yönelik değerlendirmelerde bulunduk. Hepinizin bildiği üzere, son yıllarda Bakanlığımız hem aile hekimliğinde hem de Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sunulan hizmetlere yenilerini ekleyerek hizmet yelpazesini genişletti. Bunların arasında dijital entegrasyon uygulamaları, kronik hastalık takip sistemleri ve SAHA eğitim programı gibi toplum sağlığını doğrudan etkileyen birçok proje yer almakta. Sisteme entegre edilen bu yeniliklerin topluma etkin şekilde ulaşması için sahada gösterilen özverili çalışmaların meyvelerini alıyoruz. Toplantılarımız vesilesiyle de illerden gelen geri bildirimler doğrultusunda geliştirilmesi gereken alanları belirleyerek çalışmalarımızı daha etkili hâle getiriyoruz. Hepinize katkılarınız ve gayretli çalışmalarınız için teşekkür ediyorum" dedi.