SAĞLIK
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı 26 Nisan 2026 Pazar - 12:32:48 Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
Güneysu’da 100 yataklı devlet hastanesi hizmete hazırlanıyor
27 Eylül 2025 Cumartesi - 10:32 Güneysu’da 100 yataklı devlet hastanesi hizmete hazırlanıyor Rize’nin Güneysu ilçesinde inşaatı devam eden 100 yataklı devlet hastanesinin hizmet planlaması şekillendi. Rize’nin Güneysu ilçesine bağlı Ulucami Mahallesi’nde yapımı devam eden sağlık tesisinin 60 yatağı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne (RETEÜ) bağlı Psikiyatri Ek Hizmet Binası olarak, 40 yatağı ise Güneysu Tenzile Erdoğan İlçe Devlet Hastanesi olarak hizmet sunacak. Psikiyatri ek hizmet binasında, kadın ve erkek yataklı servislerin yanı sıra 10 yataklı AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) ile 5 yataklı ÇAMATEM (Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) yer alacak. Rize’de bir ilk olacak olan bu yataklı servisler, yalnızca Rize’ye değil, Karadeniz Bölgesi’ne ve ihtiyaç halinde ülke genelindeki hastalara da modern altyapısıyla hizmet sunabilecek kapasiteye sahip olacak. Güneysu Tenzile Erdoğan İlçe Devlet Hastanesi ise yoğun bakım, palyatif bakım ve diğer branş servisleriyle birlikte toplam 40 yataklı kapasiteyle hizmet verecek. Ayrıca yeni tesis ile birlikte diyaliz ünitesi sayısı mevcut hastaneye oranla iki katına çıkarılacak. Fiziki inşaat ilerleme seviyesi yüzde 95’e ulaşan sağlık tesisinde gelinen son durumu yerinde görmek isteyen Güneysu Kaymakamı Eyüp Gürdal, Belediye Başkanı Rıfat Özer, mevcut hastane yöneticileri ve yüklenici firma temsilcileri incelemelerde bulundu. Yapılan sağlık tesislerinin şehirdeki diğer hastanelerle entegre çalışacağı düşünüldüğünde sağlık kalitesinin çok daha artacağına değinen Güneysu Kaymakamı Eyüp Gürdal "İlçemize yapılan hastane şuana kadar çok önemli bir aşama kaydetti. Yüzde 95 fiziki yeterlilik gerçekleşti. İlimizde yapılan şehir hastanesi ve Çayeli’nde yapılan hastaneyle birlikte sağlık anlamında ilimizin durumu çok daha iyi olacak. Bu durum ilçemize de olumlu anlamda yansıyacak. İlçemiz Güneysu olması hasebiyle Sayın Cumhurbaşkanımız’ın da yakından takip ettiği bir hastane. İnşallah vatandaşımıza çok daha iyi hizmet edecek doktorlarla, hekim arkadaşlarımızla, çalışanlarımızla mevcut durumu daha iyi bir noktaya getireceğiz" ifadelerini, kullandı. Yapılan sağlık tesislerinin Ekim ayının sonunda teslim edileceğini ve yıl sonunda vatandaşlara hizmet vermeye başlayacağını ifade eden Güneysu Belediye Başkanı Rıfat Özer "Yüzde 95 fiziki gerçekleşme sağlandı. Şuanda son çalışmalarımız sürdürülüyor. Öte yandan peyzaj çalışmalarımız da başladı. Allah nasip ederse ekim ayının sonuna doğru firma hastanemizi birmiş olarak teslim edecek. Tefrişat alımlarımız, hastanenin ihtiyacı olan cihazların alımları da şuanda devam ediyor. İnşallah yıl sonuna kadar hastanemiz vatandaşlarımıza hizmet edece pozisyona gelecek" dedi.
Dünyada en ölümcül bulaşıcı hastalık
27 Eylül 2025 Cumartesi - 10:20 Dünyada en ölümcül bulaşıcı hastalık DÜZCE(İHA) – Dünya Kuduz Günü ile ilgili açıklamada bulunan Dr. Dilek Akıncı, kuduzun, sinir sistemini etkileyen en ölümcül hastalık olduğunu ve her yıl yaklaşık 59 bin kişinin ölümüne yol açtığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dilek Akıncı, "Dünya Kuduz Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Kuduz hastalığının dünyadaki en ölümcül bulaşıcı hastalık olduğuna vurgu yapan Dr. Dilek Akıncı, kuduzu; "Kuduz hastalığı; en sık kedi, köpek gibi hayvanlar tarafından ısırma ve tırmalama gibi yollarla bulaşan, beyin enfeksiyonu yaparak insanın ölümüne sebep olabilen bir hastalıktır" şeklinde tanımladı. Kuduz hastalığı nasıl bulaşır Kuduz hastalığına neden olan virüsün, ekseriya enfekte hayvanların (kedi, köpek, sığır, keçi, koyun, at, eşek gibi evcil hayvanlar ve yarasa, tilki, kurt, çakal, ayı, domuz, sansar, kokarca, gelincik gibi yabani hayvanlar) ısırması, tırmalaması veya salyasının açık yaraya ya da mukoza dediğimiz göz, ağız, burun içlerine temas etmesi yoluyla bulaştığını hatırlatan Öğretim Üyesi Dr. Akıncı, kuduzun, sinir sistemini etkileyen ölümcül bir hastalık olduğunun altını çizdi. Kuduz virüsünün sinirler boyunca ilerleyerek beyne ulaştığını ve beyinde iltihaplanmaya (ensefalit) yol açtığını söyleyen Dilek Akıncı, hastalığın belirtileri başladıktan sonra neredeyse yüzde 100 ölümcül seyrettiğini dile getirdi. Kuduz hastalığından korunma Kısa sürede tedavi edilmezse önlenemez olduğunu vurgulayan Dr. Akıncı, "Virüs vücuda girdikten sonra belirtiler başlamadan önce aşı ve immün globulin uygulandığında hastalık engellenebilir. Ancak belirtiler başladıktan sonra şu anda bilinen etkin bir tedavisi yoktur. Küresel bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kuduz her yıl yaklaşık 59 bin kişinin ölümüne yol açıyor, çoğu Afrika ve Asya’daki çocuklar. Önlenebilir olmasına rağmen ihmal edilmiş hastalıklar arasında sayılır" dedi. Kuduz hastalığının belirtileri Kuduz hastalığının başlangıcında ateş, halsizlik, baş ağrısı gibi grip benzeri hafif belirtiler görüldüğünü ifade eden Dr. Dilek Akıncı, "Asıl klinik belirtiler ortaya çıkmadan kuduz tanısı koymak güçtür. Isırılan yerde veya uzuvlarda ortaya çıkan uyuşma, yanma veya karıncalanma hissi önemlidir. Uzuvlarda olan bu his yüze ve boyuna yayılım gösterebilir. Her vakada görülmemekle birlikte kuduzun diğer beyin enfeksiyonlarından en önemli farkı budur. Ardından sinir sistemi bulguları gelişir: Şiddetli huzursuzluk, saldırganlık, anksiyete, su içememe (hidrofobi) ve yutkunma güçlüğü, ışık ve sese karşı aşırı hassasiyet, felç ve kas spazmları gibi. Son aşamada koma ve ölüm meydana gelir" şeklinde konuştu. Evcil hayvan besleyenler dikkat Kedi, köpek gibi evcil hayvanı olanların mutlaka hayvanlara kuduz aşılarını yaptırmaları gerektiğini hatırlatan Akıncı, bu hayvanların aşı olana kadar da özellikle vahşi hayvanların gezindiği yerlere çıkarılmamaları tavsiyesinde bulundu. Riskli temas sonrası yapılması gerekenler Riskli temaslarda aşı ve kuduz serumu ile profilaksi uygulanmasının önemine dikkat çeken Dr. Dilek Akıncı, "Bulaştırma ihtimali olan bir hayvan tarafından ısırılma veya tırmalanma gibi virüs bulaşına sebep olan durumlarda ilk yapılması gereken yara bakımıdır. Uygun bir şekilde yapılan yara bakımı kuduz virüsünü uzaklaştıran en önemli basamaktır ve en kısa zamanda yapılmalıdır. Yara yeri zaman kaybetmeden bol, basınçlı su ve sıvı sabunla iyice yıkanmalıdır. Yıkama işleminden sonra alkol veya iyotlu antiseptiklerden biri kullanılmalıdır. Hatta yara bakımı acile başvurmadan önce olay olur olmaz yapılmalıdır. Kanamalı bile olsa (şiddetli kanamalar hariç) yara bol sıvı sabunla uzun uzun yıkanmalı ardından hortum gibi sıkılabilen bir aparatla basınçlı bir şekilde bol suyla durulanmalıdır. Bu süreçte başka kişiye veya kendinize suyun sıçramamasına dikkat edilmelidir. Bazı sağlık kuruluşlarında basınçlı su olmadığı için yıkama işlemi etkin yapılamayabilir ya da geç kalınmış olabilir. Bu yüzden hasta veya yakınları olay olur olmaz bu yıkama işlemini yapmalıdır. Yıkama işlemi çok etkilidir ancak tek başına koruyucu değildir. Yıkama sonrası zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bir diğer önemli konu da bulaş olan hayvanın kuduz aşısı olup olmadığıdır, bu sebeple hayvanın aşı kartı da mutlaka hekime gösterilmelidir. Mümkünse hayvan gözlem açısından bağlanmalı veya kapalı ortamda tutulmalıdır" diyerek riskli durumlarda hızlı ve bilinçli müdahalenin hayati önemi olduğunu vurguladı. Kuduzun önlenebilir bir hastalık olduğunu; ayrıca kuluçka süresinin de belirsiz ve genellikle uzun olan bir enfeksiyon olduğunu söyleyen Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dilek Akıncı, "Bu sebeple en ideal olan acil müdahale olmakla birlikte aradan zaman da geçmiş olsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Özetle kuduz, belirtileri başladıktan sonra kurtuluş şansı olmayan, sinir sistemini tahrip eden ve ölümcül bir hastalıktır. Bu yüzden riskli temas sonrası derhal yara temizliği, aşı ve gerekiyorsa immün globulin uygulaması hayat kurtarıcıdır" diyerek kuduza karşı herkesin bilinçli ve duyarlı davranması tavsiyesi ile sözlerini sonlandırdı.
Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Kumcu: "Kanser ile Alzhemir hastalıkları arasındaki ilişkiyi anlamak insanın yaşam kalitesini artıracak"
27 Eylül 2025 Cumartesi - 10:06 Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Kumcu: "Kanser ile Alzhemir hastalıkları arasındaki ilişkiyi anlamak insanın yaşam kalitesini artıracak" Alzhemir ve kanser arasındaki zıt ilişkiyi değerlendiren Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, "Bu iki hastalık arasındaki ilişkiyi anlamak, gelecekte milyonlarca insanın yaşam kalitesini artıracak bilimsel gelişmelere ışık tutacaktır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, epidemiyolojik çalışmalarda Alzheimer hastalığı olan kişilerde kanser görülme riskinin daha düşük, aynı şekilde kanser öyküsü olan kişilerde de Alzheimer gelişme riskinin azaldığı gözlemi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Kumcu, "Bu iki hastalık arasındaki ilişkiyi anlamak, gelecekte milyonlarca insanın yaşam kalitesini artıracak bilimsel gelişmelere ışık tutacaktır" şeklinde konuştu. "Artan yaşlı nüfusla birlikte Alzheimer ve kanser, yeni çağın vazgeçilmez sağlık problemleri olarak karşımıza çıkıyor" Kumcu, iki hastalık arasındaki bu ters korelasyona dair çalışmaların devam ettiğini belirterek, "Günümüzde artan yaşlı nüfusla birlikte Alzheimer ve kanser, yeni çağın vazgeçilmez sağlık problemleri olarak karşımıza çıkıyor. Son çalışmalar, Alzheimer hastalarında kanser gelişme riskinin azaldığını ortaya koyuyor. Bu iki hastalık arasındaki ters ilişkinin daha iyi anlaşılması, gelecekte yalnızca birine değil, her ikisine birden çözüm sunabilecek yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine kapı aralayabilir. Böylece toplumun en büyük sağlık yüklerinden ikisine aynı anda çare bulunması mümkün hale gelebilir" açıklamasında bulundu. "Hem kanser hem de Alzheimer için çifte fayda sağlayacak tedavi modelleri geliştirilebilir" Alzheimer’da hücrelerin hızlı bir şekilde ölürken, kanserde hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğaldığını vurgulayan Doç. Dr. Kumcu, bu tedaviler için kullanılan ilaçların diğer hastalıktaki etkisine dair ise, "Kronik inflamasyon, yaşlanma ve genetik yatkınlık gibi ortak risk faktörleri olsa da, hastalıkların gelişim yönleri birbirinden farklı. Günümüzde de kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların Alzheimer’a karşı da etkili olabileceğine dair bulgular var. Örneğin lösemi tedavisinde kullanılan nilotinib ve lenfoma tedavisinde kullanılan bexarotene, Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatma potansiyeli taşıyor. Ayrıca doğal bileşikler ve antioksidan içerikli yaklaşımlar da umut verici. Önümüzdeki dönemde bu ilaçların yeniden konumlandırılmasıyla hem kanser hem de Alzheimer için çifte fayda sağlayacak tedavi modelleri geliştirilebilir" ifadelerine yer verdi.
Muş’ta gönüllülerden "kanser farkındalığı" yürüyüşü
26 Eylül 2025 Cuma - 23:48 Muş’ta gönüllülerden "kanser farkındalığı" yürüyüşü Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" kapsamında gönüllüler ve akademisyenler, kansere dikkat çekmek için yürüyüş düzenledi. Muş’ta Genç Birikim Derneği tarafından düzenlenen "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" etkinlikleri kapsamında kanser konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla yürüyüş düzenlendi. Muş Belediyesi önünde bir araya gelen gönüllüler ile 18 ülkeden gelen akademisyenlerin de aralarında bulunduğu grup, şarkılar eşliğinde İstasyon Caddesi üzerinden Millet Bahçesi’ne yürüdü. Katılımcılar, pankartlar ve sloganlarla kansere karşı bilinçlenmenin önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan Ayten Göymen, ikinci kez Onkoloji Günleri’nde yer aldığını belirterek, geçen yıl konuşmacı olarak katıldığını, bu yıl ise "Survivor" kimliğiyle yürüyüşe dahil olduğunu ifade etti. Göymen, "İkinci defa gelmiş olduğum 12. Uluslararası Onkoloji Günleri her yıl Muş’ta yapılıyor. Bu yıl da tekrar geldim. Geçen yıl konuşmacıydım. Bu yıl ise o kadar etkilendim ve o kadar güzel geçiyor ki, coşkuyla devam ediyor. Bu yıl tekrar "Survivor" olarak katılmak istedim. Burada Türkiye’nin birçok ilinden ve dünyanın birçok ülkesinden hocalar geliyor, bizlere kanserle ilgili son gelişmeleri anlatıyorlar. Umut oluyorlar. Bizler savaşçı değiliz, tamamen kanseri yenmek için mücadele eden kişileriz. Hastalığımızı atlattığımızda da kanser hastası olan arkadaşlarımıza yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Benim de uzun bir sürecim oldu. Bu süreçte hiç umudumu kaybetmedim. Çünkü başka bir hastalık nedeniyle ameliyat olurken bir anda tümörle karşılaştık ve sürecim böyle başladı. Hiç beklemediğim bir anda yakalandım. Sonrasında mücadelemiz devam etti. Şimdi 3 yıl oldu bu hastalığı atlatalı. Ve bu yıl da Onkoloji Günleri’ne gelip onlarla beraber bu coşkuyu yaşıyoruz. Muş’ta bizleri çok güzel ağırlayan Salih Yüce ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi. Gönüllü gençlerden Nisa Bayramkan, etkinliğe Genç Birikim Derneği ile birlikte çalıştığı için katıldığını belirterek, bu farkındalık yürüyüşünün kendileri açısından çok önemli olduğunu söyledi. Bayramkan, "Biz kanser hastaları ile çalışıyoruz ve kanserin toplumun gözünün önünde olması gerekiyor. Ne kadar çok farkındalık oluşturulursa, insanlar o kadar kendilerini kontrol ettireceklerdir. Ne kadar çok kontrol yapılırsa, insanlar kendi vücutlarını tanıyacak ve neler olup olmadığının farkına varacaktır. İşte bu nedenle bu etkinlik bizim için son derece önemli" şeklinde konuştu.
Muş’ta gönüllülerden kanser farkındalığı yürüyüşü
26 Eylül 2025 Cuma - 23:45 Muş’ta gönüllülerden kanser farkındalığı yürüyüşü Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" kapsamında gönüllüler ve akademisyenler, kansere dikkat çekmek için yürüdü. Muş’ta Genç Birikim Derneği tarafından düzenlenen "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" etkinlikleri kapsamında kanser konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla yürüyüş düzenlendi. Muş Belediyesi önünde bir araya gelen gönüllüler ile 18 ülkeden gelen akademisyenlerin de aralarında bulunduğu grup, şarkılar eşliğinde İstasyon Caddesi üzerinden Millet Bahçesi’ne yürüdü. Katılımcılar, pankartlar ve sloganlarla kansere karşı bilinçlenmenin önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan Ayten Göymen, ikinci kez Onkoloji Günleri’nde yer aldığını belirterek, geçen yıl konuşmacı olarak katıldığını, bu yıl ise "Survivor" kimliğiyle yürüyüşe dahil olduğunu ifade etti. Göymen, "İkinci defa gelmiş olduğum 12. Uluslararası Onkoloji Günleri her yıl Muş’ta yapılıyor. Bu yıl da tekrar geldim. Geçen yıl konuşmacıydım. Bu yıl ise o kadar etkilendim ve o kadar güzel geçiyor ki, coşkuyla devam ediyor. Bu yıl tekrar "Survivor" olarak katılmak istedim. Burada Türkiye’nin birçok ilinden ve dünyanın birçok ülkesinden hocalar geliyor, bizlere kanserle ilgili son gelişmeleri anlatıyorlar. Umut oluyorlar. Bizler savaşçı değiliz, tamamen kanseri yenmek için mücadele eden kişileriz. Hastalığımızı atlattığımızda da kanser hastası olan arkadaşlarımıza yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Benim de uzun bir sürecim oldu. Bu süreçte hiç umudumu kaybetmedim. Çünkü başka bir hastalık nedeniyle ameliyat olurken bir anda tümörle karşılaştık ve sürecim böyle başladı. Hiç beklemediğim bir anda yakalandım. Sonrasında mücadelemiz devam etti. Şimdi 3 yıl oldu bu hastalığı atlatalı. Ve bu yıl da Onkoloji Günleri’ne gelip onlarla beraber bu coşkuyu yaşıyoruz. Muş’ta bizleri çok güzel ağırlayan Salih Yüce ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi. Gönüllü gençlerden Nisa Bayramkan, etkinliğe Genç Birikim Derneği ile birlikte çalıştığı için katıldığını belirterek, bu farkındalık yürüyüşünün kendileri açısından çok önemli olduğunu söyledi. Bayramkan, "Biz kanser hastaları ile çalışıyoruz ve kanserin toplumun gözünün önünde olması gerekiyor. Ne kadar çok farkındalık oluşturulursa, insanlar o kadar kendilerini kontrol ettireceklerdir. Ne kadar çok kontrol yapılırsa, insanlar kendi vücutlarını tanıyacak ve neler olup olmadığının farkına varacaktır. İşte bu nedenle bu etkinlik bizim için son derece önemli" şeklinde konuştu. (İG-
Yapay zeka destekli diyet uygulaması diyetisyen ve danışan arasındaki iletişimi dijitale taşıyor
26 Eylül 2025 Cuma - 21:10 Yapay zeka destekli diyet uygulaması diyetisyen ve danışan arasındaki iletişimi dijitale taşıyor Yapay zeka destekli diyet uygulaması diyetisyen ve danışan arasındaki iletişimi dijitale taşıyarak gıda tüketicilerine sağladığı alışveriş modülüyle de dikkat çekiyor. Diyetisyen ve danışan arasındaki iletişimi kolaylaştırmak amacıyla geliştirilen yapay zeka destekli DietCoop uygulaması, danışan takibi ve raporlama özelliklerinin yanı sıra gıda tüketicilerine sağladığı alışveriş modülüyle de dikkat çekiyor. Dünyada benzeri bulunmayan uygulamanın, Türkiye’den başlayarak küresel ölçekte yaygınlaşması hedefleniyor. "Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir uygulama" Yaptıkları uygulamanın diyetisyen mesleği adına önemli bir dönüm noktası olduğunu aktaran Diyetisyen ve Adayları Platformu (DAP) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzcan Nazlım, "Yaklaşık 6 yıldır diyetisyen ve adayları platformu olarak önceliğimiz mesleğimizin geleceğine ışık tutan yeni nesil diyetisyenler yetiştirmekti. DietCoop bu noktada bizlere çok büyük bir avantaj sağlıyor. Yapay zeka destekli bir uygulama ve dünyada daha önce eşi benzeri görülmemiş bir çalışma. Bu uygulamayla beraber diyetisyenler aslında danışanlara çok daha hızlı ve çok daha net bir şekilde ulaşabilecekler. Bu sebepten dolayı da dünya üzerinde bir eşi benzeri bulunmuyor. Bizler de diyetisyenler ve adalet platformu olarak bu mesleki isteyecek ortakları destekliyoruz. Bu uygulamanın da bugün Türkiye’de, yarın Avrupa’da veya dünyada ses getireceğini düşünüyoruz" dedi. "Diyetisyenlik mesleğini daha güçlü noktaya taşımak için son adım atılıyor" DietCoop uygulaması sayesinde gıda tüketicilerinin güvenilir diyetisyenlerle iletişim kuracaklarını aktaran DAP Kurucu Ortağı Master Diyetisyen Oğuzhan Ekrem Yorgancı, "Bugün burada yalnızca yeni bir sistemi değil, yeni bir döneminde kapılarını aralamak için toplandık. Uzun zamandır hepimizin içinde taşıdığı bir hayal bu. Diyetisyenlik mesleğini daha güçlü, daha görünür ve daha saygılı noktaya taşımak için son adım bugün burada atılıyor. Sektörde birçok danışana sahibiz. 48 bin diyetisyen olarak çok fazla gıda tüketicisine ulaşabilen bir meslek kuruluşuyuz. Böyle olunca da uzman diyetisyenlerin denetlediği, DietCoop uygulamasını her zaman bir adım ileriye taşımış olacaktır" şeklinde konuştu.
Iğdır’da organ bağışına dikkat çekildi
26 Eylül 2025 Cuma - 18:26 Iğdır’da organ bağışına dikkat çekildi Iğdır Dr. Nevruz Erez Devlet Hastanesi Organ Bağış Birimi Koordinatörleri, organ bağışının önemine dikkat çekmek amacıyla Iğdır Millet Bahçesi önünde bilgilendirme standı kurdu. Vatandaşlarla bir araya gelen sağlık çalışanları, hem bilgilendirme yaptı hem de merak edilen soruları yanıtladı. Standın başında vatandaşlarla tek tek ilgilenen Organ Bağış Birimi Koordinatörleri, bağış sürecine dair yanlış bilinen noktaları da açıkladı. Yapılan bilgilendirmede organ bağışının sadece bir imza olmadığını, aynı zamanda birçok insana yeniden yaşama şansı verdiğini vurguladı. Organ bağışıyla bir kişiye değil, bazen birkaç kişiye birden hayat verildiğini belirten doktor Kayra Kaplan, "Aslında çok önemli bir görev için buradayız. Organ bağışı, bir cana can olmak için buradayız. Canlarımız toprak olmasın, başka bir hayata can versin diye buradayız. Aslında çok bilginin olmadığı bir bölüm organ bağışı. Biz bunları halkımıza anlatmak için buradayız ve kayıt toplamak için buradayız. İnsanlar hangi organlarını bağışlayabilir, hangi durumlarda bağışlayabilir ve neler yapılması gerekiyor diye. Burada formlarımız var, kartlarımız var. Sizlere bunu iyice anlattıktan sonra formumuzu alıp kartınızı verin. Böylelikle hangi organlara, hangi dokuları bağışlayabileceğinize siz karar veriyorsunuz. Herhangi bir zorlama kesinlikle yok. Beyin ölümü gerçekleşmiş hastalar. Bu önemli bir nokta çünkü beyin ölümü gerçekleşmesi koma ve bitkisel hayattan farklı bir durum" dedi. "Beyin ve beyin sapınımı yani solunum gibi hayati fonksiyonların geri dönüşsüz bir şekilde kaybolmasından doğan beyin ölümü yani gerçek ölümden bahsediyoruz" diyen Kaplan, "Böyle bir durum yaşandığında ve Organlarınız, organlarınız hala canlı olduğu durumda organ bağışını yapabiliyoruz. Organlarımız bizimle beraber toprağa gideceğini yüzlerce, binlerce hatta insanlar listede bekliyor. Çaresiz ve umut dolu bir şekilde. Dolayısıyla bu canlarımızı geri dönüşümsüz bir şekilde toprağa vermektense dinen de caiz olan ve bu organlar hayati bir öneme sahip olduğu için sizin canınızı farklı bir cana Hayat katmak için aslında çok önemli bir konu diyebilirim. İnsanlar listelerde çok uzun listelerde beklemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla bu canlara bu listeye olabildiğince hayat katabilmek için biraz da empati duygumuzu kullanarak hani ya o listede ben olsaydım gibi düşünerek insanlar bunun önemini çok daha net bir şekilde anlıyor" ifadelerini kullandı.