SAĞLIK
Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı 26 Nisan 2026 Pazar - 11:45:53 Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 10:17 "Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir" Astım, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Nalcı Savaş, doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle kişilerin günlük hayatlarına güvenle devam edebileceğini söyledi. Astım hastalarının günlük hayatta karşılaştığı zorluklara dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Nalcı Savaş, hastalığın yalnızca ataklardan ibaret olmadığını vurguladı. Savaş, "Astım, çoğu zaman sadece nefes darlığı ile ilişkilendirilse de aslında günlük hayatı pek çok açıdan etkileyen kronik bir hastalıktır. Bazen gece uykusunu bölen bir öksürük, bazen merdiven çıkarken hissedilen göğüs sıkışması ya da gün içinde artan yorgunluk astımın bir parçası olabilir" dedi. "Sadece akciğerleri değil, hayat kalitesini de etkiler" Astımın yalnızca fiziksel belirtilerle sınırlı olmadığını belirten Savaş, hastaların günlük hayatta birçok zorlukla karşılaştığını ifade etti. Soğuk hava, sigara dumanı, parfüm kokuları, toz ve hava kirliliği gibi faktörlerin hastalar için önemli tetikleyiciler olduğunu belirten Savaş, astım hastalarının sıkça yaşadığı sorunları ise şu şekilde sıraladı: "Gece öksürük nedeniyle bölünen uyku. Sabah yorgun uyanma. Günlük işlerde çabuk yorulma. Merdiven çıkarken nefes darlığı. Spor yapmaktan kaçınma. Sosyal ortamlarda endişe." Astım hastalarının zaman zaman kendini yalnız hissedebildiğini ifade eden Savaş, "Dışarıdan sağlıklı görünseler bile, içten içe sürekli bir nefes kontrolü ve atak endişesi yaşayabilirler. Bu durum zamanla stres, yorgunluk ve sosyal geri çekilmeye yol açabilir. Aslında, astım kontrol altına alınabilir bir hastalıktır. Düzenli hekim takibi ve doğru tedavi önemlidir. Özellikle inhaler ilaçların doğru teknikle kullanılması tedavi başarısında kritik rol oynamaktadır. İnsanların önemli bir kısmı, inhaler cihazlarını doğru kullandığını düşünse de teknik hatalar nedeniyle yeterli fayda göremeyebiliyor. Bu sebeple tedavi düzenli olarak gözden geçirilmelidir" dedi. Dr. Savaş, şu soruların hastalar için yol gösterici olabileceğini belirtti: "Geceleri öksürük oluyor mu? Haftada kaç kez nefes darlığı hissediliyor? Günlük aktiviteler kısıtlanıyor mu? İlaçlar düzenli ve doğru kullanılıyor mu? Bu sorulara verilen cevaplar önemlidir. Şikayetlerin devam etmesi halinde mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir. Astım teşhisi, hayatı kısıtlamak zorunda olmadığımız bir sağlık sorunudur. Doğru tedavi ve takip ile hastalar aktif ve kaliteli bir hayat sürdürebilirler. Nefes almak hayatın en temel konforudur. Bu konfor bozulduğunda yalnızca fiziksel değil, ruhsal ve sosyal hayat da etkilenir. Yaşanan sıkıntıları normalleştirmeyiniz. Daha rahat nefes almak herkesin hakkı."
Sessizliği birlikte aşalım, hayata ses verelim
27 Eylül 2025 Cumartesi - 15:58 Sessizliği birlikte aşalım, hayata ses verelim 22-28 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası nedeniyle açıklama yapan Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, işitme kaybının erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her 5 kişiden birinin işitme işitme kaybı yaşadığını, Türkiye’de ise her yıl dünyaya gelen yaklaşık 1 milyon bebekten 2 ila 3’ünün işitme kaybı ile doğduğunu söyledi. Doç. Dr. Aslıer, özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde işitme kaybının erken tespitinin önemine dikkat çekerek, "Yeni doğan taramaları, erken tanı, uygun cihazlandırma, koklear implantasyon ve dil-konuşma terapileri ile bu bebekler normal gelişim süreçlerine katılabilir ve sağlıklı bireyler olarak yaşamlarına devam edebilirler" dedi. "İşitmek iletişim kurmaktır" İşitmenin yalnızca duymakla sınırlı olmadığını vurgulayan ve toplumun farkındalığına da dikkat çeken Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer açıklamasında, "Unutmayalım ki işitmek yalnızca duymak değildir; iletişim kurmaktır, kendini ifade etmektir, sevdiklerinin sesini hissetmektir. Toplum olarak önyargılardan uzak, sabırlı ve kapsayıcı bir yaklaşım sergilemeliyiz. Sessizliği sadece paylaşmak değil, birlikte aşmak hepimizin sorumluluğudur" ifadelerini kullandı. İşitme engelli bireylere yönelik farkındalığın artırılması gerektiğinin altını çizen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, "Daha kapsayıcı bir dünya için hep birlikte el ele vermeliyiz" çağrısında bulundu.
Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" etkinliği devam ediyor
27 Eylül 2025 Cumartesi - 15:07 Muş’ta "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" etkinliği devam ediyor Muş’ta Genç Birikim Derneği tarafından düzenlenen "12. Uluslararası Onkoloji Günleri" etkinliği, ikinci gününde de çeşitli panellerle sürdü. 1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi’nde "Birlikte İyiyiz" mottosuyla gerçekleştirilen etkinliğe, 18 ülkeden akademisyenler, kanseri yenmiş kişiler ve gönüllülerden oluşan yaklaşık 400 katılımcı katıldı. Program kapsamında "Erken Evre Meme Kanseri" ve "Metastatik Meme Kanseri" konularında paneller düzenlendi. Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan dernek başkanı Salih Yüce, bu sene 12. sini düzenledikleri Uluslararası Onkoloji Günlerine 18 ülkeden yaklaşık 400 kişinin katıldığını belirtti. Etkinliğin 2. Gününde de yoğun katılımla devam ettiğini söyleyen Yüce, "Programın 2. günündeyiz ve tüm hızıyla devam ediyor. Bilim insanlarımız kanserle ilgili güncel gelişmelerden toplumu ve hastaları bilinçlendirmeye devam ediyor. Programımıza değerli bilim insanlarımız, gençler, kanser hastaları ve hemşireler katıldı" dedi. "12. Uluslararası Onkoloji Günleri kapsamında Muş’ta çok güzel bir amaç için bir araya geldiklerini söyleyen Derneğin Bilim Kurulu Üyesi ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, "Bilim insanları olarak, kanser tanısı almış hastalarımız ve Muş ile yakın illerden gelen vatandaşlarla bir araya gelerek kanser ve onkoloji bilimi hakkındaki gelişmeleri paylaşıyoruz. Onkolojide gelişmeler çok hızla yayılıyor. Kanserden korunmak için neler yapmamız gerekiyor? Ya da kanser tanısı aldığımız zaman neler yapmamız gerekiyor? Bunları paylaşıyoruz. Birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kongrede ayrıca uluslararası Erasmus’a gelen çok fazla gencimiz var. Gençler bizim için çok önemli. Hem kendileri için hem de aileler için farkındalığı oluşturmaları anlamında çok önemli. Kanser için en büyük gücümüz kanserden korunmak ya da tedavi için en büyük gücümüz bilmek ve birlikte olmaktır. Bilmediğimiz şeylerden korkarız. Bilgilerimiz arttıkça tedaviye olan eğilimimiz ya da nasıl korunacağımızı bilmemiz, bu konudaki çalışmalarımızı artırır ve hep beraber daha sağlıklı bir gelecek oluşturabiliriz" ifadelerini kullandı.
Hastalıklar, kök sebebi hedeflenerek tedavi edilecek
27 Eylül 2025 Cumartesi - 12:12 Hastalıklar, kök sebebi hedeflenerek tedavi edilecek Sağlıklı hayat ve yaş alma, artık dünyanın en önemli konularından biri haline geldi. Hastalıklarda, semptomları bastırmak yerine kök sebepler hedeflenerek yapılan tedaviler öne çıkmaya başladı. Tıp, fizyoterapi, kriyoterapi, rejeneratif tedaviler ve ileri teknoloji infüzyon protokolleri bir araya getirilerek bireylerin sağlığını hücresel düzeyden yaşam kalitesine kadar bütüncül bir bakış açısıyla ele alınıyor. Sağlıkta paradigmayı değiştirmeyi hedefleyen ve entegratif biyolojik tıp vizyonunu Türkiye’ye taşıyan Cellavia Klinik CEO’su Dr. Cengiz Gül, "İnsanlar artık hasta olduğunda tedavi olmaktan çok sağlıklı yaşamak ve uzun ömürlü olmak istiyor" dedi. Gül, modern sağlık sisteminde, asıl odaklanılması gerekenin, yaşam kalitesini korumayı ve artırmayı hedefleyen proaktif bir sağlık anlayışı olduğunu belirterek, "Modern hayat, insanın gelişimine meydan okuyor. Sürekli maruz kaldığımız çevresel toksinler, zihinsel baskı ve işlenmiş gıdalar, biyolojimizi sürekli bir stres altında bırakıyor. Kkişiye özel ve kök nedene odaklanan yaklaşımlar ön plana çıkıyor" dedi. Alpstein’in kurucusu Dr. Ralf Oettmeier, "Önleme, en iyi ilaç türüdür ve aynı zamanda uzun ömürlüğün sırrıdır" dedi. Osteopat Fizyoterapist Suat Dülger, ’Her şey, aynı anda, her yerde gerçekleşiyor’ felsefesinden yola çıkarak dört aşamalı tedavi protokolünün detaylarını paylaştı. Özellikle karanlık alan mikroskobu ile kan hücrelerinin canlı olarak ekrana yansıtılması, serbest radikal seviyesini ölçen FRAS 5 sistemi ve sanal gerçeklik destekli nöro-atletik antrenman platformu yoğun ilgi gördü.
Bu hastalıkta her yıl 10 milyon yeni vaka ortaya çıkıyor
27 Eylül 2025 Cumartesi - 11:41 Bu hastalıkta her yıl 10 milyon yeni vaka ortaya çıkıyor Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı, ‘Dünya Alzheimer Günü ve Dünya Alzheimer Farkındalık Ayı’ kapsamında yaptığı açıklamada "Dünya genelinde her 3 saniyede bir kişiye demans tanısı konularak, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vakanın ortaya çıkıyor" dedi. Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı, alzheimer ve demansın toplumun tamamını ilgilendiren ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Alzheimer’ın demans türleri arasında en yaygın görüleni olduğu ve tüm demans vakalarının yüzde 60-70’ini oluşturduğunu söyleyen İl Müdürü Damkacı sözlerine şöyle devam etti; "Dünya genelinde her 3 saniyede bir kişiye demans tanısı konulduğuna, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vakanın ortaya çıkıyor. 2021 yılında 57 milyon olan demanslı birey sayısının 2050’de 139 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise; TÜİK verilerine göre 65 yaş üstü bireylerde alzheimer görülme oranının yüzde 5,5 oldu. Dünya alzheimer raporu 2024’e göre, demanslı bireylerin yüzde 88’inin ayrımcılığa uğrarken, halkın üçte birinden fazlasının ise tanı alması halinde bunu gizleyebiliyor. Erken dönemde unutkanlık, eşyaları kaybetme, zaman kavramını yitirme, konuşma zorlukları ve kişilik değişiklikleri gibi belirtilere dikkat edilmesi gerekir. Ayrıca düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, tütün ve alkolden uzak durma, sosyal hayata katılım ve sağlık kontrolleri ile semptomların etkisinin azaltılabilinir. 65 yaş ve üzeri vatandaşlarımız, kayıtlı oldukları aile hekimliği birimlerinde yapılan çok yönlü yaşlı izlem programı kapsamında demans yönünden de değerlendirilmektedir. Herhangi bir sorun tespit edilen vatandaşlarımız ileri sağlık merkezlerine yönlendirilerek düzenli şekilde takip edilmektedir. Tüm vatandaşlarımızı aile hekimliği birimlerine başvurarak bu izlemleri yaptırmaya davet ediyor, sağlıklı günler diliyoruz."
Teknolojinin getirdiği duruş bozuklukları boyun sağlığını tehdit ediyor
27 Eylül 2025 Cumartesi - 11:22 Teknolojinin getirdiği duruş bozuklukları boyun sağlığını tehdit ediyor Uzmanlar, modern yaşamın getirdiği alışkanlıkların boyun sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Özellikle bilgisayar, tablet ve cep telefonlarının günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte boyun ağrılarında da artış görüldüğünü vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, teknolojinin getirdiği duruş bozukluklarının boyun sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Uzun süreli masa başı çalışmaları, bilgisayar, tablet ve telefon kullanımının boyun omurgasında ciddi yük artışına yol açtığını söyleyen Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sinan Bağçacı, teknolojinin yoğun kullanımının boyun sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Yanlış duruş boyun ağrılarını artırıyor Günümüzde yediden yetmişe herkes tarafından kullanılan bilgisayar, tablet ve akıllı telefonların boyun omurgasında ciddi yük artışına yol açtığını belirten Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, insan başının ortalama 4-6 kilogram ağırlığında olduğunu ve baş öne doğru eğildiğinde bu ağırlığın boyun kasları ve omurlar üzerinde birkaç kat daha fazla hissedildiğini vurguladı. Bu durumun kaslarda spazm, ağrı ve duruş bozukluklarına neden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, şöyle devam etti: "Boyun omurgaları yapısal olarak kafa ağırlığını taşımak üzere C şeklinde bir kavisle yaratılmıştır. Bu kavis sayesinde kafa ağırlığı omurgalara dengeli bir şekilde aktarılır. Ancak uzun süre başın öne eğilmesi, özellikle teknolojik cihazların kullanımı sırasında, bu doğal kavisin zamanla düzleşmesine hatta ters C şekline dönmesine yol açabiliyor. Bu durum da boyun düzleşmesi, kas spazmları ve duruş bozuklukları ile sonuçlanabilir" dedi. Uzun süre sabit pozisyonda kalmanın boyun disklerine aşırı yük bindirdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, özellikle gençlerde disk fıtıklarının, ilerleyen yaşlarda ise disk dejenerasyonunun ve kireçlenmelerin sık görüldüğünü belirtti. Ayrıca boyun kaslarının zayıflığının, baş dönmesi ve denge sorunlarına da yol açabileceğini ekledi. Boyun sağlığını korumanın sadece boyunla sınırlı olmadığını, tüm vücudu ilgilendiren bir süreç olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, "Omurga yapısı birbirine bağlı zincirler gibi çalışır. Boyunda başlayan bir problem omuz, sırt, hatta çene eklemlerine kadar yansıyabilir. Örneğin boyun düzleşmesi ilerledikçe omuz hareketleri kısıtlanabilir, donuk omuz ve kireçlenme gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Aynı şekilde çene eklemi rahatsızlıkları da boyun problemleriyle birlikte görülebilir" ifadelerini kullandı. Yerçekiminin olumsuz etkilerinden boynunuzu koruyun Boynun gün içinde en çok yerçekiminin etkisine maruz kalan bölgelerden biri olduğunu, boyun sağlığını korumak için güçlü kasların önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, "Yerçekiminin etkisine karşı koyabilmek için boyun, sırt ve bel kaslarımızı güçlü tutmamız gerekir. Dik duruş alışkanlığı kazanmak, omuzların öne düşmesini engellemek, bilgisayar ve telefon kullanımında ergonomiye dikkat etmek boyun ağrılarının önlenmesinde kritik rol oynar" şeklinde konuştu Özellikle ofis çalışanları ve gençlerde boyun sağlığına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Sinan Bağçacı, "Uzun süre ekran karşısında vakit geçirmek, cep telefonu kullanırken başı sürekli öne eğmek boyun sağlığını tehdit ediyor. Bilgisayar ekranı göz seviyesinde olmalı, tablet ya da telefon gibi taşınabilir cihazlarda göz hizasında kullanılmalıdır. Bu basit duruş alışkanlıkları ve düzenli egzersizlerle boyun sağlığını korumak mümkün olabilir" diye konuştu.
Alzheimer tedavisinde ilaç umudu
27 Eylül 2025 Cumartesi - 10:48 Alzheimer tedavisinde ilaç umudu İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülhan Şahbaz, 1-30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı dolayısıyla yaptığı açıklama Alzheimer hastalığına yönelik güncel gelişmeler ve koruyucu yaklaşımlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Alzheimer’ın dünyada ve ülkemizde hızla artış gösteren en önemli sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Şahbaz, hastalığın yalnızca unutkanlıkla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda düşünme, algılama, davranış ve günlük yaşam aktivitelerini de derinden etkileyen ilerleyici bir beyin hastalığı olduğunu vurguladı. Günümüzde Alzheimer için kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını belirten Dr. Şahbaz, mevcut ilaçların semptomların kontrolünde etkili olduğunu, ancak hastalığın seyrini tamamen durduramadığını ifade etti. Son yıllarda beyinde biriken zararlı proteinleri hedef alan yeni nesil ilaçların ön plana çıkmaya başladığını dile getiren Dr. Şahbaz, bu ilaçlardan bazılarının farklı ülkelerde onay aldığını ve hastalığı yavaşlatma potansiyeli gösterdiğini söyledi. "Donanemab, Lecanemab ve ALZ-801 gibi faz 3 aşamasında olan yeni ajanlar umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra dünyada kök hücre tedavileri, aşı çalışmaları ve genetik yaklaşımlar da yoğun bir şekilde sürdürülüyor" dedi. İlaç araştırmalarının umut verici olmasına rağmen, Alzheimer ile mücadelede ilaç dışı yöntemlerin de çok büyük bir rol oynadığına dikkat çeken Dr. Şahbaz, yaşam tarzı değişikliklerinin hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebileceğini vurguladı. Düzenli egzersiz yapılmasının, Akdeniz tipi beslenmenin, kaliteli uykunun, zihinsel aktivitelerin ve sosyal etkileşimlerin hastalıkla mücadelede koruyucu bir kalkan görevi gördüğünü belirtti. "Sosyal yönden aktif olmalı" Zihinsel aktivitelerin beynin canlılığını sürdürmesinde önemli katkı sağladığını dile getiren Dr. Şahbaz, "Bilmece çözmek, sudoku oynamak ya da kitap okumak zihinsel kapasitenin korunmasında faydalı aktiviteler arasında. Beden sağlığı için düzenli yürüyüş yapmak, egzersizleri günlük hayatın bir parçası haline getirmek gerekiyor. Sosyal yönden aktif kalmak için ise aile ve arkadaşlarla düzenli vakit geçirmek, topluluklara ve sosyal gruplara katılmak büyük önem taşıyor. Zihin aktif olacak, beden aktif olacak ve sosyal hayat aktif tutulacaktır. Bu üçlü yaklaşım, hastalığın seyrini yavaşlatmada güçlü bir destek sağlamaktadır. Bugün için kesin tedavi bulunmamış olsa da hem tıbbi gelişmeler hem de yaşam tarzı düzenlemeleriyle Alzheimer karşısında güçlü adımlar atabiliyoruz" ifadelerini kullandı.
Güneysu’da 100 yataklı devlet hastanesi hizmete hazırlanıyor
27 Eylül 2025 Cumartesi - 10:32 Güneysu’da 100 yataklı devlet hastanesi hizmete hazırlanıyor Rize’nin Güneysu ilçesinde inşaatı devam eden 100 yataklı devlet hastanesinin hizmet planlaması şekillendi. Rize’nin Güneysu ilçesine bağlı Ulucami Mahallesi’nde yapımı devam eden sağlık tesisinin 60 yatağı, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne (RETEÜ) bağlı Psikiyatri Ek Hizmet Binası olarak, 40 yatağı ise Güneysu Tenzile Erdoğan İlçe Devlet Hastanesi olarak hizmet sunacak. Psikiyatri ek hizmet binasında, kadın ve erkek yataklı servislerin yanı sıra 10 yataklı AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) ile 5 yataklı ÇAMATEM (Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) yer alacak. Rize’de bir ilk olacak olan bu yataklı servisler, yalnızca Rize’ye değil, Karadeniz Bölgesi’ne ve ihtiyaç halinde ülke genelindeki hastalara da modern altyapısıyla hizmet sunabilecek kapasiteye sahip olacak. Güneysu Tenzile Erdoğan İlçe Devlet Hastanesi ise yoğun bakım, palyatif bakım ve diğer branş servisleriyle birlikte toplam 40 yataklı kapasiteyle hizmet verecek. Ayrıca yeni tesis ile birlikte diyaliz ünitesi sayısı mevcut hastaneye oranla iki katına çıkarılacak. Fiziki inşaat ilerleme seviyesi yüzde 95’e ulaşan sağlık tesisinde gelinen son durumu yerinde görmek isteyen Güneysu Kaymakamı Eyüp Gürdal, Belediye Başkanı Rıfat Özer, mevcut hastane yöneticileri ve yüklenici firma temsilcileri incelemelerde bulundu. Yapılan sağlık tesislerinin şehirdeki diğer hastanelerle entegre çalışacağı düşünüldüğünde sağlık kalitesinin çok daha artacağına değinen Güneysu Kaymakamı Eyüp Gürdal "İlçemize yapılan hastane şuana kadar çok önemli bir aşama kaydetti. Yüzde 95 fiziki yeterlilik gerçekleşti. İlimizde yapılan şehir hastanesi ve Çayeli’nde yapılan hastaneyle birlikte sağlık anlamında ilimizin durumu çok daha iyi olacak. Bu durum ilçemize de olumlu anlamda yansıyacak. İlçemiz Güneysu olması hasebiyle Sayın Cumhurbaşkanımız’ın da yakından takip ettiği bir hastane. İnşallah vatandaşımıza çok daha iyi hizmet edecek doktorlarla, hekim arkadaşlarımızla, çalışanlarımızla mevcut durumu daha iyi bir noktaya getireceğiz" ifadelerini, kullandı. Yapılan sağlık tesislerinin Ekim ayının sonunda teslim edileceğini ve yıl sonunda vatandaşlara hizmet vermeye başlayacağını ifade eden Güneysu Belediye Başkanı Rıfat Özer "Yüzde 95 fiziki gerçekleşme sağlandı. Şuanda son çalışmalarımız sürdürülüyor. Öte yandan peyzaj çalışmalarımız da başladı. Allah nasip ederse ekim ayının sonuna doğru firma hastanemizi birmiş olarak teslim edecek. Tefrişat alımlarımız, hastanenin ihtiyacı olan cihazların alımları da şuanda devam ediyor. İnşallah yıl sonuna kadar hastanemiz vatandaşlarımıza hizmet edece pozisyona gelecek" dedi.