SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Diyarbakır’da Dünya Kalp Günü paneli
30 Eylül 2025 Salı - 13:45 Diyarbakır’da Dünya Kalp Günü paneli Diyarbakır’da Dünya Kalp günü nedeni ile panel düzenlendi. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın doğum ve çocuk ek binasında Dünya Kalp Günü kapsamında çalışanlar ve hasta yakınlarına yönelik "Hayatın Ritmini Kaçırma" başlıklı bir panel düzenlendi. Etkinliğe Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, Başhekim Doç. Dr. Öner Avınca, Çocuk Kalp Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Bedri Aldudak ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Baysal katıldı. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, birinci basamakta 40 yaş ve üzeri bireyler için yılda bir kez 10 yıllık kardiyovasküler risk analizi yapıldığını, sonuçlara göre yaşam tarzı değişikliği ve gerektiğinde üst basamaklara yönlendirme uygulandığını vurguladı. Asiltürk, toplumun kalp sağlığı profilinin çıkarılmasının, kalp yetmezliği ve ani ölüm gibi tabloları önlemede kritik rol oynadığını belirtti. Asiltürk ayrıca, Çocuk Kalp Merkezinin bölge için önemine dikkat çekerek "Aile ortamı içinde çalışan ekibin her talebine açığız merkezi daha da güçlendireceğiz" mesajı verdi. Prof. Dr. Bedri Aldudak, kalp hastalığının yalnızca erişkinlerle sınırlı düşünülmemesi gerektiğini hatırlattı. Aldudak, romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı ve aritmilerin çocukluk çağında önemli sorunlar olduğunu; Diyarbakır’daki ekiplerin bu alanlarda güçlü işbirliği yürüttüğünü ifade etti. Merkezde fetal ekokardiyografi dâhil kapsamlı tanı süreçlerinin rutinleştiğini aktaran Aldudak, kalp cerrahisi/yoğun bakım süreci öncesi ağız-diş sağlığı taraması ve tedavisinin sistematik şekilde yapıldığını vurgulayarak, "Kalp hastası çocuklarda diş hijyeni ve aşı uyumu çok değerlidir; enfeksiyon kaynaklı kardiyak komplikasyonların önüne geçer" dedi. Prof. Dr. Erkan Baysal, Dünya Kalp Gününün 2000 yılından bu yana farkındalık için kutlandığını anımsatarak, "Kalp-damar hastalıkları dünyada ve ülkemizde ilk sıradaki ölüm nedenidir. Şikayet yokluğu, risk yokluğu değildir; özellikle diyabetli, ileri yaş ve kadın hastalarda sessiz seyredebilen durumlar görüyoruz" diye konuştu. Baysal, düzenli check-up, tansiyon ve kolesterol kontrolü, sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş-izotonik egzersiz ve gerekli durumlarda ilaç uyumunun hayati olduğunu belirterek, "Hedef değerlere ulaşmadıkça tedaviden beklenen fayda tam görülmez" uyarısında bulundu.
Kastamonu Üniversitesi’nde geleceğin sağlıkçılarının beyaz önlük coşkusu
30 Eylül 2025 Salı - 12:45 Kastamonu Üniversitesi’nde geleceğin sağlıkçılarının beyaz önlük coşkusu Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesinde düzenlenen beyaz önlük giyme töreninde öğrenciler büyük heyecan yaşadı. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde düzenlenen 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Beyaz Önlük Giyme Töreni Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda gerçekleştirildi. 2024-2025 akademik yılda eğitime başlayan ikisi yabancı uyruklu toplam 89 öğrenci, beyaz önlüklerini giyerek hekimlik mesleğine ilk adımlarını attı. Programa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Avcı, akademik ve idari personel, öğrenciler ve aileler katıldı. Törende konuşan Prof. Dr. Ahmet Avcı, "Fakültemizde 80’e yakın akademik personelimizle öğrencilerimize en iyi eğitimi vermeyi hedefliyoruz. Hekimlik, ömür boyu okuma ve araştırma gerektiren bir meslektir. Bu süreçte ailelerimizin de öğrencilerimize her türlü desteği sunması büyük önem taşıyor" dedi. Konuşmasının ardından Prof. Avcı, Tıp Fakültesi’ne birincilikle yerleşen Bayram Burak Karakay ile birinci sınıfı birincilikle tamamlayan Nisa Duru Bora’ya hediye takdim etti. Ödül takdiminden sonra söz alan Bayram Burak Karakay ve Nisa Duru Bora, beyaz önlüğün anlamına dikkat çekerek gururlu olduğunu dile getirdi. Konuşmaların ardından öğrencilere beyaz önlüklerini, Prof. Dr. Ahmet Avcı, Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Murat Ali Çiçekler ve Tıp Fakültesi öğretim üyeleri giydirdi. Tören, öğrencilerin hep birlikte Beyaz Önlük Andını okumasıyla son buldu.
Sinop kestane balı meme kanseri hücrelerini baskılayabiliyor
30 Eylül 2025 Salı - 12:44 Sinop kestane balı meme kanseri hücrelerini baskılayabiliyor Sinop kestane balının kanser hücreleri üzerindeki biyolojik ve kimyasal etkileri, akademisyenler tarafından yürütülen kapsamlı araştırmalarla ilk kez bilimsel olarak ortaya çıkarıldı. Sinop Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adem Güner ve Ege Üniversitesi akademisyenlerince yürütülen çalışmada, yüksek saflığa ve zengin kimyasal içeriğe sahip Sinop kestane balının, sağlıklı hücrelere zarar vermeden özellikle meme kanseri hücrelerini baskılayabilen seçici bir sitotoksik etki gösterdiği belirlendi. Doç. Dr. Adem Güner, çalışmanın çıkış noktasını anlatarak, "Kanser günümüzün en büyük sağlık sorunlarından biri ve dünya genelinde yıllık ortalama 10 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Mevcut tedavi yöntemleri kemoterapi ve cerrahi operasyonlarla sınırlı ve çoğu zaman istenilen etkiyi sağlayamıyor. Ayrıca, bu tedavilerin yan etkileri ciddi sınırlamalar getiriyor. Bu nedenle bilim dünyasında alternatif ve doğal yöntemler araştırılmakta. Biz de özellikle Sinop’ta yoğun olarak üretilen kestane balının biyolojik bir etkisi olup olmadığını bilimsel olarak test etmeye karar verdik" dedi. Araştırmada öncelikle balın saf ve kalite kontrol süreçlerinin titizlikle incelendiğini belirten Güner, "Sinop’ta bal üreticileri, saf ve kaliteli bal üretimine büyük özen gösteriyor. Üniversitemizin doğal ürünler araştırma merkezinde ‘SİNATE’ adlı bal, aktif olarak toplanıp satışa sunuluyor. Biz de bu coğrafi ürüne katma değer katmak amacıyla balın kimyasal ve biyolojik özelliklerini detaylı şekilde analiz ettik" diye konuştu. Çalışmada Sinop kestane balının farklı kanser hücreleri üzerindeki etkileri de test edildi. Doç. Dr. Güner, "Akciğer kanseri, meme kanseri ve serviks kanseri gibi farklı hücre hatlarında balın etkisini gözlemledik. Analizlerimiz özellikle meme kanseri hücrelerinde balın seçici sitotoksik etki gösterdiğini ortaya koydu. Yani bal, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca kanser hücrelerini baskılayabiliyor. Bu, doğal ve potansiyel bir destek tedavi olarak büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. Araştırmanın sonuçları, hem Sinop kestane balının kalitesini bilimsel olarak ortaya koydu hem de balın sağlık alanındaki potansiyel kullanımını gündeme taşıdı. Doç. Dr. Güner, çalışmaların ilerleyen dönemlerde daha fazla kanser hücre hattı ve laboratuvar modeli üzerinde devam edeceğini sözlerine ekledi.
Uzmanından uyarı: "Şah damarı tıkanıklığı felce yol açabiliyor"
30 Eylül 2025 Salı - 11:41 Uzmanından uyarı: "Şah damarı tıkanıklığı felce yol açabiliyor" Medical Park Tokat Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arif Arısoy, şah damarı (karotis arter) tıkanıklığının felce yol açabileceğini belirterek erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Doç. Dr. Arısoy, beynin sağlıklı çalışabilmesi için sürekli ve yeterli kan akışına ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, "Boynumuzun her iki yanında bulunan ve halk arasında şah damarı olarak bilinen karotis arterlerde plak (yağ ve kolesterol gibi maddeler) birikimi sonucu daralma ve tıkanıklık meydana gelir. Bu durum tedavi edilmezse beyne giden kan akışı azalır ya da pıhtı oluşarak felce yol açabilir" dedi. "En büyük tehlike felç" Karotis tıkanıklığının beyni besleyen ana damarlarda ciddi sorunlara yol açtığını söyleyen Arısoy, "Tedavi edilmediğinde beyne yeterli oksijen ve besin gitmez. Daralma kritik seviyeye ulaştığında ya da plak çatladığında beyin damarları tıkanabilir. Bunun sonucu felçtir. Felç; vücudun bir tarafında güç kaybı, konuşma ve görme bozuklukları gibi kalıcı hasarlara yol açabilir" diye konuştu. Hastalığın temel nedeninin damar sertliği (ateroskleroz) olduğunu belirten Doç. Dr. Arısoy, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, ilerleyen yaş, hareketsiz yaşam tarzı ve obeziteyle ailede damar hastalığı öyküsü, şah damarı tıkanıklığı riskini artırdığını ifade etti. "Sessiz ilerleyebilir" Şah damarı tıkanıklığının uzun süre belirti vermeden ilerleyebileceğini ifade eden Arısoy, "Yüzde, kolda veya bacakta ani uyuşma ya da güçsüzlük, konuşma bozukluğu, tek gözde ani görme kaybı, baş dönmesi ve denge kaybı gibi şikâyetler uyarıcıdır. Bu belirtiler birkaç dakika ya da saat sürüp kalıcı hasar bırakmadan da kaybolabilir ancak büyük bir felç riskinin habercisi olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden acilen hastaneye başvurulmalıdır" uyarısında bulundu. Tanı ve tedavi yöntemleri Karotis tıkanıklığının tanısında en sık kullanılan yöntemin doppler ultrasonografi olduğunu belirten Arısoy, bu yöntemin damar içindeki kan akışını ve darlığın derecesini gösterdiğini, daha ileri inceleme gerektiğinde ise BT ve MR anjiyografiden yararlanıldığını kaydetti. Tedavi seçeneklerinin darlığın derecesine göre değiştiğini belirten Doç. Dr. Arısoy, "Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme, egzersiz, tansiyon, kolesterol ve diyabetin kontrolü, ilaç tedavisi ilk aşamada önemlidir. İleri darlıklarda ise cerrahi operasyon veya stent uygulanabilir" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis hayat kurtarır" Şah damarı tıkanıklığının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Arısoy, "Baş dönmesi, görme kaybı ya da vücudun bir tarafında uyuşma yaşayan kişiler vakit kaybetmeden doktora başvurmalıdır. Düzenli kontroller ve sağlıklı yaşam tarzı şah damarı tıkanıklığını önlemenin en etkili yoludur" dedi.
Geçmeyen öksürüğe dikkat, reflü belirtisi olabilir
30 Eylül 2025 Salı - 11:09 Geçmeyen öksürüğe dikkat, reflü belirtisi olabilir Türkiye’de reflü ve mide fıtığı vakalarının görülme sıklığı son yıllarda dikkat çekici biçimde artıyor. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, bu hastalıkların yalnızca mide yanmasıyla sınırlı olmadığını, kronik öksürük ve ses kısıklığı gibi atipik belirtilerle de ortaya çıkabileceğini açıkladı. Mide fıtığı (hiatal herni) ve gastroözofageal reflü (GERD), yaşam kalitesini en çok etkileyen sindirim sistemi hastalıkları arasında yer alıyor. Görülme sıklığındaki artış, bu hastalıkları toplum sağlığı açısından daha görünür hale getiriyor. Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, reflünün özellikle Batı toplumlarında her 5 kişiden birinde görüldüğünü hatırlatarak, "Türkiye’de erişkinlerde reflü hastalığının prevalansı yüzde 15-20 seviyelerine ulaşıyor. Son 20 yılda obezite ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bu oran 2-3 kat artmış durumda. Mide fıtığının ise toplumun yüzde 10-20’sinde saptanmakla birlikte 60 yaşın üzerindeki bireylerde bu oran, yüzde 50’ye kadar yükselebilmektedir" dedi. En çok gözden kaçan belirtiler Hastalığın tipik şikâyetlerinin göğüs kemiği arkasında yanma, ağza acı-ekşi su gelmesi ve yutma güçlüğü olduğunu aktaran Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Kronik öksürük, ses kısıklığı, boğazda takılma hissi veya diş çürükleri de reflünün işareti olabilir. Bu atipik belirtiler gözden kaçtığında tanı gecikebilir" uyarısında bulundu. Yaşın ilerlemesi, obezite, sigara ve alkol kullanımının en önemli risk faktörleri arasında olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, gebelik, ağır kaldırma ve kronik öksürüğün de mide fıtığı ve reflüyü tetikleyebileceğini ifade etti. Vakit kaybetmeden endoskopi yapılmalı Hastaların öyküsünün tanıda çoğu zaman yol gösterici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, endoskopi ve pH ölçümleri gibi ileri testlerin ise gerekli durumlarda devreye girdiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, özellikle yutma güçlüğü, kilo kaybı, kanama ve kansızlık gibi "alarm semptomların" varlığında vakit kaybetmeden endoskopi yapılması gerektiğini vurgulayarak, reflü tedavisinde kullanılan proton pompa inhibitörleri (PPİ) hakkında konuşan bu ilaçların kısa süreli kullanımda güvenli olduğunu ancak uzun vadede riskler taşıdığını aktardı. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "B12, magnezyum ve kalsiyum eksiklikleri, osteoporoz, böbrek hastalıkları ve bağırsak enfeksiyonları bu riskler arasında. Ayrıca kalp-damar ve demans ile olası ilişkiler üzerine veriler de gündeme gelmeye başladı" diye konuştu. Yeni nesil yöntemler umut verici Cerrahiye alternatif olarak geliştirilen endoskopik yöntemlerin umut verici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, transoral fundoplikasyon (TIF), Stretta ve ARMA gibi uygulamaların daha az invaziv olması ve kısa iyileşme süresiyle öne çıktığını belirtti. Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Henüz standart tedavi olarak kabul edilmese de, endoskopik yöntemler seçilmiş hastalarda başarılı sonuçlar verebiliyor. İlerleyen dönemde bu yöntemlerin daha yaygın ve ulaşılabilir hale gelmesi bekleniyor" ifadelerini kullandı. Reflü gibi kronik hastalıkların yönetiminde geleceğin daha az invaziv ve ilaçsız yöntemlerde olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Yekta Tüzün, "Uzun süreli ilaç kullanımının yol açabileceği riskler arttıkça, endoskopik yöntemlerin standart tedavi seçenekleri arasına girmesi ihtimali de güçleniyor" dedi.
Tağşiş listesindeki pizzacı: "Sorumluluk tamamen tedarikçiye aittir"
30 Eylül 2025 Salı - 10:55 Tağşiş listesindeki pizzacı: "Sorumluluk tamamen tedarikçiye aittir" KOCAELİ (İHA) – ’Dana dilimli sosis’ ürününde kanatlı eti çıktığı iddiasıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’nın tağşiş listesinde yer alan ünlü pizzacı, "Bahsi geçen işlem, tedarikçi firma Tepe Et Ürünleri Pazarlama Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından üretilen ’dana dilimli sosis’ ürününden kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Tepe Et firması, söz konusu ürünü kendisinin üretmediğini ve satmadığını ileri sürmüş, ilçe tarım müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmuştur. Ayrıca bize sattığı üründen farklı bir numune vererek ilçe tarımı yanıltmıştır" açıklamasında bulundu. Tarım Bakanlığı tağşiş listesinde yayınladı İddiaya göre geçtiğimiz günlerde, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından paylaşılan tağşiş listesinde, birçok ünlü markete pizza tedarik eden Joy Pizza Dondurulmuş Ürünler San. ve Tic. Ltd. Şti. yer aldı. Firmanın ’dana dilimli sosis’ ürününde kanatlı eti kullandığı ileri sürülürken, Joy Pizza ise ürünün kendilerine ait olmadığını ifade etti. Joy Pizza Dondurulmuş Ürünler San. ve Tic. Ltd. Şti., Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Yıldırım bazı haberlerde gerçeğe aykırı ifadelerin yer aldığını kaydetti. Joy Pizza’nın yalnızca dondurulmuş pizza üretimi yaptığına dikkat çekilen açıklamada, "Sucuk, sosis veya benzeri et türevlerinin üretimiyle hiçbir ilgimiz bulunmamaktadır. Zincir marketlere sunulan tüm ürünlerimizde piliç eti kullanılmakta olup, bu durum hem ürün etiketlerinde hem de ambalajlarda açıkça belirtilmektedir" dedi. "Bize sattığı üründen farklı bir numune vererek ilçe tarımı yanıltmıştır" Bahsi geçen işlemin, tedarikçi firma Tepe Et Ürünleri Pazarlama Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından üretilen ’dana dilimli sosis’ ürününden kaynaklandığını ileri süren Bülent Yıldırım, "İlgili partiye ait tüm fatura ve sevk irsaliyeleri mevcut olup, sorumluluk tamamen tedarikçiye aittir. Buna rağmen Tepe Et firması, söz konusu ürünü kendisinin üretmediğini ve satmadığını ileri sürmüş, ilçe tarım müdürlüğüne gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmuştur. Ayrıca bize sattığı üründen farklı bir numune vererek ilçe tarımı yanıltmıştır" diye konuştu. Şirket, yaşanan süreçle ilgili Tepe Et hakkında hukuki işlemlerin başlatıldığını, ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunulduğunu da duyurdu. Firma ayrıca, Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurulduğunu da ifade etti. Yıldırım, "Gıda güvenliği ve mevzuata uygunluk konusunda en yüksek hassasiyetle hareket etmeye devam edeceğiz. Marka değerimizi ve ticari itibarımızı zedeleyici gerçek dışı yayın ve beyanlar karşısında tüm yasal haklarımızı kullanacağız" ifadelerini kullandı.
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde lazer cihazıyla inatçı ağrılara ameliyatsız çözüm
30 Eylül 2025 Salı - 10:49 Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde lazer cihazıyla inatçı ağrılara ameliyatsız çözüm Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hastalarına en ileri tedavi imkanları sunma misyonu doğrultusunda modern sağlık teknolojilerini hizmete kazandırmaya devam ediyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon birimine katılan Yüksek Yoğunluklu Lazer (HILT) cihazı, inatçı ağrı ve enflamasyon problemlerinde etkili bir çözüm sunuyor. Geleneksel lazer uygulamalarından farklı olarak çok daha güçlü enerji ile derin dokulara (kas, eklem, tendon) nüfuz edebilen Yüksek Yoğunluklu Lazer (HILT) cihazı teknoloji; hücresel düzeyde iyileşmeyi tetikleyerek ağrıyı hızla kesiyor, ödemi azaltıyor ve dokuların onarım sürecini hızlandırıyor. Bel-boyun fıtığı, eklem kireçlenmesi (osteoartrit), spor yaralanmaları, tendinit ve kronik ağrı sendromları gibi birçok rahatsızlıkta uygulanabilen yüksek yoğunluklu lazer tedavisi; ağrısız, güvenli ve cerrahi müdahale gerektirmeyen bir yöntem olarak öne çıkıyor. Tedavi, seçili branşlarda doktor istemiyle gerçekleştiriliyor. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Mesut Saka, "Bu modern tedavi sayesinde hastalarımızın ameliyatsız ve ilaçsız bir şekilde yaşam kalitelerini artırmayı, ağrılarından kurtarıp hareket özgürlüklerine kavuşmalarını hedefliyoruz. Sağlık Bakanlığımızın koruyan geliştiren ve üreten sağlık modeliyle Uşak’ımıza ve bölgeye nitelikli ve kaliteli hizmet sunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.