SAĞLIK
24 Nisan 2026 Cuma - 18:05 Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği USTKON ve SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık turizmi ve sağlık yatırımları alanındaki uluslararası iş birliklerini güçlendirmeye devam ediyor. Prof. Dr. Aysun Bay, Maldivler Büyükelçisi Abdul Raheem Abdul Latheef ile bir araya geldi. Görüşmede başta onkoloji hastanesi projesi olmak üzere sağlık hizmetleri, sağlık eğitimi, medikal sektör ve sağlık turizmi alanlarındaki iş birliği imkanları kapsamlı şekilde ele alındı. Görüşmeler kapsamında, Maldivler’de hayata geçirilmesi planlanan sağlık yatırımları için karşılıklı mutabakatın sağlanmasının ardından proje modeli, finansal yapı ve uygulama süreçlerinin netleştirilmesi konusunda ortak irade ortaya konuldu. Maldivler Hükümeti’nin projeye sağlayacağı destekler ile Türkiye’nin sağlık alanındaki güçlü altyapısının bir araya getirilerek, iki ülke arasında sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir iş birliğinin geliştirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Tarafların, önümüzdeki süreçte teknik ve idari çalışmaların hızlandırılması, karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi ve somut projelerin hayata geçirilmesi konusunda da mutabık kaldığı öğrenildi. Türkiye ile Maldivler arasında kurulacak stratejik iş birliğinin, sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda uluslararası ölçekte önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
24 Nisan 2026 Cuma - 16:25 Sağlık Bakanlığı’ndan İran’a ikinci etap insani yardım amaçlı tıbbi malzeme gönderildi Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından İran’a 6 tır insani yardım amaçlı tıbbi malzeme ve ilaç gönderilmiştir. Van İl Sağlık Müdürlüğü’nde hazırlanan 107 palet yardım malzemesi Ağrı Doğu Bayazıt Gürbulak Sınır Kapısı’na doğru yola çıktı. İran’a gönderilmek üzere 107 palet ilaç ve tıbbi sarf malzemesi hazırlandı 104 palet 361 kalemden oluşan yaklaşık 1,8 milyon tıbbi sarf malzemesi, 2 palet 78 kalemden oluşan yaklaşık 10 bin ilaç, 1 palet 22 kalemden oluşan 385 soğuk zincir ilaç, İran’a gönderilmek üzere Van İl Sağlık Müdürlüğü’nün deposuna nakledildi. Acil müdahale ve cerrahi işlemler için tıbbi sarf malzemeleri tırlara yüklendi İran’a gönderilen yardım kolilerinde enjektörler, cerrahi maskeler, steril eldivenler, oksijen maskeleri ve koruyucu ekipmanlar başta olmak üzere çok sayıda tıbbi sarf malzemesi yer alıyor. Bu malzemeler, acil müdahale ve cerrahi işlemler başta olmak üzere sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından önem taşıyor. Yardım tırlarında temel ilaçlar ve onkoloji ilaçları da bulunuyor İran’a gönderilen tırlarda tıbbi malzemelerin haricinde, antibiyotikler, ağrı kesiciler ve endokrin ilaçları gibi temel ilaçlar yer alırken; soğuk zincir ilaçlar arasında onkoloji ilaçları da bulunuyor. Sağlık Bakanlığı İran’a ilk etapta 3 tır ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi göndermişti Sağlık Bakanlığı İran’a aynı ay içerisinde ikinci kez insani amaçlı tıbbi malzeme gönderdi. İlk etapta 3 tır (60 palet) tıbbi cihaz, ilaç ve sarf malzemesi İran’a gönderilmiş; röntgen, ultrason, ventilatör ve hasta başı monitör gibi kritik ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı.
Tam 4 bin yıllık doğal salgın savaşçısı: "Turşu"
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:05 Tam 4 bin yıllık doğal salgın savaşçısı: "Turşu" Tarihi milattan önce 2000’li yılların başına kadar uzanan turşu, Selçuklu döneminden günümüze Anadolu topraklarında yaygın olarak tercih ediliyor. Vücut direnci için önemli rol alan turşunun kurulma aşaması ise oldukça dikkat istiyor. Tarihi 4 bin yıla kadar uzanan turşu, günümüzde de son zamanlarda artan salgın hastalıklara karşı tercih ediliyor. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin yakalandığı ve ağır geçirdiği hastalıklar, hastanelerde de zaman zaman yoğunluğa neden olabiliyor. Bağışıklığını güçlendirmek isteyen kimi vatandaşlar ise Türk sofralarının vazgeçilmez lezzetlerinden doğal turşuya yöneliyor. "Yiyeceklerin dayanıklı kalması için mutlaka hakiki kaya tuzu tercih edilmeli" Turşunun kurulum aşamasında belirli noktalara dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen turşucu Selman Kozan, "Birçok kültürde yüzyıllardır turşu tüketilmektedir. Türkiye’de hemen her mevsimde tüketilen turşular özellikle kış aylarında daha popülerdir. Çünkü içerdikleri probiyotik mikroorganizmalar sayesinde bağışıklık sistemini desteklemektedir. Sindirim sistemini iyileştirmeye kadar çok sayıda fayda sağlar. Turşu, mevsiminde toplanan sebzelerin veya meyvelerin tuzlu su, salamura, sirke veya limon suyu gibi asidik bir ortamda bekletilmesiyle yapılır. Gıdaların daha uzun süre saklanabilmesi, ana hedef olarak bunu gösterebiliriz. Bilinen en eski turşu yapımı 4 bin yıl öncesine dayanmaktadır ve özellikle Orta Doğu, Uzak Doğu ülkelerinde yaygın olarak kullanılmıştır. Turşu yapımı yöreden yöreye şehirden şehre, ülkeden ülkeye değişir. Turşu yapımında özellikle içindeki yiyeceklerin dayanıklı kalması için mutlaka ve mutlaka hakiki kaya tuzu tercih edilmelidir. Rafine tuz, turşunun kısa zamanda yumuşamasına neden olur. O yüzden sofralık tuzu yani rafine tuzu kullanmamalıyız. Aynı zamanda hakiki kaya tuzu, tansiyon, şekere ve böbrek rahatsızlıklarına çok çok iyi gelir. Turşuyu doldurduğumuz saklama kabı ise yeni ve güvenli kapaklı tercih edilmeli. Sebzeleri seçerken de sert, taze, kabuklarının parlak görünümlü ve zedelenmemiş olmasına dikkat etmeliyiz. Turşu yapımında tabii kişiden kişiye ve damak lezzetine göre değişir. Herkes farklı bir şekilde turşu kuruyor. Klasik bir şey söyleyecek olursak örnek veriyorum güzelce yıkanmış sebzelerin içerisine 1 buçuk çay bardağı sirke, bir çay bardağı hakiki kaya tuzu, tercihe göre de 2-3 dilim limon ve aroma katması için bu tercih edilebilir. Sarımsak, defne yaprağı, maydanoz, koruk da ilave edebilirsiniz" dedi. "Salamura ürün en az 20 gün ila 1 ay beklemesi lazım" Bazı turşuların faydalarının normal ürünlere göre daha fazla olduğunu anlatan turşucu Selman Kozan, "Sindirim sistemini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir. Elektrolit dengesini sağlar. Enerji seviyesini arttırır. Koruyucu antioksidan kaynağıdır. Kan şekeri seviyesini dengeler. Turşu suyunun faydaları da var. Krampları önler, vücut sıvı dengesini düzenlemede ve sindirimi kolaylaştırır, öksürüğe iyi gelir, kalbi korur. Gribal enfeksiyonlara iyi gelir, kabızlığın ilacıdır. Vücuda enerji ve dinamizm katar. Mide bulanmasına çok çok iyi gelir. Şu an turşu kurma sezonu yavaş yavaş da bitmek üzere. Öyle hemen olgunlaşması zor. Salamura ürün en az 20 gün ila 1 ay beklemesi lazım. Ürünler çıktıkça daha böyle suları daha çekilmeden o turşu olmaz, bu ürünün zamanını ayarlamak lazım. Zamanını ayarladıktan sonra kuracağımız turşu gayet lezzetli, gayet güzel tatlı olur, yani kışa özellikle bol bol tüketilmesi lazım" şeklinde konuştu. "Özellikle turşu suyunu hiç ihmal etmiyoruz" Turşu tüketicisi Samet Baydilli ise, "Aslında kış ayından da ziyade biz dört mevsim bunu tüketiyoruz. Biber turşuları tercih ediyor, alıyoruz. Salatalıklarını bir tüketici olarak şiddetle tavsiye ederim ama diğer taraftan sarımsak ve bamya en çok tercih ettiğim turşuların arasında. Turşu tabii geçmişten gelen annelerimizden, örf, adetlerimizden olan aslında yemeğin yanında yeri var. Hem de sağlık açısından baktığımızda özellikle pandemi döneminde de uzmanlardan bunun önemini bir kez daha anlamış olduk. Vücuda faydalı özellikle kışın hastalıklara da ciddi anlamda etkisi var. Özellikle biraz da sağlık tarafında da tüketiyoruz. Çocuklarımız da bizden gördükleri için onlar da özeniyor. Özellikle turşu suyunu biz hiç ihmal etmiyoruz. Ciddi anlamda sağlığa da faydası var. Turşu suyunu uzmanlardan duyduk tabii faydasını da görüp yaşıyoruz zaten" diye konuştu.
Geceleri altını ıslatan çocukların ailelerine önemli uyarılar
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:22 Geceleri altını ıslatan çocukların ailelerine önemli uyarılar Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, çocukların geceleri altını ıslatmaları (Enürezis nokturna) hakkında açıklama yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, "Enürezis nokturna, yani gece altını ıslatma, çocuklarda sık görülen ve aileleri endişelendiren bir durumdur. Ancak bu sorun çocuğun iradesizliği ya da tembelliği ile ilgili değildir; genetik, gelişimsel ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Doğru yaklaşım ve tedavi yöntemleri ile çoğu çocukta zamanla tamamen düzelebilir. Ailelerin sabırlı ve destekleyici tutumu, çocuğun özgüvenini korumak ve süreci kolaylaştırmak için çok önemlidir. Unutmayın, enürezis tedavi edilebilir bir durumdur ve çocuğunuzun yalnız olmadığını bilmesi en büyük güç kaynağıdır" dedi. Dr. Öğretim Üyesi Günay, "Enürezis Nokturna’nın çocukluk çağında 5 yaşından sonra gece yatak ıslatmasının devam etmesi olarak tanımlandığını söyledi. Okul çağı çocuklarının 10 çocuktan 1 tanesinin problemidir, aslında bu durum. Ancak ailelerin konuşmaktan çekindiği bu durumdan bazı basit önlemlerle tedavi edilebileceğini biliyoruz. Altta yatan birçok neden olabilir. Genetik, mesanenin gelişmesinin gecikmesi, gece idrar miktarının fazla olması, gece uykusunun derinliğinin fazla olması gibi nedenler bu duruma sebep olabilir. Aileler, çocukların inatlaşarak, bilerek ve isteyerek yaptığını düşünmemesi gerekir" ifadelerini kullandı. "Bu durumlar basit önlemlerle çocuklukta başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir" Basit önlemlerle bu durumların, çocuklukta başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini ifade eden Günay, "Gece yatmadan 2 saat önce sıvı alımının kısıtlanması, yatmadan önce tuvalete götürülmesi ve yattıktan 1-1.5 saat sonra 1 kere gece uykudan idrarını yaptırmak için kaldırılması başarılı olabilir. Ayrıca çok şekerli gıdaların, kafeinli gıdaların hayattan çıkartılması basit önlemler şeklinde uygulanabilir. Bunlarla tedavi olmayan çocuklarda özellikle 6 aylıktan uzun sürede kuru kaldıktan sonra gece alt ıslatması başladıysa ve bu gece ıslatmalarına ve gündüz ıslatmaları da eşlik ediyorsa bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Ailelerin sabırlı ve destekleyici olması çok kıymetlidir" Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, "Unutmayalım ki bu durum çocuğun bilerek isteyerek yaptığı bir durum değildir. Ailelerin sabırlı ve destekleyici olması çok kıymetlidir. Erken dönemde destekle hem çocuğun hem de ailenin hayat kalitesi belirgin şekilde artar. Gelin bu problemi birlikte halledelim" dedi.
Radyoloji uzmanından uyarı: "Meme radyolojisi erken tanı sağlar, gereksiz tedaviyi önler"
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:18 Radyoloji uzmanından uyarı: "Meme radyolojisi erken tanı sağlar, gereksiz tedaviyi önler" Güven Hastanesi Radyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Emre Utkan Büyükceran, "Meme radyolojisi; mamografi, ultrason ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle meme kanserinde hem erken tanı sağlarken hem de gereksiz tedavilerin önüne geçer" dedi. Radyoloji Uzmanı Büyükceran, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında meme kanserinde erken tanının sağladığı avantajlara ilişkin açıklama yaptı. Meme kanserinde erken tanının kritik önemine dikkati çeken Büyükceran, "Meme radyolojisi; mamografi, ultrason ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle meme kanserinde hem erken tanı sağlarken hem de gereksiz tedavilerin önüne geçer. Bir meme kanserinin elle fark edilebilir hale gelmesi için genellikle 1,5-2 cm boyuta ulaşması gerekir. Bu da çoğu zaman uzun yıllar süren bir sürecin sonucudur. Bizim amacımız, bu noktaya gelmeden çok daha erken evrede, milimetrik değişiklikleri yakalayabilmektir" diye konuştu. Büyükceran, Türkiye’de yılda ortalama 24 bin yeni meme kanseri vakasının saptandığını belirterek, "Mamografi, ultrason ve MR gibi yöntemlerle hastalıkları erken evrede yakalamayı, doğru tanı koymayı ve tedaviye yön vermeyi amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Ortalama risk grubundaki kadınlara yılda bir mamografi" Mamografinin düşük doz X-ışını kullandığını belirten Büyükceran, şunları söyledi: "Her kadın meme kanseri açısından aynı riski taşımaz. Ortalama risk grubundaki kadınlara 40 yaşından itibaren yılda bir tarama mamografisi öneriyoruz. En çok merak edilen konu ise mamografinin radyasyona bağlı risk taşıyıp taşımadığıdır. Mamografi maruz kalınan radyasyon yaklaşık 7 haftalık doğal ortam radyasyonuna eşittir. Birçok uluslararası otorite ve dernek bu düşük dozun sağlığa zarar vermediğini, faydanın potansiyel riskten çok daha büyük olduğunu net şekilde belirtmektedir. Kısacası, mamografi bir risk değil; hayat kurtaran bir fırsat. Mamografi ile ilgili asıl kaygı ise fazla tanıdır; yani tedavi gerektirmeyecek küçük bulguların fazla ciddiye alınarak gereksiz tedavilere yol açabilmesidir. Bunun önünde geçmek için her kadını klinik öyküsü, şikayetleri ve görüntüleme bulguları ile bir bütün olarak değerlendiriyor, bir meme merkezi çatısı altında farklı branşların katkısıyla karar veriyoruz." "Yoğun meme yapısına sahip kadınlarda MR önerilebilir" Büyükceran, meme dokosunun yağ dokusu ve fibroglandüler doku olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek, "Yoğun meme yapısı, beyaz görünen fibroglandüler dokunun fazla olduğu memeler için kullanılan bir ifadedir. Tümörler de beyaz renkte izlendiği için, yoğun memelerde kitleler adeta arka planda gizlenebilir. Bu noktada tamamlayıcı yöntemler devreye girer. Ultrason, günlük pratiğimizde bu zorluğun üstesinden gelmek için kullandığımız en önemli yöntemdir. Meme MR’ı ise yüksek riskli kadınlarda tarama, mamografi ve ultrasonun netleştiremediği durumlarda ve meme kanseri tanısı almış hastalarda evreleme amacıyla önemli rol oynar. Güncel çalışmalar, mamografinin sınırlı olduğu çok yoğun meme yapısına sahip kadınlarda 50 yaş sonrası ek tarama yöntemi olarak 4 yılda bir MR’ı önermektedir. Sonuç olarak, meme radyolojisi; meme kanseriyle mücadelenin en önemli unsurlarından biridir. Farklı yöntemlerin bir arada ve doğru şekilde kullanılmasıyla hem erken tanıya hem de gereksiz tedavilerin önlenmesine katkı sağlar" ifadelerini kullandı.
Normal doğumdan sezaryene geçişin sebebi anne ve bebeğin güvenliği
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:59 Normal doğumdan sezaryene geçişin sebebi anne ve bebeğin güvenliği Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla normal doğumdan sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade ederek, "Bu ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Can Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri olan ’normal doğumdan sezaryen doğuma geçiş’ hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Bal, normal doğumun anne ve bebek için doğal ve öncelikli tercih olduğunu vurgularken, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade etti. Dr. Bal, sezaryene geçiş gerektiren başlıca durumları şöyle sıraladı: "- Bebeğin kalp atışlarında bozulma: Doğum sırasında bebeğin kalp atışlarının düşmesi, acil sezaryen gerektirebilir. - İlerlemeyen doğum eylemi: Doğum sancıları başlamış olsa bile, rahim ağzında yeterli açılma olmaması ya da bebeğin doğum kanalında ilerleyememesi durumunda sezaryen tercih edilir. - Kordon sorunları: Göbek kordonunun bebeğin boynuna dolanması veya kordon sarkması gibi durumlar bebeğin oksijen almasını engelleyebilir. - Bebeğin ters ya da yan durması: Normal doğum için uygun olmayan pozisyonlarda sezaryen kaçınılmaz hale gelebilir. - Anne sağlığını tehdit eden durumlar: Yüksek tansiyon, preeklampsi veya aşırı kanama riski gibi durumlarda sezaryen ile güvenli doğum sağlanır". Amaç anne ve bebeğin sağlığı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının kaygılarını anlamanın çok önemli olduğunu belirterek, "Bizim en büyük önceliğimiz, hem annenin hem de bebeğin sağlığıdır. Normal doğum süreci devam ederken risk oluşursa, sezaryen hayat kurtarıcı bir yöntemdir. Anne adaylarının bu sürece bilinçli şekilde hazırlanması, güven duygusunu artırır ve doğumu kolaylaştırır. Normal doğumdan sezaryene geçiş, ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Dr. Bal, anne adaylarının doğum sürecinde doktorlarıyla açık iletişim kurmasının, sağlıklı ve güvenli bir doğumun en önemli adımı olduğunu vurguladı.
Anne sütü bebeğin ilk ve en değerli besini
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:57 Anne sütü bebeğin ilk ve en değerli besini DÜZCE(İHA) – Dr. Tuğba Nur Kutlu Beşeren, anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunu belirterek "Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, 1-7 Ekim Emzirme Haftası dolayısıyla anne sütünün önemi ve emzirme ile ilgili bilgilendirmede bulundu. Anne sütünün, bebekler için yalnızca temel bir besin değil, aynı zamanda bağışıklığı güçlendiren, gelişimi destekleyen ve anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendiren eşsiz bir armağan olduğunun altını çizen Dr. Beşeren, "Anne sütü, bebekler için biyolojik olarak en uygun ve eksiksiz besindir. İçeriğinde; protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller en ideal oranlarda bulunur. Bunun yanında bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar, büyüme faktörleri, oligosakkaritler ve sindirimi kolaylaştıran enzimler vardır. Bu nedenle yalnızca besin değil, aynı zamanda bağışıklık desteği ve hastalıklara karşı doğal bir koruyucudur. Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. "Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur" Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın, bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenmesini önerdiğini belirten Beşeren, "Çünkü anne sütü, bu dönemde bebeğin tüm enerji, sıvı ve besin ihtiyacını tek başına karşılar. Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur. Ek gıdalara erken başlanması sindirim sistemine yük getirebilir, alerji ve enfeksiyon riskini artırabilir" şeklinde konuştu. Emzirmenin hem bebek hem de anne sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Beşeren, "Bebek için anne sütü enfeksiyonlardan, alerjik hastalıklardan, obezite ve diyabet gibi kronik hastalıklardan korur. Anne sütü ile beslenenlerde çölyak hastalığı ve inflamatuvarbağırsak hastalığının daha az görüldüğü bilinmektedir. Beyin gelişimini destekler, ileri yaşlarda öğrenme ve okul başarısını olumlu etkiler. Anne için ise emzirme doğum sonrası toparlanmayı hızlandırır, kanama riskini azaltır. Uzun vadede meme kanseri, over kanseri ve osteoporoz riskini düşürür. Ayrıca anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendirir" ifadelerine yer verdi. Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alması, ardından ek gıdalarla birlikte 2 yaşına kadar emzirilmeleri gerektiğinin önemine değinen Dr. Beşeren, "Çünkü anne sütü, 2 yaş ve sonrasında da bağışıklık sistemine destek verir, önemli besin öğeleri sağlamaya devam eder. Bunun yanında emzirme, çocuğun psikososyal gelişimini destekleyen çok kıymetli bir süreçtir" dedi. Emzirme konusunda toplumda var olan yanlış bilgilere de değinen Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, "En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan bazıları şunlardır: ‘Sütüm yetmiyor’ kaygısı. (Aslında çoğu anne yeterli süt üretir) Kolostrumun, yani ilk sütün bebeğe verilmemesi gerektiği yanılgısı (oysa kolostrum bebeğin bağışıklığı için çok değerlidir). Su ya da bitki çaylarının erken dönemde verilmesi gerektiği düşüncesi. Emzirmenin yalnızca bebek için faydalı olduğu, anneye katkısı olmadığı inancı. Bu yanlış bilgilerin düzeltilmesi, emzirmenin devamlılığı için çok önemlidir" diye konuştu. "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır" "Anneler, bebeklerine verebilecekleri en değerli armağanın anne sütü olduğunu bilmelidir" diyen Dr. Beşeren, "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır. Hem bebeğin hem de annenin sağlığına uzun vadeli katkılar sağlar. Anneler kendilerine güvenmeli, sütlerinin bebekleri için en uygun ve yeterli olduğunu unutmamalıdır" şeklinde konuştu. Açıklamasına araştırma örnekleri ile devam eden Beşeren, "2025 yılında yapılan bir çalışmada, 12-24 ay arasındaki bebeklerin yüzde 83’ü en az 6 ay, yüzde 65’i ise en az 12 ay anne sütüyle beslenmiştir. Daha uzun süre anne sütü alan bebeklerin sağlık durumunun daha iyi olduğu ve kronik hastalık riskinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. 2023 Türkiye depremlerinin ardından yapılan araştırmalar, annelerin stres ve zorluklara rağmen emzirme oranlarında belirgin bir azalma olmadığını göstermiştir" ifadelerini kullandı. Anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, "Emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması, toplum sağlığının geleceği açısından kritik önem taşır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:56 Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor Diyarbakır’da Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Dicle Üniversitesinin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Kongrede yapay zekânın tıp alanındaki rolünden, hematolojik kanserlerde yeni tedavi yöntemlerine kadar birçok güncel konu ele alınacak. Kongrenin açılış gününde, "Akademik Alanda Yapay Zeka Kursu" kapsamında yapay zekanın klinik araştırmalarda kullanımı ve makale yazımındaki yeri tartışılacak. Öğleden sonra gerçekleştirilecek oturumlarda ise Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, "Yapay Zeka ve Tıp" başlıklı söyleşisiyle dikkat çekecek. Gastroenteroloji ve hematoloji alanlarında da güncel yaklaşımlar masaya yatırılacak. Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, metabolik hastalıkların karaciğer üzerindeki etkilerini aktarırken, Prof. Dr. Ahmet Şiyar Ekinci hematolojik aciller ve nötropeni tedavisine ilişkin önemli bilgiler sunacak. Kongre boyunca farklı salonlarda eş zamanlı oturumlar düzenlenecek. Dahiliye hastalarının birinci basamaktaki takibi, obezite, diyabet yönetimi, kanser tedavisinde immünoterapinin geleceği ve preoperatif hazırlıkta iç hastalıklarının kritik rolü, tartışılacak başlıklar arasında yer alıyor. Kongre yalnızca hekimlere değil, aynı zamanda hemşirelik alanında çalışan sağlık emekçilerine de hitap edecek. Dicle Dahiliye Hemşireliği Kongresi kapsamında hemşirelerin metabolik hastalıklarla mücadeledeki rolü, palyatif bakım süreçleri ve kritik klinik durumlara yaklaşım gibi konular öne çıkacak. Bilimsel programın son gününde ise "Uzmanına Danış" panelleriyle katılımcılar, deneyimli akademisyenlere doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.
Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti
02 Ekim 2025 Perşembe - 04:56 Ailesi uzakta olan gence Vali refakat etti Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, apandisit rahatsızlığı nedeniyle Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve valiliğin sosyal medya hesabından destek istenen üniversite öğrencisi Furkan Naci Oğuz’u ziyaret etti. EBYÜ Ali Cavit Çelebioğlu Sivil Havacılık Yüksekokulu Uçak Bakım ve Onarım Bölümü öğrencisi Furkan Naci Oğuz’un teyzesi, tedavi gören yeğeni için Erzincan Valiliğinin sosyal medya hesabına mesaj attı. Mesajda Oğuz’un şehirde yalnız olduğunu belirten teyzesinin destek istemesi üzerine Vali Aydoğdu, öğrenciyi hastanede ziyaret etti. Oğuz’un sağlık durumu hakkında Başhekim Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız’dan bilgi alan Aydoğdu, öğrenciyle bir süre sohbet ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Aydoğdu, daha sonra öğrencinin annesi Aysun Oğuz ile görüntülü görüşerek, oğlunun durumunun iyi olduğunu ifade etti. Sosyal medya hesabından o anlara ait görüntüleri paylaşan Aydoğdu, şu ifadelere yer verdi: "Üniversite için geldiğin şehirde, artık yalnız değilsin çünkü Erzincan’da öğrenci olmak, aynı zamanda Erzincan’ın, yürekten oluşan koca bir ailenin evladı olmak demektir. Başhekimimizden doktorumuza, hemşiremizden görevlisine kadar herkesin özeniyle emin ellerdesin. Değerli annemiz Aysun Hanım biliniz ki, evladınız bizim de evladımızdır. Meyus ve mükedder olmayınız, çünkü Furkan bizlere emanet."