Son Dakika
|
İzmir’de taksi şoförü cinayetinin iddianamesi kabul edildi
Avcılar kıyılarında tedirgin eden görüntü
Diyarbakır’da yolcu otobüsü devrildi: 1 ölü, 13 yaralı
Adalet Bakanı Gürlek: "Takipsizlik verilen tüm dosyalar incelenecek"
Bahçeli: "Okullarımızdaki saldırılar çok yönlü ele alınmalıdır''
Romanya'da enerji santralinde patlama
İzmir’de genç doktorun hayatını kaybettiği kazanın görüntüleri ortaya çıktı
İstanbul için şiddetli yağış uyarısı
Ankara’da boya fabrikasında çıkan yangında 1 işçi hayatını kaybetti
Erbaa’da öğrenci servisi ile otomobil çarpıştı: 10 öğrenci yaralandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Suriye Devlet Başkanı eş-Şara, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü
İran-ABD ateşkesi TSİ 03.00’te sona erecek
İletişim Başkanı Duran’dan Özgür Özel’e tepki
MHP Lideri Bahçeli’den Süper Lig’e yükselen Erzurumspor’a tebrik mesajı
Bakan Kurum, BM İcra Sekreteri Stiell ve İngiliz, Alman ve Japon mevkidaşları ile görüştü
Bakan Güler, NATO Genel Sekreteri Rutte ile bir araya geldi
İngiltere’de 1 0cak 2009 sonrası doğanlara ömür boyu sigara yasağı
SAĞLIK
Erzincan’da bazı branşlarda doktor eksikliği gündemde
21 Nisan 2026 Salı - 17:30:11
Erzincan ve Tunceli’den hastasını Erzincan’a getiren bazı vatandaşlar, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan doktor eksikliği nedeniyle mağduriyet yaşadıklarını belirterek yetkililerden çözüm talep etti. Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yeni hizmet binasına taşınmasının ardından fiziki şartların iyileştiğini ifade eden vatandaşlar, bazı branşlarda uzman doktor bulunmaması nedeniyle farklı illere sevklerin arttığını dile getirdi. Tunceli’nin Pülümür ilçesinden Erzincan’a hastasını getiren Hüseyin Arslan, hematoloji hastası eşinin tedavisi için çevre illere gitmek zorunda kaldıklarını söyledi. Arslan, "Sadece ilaç yazdırmak için yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda kalıyoruz. Bu durum yalnızca bizim değil, Erzincan ve Tunceli’de yaşayan birçok hastanın ortak sorunu." dedi. Bölgedeki hastaların sıklıkla Trabzon, Erzurum ve Elazığ gibi çevre illere sevk edildiğini belirten vatandaşlar, artan yol masrafları ve zaman kaybının ekonomik açıdan da yük oluşturduğunu ifade etti. Yetkililerden çözüm beklediklerini dile getiren vatandaşlar, sağlık hizmetlerine bulundukları şehirde erişebilmenin temel bir hak olduğunu vurguladı.
21 Nisan 2026 Salı - 16:55
87 yıllık hastane yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan’da taşınıyor
Zonguldak’ta 87 yıldır hizmet veren Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi, yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan 2026 itibarıyla Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binası’na taşınıyor. Zonguldak’ta 87 yıldan bu tarafa vatandaşlara sağlık hizmeti sunan Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi 23 Nisan 2026 perşembe günü Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binasına taşınacak olup, bu tarihten itibaren tüm birimleri ile yeni yerinde sağlık hizmeti verecek. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada özetle şöyle dedi: "Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanemizin ana binasında, ilave binalar, poliklinik binası ile tanı ve arşiv binalarında ciddi yapısal riskler tespit edilmişti. Bunu için Sağlık Bakanlığımız Sağlık Yapıları Yıkım Değerlendirme Komisyonu tarafından 21 Mart 2025 tarihinde yıkım kararı alınmıştı. 26 Eylül 2025 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğümüze iletilmişti, yapılan idari ve teknik değerlendirmeler sonucunda sağlık hizmetinde aksama yaşanmaması ve vatandaşlarımızın mağduriyetini en aza indirilmesi amacıyla Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi Atatürk Devlet Hastanesi’ne bağlı site ek binaya taşınması Sayın Valimizin başkanlığında oluşturulan komisyon kararı alınmıştı. Yapılan düzenlemeler sonrası 23 Nisan 2026 Perşembe gününden itibaren Atatürk Devlet Hastanemiz Ek Binasında vatandaşlarımıza yeni yerinde sağlık hizmeti vermeye başlayacaktır."
21 Nisan 2026 Salı - 16:53
Baygın haldeki genç kızın yardımına ambulans helikopter yetişti
Samsun’da rahatsızlanan 18 yaşındaki genç kız ambulans helikopterle Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi’ne yetiştirildi. Vezirköprü ilçesi Gül Mahallesi’nde yaşayan 18 yaşındaki genç kız, baygın halde Vezirköprü’deki Aile Sağlığı Merkezi’ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından hasta, ambulans helikopterle Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edildi. Genç hasta tedavi altına alınırken, ambulans helikopter ekipleri hayat kurtarmaya devam ediyor.
21 Nisan 2026 Salı - 16:50
Baygın haldeki genç kızın yardımına ambulans helikopter yetişti
Samsun’da baygın haldeki 18 yaşındaki genç kızın yardımına Sağlık Bakanlığı’na bağlı ambulans helikopter yetişti. Hızlıca helikopterle alınan hasta, Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi’ne yetiştirildi. Vezirköprü ilçesi Gül Mahallesi’nde yaşayan 18 yaşındaki genç kız, baygın halde Vezirköprü’deki Aile Sağlığı Merkezi’ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından hasta, ambulans helikopterle Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edildi. Genç hasta tedavi altına alınırken, ambulans helikopter ekipleri hayat kurtarmaya devam ediyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Nisan 2026 Salı- 16:20
Aile hekimliğinde yönetmelik ve maaş kesintisi tepkisi
2
21 Nisan 2026 Salı- 11:32
Dünya Kalp Cerrahisinin kalbi İstanbul’da attı
3
21 Nisan 2026 Salı- 12:22
Dr. Mustafa Çiftçi: "Mevsim geçişleri çocukları daha hızlı hasta ediyor"
4
21 Nisan 2026 Salı- 13:10
Başparmağında ileri derece hareket kısıtlılığı olan çocuk, operasyonla sağlığına kavuştu
5
21 Nisan 2026 Salı- 10:00
Bayburt’ta personele yönelik düzenlenen eğitimde kalp sağlığına dikkat çekildi
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:21
"Mevsim geçişlerinde çocuklarda ishale dikkat"
Çocuklarda ishalin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "İshal, daha çok mevsim geçişi dönemlerinde gözlenir. Sulu kakaya; ateş, kusma, karın ağrısı ve iştahsızlık da eşlik edebilir. Bakteri ve parazitlerin sebep olduğu ishaller mikrobun bulaştığı yiyecek-içecek veya temas etmiş ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşır. İshal sık karşılaşılan ve nadiren ciddi seyreden bir hastalık olmakla birlikte küçük bebeklerde ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda çocuk doktoruna başvurmak oldukça önemlidir" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, mevsim geçişlerinde çocuklarda sıklıkla görülen ishal konusunda açıklamalarda bulundu. Çocuklarda ishalin en sık nedeninin virüsler olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Çebi, "İshal, daha çok mevsim geçişi dönemlerinde gözlenir. Sulu kakaya; ateş, kusma, karın ağrısı ve iştahsızlık da eşlik edebilir. Bakteri ve parazitlerin sebep olduğu ishaller mikrobun bulaştığı yiyecek-içecek veya temas etmiş ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşır. Virüslerin sebep olduğu ishaller temas ile kolayca bulaşabilmektedir. İshal sık karşılaşılan ve nadiren ciddi seyreden bir hastalık olmakla birlikte küçük bebeklerde ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda çocuk doktoruna başvurmak oldukça önemlidir" diye konuştu. "Belirtiler bir veya iki gün sürebilir" Çocuklarda ishalin genellikle 24-48 saat içinde düzelen kusma atağı ile başladığını belirten Uzm. Dr. Çebi, "Belirtiler bir veya iki gün süren hafif ishal ve bulantıdan, birkaç gün süren şiddetli ve bol sulu dışkılamaya kadar değişkendir. İshal, genellikle 24 saat içinde en az üç kez gözlenen yumuşak kıvamlı veya sulu dışkılama olarak ifade edilmektedir" şeklinde konuştu. "Yüksek ateş görülebilir" Uzm. Dr. Çebi, çocuklarda ani başlangıçlı ishalin yaygın belirtilerini ise şöyle sıraladı: "Yumuşak kıvamlı veya sulu dışkılama, dışkılama ile rahatlayan ve kramplar halinde gelen karın ağrısı atakları, bulantı ve kusma, yüksek ateş, kas veya baş ağrısı." İshalin genellikle 3-5 gün sürdüğünü ve bu sürenin bazen daha uzayabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çebi, "Yumuşak kıvamlı dışkılama, bağırsaklar normal düzenine dönmeden bir hafta kadar daha sürebilir. Bazı çocuklar, akut ishalden sonra zaman içinde düzelen geçici bir laktoz intoleransı geliştirirler; bu durumda süt içtikten veya süt ürünleri tükettikten sonra yumuşak kıvamlı dışkılarlar" dedi. "İdrar çıkışında azalma sıvı kaybı belirtisi olabilir" Dehidratasyon (sıvı kaybı) belirtilerine değinen Uzm. Dr. Çebi, "İdrar çıkışında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, göz kürelerinde çöküklük, halsizlik ve huzursuzluk sıklıkla gözlenebilen dehidratasyon belirtileridir. Ancak, acil tıbbi yardım alma gereksinimi ifade eden uykuya meyilllilik, soluk veya alacalı bir cilt, soğuk el ve ayaklar, ıslak bez sayısında ciddi azalma, hızlı ve yüzeysel soluma gibi belirtiler dehidratasyonun şiddetli olduğunu göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Bol su tüketimi önemli" Bol su tüketiminin öneminden bahseden Uzm. Dr. Çebi, "Çok sulu sümüksü ve kanlı dışkı, siyah-katran rengi dışkı, idrar yapamama ya da idrar renginde kırmızılık önemlidir. Bu durumu çocuk doktorunuzla mutlaka görüşmelisiniz. Evde bol su ve anne sütü ile sık besleme uygulanmaktadır. Şekerli, yağlı salçalı gıdalar verilmemelidir. Yağlı gıdalar, meyve suları ve çok şekerli içecekler ishali arttırabilir. İshale yönelik ilaç tedavisi doktorunuz önermedikçe gerekli değildir. Destek için doğal ya da ilaç formunda probiyotikler kullanılabilir. 1 yaşından küçük bebekler, kanlı ishal, kusma ağızdan beslenememe, uyuklama hali, halsizlik, ağız kuruluğu, idrarda azalma ve yüksek ateş durumunda hemen çocuk doktoruna başvurulmalıdır, gözetim altında tutulmalıdır" şeklinde konuştu.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:19
Uzmanlar uyarıyor! Kulaklık kullanırken dikkat
Doğuştan ya da sonradan oluşan işitme kayıplarında erken tanı ve tedavi süreçlerinin önemine dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Adnan Cırık, "İşitme kaybı oluşumunda duyulan sesin şiddeti, maruz kalma süresi çok önemli, kulaklıkların hepsinde bu risk söz konusu. Yüksek sesli müzik ve uzun süre maruziyetten uzak durmalarını öneririm, etkisi hemen ortaya çıkmıyor, geri dönüşümü olmayan bir şekilde ortaya çıkıyor. O yüzden ’şu anda etkilemiyor’ şeklinde düşünmeleri ilerleyen dönemlerde büyük pişmanlık oluşturabilir. İşitme sağlığını bozulmadan koruma önemli, ikincisi bozulduktan sonra erken teşhis ve tedavi yoluna gidilmesi. İşitme azlığından şikayetçi ve problem çeken insan sayısı 1,5 milyar civarında, ilerleyen yıllarda artması öngörülüyor" dedi.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:19
‘Normal doğum, anne ve bebek sağlığını koruyor’
Normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, "Enfeksiyon ve komplikasyon riskini azaltan normal doğum, annenin günlük hayatına çok daha kısa sürede dönmesine imkan tanır" dedi. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Medical Park Ordu Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Normal doğumun annenin doğum sonrası toparlanma sürecini hızlandırdığını belirten Opr. Dr. Sezgin, "Enfeksiyon ve komplikasyon riskini azaltan normal doğum, annenin günlük hayatına çok daha kısa sürede dönmesine imkan tanır" diye konuştu. "Bebeğin bağışıklığını güçlendiriyor" Normal doğumun bebek için de yararlı olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Sezgin, "Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, doğum kanalından geçerken faydalı bakterilerle tanışır. Bu da bağışıklık sistemlerinin güçlenmesine ve ilerleyen yıllarda daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlar" ifadelerine yer verdi. "Korkular yerine bilinçli hazırlık" Toplumda, normal doğuma dair yanlış inanışların ve kaygıların bulunduğunu dile getiren Opr. Dr. Sezgin, "Anne adaylarının doğru bilgilendirilmesi çok kritiktir. Bilimsel verilerle desteklenen hazırlık süreçleri sayesinde kadınlar doğum deneyimini korkular yerine bilinçli bir güvenle yaşayabilir" şeklinde konuştu. "Anne-bebek bağını güçlendiriyor" Opr. Dr. Sezgin, normal doğumun psikolojik boyutuna da değinerek, "Anne ile bebeğin daha hızlı temas etmesi, doğumdan hemen sonra emzirmenin başlaması ve bağ kurma sürecinin hızlanması, hem anne hem de bebek için çok değerlidir" ifadelerine yer verdi. "Doğal ve sağlıklı bir süreç" Normal doğumun fizyolojik ve doğal bir süreç olduğuna değinen Opr. Dr. Sezgin, şu ifadelere yer verdi: "Doğal ve sağlıklı bir süreç olan normal doğum, sadece anne sağlığını değil, sağlıklı nesillerin gelişimini de etkiler. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası vesilesiyle tüm anne adaylarını bilinçlenmeye davet ediyoruz."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:16
Genel Cerrahi Uzmanı Feridun Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır"
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sıraya akciğer kanseri ikinci sıraya ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, meme kanseri hakkında değerlendirmelerde bulunarak her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını ifade etti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sıraya akciğer kanseri ikinci sıraya ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir. Meme kanserine yakalanmamak için hastaların takip edilmesi gerekiyor. Takipte de ailenizde meme kanseri yoksa 40-50 yaş aralığında iki yılda bir mamografi ve meme ultrasonunu birlikte öneriyoruz. 50 yaşından sonra ise yılda bir defa meme ultrasonunu öneriyoruz. 50 yaşından sonra adet görülen dönemlerde adetin birinci gününden itibaren sayılacak 12-14 günleri arasından mamografi çekilmesi çekim açısından daha değerlidir. Ondan dolayı da bu tarihler arasında öneriyoruz. Mamografi ile meme ultrasonunu birbirini tamamlayan iki tektik olarak görüyoruz. Meme MR’ını gereken hastalarda biz kendimiz istiyoruz. Çünkü biyopsi endikasyonunu arttıran bir tetkiktir. Rutin taramada meme MR’ı kullanmıyoruz. Rutin taramalarda meme ultrasonunu da tek başına önermiyoruz. 40 yaşından sonra mamografiyle birlikte öneriyoruz. Kadınların banyoda kendilerini sabunluyken muayene etmeleri çok önemli. Memelerini saat yönünde muayene ederlerse görebilecekleri ve hissedecekleri bir kitlede hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Meme baş akıntıları bizler için önemli. Kendi kendine gelen akıntılar bizim için çok değerli. Kadınların memelerinin uçlarını asla sıkmamalarını istiyoruz. Kendi kendine gelen akıntılardan da kanlı akıntılar değerlidir buna dikkat etmek lazım. Kanlı akıntılarda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Beyaz akıntılarda da bir hormon bozukluğu olabilir" diye konuştu. "Gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz" Meme kanserinin kadınlarda sık görüldüğünü fakat erkeklerde de olduğunu belirten Opr. Dr. Baysal, "Özellikle gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz. Kadınlara göre yüzde 1 oranında daha düşüktür ama erkek meme kanseri hastalarımız da var. Bunlara dikkat etmek lazım. Erken adet görmeye başlayıp geç menopoza girmek meme kanseri riskini arttırır. Bunların yanında sigara içmek, şeker hastası olmak da meme kanseri riskini arttırır. Ailenizde meme kanseri varsa over, tiroit, kolon ve pankreas kanserlerine de uyanık olmak lazım. Bunlar BRCA 1 BRCA 2 mutasyonları risk açısından değerlendirilmelidirler. Özellikle erken yaşlarda kansere yakalanmış bir birey varsa çok uyanık olmak lazım. Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının halk arasında meme kanseri riskini arttırdığı söyleniyor ama öyle bir durum yok. Gece yatarken sütyen takanlarda lenfatik dolaşımlar engellendiği için meme kanseri riski artıyor. Koltuk altına deodorant ve roll-on kullanılması özellikle de alüminyum içeren deodorant ve roll -onlar meme kanseri riskini arttırabilir." "Bu konuda hassas olmakta fayda var" Meme kanseri teşhisisin biyopsi ile konduğunu aktaran Baysal, "Biyopsiden korkmamak lazım. Eğer memenizde bir kitle tespit edildiyse bu kitlenin takibinin yapılması lazım. Kitle büyüyorsa veya meme kanseri riski içeren görünümler görüyorsa mutlaka biyopsi almak lazım. Biyopsiler, doku biyopsisi şeklinde olmalıdır. İğne biyopsisi şeklinde değil. Tanı konulduktan sonra ameliyat öncesi kemoterapi veya bazı ilaçlar var o ilaçların verilmesi. Ameliyat sonrası da radyoterapi veya kemoterapi gibi teknik ve tedavilerle meme kanseri sorunu çözülecektir. Bu konuda hassas olmakta fayda var" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:12
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır"
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, meme kanseri hakkında değerlendirmelerde bulunarak her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını ifade etti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir. Meme kanserine yakalanmamak için hastaların takip edilmesi gerekiyor. Takipte de ailenizde meme kanseri yoksa 40-50 yaş aralığında iki yılda bir mamografi ve meme ultrasonunu birlikte öneriyoruz. 50 yaşından sonra ise yılda bir defa meme ultrasonunu öneriyoruz. 50 yaşından sonra adet görülen dönemlerde adetin birinci gününden itibaren sayılacak 12-14 günleri arasından mamografi çekilmesi çekim açısından daha değerlidir. Ondan dolayı da bu tarihler arasında öneriyoruz. Mamografi ile meme ultrasonunu birbirini tamamlayan iki tektik olarak görüyoruz. Meme MR’ını gereken hastalarda biz kendimiz istiyoruz. Çünkü biyopsi endikasyonunu arttıran bir tetkiktir. Rutin taramada meme MR’ı kullanmıyoruz. Rutin taramalarda meme ultrasonunu da tek başına önermiyoruz. 40 yaşından sonra mamografiyle birlikte öneriyoruz. Kadınların banyoda kendilerini sabunluyken muayene etmeleri çok önemli. Memelerini saat yönünde muayene ederlerse görebilecekleri ve hissedecekleri bir kitlede hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Meme baş akıntıları bizler için önemli. Kendi kendine gelen akıntılar bizim için çok değerli. Kadınların memelerinin uçlarını asla sıkmamalarını istiyoruz. Kendi kendine gelen akıntılardan da kanlı akıntılar değerlidir buna dikkat etmek lazım. Kanlı akıntılarda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Beyaz akıntılarda da bir hormon bozukluğu olabilir" diye konuştu. "Gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz" Meme kanserinin kadınlarda sık görüldüğünü fakat erkeklerde de olduğunu belirten Opr. Dr. Baysal, "Özellikle gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz. Kadınlara göre yüzde 1 oranında daha düşüktür ama erkek meme kanseri hastalarımız da var. Bunlara dikkat etmek lazım. Erken adet görmeye başlayıp geç menopoza girmek meme kanserini arttırır. Bunların yanında sigara içmek, şeker hastası olmak da meme kanserini arttırır. Ailenizde meme kanseri varsa over, tiroit, kolon ve pankreas kanserlerine de uyanık olmak lazım. Bunlar BRCA 1 BRCA 2 mutasyonları risk açısından değerlendirilmelidirler. Özellikle erken yaşlarda kansere yakalanmış bir birey varsa çok uyanık olmak lazım. Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının halk arasında meme kanseri riskini arttırdığı söyleniyor ama öyle bir durum yok. Gece yatarken sutyen takanlarda lenfatik dolaşımlar engellendiği için meme kanseri riski artıyor. Koltuk altına deodorant ve roll-on kullanılması özellikle de alüminyum içeren deodorant ve roll -onlar meme kanseri riskini arttırabilir" "Bu konuda hassas olmakta fayda var" Meme kanseri teşhisisin biyopsi ile konduğunu aktaran Baysal, "Biyopsiden korkmamak lazım. Eğer memenizde bir kitle tespit edildiyse bu kitlenin takibinin yapılması lazım. Kitle büyüyorsa veya meme kanseri riski içeren görünümler görüyorsa mutlaka biyopsi almak lazım. Biyopsiler, doku biyopsisi şeklinde olmalıdır. İğne biyopsisi şeklinde değil. Tanı konulduktan sonra ameliyat öncesi kemoterapi veya bazı ilaçlar var o ilaçların verilmesi. Ameliyat sonrası da radyoterapi veya kemoterapi gibi teknik ve tedavilerle meme kanseri sorunu çözülecektir. Bu konuda hassas olmakta fayda var" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:07
Meme kanserinde zamanla yarış: Erken müdahale çok önemli
Meme kanseri, kadın sağlığını tehdit eden en önemli hastalıkların başında geliyor. Dünyada her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de ise her yıl on binlerce yeni vaka tespit ediliyor. Uzmanlara göre, erken tanı ile tedavide başarı oranı yüzde 90’ların üzerine çıkıyor. Bilimsel çalışmalar, erken evrede saptanan meme kanserinde cerrahi tedavinin başarısının yüzde 90’ların üzerine çıktığını gösteriyor. Bu aşamada yapılan müdahaleler sadece hastalığı kontrol altına almakla kalmıyor; aynı zamanda kadınların yaşam kalitesini ve beden bütünlüğünü de koruyor. Samsun Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bilgehan Poyrazoğlu, erken tanının cerrahi açıdan önemine dikkat çekerek, "Geç kalınan her gün, tedavi seçeneklerini daraltıyor. Oysa erken evrede yakalanan meme kanserinde, meme koruyucu cerrahilerle çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Hastalar hem sağlıklarına kavuşuyor hem de yaşam standartlarını kaybetmeden yollarına devam edebiliyor" dedi. 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması gerektiğini belirten Dr. Poyrazoğlu, 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi ve doktor kontrollerinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Dr. Poyrazoğlu, cerrahi alandaki gelişmelerden bahsederek, "Son zamanlarda uyguladığımız özel cerrahi tekniklerle başarı oranlarımız daha da yükseldi. Erken tanıyla birlikte bu teknikler sayesinde hem hastalıkla mücadelede güçlü sonuçlar elde ediyoruz, hem de hastalarımızın yaşam kalitesini koruyabiliyoruz" diye konuştu. Dr. Poyrazoğlu, farkındalık ayı kapsamında yapılan seminerler ve taramaların sadece sembolik etkinlikler olmadığını, toplumun bu konuda bilinçlenmesi için büyük fırsatlar sunduğunu ifade ederek, "Sonuç olarak, meme kanseriyle mücadelede en güçlü silah hâlâ aynı: Erken tanı ve zamanında, doğru cerrahi müdahale" şeklinde sözlerini tamamladı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 10:14
Memorial’dan meme kanseri farkındalığı için Pembe Yürüyüş: "Teşhise geç kalma, farkında ol"
Memorial Sağlık Grubu tarafından meme kanseri farkındalık ayı kapsamında düzenlenen "Pembe Yürüyüş", Caddebostan Sahili’nde renkli görüntülere sahne oldu. 7’den 70’e her İstanbullunun büyük ilgi gösterdiği Pembe farkındalık yürüyüşünde, meme kanserinde erken teşhisin önemi vurgulandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 09:44
Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarı
Erzincan’da havaların iyice soğumasıyla birlikte uzmanlar odun, soba ve doğal gaz kullanımı kaynaklı karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı vatandaşlara dikkatli olması konusunda uyarıda bulunarak, baca temizliği yapılan evlerde soba zehirlenmelerinin ortadan kalktığına dikkat çekti. Karbonmonoksit zehirlenmeleri hakkında bilgilendiren uzmanlar, kış aylarında soba ve doğal gaz zehirlenmelerinin önüne bacaların temizlemesi ile geçilebileceğini, tıkalı bacalarda duman çıkışının sağlanamaması nedeniyle karbonmonoksit zehirlenmelerinin yaşandığını belirtti. "Temizlenmeyen, tamir edilmeyen her baca felakete davetiye çıkartıyor" Alınan bilgiye göre zamanla temizlenmeyen her baca içerisinde kurum ve is bırakır ve baca kurum biriktirdiği için zamanla işlevini yerine getiremez hale gelir. Bu da zehirli gazların dışarıya atılımını engeller. Alçak rüzgârlar sonucunda da bu zehirli gazlar bulunan ortama sızma yapar ve sağlık açısından oldukça tehlike arz eder. Bu gibi olumsuzluklara sebep vermemek için, bacaların tamiratını ve temizliğini periyodik aralıklarla aksattırmadan yapılması gerekiyor. Karbonmonoksit zehirlenmesinde ilk belirtiler baş ağrısı, yorgunluk hissi, mide bulantısı gibi semptomların olduğunu kaydeden uzmanlar, zehirlenme durumunda ne yapılması gerektiğini anlatarak "Ciddi zehirlenmelerde baş dönmesi, kusma, bilinç kaybı ve ölüm görülüyor. Eğer karbonmonoksit zehirlenmesi geçirildiği düşünülüyorsa; hemen camlar açılmalı ve ortam havalandırılmalı, zehirlenen kişiler hızla ortamdan uzaklaştırılarak açık havaya çıkarılmalı ve 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı" dedi. Uzmanlar kış öncesinde vatandaşlara şu uyarılarda bulundu; 1- Kullanılan yakıtın standartlara uygunluğu kontrol edilmeli, izin belgesi olmayan satıcılardan kömür alınmamalı, 2- Aşırı doldurulan sobanın duman yolu daralacağı, soba içinde düzensiz ısı dağılımı nedeniyle de baca çekişi zayıflayacağı için soba yakılırken aşırı doldurulmamasına dikkat edilmeli, 3- Sobanın çabuk yanması için benzin vb. yanıcı sıvı maddelere başvurulmamalı, 4- Sönmekte olan sobaya asla tutuşması güç yakıtlar konulmamalı, yakıt yavaş yavaş ilave edilmeli, yatmadan önce sobaya kesinlikle yakıt konulmamalı, 5- İyi ısınmayan ve alttan yakılan kömür sobalarında karbon monoksit zehirlenmesi riski artacağından soba tutuşturulurken yakıtın üstten yanması sağlanmalı, 6- Özellikle alçak basınçlı lodoslu havalarda ölüm olaylarında artış görüldüğü için eğer bacalar standartlara uygun değilse alçak basınçlı havalarda soba yakılmamalı, yakılması zorunlu ise gece yatarken mutlaka tam olarak söndürülmeli, 7- Soba borularının birbiriyle birleştirilmesinde hava ve baca gazı sızdırmazlığı sağlanmalı, 8- 2 saat arayla sobanın bulunduğu odanın camları açılmalı ve havalandırılmalıdır, 9- Sobaya yakın yerlerde uyunmamalı, mümkünse belli zaman aralıklarıyla kalkılıp soba kontrol edilmelidir, 10- Bacalar standartlara uygun ve yalıtımlı olmalı, düzenli olarak temizletilmeli, 11- Dumanın geri tepmesini önlemek için bacaların en üst noktasının çatının en üst noktasından 1 metre daha yüksekte olması sağlanmalı ve baca şapkası mutlaka takılmalıdır."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 09:40
Kontrolü öfkeye bırakmayın, 3 adım yöntemini deneyin
Öfke, çoğu zaman başkalarının hatalarına ya da dışarıda çeşitli olaylara verilen bir tepki gibi görünse de aslında en çok kişinin kendisine zarar veriyor. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkeyi kontrol altına almanın 3 etkili yolunu şöyle özetledi: "Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, sonrasında tepki üretin." Herkes çeşitli nedenlerden sinirlenip öfkelenebiliyor. Bu öfkeyi bazen trafikte, bazen iş yerinde ya da okulda bazen de evimizin içinde görmek mümkün. Çeşitli sebepler öfkeyi tetikleyebiliyor. "Öfke, başkalarının hataları için kişinin kendisine verdiği cezadır" diyen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkenin doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal bir tepki olduğunun altını çizdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Zorlayıcı yaşam koşulları, ekonomik koşulların aileleri zorlaması insanları daha gergin, sıkıntılı, çaresiz, engellenmiş hissettirebilir. Önemli olan bu duygular üzerinde kişinin kontrol sahibi olmasıdır. Öfke, kişinin kendine yönelik, diğerlerine yönelik ya da başına gelenlere yani yaşadığı dünyaya yönelik şekilde ortaya çıkabilir. Bir buzdağı gibi düşünülürse, buzdağının görünen kısmında öfke duygusu vardır. Ama buzdağının denizin altındaki kısmında, üzüntü, merak, yalnızlık, itilmişlik, kaygı, hayal kırıklığı, haksızlığa uğrama, anlaşılamama gibi birçok duygu olabilir. Öfke, altında birçok duyguyu barındırabilir. Engellenmiş hissedildiğinde, utanç duyulduğunda, kişi görmezden gelindiğinde öfke ortaya çıkabilmektedir" sözlerini kaydetti. Öfkeniz sizi etkisi altına almasın Öfkenin kişi için ne zaman bir problem haline geldiğini anlatan Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Öfkelenildiği zaman kişi kendisini kontrolsüz durumda hissediyor mu? Öfkelenilen durumlarda daha sonradan onaylanmayacak davranışlarda/sözlerde bulunuluyor mu? Bu soruların cevabı evet ise kişi öfkeyi kontrol etmekte zorlanıyor demektir" açıklamasını yaptı. Öte yandan öfkeyle başa çıkarken yapılan yanlışlara da değinen Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Öfkeyi yok sayma, başkasına aktarma, saldırganca ortaya koyma, kendine yöneltme, alaycı iğneleyici sözler söyleyerek pasif davranışlarla ortaya koyma vb. şekilde öfkeyle başa çıkmada kullanılan yanlış yollar seanslarda psikologların karşısına sıklıkla çıkmaktadır" dedi. 3 adım yöntemini ile öfkenizi rahatlatın Klinik Psikolog Burçin Deniz, kişinin öfkenin etkisi altına girdiğini fark ettiği an uygulayabileceği 3 adım yöntemini şöyle açıkladı: "Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, ardından tepki üretin. İlk adım olarak rahatlamaya çalışın. Kendinize zaman tanıyın. Sizi öfkelendiren durumdan uzak durmak sakinleşmeniz, durumu daha mantıksal ve sakin bir perspektiften değerlendirmeniz için size zaman ve alan sağlar. Herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kaybolmayın. Karşınızdakini ‘ezip geçme’ görüntüsü oluşturmak tartıştığınız insan tarafından hoş algılanmayabilir. Karşınızdaki insanla tartışmayı yeniden gündeme getirebileceğiniz ortak bir zaman belirleyin. Kendinize zaman tanıyamadığınız durumlarda 10’dan geriye doğru sayın. Ardından ikinci adım olarak yaşanan durumu yeniden değerlendirin. Öfkeli düşüncelerinizi gözden geçirin. Öfkeli insanlar dünyayı siyah-beyaz görmektedir. Onlar için gri renk yoktur, olaylar ya iyidir ya da kötüdür. ‘Ben haklıyım, sen hatalısın’ gibi düşünceler tamamen yanlış olmayabilir ama bunlar öfkeyi besler. Öfkelenildiğinde akla ilk gelenler, çıkarımcı, yargılayıcı ve fazlasıyla sert düşüncelerdir. İlk başta düşündüklerinizi mercek altına alın. Son olarak tepki verme aşamasına geçilmeli. Karşı tarafla iletişime geçildiğinde mümkün olduğu kadar sakinliği ve otokontrolü korumak gerekli. Ölçülü bir ses tonu kullanın, tahrik edici, agresif, kaba, küçümseme olarak adlandırılabilecek herhangi bir jestten, yüz ifadesinden veya vücut dilinden kaçının."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 07:36
2. Sağlık Sempozyumu tamamlandı
Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Bayburtlu doktorların iş birliğinde düzenlenen 2. Bayburt Sağlık Sempozyumu, ‘Koruyucu Tıp ve Halk Sağlığı’ temasıyla yoğun bir katılımla tamamlandı. Sempozyum, halk sağlığı bilincinin artırılması ve koruyucu hekimliğin önemine dikkat çekilmesi açısından büyük ilgi gördü. Prof. Dr. Gökhan Budak Konferans Salonu’nda yapılan sempozyumda, halk sağlığını korumaya yönelik güncel yaklaşımlar ve bilimsel çalışmalar ele alındı. Akademisyenlerin, doktorların ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşen sempozyumun 3’üncü gününde, koruyucu tıp uygulamaları, çevre sağlığı, beslenme, aşılama, obeziteyle mücadele, ruh sağlığı ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan korunma konularında sunumlar yapıldı. Bilimsel oturumların yanı sıra toplumun sağlık bilincini güçlendirmeye yönelik etkinliklerin de yer aldığı sempozyumda, akademisyenler ile halk arasında bilgi paylaşımını artıracak çalışmalar gerçekleştirildi. Katılımcılar, koruyucu sağlık hizmetlerinin yalnızca bireylerin değil, toplumun genel refahı için de vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti. Sempozyum kapsamında ayrıca Bayburt’un tanıtımına katkı sağlayan çeşitli sosyal etkinlikler düzenlendi. Şehir gezileri ve kültürel buluşmalar sayesinde farklı üniversitelerden gelen akademisyenler Bayburt’un doğal ve tarihi güzelliklerini yakından tanıma fırsatı buldu. Program, değerlendirme oturumu ve teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi.
05 Ekim 2025 Pazar - 20:28
Van’daki kalp hastası bebek ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi
Van’da 2 günlük kalp hastası bebek, ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Bölge Hastanesi’nde tedavi gören 2 günlük kalp hastası bebeğin ileri tetkik ve tedavi için İstanbul’daki Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevkine karar verilerek, ambulans uçak talep edildi. Van Ferit Melen Havalimanı’nın pist yenileme çalışmaları nedeniyle kapalı olmasından dolayı ambulans uçak Muş Sultan Alparslan Havalimanı’na iniş yaptı. Van İl Sağlık Müdürlüğü ile iletişime geçilerek, bebeğin Van’dan Muş’a nakli için helikopter ambulans talep edildi. Ambulansla Van Ferit Melen Havalimanı’na getirilen minik bebek, buradan helikopter ambulansla Muş’a nakledildi. Hasta bebeğin daha sonra Muş’tan uçak ambulansla İstanbul’a nakli gerçekleştirildi.
05 Ekim 2025 Pazar - 18:08
Sanatın iyileştirici gücü: Alzheimer ve Demans tedavisinde umut veriyor
Sosyal Hizmet Uzmanı Arzu Avşar, Alzheimer ve Demans gibi beyin hastalıklarında sanatın tedavi edici ve koruyucu bir rol üstlendiğini belirterek, "Sanat içerikli terapiler, insanların zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel durumlarını iyileştirerek yaşam kalitelerini artırmaktadır." dedi. Sosyal Hizmet Uzmanı Arzu Avşar, yaptığı açıklamada sanatın insanlık tarihi kadar eski bir kavram olduğunu ve yalnızca estetik haz vermekle kalmayıp, ruhsal ve duygusal dünyayı dışa vurma noktasında da önemli bir işlev taşıdığını söyledi. Sanatın, insanların acı, hüzün, korku ve kaygı gibi olumsuz duygularını olduğu kadar sevinç, huzur ve mutluluk gibi olumlu duygularını da dışa çıkarmasında etkin bir rol oynadığını ifade eden Avşar, "Sanatçıların eserlerinde gördüğümüz her şey aslında bir duygusal dışavurum ve aktarımdır. Sanat, yaratılışta böylesi bir güçle donatılmıştır." diye konuştu. "Sanat terapisi savaşlardan sonra gelişmeye başladı" Sanatın terapi alanındaki etkisinin dünyada I. ve II. Dünya Savaşları sonrası ortaya çıktığını hatırlatan Avşar, o dönemden bu yana yapılan araştırmaların bu etkinin çeşitli yönlerini ortaya koyduğunu söyledi. Son yıllarda özellikle Alzheimer ve Demans gibi geri dönüşü olmayan beyin hastalıkları üzerinde yapılan çalışmalara dikkati çeken Avşar, "Alzheimer, ülkemizde 700 binden, dünyada ise 55 milyondan fazla insanda görülmektedir. Demans ise her 3 saniyede bir kişide ortaya çıkan, ilerleyen süreçte Alzheimer’a dönüşebilen ciddi bir hafıza ve beyin hasarı rahatsızlığıdır. Yapılan araştırmalar, sanat ile ilgilenen veya sanat terapilerine katılan hastaların bilişsel süreçlerinde gerileme yerine iyileşme yaşandığını ortaya koymaktadır."ifadelerini kullandı. "Basit boyama teknikleri bile fayda sağlıyor" Sanat temelli uygulamaların hastaların psikolojisine ve sosyal yaşamına doğrudan olumlu katkılar sağladığını vurgulayan Avşar, "Resim, kil, kolaj gibi sanat çalışmaları hastaların mental durumlarında iyileşme sağlıyor. Yine farklı araştırmalarda basit boyama tekniklerinin, Alzheimer hastalarının depresyon düzeylerinde azalmaya vesile olduğu görülüyor. Demans hastalarının sosyalleşme süreçlerine sanat ile destek verilmesinin de çok önemli katkılar sunduğu ortaya çıkıyor. İlaçsız yöntemlerle yapılan sanatsal, psikomotor ve sportif faaliyetlerin, bu rahatsızlıklardan muzdarip bireylerin bilişsel mekanizmalarını güçlendirdiği saptanmıştır."şeklinde konuştu. "Sanat, ilaçsız tedavilerin merkezinde yer almalı" 21. yüzyılda Alzheimer ve Demans gibi hastalıkların kesin bir tedavisinin bulunmadığını hatırlatan Avşar, bu nedenle sanatsal faaliyetlerin öneminin daha da arttığını dile getirdi. Avşar, "Bu tip beyin hastalıklarında yapılabilecek en iyi tedavilerin başında, güvenli ortamlarda gerçekleştirilecek sanatsal faaliyetler ve el becerisiyle yapılan etkinlikler gelmektedir. Sanat terapileri, hastalıkların olumsuz seyrini yavaşlatmakta, hatta bilişsel süreçlerin daha iyi bir hale gelmesine katkı sağlamaktadır. Sanatın iyileştirici etkisi, geçmişin silindiği ve hafızanın işlevsiz hale geldiği bu tür rahatsızlıklarda aktif şekilde olumlu rol oynamaktadır." ifadelerini kullandı. "Sanatı hayatımızın içinde tutmalıyız" Sanatın koruyucu ve önleyici etkisine işaret eden Avşar, "Sanatı yalnızca bir hobi ya da estetik bir uğraş olarak görmemeliyiz. Sanatı hayatımızın içinde tutarak koruyucu ve önleyici yönlerinden faydalanmalıyız. Tedavilerde ise sanatın daha öncü bir noktada yer alması gerekir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, sanat içerikli terapiler insanların zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel durumlarını iyileştirerek yaşam kalitelerini daha iyi hale getirebilmektedir."dedi. Avşar, sanatın bireylerin hayatında güçlü bir iyileştirici araç olarak varlığını sürdürdüğünü, bu yönüyle de özellikle Alzheimer ve Demans gibi hastalıklara karşı umut verici bir destek sunduğunu sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder