SAĞLIK
21 Nisan 2026 Salı - 16:55 87 yıllık hastane yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan’da taşınıyor Zonguldak’ta 87 yıldır hizmet veren Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi, yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan 2026 itibarıyla Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binası’na taşınıyor. Zonguldak’ta 87 yıldan bu tarafa vatandaşlara sağlık hizmeti sunan Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi 23 Nisan 2026 perşembe günü Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binasına taşınacak olup, bu tarihten itibaren tüm birimleri ile yeni yerinde sağlık hizmeti verecek. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada özetle şöyle dedi: "Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanemizin ana binasında, ilave binalar, poliklinik binası ile tanı ve arşiv binalarında ciddi yapısal riskler tespit edilmişti. Bunu için Sağlık Bakanlığımız Sağlık Yapıları Yıkım Değerlendirme Komisyonu tarafından 21 Mart 2025 tarihinde yıkım kararı alınmıştı. 26 Eylül 2025 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğümüze iletilmişti, yapılan idari ve teknik değerlendirmeler sonucunda sağlık hizmetinde aksama yaşanmaması ve vatandaşlarımızın mağduriyetini en aza indirilmesi amacıyla Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi Atatürk Devlet Hastanesi’ne bağlı site ek binaya taşınması Sayın Valimizin başkanlığında oluşturulan komisyon kararı alınmıştı. Yapılan düzenlemeler sonrası 23 Nisan 2026 Perşembe gününden itibaren Atatürk Devlet Hastanemiz Ek Binasında vatandaşlarımıza yeni yerinde sağlık hizmeti vermeye başlayacaktır."
Düzenli beslenme hasta etmiyor
06 Ekim 2025 Pazartesi - 14:07 Düzenli beslenme hasta etmiyor Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, soğuk havalarda bağışıklığın düştüğünü söyleyerek, "Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemektir" dedi. Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak için günlük beslenmenin düzenli olması gerektiğini söyleyen Betül Merd, "Havalar soğudukça grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıklar daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle kalabalık ve kapalı ortamlarda daha çok vakit geçiriyoruz, bu da bağışıklığımızı zorluyor. Peki bağışıklığımız neden düşüyor? Aslında bunun tek bir sebebi yok. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, uyku düzensizliği, hareketsizlik. Bunların hepsi bir araya geldiğinde vücudumuz kendini savunmakta zorlanıyor ve bağışıklığımız düşüyor. Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemek. Özellikle C vitamini içeren besinler çok önemli. Portakal, mandalina, kivi, kuşburnu, kırmızı biber gibi. Bunlar hem antioksidan etkisiyle hem de bağışıklığı desteklemesiyle kış aylarının vazgeçilmezleri diyoruz. Sadece C vitamini değil, A vitamini açısından zengin havuç, kabak, brokoli, ıspanak gibi sebzeler de bağışıklık sistemini destekler. Çinko minerali de burada çok kritik; kabak çekirdeği, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve kırmızı et, çinko için güzel kaynaklardır. Bunların da tüketimini öneriyoruz" dedi. Merd, bağışıklığın büyük kısmının bağırsaklarda yönetildiğini söyleyerek, "Probiyotiklerde bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklığımıza doğrudan katkı sağlar. Yoğurt, tarhana gibi fermente gıdaları soframızda bulundurmak bu dönemde özellikle faydalı olur. Çünkü aslında bağışıklığımızın büyük kısmı bağırsaklarımızda yönetiliyor. Tabii beslenme kadar yaşam alışkanlıklarımız da önemli. Yeterli uyku almak, bol sıvı tüketmek, temiz havada yürüyüş yapmak, stresimizi yönetmek gibi. Bunların hepsi bağışıklığımızı güçlendiriyor. Takviyeler konusu da çok soruluyor. Eğer beslenme yetersizse veya eksiklik varsa hekim önerisiyle D vitamini, C vitamini ya da çinko takviyesi kullanılabilir ama hiçbir takviye dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Unutmayalım ki bağışıklığı tek bir besinle değil, bütünsel bir yaklaşımla güçlendirebiliriz. Yani doğru beslenme, düzenli uyku, hareket ve stres yönetimi bir araya geldiğinde, kış hastalıklarına karşı çok daha dayanıklı hale geliriz" ifadelerini kullandı.
Düzenli beslenme hasta etmiyor
06 Ekim 2025 Pazartesi - 14:03 Düzenli beslenme hasta etmiyor Memorial Kayseri Hastanesi Uzman Diyetisyeni Betül Merd, soğuk havalarda bağışıklığın düştüğünü söyleyerek, "Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemektir" dedi. Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak için günlük beslenmenin düzenli olması gerektiğini söyleyen Betül Merd, "Havalar soğudukça grip, nezle, soğuk algınlığı gibi hastalıklar daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Özellikle kalabalık ve kapalı ortamlarda daha çok vakit geçiriyoruz, bu da bağışıklığımızı zorluyor. Peki bağışıklığımız neden düşüyor? Aslında bunun tek bir sebebi yok. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, uyku düzensizliği, hareketsizlik. Bunların hepsi bir araya geldiğinde vücudumuz kendini savunmakta zorlanıyor ve bağışıklığımız düşüyor. Bağışıklığı güçlü tutmak için ilk yapmamız gereken şey, günlük beslenmemizi doğru şekilde düzenlemek. Özellikle C vitamini içeren besinler çok önemli. Portakal, mandalina, kivi, kuşburnu, kırmızı biber gibi. Bunlar hem antioksidan etkisiyle hem de bağışıklığı desteklemesiyle kış aylarının vazgeçilmezleri diyoruz. Sadece C vitamini değil, A vitamini açısından zengin havuç, kabak, brokoli, ıspanak gibi sebzeler de bağışıklık sistemini destekler. Çinko minerali de burada çok kritik; kabak çekirdeği, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve kırmızı et, çinko için güzel kaynaklardır. Bunların da tüketimini öneriyoruz" dedi. Merd, bağışıklığın büyük kısmının bağırsaklarda yönetildiğini söyleyerek, "Probiyotikler de bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklığımıza doğrudan katkı sağlar. Yoğurt, tarhana gibi fermente gıdaları soframızda bulundurmak bu dönemde özellikle faydalı olur. Çünkü aslında bağışıklığımızın büyük kısmı bağırsaklarımızda yönetiliyor. Tabi beslenme kadar yaşam alışkanlıklarımız da önemli. Yeterli uyku almak, bol sıvı tüketmek, temiz havada yürüyüş yapmak, stresimizi yönetmek gibi. Bunların hepsi bağışıklığımızı güçlendiriyor. Takviyeler konusu da çok soruluyor. Eğer beslenme yetersizse veya eksiklik varsa hekim önerisiyle D vitamini, C vitamini ya da çinko takviyesi kullanılabilir ama hiçbir takviye dengeli bir beslenmenin yerini tutmaz. Unutmayalım ki bağışıklığı tek bir besinle değil, bütünsel bir yaklaşımla güçlendirebiliriz. Yani doğru beslenme, düzenli uyku, hareket ve stres yönetimi bir araya geldiğinde, kış hastalıklarına karşı çok daha dayanıklı hale geliriz" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Engin Yıldırım: "Normal doğum sağlıklı nesillerin teminatıdır"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 13:31 Prof. Dr. Engin Yıldırım: "Normal doğum sağlıklı nesillerin teminatıdır" Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun insan neslinin devamı ve sağlıklı bireylerin dünyaya gelmesi açısından daha sağlıklı yol olduğunu belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda ulusal bir sağlık politikası meselesi olduğuna dikkat çekti. Engin Yıldırım, "Bu politika, Sağlık Bakanlığı ve sağlık yöneticileri tarafından güçlü biçimde desteklenmektedir. Normal doğum, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde kritik öneme sahiptir" ifadelerini kullandı. "Normal doğum, doğal ve spontan bir süreçtir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun kendiliğinden başlayan bir süreç olduğunu hatırlattı. Yıldırım, bu sürecin birkaç saat ile bir gün arasında sürebildiğini, doğal olarak ağrılı olabildiğini ancak sonucun mutluluk ve tatminle bittiğini belirten Yıldırım, "Normal doğum, annelere hem psikolojik hem de fiziksel açıdan büyük fayda sağlar. Bebekler ise dış dünyaya daha sağlıklı ve alerjilere karşı korunmuş olarak merhaba der" dedi "Hormonal dengeler doğumu başlatır" Normal doğumu başlatan faktörleri açıklayan Prof. Dr. Engin Yıldırım, gebelik süresince anne ve bebeğin fizyolojik süreçlerinin bu süreci tetiklediğini aktardı. Yıldırım, "Anne karnındaki bebeğin oluşturduğu gerilim, plasenta tarafından salgılanan hormonlar, annenin böbrek üstü bezinden salgılanan hormonlar, hipotalamus ve hipofizden gelen sinyaller ile östrojen ve progesteron dengesi, normal doğumun başlamasında kritik rol oynar. Ayrıca bebeğin pozisyonu ve doğum yolunda oluşan inflamatuar faktörler de sürece katkı sağlar" ifadelerini kullandı. "Sezaryen doğum normal doğumun alternatifi değildir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğum süreci çeşitli nedenlerle aksadığında sezaryen doğuma başvurulabileceğini ancak bunun normal doğumun alternatifi olmadığını belirterek, "Sezaryen bir cerrahidir ve kanama, travma gibi ciddi komplikasyonları beraberinde getirir. Bu nedenle annenin ve bebeğin hayatı bazı durumlarda risk altına girebilir" dedi. "Ekonomik ve toplumsal avantajlar" Normal doğumun, bebeğin dış dünyaya hazırlanmasını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığını belirten Yıldırım, anne sütü üretiminin de sezaryene göre daha hızlı ve bol olduğunu söyledi. Yıldırım, ayrıca doğum sırasında yaşanan ağrının annenin hızlı toparlanmasını sağladığını ve rahmin çabucak eski haline dönmesine yardımcı olduğunu aktararak, "Sezaryen doğumun maliyeti normal doğumun yaklaşık beş katıdır. Bu nedenle hem sağlık hem de ekonomik açıdan normal doğum tercih edilmelidir. Normal doğum sonrası anne ve baba, aileleriyle daha kolay ve sağlıklı vakit geçirebilir" ifadelerini kullandı "Normal doğum, ulusal gelecek meselesidir" Prof. Dr. Engin Yıldırım, normal doğumun teşvik edilmesinin ulusal bir gelişim ve gelecek meselesi olduğunu vurgulayarak, "Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan politikalar ve düzenlenen bilgilendirme toplantıları, sempozyumlar ve kongreler, toplumun bilinçlendirilmesi için büyük önem taşıyor" diye konuştu
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü: prostat
06 Ekim 2025 Pazartesi - 13:24 Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü: prostat Genellikle belirti vermeden sinsice ilerleyen prostat kanseriyle ilgili önemli uyarılarda bulunan Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten "Birçok erkek PSA testi, rektal muayene ya da biyopsi gibi tarama ve tanı yöntemlerinden haberdar değil. Oysa erken tanı için özellikle 50 yaş üstünde düzenli sağlık kontrolleri aksatılmamalı" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten dünya genelinde erkeklerde akciğer kanserinden sonra kanser ölümlerinin en sık sebebi olarak gösterilen prostat kanserinin, prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını söyledi. 50 yaş ve üzerindeki erkeklerin genel olarak risk altında olduğunu; yaş ilerledikçe riskin arttığını ve 75 yaşına gelindiğinde her 7 erkekten 1’inde prostat kanserinin görüldüğünü ifade etti. Türkiye Kanser İstatistikleri raporuna göre de ülkemizde, prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olduğuna dikkat çeken Dr. Gençten "Her yıl yaklaşık 17 bin yeni vaka ortaya çıkmaktadır; yani bu hastalık toplumsal ölçekte de ciddi bir sağlık yükü oluşturmaktadır. Ancak ülkemizde bu konudaki bilgi ve farkındalık oldukça azdır. Birçok erkek PSA testi, rektal muayene ya da biyopsi gibi tarama yöntemlerinden haberdar değildir. Bu bilgi eksikliğinin yanında utanma, damgalanma korkusu ve hekime başvurmadaki gecikmeler de tarama ve erken başvuru oranlarını düşürüyor" dedi. "Erken evrede belirti vermez" Ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar ile Afrika kökenli erkeklerde riskin daha yüksek olduğunu belirten Dr. Gençten uzun süreli doymuş yağlardan ve kırmızı etten zengin, sebze-meyveden fakir beslenme alışkanlığının da prostat kanseri riskini arttırdığını dile getirdi. Prostat kanserine özgü bir belirti olmadığını vurgulayarak "Erken evrede hiçbir belirtiyle karşılaşılmaz fakat kanser dokusu büyüdükçe veya birlikte iyi huylu prostat büyümesi varsa idrar boşaltma sorunlarıyla karşılaşılabilir. Prostat kanseri taraması konusunda en sık kullanılan yöntem PSA (Prostat Spesifik Antijen) testidir. Ancak PSA testinin tek başına değerlendirilmesi her zaman kanser açısından doğruyu yansıtmayabilir. Ek olarak prostatın parmakla muayenesiyle de kanserli doku tespit edilebilir" diye konuştu. Şüphelenilen durumlarda çekilen prostat MR görüntülemesiyle kanser şüpheli alanların tespit edilerek kesin tanıya ulaşmak için prostat biyopsisi yapıldığını sözlerine ekledi. "En önemli adım erken tanı" Prostat kanserinin, tedavisi olan bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Gençten tedavi türünün kanserin evresine, hastanın genel durumuna ve kişisel tercihlere bağlı olarak değişebileceğini söyledi. Erken evrede tespit edilmiş bir prostat kanseri varsa ameliyat ya da radyoterapi ile tedavi edilirken daha ileri evre bir hastalık anında kemoterapi ya da hormonal tedavilerin uygulanabileceğini ifade etti. Çeşitli tedavi seçenekleri olan ve hiçbir belirti vermeden sinsice ilerleyebilen bir hastalık olan prostat kanseri için en önemli adımın erken tanı olduğunu vurgulayan Dr. Gençten "Erken tanı için bilinçli bir farkındalıkla kontrollerin aksatılmaması çok önemlidir. Erken evrede tanı konulduğunda tedavi şansı çok yüksektir, ancak tanıda gecikme olması yaşam süresini ve yaşam kalitesini önemli ölçüde kısaltmaktadır. Bu nedenle prostat kanseri, erken teşhis ve toplumsal bilinç açısından büyük önem taşır" dedi. Gençten, "Farkındalık ayı toplumun bilinçlenmesi için önemli bir fırsattır. Kişiler risklerini bilmeli, hekimine danışmalı ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamalıdır" ifadelerini kullandı.
‘Baş ağrısı, önemli bir hastalığın habercisi olabilir’
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:55 ‘Baş ağrısı, önemli bir hastalığın habercisi olabilir’ Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. İbrahim Akkurt, "Baş ağrısı hayatımızın bir parçası olabilir ancak bazı durumlarda önemli bir hastalığın habercisi olabilir" dedi. Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’nde Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. İbrahim Akkurt, baş ağrısının hangi durumlarda ciddiye alınması gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu. Bu belirtilere dikkat "Baş ağrısının hayatımızın bir parçası olabilir ancak bazı durumlarda önemli bir hastalığın habercisi de olabilir" diyen Opr. Dr. İbrahim Akkurt, "Baş ağrısı toplumda çok sık görülen bir durumdur. Çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen yaygın bir sağlık sorunudur. Baş ağrısı çoğu zaman mevsim geçişleri, hava basıncı değişimleri, stres, yorgunluk veya uykusuzluk gibi geçici nedenlerle ortaya çıksa da; görme bulanıklığı, yürüme zorluğu, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı gibi sağlık sorunları gibi durumlar da beraberinde eşlik ediyorsa ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir" diye konuştu. "Baş ağrısı, vücudun alarm sistemidir. Bu sesi duymak ve doğru şekilde değerlendirmek gerekir" diyen Opr. Dr. İbrahim Akkurt, şunları söyledi: "Baş ağrısı türüne göre farklı belirtiler gösterebilir. Gerilim tipi ağrılar genellikle alın ve şakak bölgesinde baskı şeklinde hissedilirken, migren ağrıları zonklayıcı, tek taraflı ve ışığa hassasiyetle birlikte görülebilir. Küme tipi baş ağrıları ise göz çevresinde yoğun ve kısa süreli ağrılarla kendini gösterir. Ağrı üç günden uzun sürüyorsa veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa mutlaka uzman hekime başvurulması gerekmektedir."
Memorial Bodrum Hastanesi’nde Meme Kanseri farkındalığına destek: "Pembe Ayna"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:47 Memorial Bodrum Hastanesi’nde Meme Kanseri farkındalığına destek: "Pembe Ayna" Memorial Sağlık Grubu, beş yıldır sürdürdüğü "Pembe Ayna" projesiyle meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmeye devam ediyor. "Ayna Karşısında 5 Dakika" sloganıyla yürütülen proje, kadınları kendi kendine meme muayenesi konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Bu yıl da 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirilen proje, Memorial Bodrum Hastanesi’nde farkındalık oluşturuyor. Hastanenin lobi alanında 1-20 Ekim tarihleri arasında sergilenecek Pembe Ayna, ziyaretçileri bilinçlenmeye davet ediyor. Katılımcılar, ayna karşısında kendi muayenelerini hatırlarken, sosyal medyada fotoğraflarını paylaşarak erken tanının hayat kurtarıcı önemine dikkat çekecekler. Meme Sağlığı ve Meme Kanseri Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2021 yılından itibaren meme kanseri, tüm kanser türleri arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri genellikle 40 yaş üzeri kadınlarda daha sık görülmekle birlikte, genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Risk faktörleri arasında ailede meme kanseri öyküsü, genetik faktörler (BRCA1-2 gen mutasyonları), erken adet görme, geç menopoz, obezite, hareketsiz yaşam ve sigara kullanımı yer alıyor. Meme kanserinin en önemli özelliği erken tanıyla tedavi başarısının çok yüksek olurken, erken evrede yakalanan meme kanserinde 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerinde olduğu belirtiliyor. Kadınların her ay düzenli olarak kendi meme muayenelerini yapmalarının erken tanı için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Emiroğlu, ayna karşısında yapılacak muayenede şu adımları önerdi: "Ayna karşısına geçin. Kollarınızı serbest bırakıp memelerinizi gözlemleyin. Şekil, simetri, ciltte çekilme, kızarıklık veya şişlik olup olmadığını kontrol edin. Kollarınızı yukarı kaldırın. Her iki memede aynı hareketin olup olmadığını, ciltte ya da meme ucunda çekilme fark edip etmediğinizi inceleyin. Ellerinizi belinize bastırın. Göğüs kaslarınızı sıkın ve memelerde farklılık olup olmadığını gözlemleyin. Elle muayene edin. Parmak uçlarınızı kullanarak dairesel hareketlerle memenizi yukarıdan aşağıya, içten dışa doğru tarayın. Sertlik, kitle veya hassasiyet olup olmadığını kontrol edin. Meme uçlarını kontrol edin. Akıntı, kabuklanma veya şekil değişikliği varsa not edin. Koltuk altlarını muayene edin. Şişlik ya da lenf bezi büyümesi olup olmadığını kontrol edin. Herhangi bir değişiklik fark edildiğinde gecikmeden bir meme cerrahına başvurulması önerilmektedir"
El yıkama, hastalıklardan korunmada en güçlü silah
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:32 El yıkama, hastalıklardan korunmada en güçlü silah Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, anne babalara çocuklarını Covid-19 ve diğer enfeksiyon hastalıklarından korumak için basit ama etkili önlemler almaları gerektiğini hatırlattı. Uz. Dr. Avcı, "Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırmak, basit gibi görünse de hastalıklardan korunmada en güçlü silahlarımızdan biridir" diyerek, aileleri uyardı. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, enfeksiyon hastalıklarından korunmada el hijyeninin önemine dikkat çekerken, 2019 yılının Aralık ayında ortaya çıkan Covid-19’un çocuklarda da görülebildiğini hatırlattı. Çocuklarda Covid 19’un bulgularının genellikle ateş, öksürük, burun tıkanıklığı, halsizlik şeklinde olduğunu belirten Uz. Dr. Avcı, "Bazen bulantı, kusma ve ishal de görülebiliyor. Akciğer tutulumu olanlarda ise solunum zorluğu ve beslenme güçlüğü gelişebiliyor. Çocuklar hastalığı hiçbir belirti göstermeden de geçirebilir." diye konuştu. Virüsün çocuklara damlacık yoluyla ya da oyuncak ve yüzeyler üzerinden bulaşabildiğini vurgulayan Dr. Avcı, kuluçka süresinin 1 ila 14 gün arasında değiştiğini, ortalama 5 gün olduğunu aktardı. Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırma konusunda ailelere önemli görev düştüğünü belirten Uzm. Dr. Avcı, "Çocuklarınıza rol model olun, çocuklarınıza el yıkamanın önemini anlatın. Küçük çocuklarınızın ellerini sık sık yıkayın, büyük çocuklara 20 saniye kuralını öğretin. Çocuklarınıza el yıkamayı sevdirirseniz, bu güzel alışkanlık onları enfeksiyon hastalıklarından korunmada ilk adım olacaktır." dedi. Çocukları korumak için öneriler Uz. Dr. Gamze Avcı çocukları enfeksiyonlardan korumak için önerilerde bulundu. Çocukların kalabalık ve havasız ortamlardan uzak tutulmasını öneren Uz. Dr. Avcı sözlerini şöyle sürdürdü: "Çocuklarınızı hasta çocuklar ve risk grubundaki kişilerle (yaşlı ve kronik hastalığı olanlar) bir araya getirmeyin Maske kullanabilecek yaşta olan çocuklara gerekli durumlarda maske takmayı öğretin. Beslenmelerine dikkat edin, meyve ve sebze tüketmelerini sağlayın. Düzenli uyumalarına özen gösterin. "