SAĞLIK
21 Nisan 2026 Salı - 16:55 87 yıllık hastane yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan’da taşınıyor Zonguldak’ta 87 yıldır hizmet veren Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi, yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan 2026 itibarıyla Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binası’na taşınıyor. Zonguldak’ta 87 yıldan bu tarafa vatandaşlara sağlık hizmeti sunan Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi 23 Nisan 2026 perşembe günü Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binasına taşınacak olup, bu tarihten itibaren tüm birimleri ile yeni yerinde sağlık hizmeti verecek. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada özetle şöyle dedi: "Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanemizin ana binasında, ilave binalar, poliklinik binası ile tanı ve arşiv binalarında ciddi yapısal riskler tespit edilmişti. Bunu için Sağlık Bakanlığımız Sağlık Yapıları Yıkım Değerlendirme Komisyonu tarafından 21 Mart 2025 tarihinde yıkım kararı alınmıştı. 26 Eylül 2025 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğümüze iletilmişti, yapılan idari ve teknik değerlendirmeler sonucunda sağlık hizmetinde aksama yaşanmaması ve vatandaşlarımızın mağduriyetini en aza indirilmesi amacıyla Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi Atatürk Devlet Hastanesi’ne bağlı site ek binaya taşınması Sayın Valimizin başkanlığında oluşturulan komisyon kararı alınmıştı. Yapılan düzenlemeler sonrası 23 Nisan 2026 Perşembe gününden itibaren Atatürk Devlet Hastanemiz Ek Binasında vatandaşlarımıza yeni yerinde sağlık hizmeti vermeye başlayacaktır."
Evinde kendi diyalizini kendisi uyguluyor
07 Ekim 2025 Salı - 11:51 Evinde kendi diyalizini kendisi uyguluyor Rize’de 27 yaşındaki diyaliz hastası Edagül Genç, kendi diyalizini 15 dakikada kendisi hazırlayıp evinde kendisi uyguluyor. Rize İl Sağlık Müdürlüğü tarafından isteyen ve uygun olan hastalar için evde diyaliz hizmeti başlatıldı. Henüz 27 yaşında olan ve böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören Edagül Genç, daha önce başarısız bir böbrek nakli ameliyatı geçirdi. Hastanede diyaliz tedavisine başlayan Genç bir süre böyle devam etti. Ardından kendisine "Evde diyaliz ister misin?" diye sorduklarında hastane psikolojisinden kurtulmak için hemen kabul ettiğini ifade eden Edagül Genç "Böbrek yetmezliği tanısı konuldu. İlk başta ilaçlarla tedavi edilmeye başlandı, sonra biyopsi oldum. Hemen sonrasında periton diyalizine başladım. Bir buçuk yıl kadar periton diyalizine devam ettim. Abim böbreğini bana verdi ve böbrek nakli oldum. Nakilde de böbreğe giden damarda pıhtı attığı için ameliyat başarısız gerçekleşti. 1, 2 yıl olacak hemodiyalize başladım. Şu an süreç güzel gidiyor. 2 buçuk aydır evde hemodiyalize başladım. Bana ‘Evde diyaliz düşünür müsünüz?’ dediler ve bende ‘Düşünürüm’ dedim. Periton diyalizini de evde yaptığım için onun rahatlığını biliyordum. Yani hastane psikolojisi yok. Eğitimi 3 ay kadar sürdü belki de daha fazla evde cihazın kurulması derken, eğitimini aldık öğrendik her şeyi. Onun sonucunda da geldik evde başladık" dedi. "Hastaneye diyaliz için gidip gelme yorgunluğundan kurtuldum" Diyaliz tedavisini evde alarak kendisine zaman ayırabildiğini ve bu sayede çalışmak için işe girdiğini dile getiren Genç "10 dakika falan sürüyor testi geçmesi, toplam 15 dakika sürüyor diyalize bağlanmam. Yani 8 saat evde yapıyoruz. Pazartesi, Çarşamba, Cuma günleri yapıyorum ama saatini kendime göre ayarlıyorum, ne zaman müsaitsem böyle bir rahatlığı var. Bir nakilliyle eş değer oluyor değerlerimiz. Onun dışında diyalizdeyken yani hastaneye giderken dört saat olduğu için vücut yoruluyor ister istemez, evde yok o. Yani gayet normal bir insan gibi hayatıma devam ediyorum. Bazen resim yapıyorum, bilgisayarıma falan bakıyorum. Hastaneye giderken yorgunluk oluyordu. 4 saatte vücut ister istemez yoruluyordu ama evdeyken öyle bir sorun yaşamadım. Gayet normal hayatıma devam ediyorum. Bazen sabah yaptığım zamanlar akşamında çarşıya, AVM’ye gidiyordum normal hayatıma devam ettim yani. Kendi hayatıma devam edebildim, işe girdim. Hastanede olsaydım işe gidemezdim. Hastanenin saatleri belli olduğu için burada kendime göre ayarladığım için işe rahat rahat gidebiliyorum yani" ifadelerini kullandı. "Evde diyaliz hizmeti dünyada da yaygınlaşıyor" Rize İl Sağlık Müdürü Gökhan Demiral ise evde diyaliz hizmetinin dünyada revaçta olduğuna dikkat çekerek "Evde diyaliz özellikle son yıllarda dünyada giderek yaygınlaşan bir uygulama. Bizim de ülkemizde son yıllarda SGK’nın ödeme kapsamında uygun hastalarda başladı. Bu uygun hasta seçimini nefroloji kliniğinin değerli hocaları kararlaştırıyor. Bakıyor hastayla birlikte yapılan değerlendirmeler sonrasında hastanın uygun olmasıyla beraber bazı eğitimlere başlıyorlar. Eğer hastamız uygunsa bu eğitimler sonrasında evde diyaliz kapsamına alınıyor" şeklinde konuştu. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ekrem Kara ise evde diyaliz tedavisi gören Eda’nın ilk olduğunu ancak toplamda 5 hasta için evde diyaliz hazırlığı yapıldığını söyledi. Kara "Normal konveksiyonel hemodiyaliz dediğimiz hastanedeki hemodiyaliz tedavisine göre çok avantajları olan, yaşam kalitesi ve yaşam süresi olarak neredeyse nakil hastasına eşdeğer bir tedavi. Daha uzun ve daha iyi temizleme yaptığı için daha iyi kan değerleri oluyor ve daha iyi kan basıncı değerleri oluyor. Hasta kendi evinde kendi ortamında bu işi yaptığı için psikolojik olarak daha iyi durumda oluyor. İş gücü artıyor ki Eda’da bir işe girdi akşamları diyaliz olduğu için gündüzleri boş olabiliyor. Diyaliz sonrası olan sersemlik olmuyor. Çok fazla avantajları var. Kullandığı ilaçlar neredeyse yarı yarıya azalacak, kansızlık ve fosfor ilaçları bunlara ihtiyacı kalmayacak. Kendini daha iyi hissedecek. Her türlü avantajıyla birlikte bu tedavi daha üstün olduğu için bizde bu tedaviyi ilimizde başlatma kararı almıştık ve bu tedaviyi başlattık. Uygun hastaları seçtik. Şimdilik beş hastamız var. Bunlardan Eda eve ilk olarak çıkan, ikinci bir hasta yine eve yeni çıktı. Diğer 3 hasta için de eğitim aşamasındayız. Evlerinin de uygun olması gerekiyor. Eve mini bir diyaliz sistemi kuruluyor açıkçası. Bunlar tamamlandıktan sonra sayımız 5’e çıkacak. Daha sonrasında yine uygun gördüğümüz hastaları eğitimden geçirip tedavini devamını sağlayacağız" diye konuştu.
Hijyende dijital dönem: QR kodla temizlik şikayeti anında çözülecek
07 Ekim 2025 Salı - 11:48 Hijyende dijital dönem: QR kodla temizlik şikayeti anında çözülecek Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde uygulamaya başlanan "QR Kod Temizlik Memnuniyet Anketi Uygulaması" ile temizlik süreçlerinin daha hızlı, etkin ve hasta memnuniyetine dayalı hale getirilmesi hedefleniyor. Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde başlatılan uygulama çerçevesinde vatandaşlar ve hastane çalışanları, lavabo ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarındaki temizlik ihtiyaçlarını cep telefonlarıyla QR kod okutarak anında ilgililere bildirebiliyor. Uygulamaya giren kişiler, "Temizlikten memnun kaldınız mı?" sorusuna "Evet" veya "Hayır" yanıtını veriyor. "Hayır" seçeneğiyle temizlikten memnun kalınmadığının bildirilmesi halinde, eksiklik ya da sorun anında ilgili personele SMS yoluyla iletiliyor. Böylece rutin temizlik süresi beklenmeden kısa sürede müdahale edilebiliyor. Uygulamayı Sakarya’da ilk olarak hayata geçiren hastane olduklarını belirten Başhekim Dt. Nadide Akdoğan, "Bakanlığımızın hastanelerde hijyen standartlarını artırmak gayesiyle başlattığı karekod uygulaması hastanemizde de uygulanmaya başlandı. Karekod sistemiyle hastalarımız ve çalışanlarımız, lavabo ve tuvaletlerdeki temizlik ihtiyacını anında bildirebilecek. Bu bildirimler SMS yoluyla sorumlu personele iletiliyor ve rutin temizlik saatleri beklenmeden müdahale sağlanıyor. Hedefimiz, her alanda olduğu gibi temizlik alanında da hasta ve çalışan memnuniyetini artırmaktır" dedi.
Yuttuğu toplu iğne akciğerine saplandı
07 Ekim 2025 Salı - 11:47 Yuttuğu toplu iğne akciğerine saplandı Şanlıurfa’da kız çocuğunun eşarbını düzeltirken yanlışlıkla yuttuğu toplu iğne, akciğerine saplandı. Doktor, bronkoskopi yöntemiyle sol akciğere saplanan toplu iğneyi başarılı bir operasyonla çıkardı. Şanlıurfa’da 16 yaşındaki Bedia Özbay, eşarbını düzeltirken ağzına koyduğu toplu iğneyi yanlışlıkla yuttu. Yapılan tetkiklerde iğnenin sol akciğerine saplandığı tespit edildi. Ailenin çevre illerdeki hastanelere başvurmasına rağmen hiçbir hastane, hastayı kabul etmedi. Bunun üzerine çocuk, Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirildi. Sol akciğere saplanan toplu iğne başarılı operasyonla çıkarıldı Hastanede görev yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Emin Balcıoğlu, icapçı olmadığı halde gece saatlerinde hastayı kabul ederek büyük bir özveri örneği sergiledi. Balcıoğlu, bronkoskopi yöntemiyle sol akciğere saplanan toplu iğneyi başarılı bir operasyonla çıkardı. Yaklaşık bir saat süren müdahalenin ardından kız çocuğunun hayati tehlikesi ortadan kalktı. Operasyon sonrası hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. "Hastamızın durumu iyi, birkaç gün misafir ettikten sonra sağlıklı bir şekilde evine göndereceğiz" Akciğerin sol alt kısmına saplanan toplu iğneyi çıkarttıklarını söyleyen Op. Dr. Mehmet Emin Balcıoğlu, "16 yaşındaki hastamız, öğle saatlerinde başörtüsünü düzeltirken toplu iğneyi yutmuş. Öğleden beri Şanlıurfa Devlet Hastanesi’nde bekliyormuş. Şanlıurfa ve çevre illerdeki hastaneler hastayı kabul etmemiş. Bronkoskopi yöntemiyle sol akciğerin alt kısmına yerleşmiş iğneyi çok şükür başarıyla çıkardık. Hastamızın durumu iyi, birkaç gün misafir ettikten sonra sağlıklı bir şekilde evine göndereceğiz" dedi. "Doktorumuza ve tüm sağlık çalışanlarına minnettarız" Baba Halil Özbay ise, "Saat 12.00’den beri toplu iğne yuttuğunu fark ettik. Hastane hastane dolaştık, kimse çıkaramayacağını söyledi. Gaziantep ve Diyarbakır’ı da aradık, kabul edilmedi. En son Emin hocamızı aradık, nöbeti olmamasına rağmen geldi ve çıkardı. Kendisine ve tüm sağlık çalışanlarına minnettarız" diye konuştu.
Hastaların tedavi süreçlerine destek
07 Ekim 2025 Salı - 11:46 Hastaların tedavi süreçlerine destek Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yerleşkesi bünyesinde hizmet veren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Ünitesinin, uluslararası standartlarda ve etik çerçevede uygulanan bilimsel yöntemlerle hastalara bütüncül bir şifa imkânı sunduğu bildirildi. Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Aysun Özlü, hastanenin GETAT Ünitesi’nde hasta kabulüne devam ediyor. Fonksiyonel tıp, epigenetik ve kişiye özel sağlık yaklaşımını uzmanlık alanıyla birleştiren Dr. Özlü, ünitede Ozon Tedavisi, Akupunktur, Hacamat (Kupa Terapisi), Proloterapi, Sülük Tedavisi (Hirudoterapi) ve Mezoterapi gibi uygulamaları başarıyla gerçekleştirerek hastaların tedavi süreçlerine destek oluyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden yönlendirme ile gerçekleştirilen GETAT uygulamaları hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Aysun Özlü, "Geleneksel tıp", fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanı sıra sağlığın sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü bilgi, beceri ve uygulamaların bütününü ifade eder. "Tamamlayıcı tıp" ise ilave yarar sağladığına inanılan sağlık uygulamalarının konvansiyonel (geleneksel) tıp ile birlikte kullanılmasıyla ortaya çıkan tanımdır" dedi. "Ünitelerde uygulanan yöntemler ve sık kullanılan alanlar" Ünitelerinde uyguladıkları yöntemleri ve sık kullanıldıkları alanları hakkında bilgiler veren Dr. Aysun Özlü, "Ozon tedavisi, kanda ve dokularda oksijenlenmeyi artırarak bağışıklık sistemini dengeler ve antioksidan savunmayı destekler. Sık kullanıldığı alanlar ise kronik yorgunluk, dolaşım bozuklukları, bağışıklık güçlendirme, bazı kas-iskelet sistemi ağrıları. Akupunktur, ince iğnelerle belirli noktalara uyarı vererek ağrı algısını ve stres düzeyini azaltır; sinir sistemi ve hormonlar üzerinde düzenleyici etki oluşturur. Sık kullanıldığı alanlar, bel-boyun ağrısı, migren, fibromiyalji, stres ve anksiyete. Hacamat (Kupa Terapisi), negatif basınçla ciltteki kan akımını artırır ve toksinlerin uzaklaştırılmasına destek olarak lokal rahatlama sağlar. Sık kullanıldığı alanlar, kas-iskelet sistemi ağrıları, detoks destek programları. Proloterapi, enjeksiyonla zayıflamış bağ ve tendon dokularını uyararak vücudun doğal onarım sürecini tetikler. Sık kullanıldığı alanlar: Kronik bel-boyun ağrısı, omuz ve diz eklem instabiliteleri. Sülük Tedavisi (Hirudoterapi), sülüklerin salgıladığı doğal maddeler mikrosirkülasyonu artırır, lokal iltihaplanmayı azaltır, ağrı ve ödemi hafifletir. Sık kullanıldığı alanlar, kronik venöz yetmezlik, varisler, dolaşım bozuklukları. Mezoterapi, çok ince iğnelerle cildin orta tabakasına küçük dozlarda karışımlar enjekte edilerek lokal iyileşme ve dolaşım sağlanır. Sık kullanıldığı alanlar, lokal ağrı tedavileri, sporcu sakatlanmaları, cilt gençleştirme" ifadelerine yer verdi. "Randevu ve bilgi alma" Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yerleşkesi GETAT Ünitesi’nde gerçekleştirilen bu uygulamalar için hastalar, Salı ve Perşembe günleri hizmet veren üniteye başvurarak, kendilerine özel bütüncül tedavi yaklaşımları hakkında detaylı bilgi alabilecekler.
Prof. Dr. Yıldırım: "Memede hissedilen her kitle, kanser olmasa da değerlendirilmelidir"
07 Ekim 2025 Salı - 11:09 Prof. Dr. Yıldırım: "Memede hissedilen her kitle, kanser olmasa da değerlendirilmelidir" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı / Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, memede hissedilen her kitlenin kanser olmasa da değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada "Meme kanseri, memedeki normal hücrelerin değişime uğrayarak kontrolsüz bir şekilde büyümesi olarak tanımlanır. Hastalar genellikle memede bir kitle hissederek durumu fark ederler, ancak kanser, elle hissedilir bir kitle oluşmadan önce rutin tarama testleri sırasında da tespit edilebilir" dedi. Meme kanserinin kesin tanısının birkaç aşamada izlendiğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, "Görüntüleme Yöntemleri: Temel tarama aracı olan mamografi kullanılır; şüpheli durumlarda ise ultrason veya MR (Manyetik Rezonans) gibi ileri görüntüleme testlerine başvurulur. Kesin Tanı: En önemli adım biyopsidir. Memedeki şüpheli bölgeden alınan doku örnekleri, kanser hücrelerinin varlığını doğrulamak için mikroskop altında incelenir. Evreleme: Kanser evrelemesi, kanserin vücutta ne kadar yayıldığını anlamak için kullanılan standart bir yöntemdir ve tedavi planının belirlenmesinde kritik bir rol oynar" ifadelerini kullandı. "Meme kanseri tedavisi, kanserin evresi, türü ve hastanın genel sağlık durumu gibi faktörlere göre kişiselleştirilir" diyen Prof. Dr. Yıldırım, temel tedavi yöntemleri ile ilgili, "Cerrahi: Kanseri vücuttan çıkarmak için kullanılan ana yöntemdir. İki temel yaklaşım vardır, Mastektomi: Memenin tamamının cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Meme Koruyucu Cerrahi (Lumpektomi): Sadece tümörün ve etrafındaki sağlıklı dokunun çıkarılmasıdır. Bu cerrahiyi tercih eden hastalar genellikle ameliyat sonrası radyoterapi alırlar. Radyoterapi: Yüksek enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar ve genellikle meme koruyucu cerrahi sonrası kalan meme dokusundaki muhtemel kanser hücrelerini yok etmek için kullanılır. Kemoterapi: Kanser hücrelerini yok eden ya da büyümelerini durduran ilaçların kullanılmasıdır. Tümörü küçültmek için cerrahi öncesi veya kanserin yayılmasını önlemek amacıyla cerrahi sonrası verilebilir. Endokrin (Hormon) Terapi: Büyümek için östrojen kullanan kanser türlerinde etkilidir; östrojenin etkisini bloke eden veya üretimini engelleyen ilaçları içerir. Hedefe Yönelik Tedavi: Yalnızca belirli moleküler özelliklere sahip kanser hücrelerine etki eden ilaçlardır. İmmünoterapi: Vücudun kendi bağışıklık sistemini kanserle savaşmak için harekete geçiren ilaçlardır ve belirli ileri evre meme kanseri türlerinde kemoterapiyle birlikte kullanılabilir" ifadelerine yer verdi. Hastanın tedavi süreci ile ilgili karar vermesi ve takip süreci ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Yıldırım, "Hastanın Karar Vermesi: Hastaların tedavi seçeneklerinin faydaları, dezavantajları, alternatifleri ve tedavisizlik durumu hakkında bilgi alarak tedavi sürecinde aktif bir rol oynaması kritik öneme sahiptir. Tedavi Sonrası Takip: Tedavi tamamlandıktan sonra, kanserin geri gelip gelmediğini izlemek amacıyla düzenli kontroller ve mamografileri içeren testler yapılır. Nüks Belirtileri: Hastalar, meme bölgesinde yeni kitleler, kemiklerde veya karında ağrı, nefes darlığı, baş ağrıları gibi nüks belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Nüks Durumunda Tedavi: Kanserin geri dönmesi durumunda tedavi, nüksün konumuna göre yeniden şekillendirilir; çoğu hasta hormon terapisi veya kemoterapi alır ve cerrahi de bir seçenek olabilir. Yaşam Kalitesi: Meme kanseri olan birçok kişi tedaviden sonra iyi bir yaşam sürer. İlaçları talimatlara uygun almak, doktor talimatlarına uymak ve duygusal sağlığa özen göstermek önemlidir" diye konuştu.
İyot eksikliği, zekâ geriliğinin en önemli nedeni
07 Ekim 2025 Salı - 10:51 İyot eksikliği, zekâ geriliğinin en önemli nedeni Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Serra Alpözen Yağcı, dünyada önlenebilir zekâ geriliğinin en önemli nedeninin iyot eksikliği olduğunu belirterek, bu eksikliğin daha ciddi durumlarında doğumsal anomaliler, düşük ve ölü doğum gibi sonuçların bile görülebileceğini ifade etti. Tiroid hormonlarının temel yapı taşı olan iyot, anne karnından yaşlılığa kadar metabolizmanın ve bilişsel fonksiyonların ustası olarak nitelendiriliyor. SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Serra Alpözen Yağcı, iyotun hayat boyu süren kritik işlevlerine, iyot eksikliğinin potansiyel tehlikelerine ve toplumdaki yaygın yanlış inanışlara yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alpözen Yağcı, iyotun sağlıklı büyüme ve gelişim süreci için anne karnından itibaren elzem olduğunu vurgularken, mineralin özellikle beyin üzerindeki hayati etkilerine dikkat çekti. Zekâ geriliğinin en önemli nedeni Dr. Alpözen Yağcı’nın en önemli uyarısı, iyot eksikliğinin bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi oldu. Alpözen Yağcı, "Hamilelik döneminde yaşanan iyot eksikliği, bebeğin beyin gelişimini olumsuz etkileyerek zekâ seviyesinde geriliğe ve yenidoğan hipotiroidisine (tiroidin az çalışması) yol açabiliyor. Dünyada önlenebilir zekâ geriliğinin en önemli nedeni iyot eksikli. Bu eksikliğin daha ciddi durumlarında doğumsal anomaliler, düşük ve ölü doğum gibi sonuçlar bile görülebilir. İyot eksikliği yetişkin sağlığını da derinden etkiliyor; guatr (tiroid bezinin büyümesi) ve tiroid değerlerinde bozulmaya neden oluyor. Bu bozulmalar hem tiroidin yavaş çalıştığı hipotiroidi hem de hızlı çalıştığı hipertiroidi şeklinde ortaya çıkabiliyor. Hipotiroidide kronik yorgunluk, metabolizmanın yavaşlaması ve kilo alımı görülürken, hipertiroidi ise çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve metabolizmanın hızlanması gibi şikayetlere yol açabiliyor." dedi. Yanlış tuz inançlarına dikkat Türkiye’nin iyotlu tuz kullanımıyla önemli bir mesafe kat ettiğini söyleyen Dr. Alpözen Yağcı, yine de bazı grupların hala risk altında olduğunu vurguluyor. Özellikle et, süt, yumurta gibi temel iyot kaynaklarını tüketmeyen vegan ve vejetaryenlerin, iyot eksikliği açısından sık gözlendiğini ve bu durumun tiroid sağlığını olumsuz etkilediğini belirtti. Dr. Yağcı, "Bu kişilerin takviye alımını desteklemesi gerekebilir. İyotlu tuz sağlıksızdır veya deniz/kaya tuzu yeterli iyot sağlar gibi inanışlar bilimsel dayanaktan yoksundur. Hekim tavsiyesi olmadığı sürece iyotsuz tuz tüketilmemelidir. Halkın doğru bilgi için bilimsel verilere güvenen hekimlere danışması önemlidir. Ayrıca iyotlu tuzun faydasını korumak için yemek piştikten sonra eklenmesi ve serin, kuru yerlerde saklanması gerekir." diye konuştu. Takviye kullanımı ve beslenme önerileri Dr. Serra Alpözen Yağcı, iyot takviyeleri konusunda da ciddi bir uyarıda bulunarak, yüksek dozda iyot içeren damlaların hekim reçetesi olmadan kullanılmasının ciddi sağlık sonuçlarına yol açabileceğini belirtti. İyodun tıpkı yetersiz alımı gibi, yüksek dozlarda alımının da tiroid fonksiyon testlerinde bozulmaya neden olacağının altını çizdi. Hamile olmayan yetişkinler için günlük 150 mcg iyot alımının hedeflenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Alpözen Yağcı, iyotun en iyi kaynaklarını deniz ürünleri/kabuklu deniz ürünleri, süt ürünleri ve yumurta olarak sıraladı. Tiroid sağlığı için dengeli beslenme kapsamında haftada 1-2 kez balık, günde 1-2 porsiyon süt/yoğurt ve haftada birkaç porsiyon peynir tüketilmesini önerdi. Guatrojenik olarak bilinen şalgam ve lahanagiller gibi yiyeceklerin tüketiminin ise minimuma indirilmesi gerektiğini ekledi. Son olarak, gebelikte ve emzirme döneminde artan iyot ihtiyacına dikkat çeken Dr. Yağcı, hem ulusal hem de uluslararası rehberlerin ortak önerisini hatırlatarak, "Anne adayları ve emziren anneler, günlük beslenmelerine ek olarak 150 mcg iyot desteği mutlaka almalıdır." dedi.